günay çetao kızılırmak’ın romanı çıkınca amanınnn daha ilk kitabını okumadım paniğiyle hemen ne zamandır aklımda olan “köstebek yolları”nı okudum.
hani kitaplarda ilk öykü en güçlüsüdür ya, ben bu kitapla en çok sona doğru kaynaştım. ilk öykülerde hep aynı ben anlatıcı, hep aynı geride kalmış, depresif, yorgun kişi sürgit anlatıyor gibi geldi. aralarında “ev”, anlatıcının ev olması fikriyle yaratıcı ve dikkat çekiciydi.
fakat şunu mutlaka belirtmeliyim günay hanımın atmosfer yaratma ve yansıtma becerisi çok acayip, zaten çevirmenliğinden ötürü güçlü türkçesini, kelime dağarcığını biliyoruz ama onun dışında nasıl da o kasabalara, evlere yolculuk ediyoruz okurken ve o detaylarla var oluyoruz onlarla birlikte…
kitap ilerlerken en çok sevdiğim öyküyle karşılaştım: “doktor ve ben”. işte mesela buradaki savaş atmosferi, zamanın ve mekanın belirsizliği, ama bu belirsizliğin bilerek ve isteyerek yaratılmış olmasıyla önemli. önce çocuğunu sonra kendini doğurmayı planlayan anlatıcının yaşadıklarını basitçe anlatması, hafızası, bazen ağlamasının bile insanı hüzünlendiren inceliği ama dilinden hiç bırakmadığı neşesiyle çok sevdim.
iki kız çocuğunun arkadaşlığıyla ve ölüm sonrası sahteliğiyle yine çok gerçekçi bir biçimde yüzleşen “ölenin ardından” da güzeldi.
peş peşe 4 öyküyü çok sevmişim. yine hemen sonraki, kitaba adını veren “köstebek yolları” günay çetao’nun 3. tekil kişiyle de çok sağlam yazabildiğini gösteriyor. muharrem’in çıkışsızlığı, yaşanan garip ev ve bir arada olanlar, monologların da diyalogların da mizahı, doğallığı keşke bitmese dedirtti bana. muharrem’in yemeğini de, çamaşır sulu eşofmanını da, atletinden fırlamış memesini de öyle net gördüm ki detaylarla atmosfer yaratmanın dersi gibi bu öykü.
ve son olarak “munise”… yine nefis bir 3. tekil kişi anlatımı. başka bir yazarın elinde ajitasyonun dibi olabilecek, arabeskliği ve kader kurbanlığı piyonuyla oyunlar kazanabilecek bir öykü. oysa günay çetao hayatta her şeyin insanlar için olduğunu gözümüze öyle bir sokuyor ki, savaşta da, depresyonda da, en iyi gününüzde de kalkıp yaşayıveriyorsunuz işte. munise bir karar vermek zorundaydı, verdi, bitti. “mutfak masasının üzerindeki kör bıçağı bileğine saplamak ve saplamamak arasında gidip geldi - saplamadı.”
bence günay çetao’nun öyküleri işte en çok ikinciyi seçenlerin, saplamayanların öyküleri. en berbat ruh halinde bile bir biçimde yaşamayı bilen, kendiyle dalga geçen, kendini sağaltabilenlerin hikayeleri.