Bu kitabin takma isimle yazildigi dusunuldu. Bunun haberi bile hazirlandi. Son anda gazetenin yaziisleri muduru yazarin adini bilinmeyen numaralara sormayi onerdi. Uydurma oldugu dusunulen isimde, Sebnem Isiguzel diye birisi vardi. Hanene Ay Dogacak ilk kitabiydi. Ayni yil Yunus Nadi odulu’nu alacak, cok okunacak, cok sevilecekti. Neydi bu kitabin gucu; ensest iliskiyi, olu seviciligi konu edip bizi sarsmasi mi? Bir kitap sadece tabulari yikarak okuyucusunu buyuleyebilir mi? Bizi askin yabancisi oldugumuz hallerine goturen Hanene Ay Dogacak’i ayakta tutan baska bir seydi. Sevdigimiz, unutamadigimiz kitaplarda var olan, ruhumuza isleyen o baska sey.Sebnem Isiguzel yeni romanlar yazdi, Hanene Ay Dogacak’in uzerindeki sansur ortusu kalkti. Yazarinin ilk kitabi yeniden dunyaya geldi.Sayfa 101Baski 2006 Iletisim Yayincilik
1973 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde antropoloji okudu. İlk kitabı Hanene Ay Doğacak 1993 yılında yayımlandı. Aynı yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer bulundu. Sonra sırasıyla Öykümü Kim Anlatacak (öykü, 1994), Eski Dostum Kertenkele (roman, 1996), ağırlıklı olarak Radikal İki’de yayımlanan yazılarını topladığı Neşeli Kadınlar Arasında (deneme, 2000), Sarmaşık (roman, 2002), Çöplük (roman, 2004), Resmigeçit (roman, 2008), Kirpiklerimin Gölgesi (roman, 2010), Venüs (roman, 2013) ve Ağaçtaki Kız (roman, 2016) kitapları yayımlandı. 2016 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Gözyaşı Konağı, Ada, 1876 adlı romanıyla Duygu Asena Roman Ödülü’nün sahibi oldu. Çocuklar için Annem, Kargalar ve Ben’i (2011) yazdı. Hayatını yazarak sürdüren Şebnem İşigüzel, Tamar ile Ararat’ın annesidir.
Türk edebiyatının üzerinde bir heyula dolaşıyor. Trajik kahramanların sonsuz dramı..
En sevdiğim kitap başlangıcı cümlesinden esinlenerek yaptığım bu girişin eksiği var fazlası yok. Hanene Ay Doğacak’ı okurken aklıma gelen bu heyulayı açayım biraz.
Öncelikle derdim bu kitap değil, yer yer çok hoşuma giden bölümlerde oldu. Ki zaten Şebnem İşigüzel’in bu kitabı 1993 yılında yani yazar 20 yaşındayken yayınlanmış. Bu da demek ki öyküler 18-19 yaşlarında yazılmış. O nedenle İşigüzel edebiyatını bu kitapla değerlendirmeyi doğru bulmuyorum, yetkinlik dönemi kitaplarına bakmak lazım.
Türk edebiyatında 2000’li yıllar boyunca karşımıza bir çok yazarda çıkan bir durum var, kimsenin kaderine tek bir dram düşmüyor, ergen serzenişiyle söylersek “hayat üstüne üstüne geliyor” kahramanlarımızın. Atmosfer, estetik, dilin büyüsü hak getire, hepimiz kahramanın peşinde dramdan drama koşup helak oluyoruz. Ben bunu yazarın edebi güçsüzlüğüne ve olayına, yarattığı drama güvenmemek olarak yorumluyorum. Kahramanın başına bin türlü musibeti getirmek işin kolayı, yazar bizi olaya boğmadan da o atmosferi sağlayabilmeli. Çok bilinen bir örnek olduğu için Kafka’nın Dönüşüm’üne bakalım; Gregor Samsa bir sabah devcileyin bir böcek olarak uyanıyor uykusundan. Kitap böyle başlıyor ve böcekleşmenin trajedisinin yanına Samsa’nın küçükken uğradığı taciz, sevgilisinin intiharı, babanın aslında seri katil olması gibi başka bir trajedi eklenmiyor. Biz böcekleşme ve onun çatırdattığı toplumsal ilişki ağına şahit oluyoruz. Ah o Samsa bugün Türkiye’li bir yazarın ( isim verip rencide etmek istemiyorum) kaleminde ne hallere düşerdi tahmin bile etmek istemiyorum.
Hanene Ay Doğacak’ın ilk öyküsü Sevgili Bayan Arvadak, bir kadavraya saplantılı duygular besleyen bir morg görevlisinin hikayesi. Ama sanki bir kadavraya aşık olmak zaten trajik değilmiş gibi, o kadavra fahişe, cinsel fantezi kurbanı ve en sonunda aile işi şiddete kurban ediliyor ve biz bu kadar olay içinde kadavraya aşık adamın psikolojisine giremiyoruz. Tabut öyküsünde göçmen, siyasi sığınmacı olmak, ülke özlemi yetmiyormuş gibi anlatıcı dayısının tacizine uğruyor, sinemadaki görevli dayıyı görüp ceza olsun diye kızın önünde tecavüz ediyor ve biz yine olaya boğuluyoruz. Ensest başlı başına büyük bir şeyken bir de kocanın eşcinselliği devreye giriyor.
Ben bunları genç bir yazarın kaleminden çıkınca tolere ederim, başta da dediğim gibi derdim bu kitap değil o sadece vesile oldu. Aslında buraya kadar anlattığım meselenin rafine halini Murat Uyurkulak’ın Merhume’sinde görmek mümkün, bu kitabı kesinlikle yazı çiziyle uğraşan herkes “ nasıl kitap yazmamalıyım” diye okumalı bence.
Özellikle; Hanene Ay Doğacak, Şehir Beni Terk Etti öykülerini beğendiğim İşigüzel’i buradan evrildiği yerin merakıyla okunacaklar listeme ekliyor, önerilerinizi bekliyor ve olaylardan gına gelmeyecek güzel okumalar diliyorum.
Son olarak; vaziyet kötü ama enseyi karartmayalım. Bizim de iyi yazarlarımız var.
Hakikaten sarsıcı bir kitap Hanene Ay Doğacak. Kitap, toplumun çoğu tarafından, ki ben de buna dâhilim, kabulü mümkün olmayan ilişkileri konu alan öykülerden oluşuyor; fakat İşigüzel soy ismi gibi öyle "güzel" bir üslupla anlatmış ki elinizden bırakamadan okuyorsunuz. Kitap zamanında sansürlenerek yayımlanmış, anlaması güç değil; fakat günümüzde öykülerinde ele aldığı ilişkiler tarzında ve türevinde ilişkilerin haberlerini neredeyse her gün gazetelerde okuyor, televizyonda izliyoruz. Sansürün bir çözüm ya da bir önleyici denetim olmadığını da bu sayede görebiliyoruz. Bazı şeyleri ne kadar saklasak da gizlesek de görmek, bilmek istemesek de oluyor, hep oldu, sadece şu an imkânımız daha fazla olduğu için daha çok bilgiye erişebiliyoruz... Her neyse... Ben Şebnem İşigüzel'in kalemini gerçekten beğendim. Diğer kitaplarını da mutlaka okuyacağım.
İşigüzel'le ilk tanışıklık! Hanelere doğmayan ayların yarasıyla da belki de ilk kez yüzleşmek! Kitabın yasaklanması! Kötülük devam ediyor; İşigüzel'in dediği gibi " zaman etkisiz ve değişmez bir sıfır gibi".
Arka kapağında şöyle yazıyor: “Bu kitabın takma isimle yazıldığı düşünüldü. Bunun haberi bile hazırlandı. Son anda gazetenin yazıişleri müdürü yazarın adını bilinmeyen numaralara sormayı önerdi. Uydurma olduğu düşünülen isimde, Şebnem İşigüzel diye birisi vardı. Hanene Ay Doğacak ilk kitabıydı. Aynı yıl Yunus Nadi Ödülü’nü alacak, çok okunacak, çok sevilecekti.”
Takma isimle yazılmış olabileceği düşünülmüş, evet. Çünkü çok sert öyküler. 1993 yılında, yirmi yaşında, gencecik bir kadının böyle öyküler yayımlatması kimleri nasıl rahatsız etmiştir, nasıl yerinden zıplatıp dumura uğratmıştır düşünemiyor insan. Ensest, nekrofili, şizofreni ve dahası. 93’ten bugüne ödüller almış, başka dillere çevrilmiş, kendi dilinde sansüre uğramış, tekrar sansürsüz basılmış bir kitap… Okunmaya değer. Tabii bir ilk kitap olduğunu ve muhtemelen yazarın 18-19’lu yaşlarında yazılmış öykülerden ibaret olduğunu aklının bir köşesine koyarak. Hanene Ay Doğacak, Sevgili Bayan Arvadak ve Bir Öğleden Sonra favori öykülerim.
Bu kitap Şebnem İşigüzel'in 20 yaşındayken yazdığı bir kitap. Enfes bir hikâyesi var. Muzır Kurulu kitabı 18 yaş altı çocuklar için sakıncalı bulduğundan Can Yayınları'na yasaklı bulduğu satırları kapatma emri getiriyor. Can Yayınları'nın kurucusu ve o zamanki Genel Yayın Yönetmeni Erdal Öz de kitabı mecburen o satırları kapatarak yayımlıyor. Ancak kitabı yayımlarken önsöz kısmına da Muzır Kurulu'nun kararını iliştiriyor. Kitabın hangi satırlarının yasaklanacağının açık açık belirtildiği o kararla birlikte kitap aslında sansüre uğramamış şekilde çıkmış oluyor, zira kitabı okurken siyah şeritlere denk gelen okur, Muzır Kurulu'nun kararına bakarak o sayfada geçen cümlenin aslını okuyabiliyor. Efsanevi bir hamle. Zamanında bir sahafta bu kitabı bulduğumda saniye sektirmeden almıştım.
Şebnem İşigüzel'in daha 20 yaşında kaleme aldığı bir kitap Hanene Ay Doğacak ve aynı zamanda ödüllü bir kitap. 20 yaşında birinden beklenemeyecek derece iyi ve sarsıcı aynı zamanda.
Aslında öyküleri okuduğum birçok Türk edebiyatı öykülerinden daha güzeldi yalnız yine dert üstüne dert dram üstüne dram anlatıldığı için zaten psikolojimin pamuk ipliğine bağlı olduğu şu günlerde bu kadar dram okumak hoşuma gitmiyor.
Yazarı bu kitabı yazdığı yıldaki ortam düşünüldüğünde cesareti için tebrik etmek lazım.
Ama gel gelelim ki kitap eskimiş durumda. vb. konular artık o kadar ayyuka çıktı ki günümüzde, bende şok etkisi değil, klişe çağrışımı yaptı maalesef.
Bazı öykülerde 2. tekil şahıs üzerinden anlatım yapılması ve ilk iki-üç öykü oldukça güzeldi. Sonrası biraz kitabı doldurmak için yazılmış daha sıradan öyküler gibi geldi.
Şok etkisi ile kendini okutturmak isteyen bir kitap, 90'lı yıllarda okusaydım belki etkilenirdim, ama bu dönemde artık daha fazlası gerekiyor gibi.
Kitaba adını veren "Hanene Ay Doğacak" öyküsü hoşuma gitti sadece. Karakterlere verilen sesler başarısız (yaş ve cinsiyetleri fark etmeksizin herkes aynı şekilde konuşuyor gibi) ve anlatımı zayıf kalmış kitabın. Basıldığı zamanda insanların bahsetmeye cesaret etmediği şeylerden bahsetmiş ve sansürlenmiş diye etkileyici olacak değil her kitap.
Hanene Ay Doğacak , Şebnem İşigüzel’in ilk öykü kitabı hem de yirmi yaşında yazdığı bir kitap. İlk önce Can Yayınları tarafından basılmış ,hemen ardından aynı yıl Yunus Nadi Ödül’ü almış. Muzır Kurulu kitabı tehlikeli ve özendirici bulup sansürletmiş. Yıllar sonra tekrar basıma giden kitap hem genç yazalar hem de okuyucular üzerinde büyük etki yaratmış …kitap hakkında bunları duymuş,okumuştum ama öyküler nedir ,neyi anlatıyor hiçbir fikrim yoktu.Daha ilk öyküyü okur okumaz bana cok buyuk etki yarattı.Aşkın ,toplumda kabul görmüş halini bir kenara bırakıp her haliyle yazmış İşigüzel.Değil toplumun kendimizin bile zor kabulleneceğiz halleri…
Ölü seviciliği nedir diye sorsalar ,o ne demek diye tekrar cevap verirdim. bu kitap bana tokat etkisi yarattı .kalbim acıdı,nefesim daraldı,kitabı alıp yanıma indirdim …üzerine cok düşündüm ..yirmi yaşında biri nasıl yazmış bu öyküleri diye düşünüp düşündüm .
1993 yılında daha yazar 20 yaşındayken yayınlanmış; muhtemelen 18li yaşlarında yazdığı öyküler. Öyküleri okuyunca ve dönemi de düşününce nasıl bir cesaretle yazdı acaba diyor insan! Çok rahatsız edici, konuşulmasından ya da duyduğumuzda tiksindiğimiz hikayeler.. Fakat günümüz yaşantılarıyla o kadar çok benzer ki o dönem bunları yazıp yayınlatması için kendisini tebrik ediyorum. Müge Anlı'yı ya da benzer minvaldeki programları açıp biraz izlediğimizde ya da üçüncü sayfa haberlerinde hep bu tarz yaşamları görüyoruz. Yani o günlerden bugünlere değişen pek bir şey olmamış! Yazarın ilk kitabı hem ödüllü hem de zamanında sansür de yemiş. Yazılanlar beni rahatsız etse de bir roman okuyarak şans vereceğim; yine aynı tarzdaysa konular daha okumam, okuyamam..
20 yaşında bir insanın böyle bir kitap yazabilmesi baya acayip. öykülerine seçtiği konular itibariyle tüm kitap rahatsız edici ama güzel. gerçeklik algısıyla oynadığı öyküleri ayrıca sevdim.
Benim yazarla tanışma kitabım. Okunması zor konulara değinmiş, o zaman 20 yaşındaki genç yazar.. İlk kitabı. Çok akışkan bir metin. Hikayeler zor, çarpıcı… vurucu… tetikleyici. Yayınlandığı dönem, kitabın takma isimle yazıldığı düşünülmüş. Bu konuda haberler bile hazırlanmış. Son anda gazetenin yazı işleri müdürü yazarın adını bilinmeyen numaralara sormayı önermiş. Uydurma olduğu sanılan isimde gerçekten de Şebnem İşigüzel diye biri vardı. Hanene Ay Doğacak onun ilk kitabıydı. Aynı yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü alacak, çok okunacak ve çok sevilecekti. Peki bu kitabın gücü nereden geliyordu? Sadece ensesti ya da ölü seviciliği, detaylı doğum sahnesini, ölü doğan bebeği konu etmesi mi? Tabuları yıkmak her zaman bir kitabı unutulmaz kılmaya yeter mi? Konuşulmayı anlatmak, görmezden gelineni göstermek. Okurken çarpık diye niteleyeceğimiz ama her gün haberlerde gördüğümüz gerçek dünyayı, tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğu için mi? Yaşanan korkunç olayları, okuyan biz hassas okurlar için sindirmesi zor kitap. Okurken, hikayede yaşananlara şahitlik yaptığımı hissetim. Zorlandım, kendimi o otel odasında, o hastane odasında kalmışım gibi. Kitaptaki karakterlerle aynı havayı içime çekmişim gibi.. Yazının devamı: medium ve substack hesaplarımda..
Nje liber ndryshe nga cfare kam lexuar. Trajton shume tema tabu per shoqerine qe nuk jane te lehta as per tu shkruajtur dhe as per tu lexuar. Nje liber i trishtuar me histori njerezish te trishtuar e te vetmuar. Tregimi i fundit me therri zemren kur e lexova. Shkrimi i autores ishte i arrire dhe menyra e tregimit te historive nuk ishte konvecionale sepse e conte historine neper drejtime te cilat nuk i prisje. Tregimi i fundit me therri ne shpirt po edhe me pelqeh pa mase.
Yazarın en sarsıcı kitaplarından .Her hikayenin sonu sert bir tokat hissi. 100 sayfa inceliğindeki kitabı uzun sürede okuyabildim. Otobüs şoförünün olduğu hikaye her yolculukta aklıma gelmeye başladı.
Yapay biçimde aşırılaştırılmasa da aykırılık uğruna fazla hale getirildiğini düşünüyorum karakterlerin. Ama ustalığının işaretleriyle dolu anlatım biçimi, bu anlamda tam bir ilk kitap. Mutlaka okumaya devam edeceğim
Çarpıcı hikayelerin olduğu bir kitap. 1993 yılında kitabın sansürlenmesi beni şok etti. Çok garip yerlerde bulunan sansürler, çok garipti. Doğum ile ilgili olan hikaye çok çarpıcıydı.
Bittiğinde "Ben şimdi ne okudum?" diye okuyucunun kendisini sorgulamasına neden olan aşırı garip kitap. Yazarın epey gençken yazdığı ilk kitabıymış ama o kadar gençken neden bu kadar karamsarmış onu bilemiyorum. Konular da bir ilginç zaten, ne desem yalan olur şimdi. Ben beğendim diyemiyorum maalesef ama yine de diğer kitaplarına da bir şans vereceğim. =)