“İnsan, olma arzusudur.” demişti Sartre. Peki nasıl? Ve bunun yüzmeyle ilişkisi ne? Bu kitap, yüzmeyi bilenler ve yüzmeyi bilmeyenler için. Yüzme, psikolojik açıdan ne anlama geliyor? Yaşamasını öğrenmek neden yüzmesini öğrenmeye benzer? Yüzmeyi öğrenmiş ya da öğren/e/memiş olmamız bizimle ilgili neyi gösterir? Bu durum bizi nasıl etkiledi ve etkiliyor? Ebeveynlerimizin yüzmeyi öğrenmemizle ilgili düşünceleri ve bizim bu konuya bakışımız bizi farkında olmadan nasıl şekillendiriyor? Yaşamayı öğrenmek ile yaşamasını öğrenmek neden farklı? Bu kitabı okuduktan sonra, yüzmeye ve yüzmemeye bir daha asla eskisi gibi bakamayacaksınız.
Ah Nihan Kaya ah… İyi ki intihar etmemiş ve okuyup yazarak tutunma yolunu seçmiş.
İyi Aile Yoktur, İyi Toplum Yoktur ve Yazma Cesareti’nden sonra bu kitapta bazı tekrarlar olduğu ortada. Zaten yazar da böyle olduğunu söylüyor. Bu tekrarlar beni rahatsız etmedi, aksine neden tekrarladığını çok iyi anlıyorum. Çünkü bazı düşünce kalıplarını kırabilmek için tekrarlara ihtiyacımız var.
Bu kitapta Nihan Kaya’nın çocukluk yaşantılarını okudukça zaman zaman göz yaşlarımı tutamadım. Nasıl bir değersizlik duygusuyla baş etmeye çalıştığını gördükçe yüreğim sıkıştı. Yaprak gibi naif bir kadının, ne kadar korktuğunu dile getirirken böyle şeyler yazabilmesi tam bir cesaret örneği. Çünkü cesaret korkuya rağmen vuku bulan bir şey.
sanat ve psikanaliz ilişkisine dair söyledikleri ilgimi çektiği için okumak istedim nihan kaya'yı. okuduğum iki kitabında da hoşuma giden yerler oldu fakat o kadar -başka nasıl tarif edebilirim bilmiyorum- kendi içine düşmüş bir yazar ki boğuldum okurken. benim doğrularım, benim gerçeklerim, benim dünyam, ben, ben, ben... kitap boyu verdiği bir sürü referans tam tersi mi acaba diye düşünmenin önünü açsa da bir noktadan sonra böyle olmadığını, kendi sesinin büyüsüne kapılmış ve her konuda bambaşka fikirleri olduğuna, olmasının bir zorunluluk olduğuna inanmış biri olduğunu hissettim okurken ve bu ses tonu yer yer hayli dayatmacı, sağlıksız bir ton da aldı. okur olarak deneyimim "böyle düşündüğü için iyi olanlar" ve "böyle düşünmediği için kötü olanlar" şeklindeki "kaya splittingi" içinde kendime böyle düşünmese de iyi veya öyle düşünse de kötü olunabileceğini, ayrıca iyi ve kötünün bu kadar siyah-beyaz kavramlar olmadığını hatırlatma anlarıyla doluydu.
İyi Aile Yoktur’u okumamın üzerinden 3 sene geçmiş. Nihan Kaya’yı bu kitap ile tanımış, yazım şeklinden, cesaretinden çok etkilenmiştim. Bu kitabın devamı niteliğindeki kitaplarını okumadan, yeni kitabının adından -Yüzmek, Yaşamak ve Olma Arzusu - etkilenip bir anda almak ve okumak isteği ile doldum. Benim için yine keyifli, öğretici ve sorgulayıcı bir okuma tecrübesi oldu, sevdim.
Kitabın ilk yarısı özellikle çok keyifli ve sorgulayıcı. Yüzmek ve yüzmenin benlik üzerindeki etkisi, beden-zihin ilişkisi, “missing out” ve “imposter syndrome” kavramları, “I. Ve II. ok analojisi” çok anlamlandırdığım alt başlıklar oldu;
📍Missing Out: Bir yerlerde hayatın merkezi varmış da insanlar orada çok eğleniyorlarmış, çok önemli birşeyler öğreniyorlarmış, ya da yapıyorlarmış da biz o merkezi hep kaçırıyormuşuz gibi hissetme hali.
📍Imposter Syndrome: Kişilerin başarılarını kendilerinin hak etmediklerini düşünmeleri, başarılarından ve becerilerinden sürekli şüphe duymaları, bu nedenle de kendilerini “sahtekâr” olarak hissetmeleri şeklinde tanımlanabilecek psikolojik bir durumdur.
📍I. ve II. ok analojisi: 1. ok hayatımızda olan şey, II. ok ise bizim ‘olan’la ne yaptığımız ve nasıl etkilendiğimiz. Eğer birinci oktan sonra olayla aramıza soğukkanlı bir mesafe koyarak olayı yeniden değerlendirmeyi becerebilirsek, 2. oku kendimize atmıyoruz ve aslında asıl yaralayıcı darbeyi almıyoruz.
Kitabın ikinci yarısı biraz otobiyografik özellikte; Nihan Kaya kendi depresyonunu, küçüklüğünden gelen takıntıları, ailesindeki hatalı bulduğu davranışları ve çocukluk bunalımlarını büyük bir cesaret ve şeffaflıkta anlatmış. Yüzmek ve yaşamak olgusunu da kendi tecrübelerinden yola çıkarak betimlemiş. Türkiye’de yüzme bilmeyen insan sayısının çok olması yaptığı genellemelerde haklı bir taraf çıkartsa da, ben kendi çevremden örnek alarak bu genellemeyi yapamıyorum. Zira yüzmeyi bilen ama yaşamayı bilmeyen – dolayısıyla yüzmeyi öğreten ama belki de yaşamayı öğretemeyen-, diğer bir deyişle çocuk-birey davranışlarını kısıtlayan bir çoğunluktan da bahsetmek çok mümkün.
Yüzmeyi yirmisinden sonra, üniversitede gittiği değişim programlarında öğrenmeye çalışmış ama halen tam öğrenememiş bir Türk kızıyım. Çocukluğumda kimse bana yüzme öğretmedi. Gerekli görmedi, ve muhafazakar bir çevrede büyüdüğüm için bir kızın suya girip ıslanması ayıp görüldü, çevrem için tesettür haşemalar bile yeterince kapatmıyordu bedeni. Ailemin/çevremin anlayışı bugün aynı değil, onlar da zamanla değişti ama olan oldu artık. Bazı konularda geriye dönülmüyor. Umarım şu devirde artık aileler bu görüşü savunmasın. Kızlarını yüzmekten de, hayattan da mahrum bırakmasınlar.
Baş koysam öğrenebileceğimi düşünüyorum ama yirmisinden sonra, şu an otuzuma azıcık kalmışken daha yeni yüzme öğrenen biri olarak toplum içerisine girip, hele de Avrupa gibi herkesin çocukken öğrendiği bir yerde, kamu alanında yüzme öğrenmeye çalışmanın düşüncesi ağır geliyor.
Biliyorum bir gün aşacağım, ama henüz hazır değilim.
Kitapta Türkiye'de kız çocuklarına yüzme öğretme konusundaki ihmali ve bunun dışında da kız çocuklarının sosyal beklentiler altında nasıl ezildiğine dair birçok gerçek hayattan örnek var. Yüzme konusu kitabın belki yüzde otuzunu ancak oluşturuyor, Nihan Kaya ortalarda epey başka konulara doğru yönelmiş ama bu konular da seslendirilmesi gereken ve dolaylı olarak yüzme konusuyla ilgili olduğu için bu beni rahatsız etmedi.
Nihan Kaya kendi ifadesiyle ekstra hassas bir insan. Koku, ses, sıcaklık değişikliği, her türlü uyaran onu ortalama bir insana göre daha çok etkiliyor. Aynı şekilde, çocukluğunda gördüğü muameleler de onu ekstra etkilemiş. Bu, başına gelenleri abartarak anlatmak değil. Evet, herkes aynı şekilde etkilenmez ama anlattığı şeylerin çok benzerlerinden, epeyce olumsuz etkilenmiş binlerce kız çocuğu var. Bu yüzden iyi ki yazıyor. Hissettiği gibi yazdığını düşünüyorum ve kimse nasıl hissettiğimize dair bizi sorgulamamalı. "Bu kadar da çok etkilenecek ne var canım" diyip başkasının hisleriyle uğraşmak yerine, sorunun kaynağına, kız çocuklarına bakışımıza dönüp orasını düzeltmekle ilgilenmeliyiz.
Yorum yazmayı çoğunlukla erteliyorum ama benim gibi başladığı kitabı, çok kötü de olsa bitirmeden bırakamayanlar için iki kelâm etmeyi borç bildim. Nihan Kaya Twitter’da nasıl yazıyorsa öyle yazılmış bir kitap. Kendi tabiriyle “linçler”e nasıl cevap veriyorsa öyle kurgulanmış.
Anlatımda bir bütünlük olmadığı gibi kitabın ilk üçte ikisi boyunca birazdan bütün bu anlattıklarının nasıl da yüzme bilmekle ilişkili olduğunu anlayacağımıza dair vaatte bulunuyor. Ne yazık ki ben bu yemi yuttum arkadaşlar. Peşinden gittim de gittim. Sonunda Nihan Kaya’nın kişisel hikâyesi ve yüzme bilseydi (daha doğrusu kız çocuğuna da yüzme öğreneceği imkânları sunan bir ailede yetişseydi) bugün ne kadar farklı bir insan olacağına dair bir temcit pilavından fazlasını bulamadım.
İki yıldızın birini kitabın yarısından fazlasını oluşturan literatür taramasına, diğerini de zamanında Masa dergisinde yayınlanmış “nesnelerin yaşamımızı biçimlendirmesi” üzerine yedi adet yazısına verdim.
Okuduğum diğer kitaplarına göre çok daha kişisel bir içerik var. Bazı kısımlara inanmakta zorlandım. Başına gelenleri ve ailesi bağlamında anlattıkları gerçek ise çarpıcı.
Babasının otizminden ve kendi asperger sendromundan bahsetmesi hoşuma gitti ve cesaretli buldum.
Kitabın içeriği biraz dağınık. Derli toplu bir taslak olduğunu ve daha pişebilir olduğunu diye düşündüm.
Hosuma giden ve kısa sürede okuyup keyif aldığım bir kitap oldu. Yüzmenin ve olmanın üzerine düşündürmesi de cabası.
sevgili nihan kaya, hikayeni paylaştığın için teşekkür ederim. çok büyük cesaret gerektiriyor. iyi ki intiharı seçmemişsin ve iyi ki yazdıklarını okuyabildim.
nikan kaya'yı çok seviyorum. kendine haslığı, şeffaflığı, masumluğu, öfkesi. bu kitabını öncekilerden daha farklı buldum.nasıl desem böyle sanki daha olgun, derdini bu sefer daha sakin bir öfkeyle anlatıyor. yüzmeyi nasıl ve kaç yaşında öğrendiğimiz, nasıl yüzdüğümüz, yazın deniz tatili yapan bir çocuk olmamız, yani "yüzmek"e dair olan her şey aslında ne kadar sosyolojik. suyla olan ilişkimizin hayatımızla olanla parelelliği ve her nihan kaya kitabının arka planını kaplayan koca bir "çekirdek aile". bayıldım.
Nihan Kaya, hayatın içerisinde "neden?" diye düşünmeden, sorgusuz sualsiz kabul ettiğimiz çok sayıda gelenek ve genel yargılarımızı sarsacak şekilde ele almış bu eserinde. Eminim bir çoğumuz yüzmek, eve alınan mobilyalar, çocuklara zararsız olduğunu düşünerek söylediğimiz sözler, nesnelere yüklenen anlamlar ve ebeveynlik tabuları gibi konulara Nihan Kaya'nın aktardığı perspektiften bakmamışızdır; ne acı ki boğazımıza kadar mevzuların içinde olmamıza rağmen. İç dünyanızda yıkıcı değil ama olumlu anlamda depremler yaratan; yeniden bir çocuk merakı ile hayatı, yaşamayı, özne-nesne ilişkisini ve elbette tüm bunların yüzme ile ilişkisini anlamlandırmanızı sağlayan bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
En sevdiğim kısımlardan birini ekleyerek sonlandırıyorum.
"Sartre'ın dediği gibi, "İnsan, olma arzusudur," ve biz güneş, görme, tatma, duyma, uyuma, düşünme, yürüyüş, yüzme gibi beklentilerimiz ne kadar karşılanırsa o kadar mutlu oluyor, potansiyellerimizi o kadar gerçekleştirebiliyoruz. İyi ebeveynliğin bana göre çok sayıdaki tanımından biri, çocuğun kendi potansiyellerini gerçekleştirmesine aracılık etmek. Söz konusu kişi ister reel çocuğumuz olsun ister içimizdeki çocuk, her çocuk potansiyellerini gerçekleştirmek üzere doğuyor, farkında olsun ya da olmasın bunu istiyor ve bu potansiyellerden biri gerçekleştikçe bir diğerine kapı açılıyor. "
Nihan Kaya’yla ilk kez Yüzmek, Yaşamak ve Olma Arzusu kitabında tanıştım ve sanırım bundan daha iyi bir başlangıç olamazdı. Bazı cümlelerde elimde kalemle durup tekrar tekrar okudum, notlar aldım, düşündüm.
Kitap; birey olmayı, kadın olmayı, çocukluğumuzu, ailede öğrendiklerimizin bizi nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. Bunu yaparken her şeyi “su” ve “yüzmek” metaforuyla bağlıyor. Başta çok anlamlandıramadığım bu metafor, sayfalar ilerledikçe o kadar oturdu ki…
En çok da “iyi çocuk” olmanın aslında o kadar da iyi bir şey olmadığını, öfkenin bastırılmaması gerektiğini fark ettim. Özellikle kız çocuklarına yüklenen “iyi olma” rolü üzerine çok düşündüm.
Kendi içindeki çocukla barışmak isteyen herkes için. Benim için hem keyifli hem de zaman zaman zorlayıcı bir okuma oldu ama her bölümde bir farkındalık yaşadım.
Bazı cümleler gerçekten kafamda ışık yaktı. Herkese mutlaka öneririm, hatta yakın çevreme hediye etmek istediklerimden biri oldu. 🌊
Uzun yıllar aradan sonra okuyabildiğim ilk Nihan Kaya kitabı. Çok küçük yaşta yüzme öğrenmiş biriyim ve hayattaki cesaret kaynaklarımdan biri yüzme. Bir anda bütün vücudunuzu kaplayan o suyun hissi eşsiz bir şey benim için ve insanların yeryüzüne kendini bırakıp evrene bakması olağanüstü bir his.
Özellikle yüzme bilmeyi geçtim, yüzme bilselerde denizde ayağı yere değmediğinde anksiyete yaşayan insanlardan gördüğüm bu belirsizlikle baş edememe ve kontrolcülük hali beni çok şaşırtıyordu ve bunun tamamlanmamış bir mesele olduğunu düşünüyordum. Bunu daha iyi anlayabilmek için kitabı okudum.
Kitabı biraz dağınık buldum daha iyi bölümlere ayrılabilirdi. Nihan Kaya'nın kendi kişisel yaşam öyküsü de oldukça etkileyici. Pek çok ruh sağlığı uzmanının onu anlayamamış olmasına çok üzüldüm.
Nihan Kaya’nın okuduğum ilk kitabı. Özellikle ilk bölümler psikoloji alanına dair yoğun bilgi veriyor, yine de biraz dağınık anlatılmış gibi geldi. Yine de yeni şeyler öğrenmeyi sevdiğim için hoşuma gitti. Ben özellikle yüzme ile kişisel tecrübelerimle bağ kurmak için okumak istedim, ama daha çok olmak üzerine yoğunlamış gibiydi. Kendi hayatını cesurca okurla paylaşması çok cesur, tebrik ederim. Bu okuyucuya yalnız değilim hissi veriyor.
Bende bıraktığı izi unutmamak için yazacağım bunu şimdi. Kitabın sonlarına geldim. Balkondan aşağıdaki havuza bakıyorum. Bir anda Nihan Kaya'nın kulaçlar atarak özgürce yüzdüğünü düşündüm o havuzun içinde. Burnumun direği sızladı, gözümden yaşlar düşüverdi. Ne demek istediğinizi sanırım anladım ben Nihan Hanım. Sizi anladım. Çok güzel bir kitaptı.
Çok severek ve bitmesini istemeyerek okudum kitabı sindire sindire. Neden yüzme öğrenmeliyizi çok güzel anlatmış ve yüzmenin bizim için sadece yüzme olmadığını, bizim hayatımızda farklı şeyleri de temsil ettiğinden bahsetmiş kendi yaşadıklarından da örnekler vererek. Mutlaka okunması gereken bir kitap bence.
Yer yer çok anlamlı buldum, su gibi aktı. Özellikle kitabın ilk yarısını, hatta biraz daha fazlasini bolca cizmisim. Bazen ise abartı ölçüde drama olduğunu düşündüm. Olanla iç dünyasındaki yansıması arasında uçurum var gibi. Herkesin acısı farklı. Ama bu kitap acıların kıyaslanmasi gerektiğini düşündürdü. Çünkü hiç içinden çıkmazsa insan, yaşadığını ne kadar iyi değerlendirebilir?
Okuduğum en iyi toplumsal ve kişisel analiz romanlarından. Ah Nihan Kaya, ne iyi anlıyorum seni, ne güzel anlatmışsın kendini ve tüm o zorbalıkları. Altını çizmekten okumam epey uzun sürdü ama bitmesin istedim bir yandan da. Son sayfada sanki uzun zamandır tanıdığım bir arkadaştan ayrılıyormuş gibi hissettim. Samimi dili ve anlatımı insanı çok güzel içine alıyor.
Kitabın en fazla 150 sayfası falan benim için akıcıydı, diğer kısımlarda sıkıldım ve çoğu zaman kendini tekrar ettiğini düşündüm.
Sınır koyma sorunu yaşayan ve onaylanma ihtiyacı duyan kişilere önerebileceğim bir kitap ama yazarın yaşadıklarını anlattığı kısımlar insanı biraz aşağıya çekebilir, dikkat.
Yazarı ilk okuyuşum beklediğim verimi alamadim. Su ile bir sekilde tramva yasamis insanlar icin akıcı gelebilir ancak brn çok sıkıldım. Sorunlu insanların okuyarak mutlu ve motive olabileceği bir kitap. Iyi aile yoktur seriside var elimde umarım o da hayal kirikligi olmaz. .
This entire review has been hidden because of spoilers.
İnsanın kendi yaralarını nasıl yaratıcılığa dönüştürebileceğinin çok iyi bir örneği Nihan Kaya. Kendi geçmişini deşerek, analiz ederek kendisine ve dünyaya dair çok şey keşfetmiş ve okurlarıyla da bunu paylaşıyor. Okuduktan sonra Nihan Kaya’ya daha yakın hissettiğim bir kitap oldu.
Okurken beni mutsuz etti derinlerde sakladıklarımı yüzüme söylüyor gibiydi ama bitirmeden duramadım. Bittikten sonra bir süre o duygular devam etti. Iyiki okumusum yuzlesmem gerekenler vardı ve bir kız cocugu buyutuyorum kendime de bir ceki duzen vermemi sagladi
Favori kitabım. Okurken ilk bölümleri anlamadım ama sonraki bölümlerde kitap beni içine çekti. Hem iç hem dış tasarımını çok beğendim. Keşke etrafımdaki herkes bu kitabı okusa. Bu kitap yüzünden yazarın diğer çalışmalarında bakmak istiyorum
Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm psikoloji ya da psikanaliz konulu ilginç olsa da bana biraz ağır geldi, muhtemelen bu konuda çok okumadığımdan. Diğer iki bölüm yazarın kendi çocukluğu ve tecrübelerini içeriyor ve çok daha rahat okunuyor. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, hikayesini çok sarsıcı buldum. O kadar tanıdık geldi ki bazı meseleler, hiç kolay okunur bir kitap değil, hatırlattığı şeyler bakımından, mesela o her şeye maydonoz konu komşu, esnaf, kız çocuklarına yapılan bir nevi zorbalık eziyet içimde dalga dalga sinir kabarmasına sebep oldu. Kendi hikayesini açıklıkla anlatması da iyi cesaret ve takdirde şayan. Keşke daha çok kişi okusa ve keşke bir değişiklik yaratsa toplumda ve keşke daha çok kız çocuğu kendilerini saran baskıdan zorbalıktan kurtulup kendi olabilse.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kitabı okurken kendimle ilgili çok fazla şeyle yüzleşmek durumunda kaldım. Çocukluk ve gençliği denize kıyısı olan bir şehirde geçmesine rağmen su korkusu olan biriydim. Komik ama bu kitabı bitirdikten sonra hemen gidip bir yüzme kursuna yazıldım ve yüzme öğrendim. Şu an bu satırları ilk defa deniz tatiline giderken yolda yazıyorum. İçsel farkındalığımı arttıran bu kitabı kendini bulma mücadelesi içinde olan herkes için öneririm.
Besleyici, öğretici ve aydınlatıcı şahane bir kitap. Fakat zor bir psikolojik dönemdeyseniz ve özellikle de kadınsanız okurken devam etmek sizi zorlayabilir.