Jump to ratings and reviews
Rate this book

Към пропастта

Rate this book
„Към пропастта“ разказва историята за ненавременната среща между един мъж и една жена, идващи от два различни свята. Това е историята за тяхното пътуване, което с всеки изминал ден става все по-сложно.

Онези, които искат да си тръгнат си задават въпроса: „Ами сега накъде?“, могат да стигнат само до едно място – до миналото си.

Романът „Към пропастта“ е написан с майсторския език на Тарък Туфан. Изпълнен с многослойни сюжетни линии, които представят за несъвместимостта, търсенето, незарасналите рани и поредица от ударни равносметки.

250 pages, Paperback

Published January 1, 2022

15 people are currently reading
142 people want to read

About the author

Tarık Tufan

15 books99 followers
1973 yılında İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmakta ve bazı televizyon kanallarında edebiyat-sohbet türünde programlar sunmaktadır. Yayımlanmış beş adet kitabının yanı sıra Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerindendir.
Kitaplarındaki zarif ve naif anlatım üslubunu senarist olduğu filmlerde de görmek mümkündür. "Uzak İhtimal" filmiyle 2009 yılında İstanbul Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülünü kazanmıştır. Uzak İhtimal'in ardından senaryosunu yazdığı "Yozgat Blues" filmiyle 2013 yılında Altın Koza Film Festivali'nde "En İyi Senaryo" ödülüne layık görülmüştür.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
111 (33%)
4 stars
120 (36%)
3 stars
71 (21%)
2 stars
19 (5%)
1 star
10 (3%)
Displaying 1 - 30 of 47 reviews
Profile Image for Bülent Ö. .
296 reviews141 followers
May 8, 2021
Üç kelimeyle anlatayım:
Klişe, klişe, klişe.

Çok kelimeyle anlatayım:
Aforizma kuluçkası, ucuz melankoli, mahalle dedikodusu, aynı cümlenin başka kelimelerle yeniden yazılması, amaçsız sahneler, eski Türk filmi dramı, hikayeye hizmet etmeyen bakış açısı değişimi, kağıttan roman kişileri, sündürülmüş olay örgüsü.
Profile Image for Carduelis.
220 reviews
December 30, 2025
Uzun zamandır bir kitabı bitirdiğimde bu kadar hayrete düştüğümü —hayal kırıklığı ile karışık— hatırlamıyorum. “İshak arabasına bindi ve arabasıyla birlikte göğe yükseldi” olarak bitirilseydi daha mantıklı olurdu. Bu kadar mantığa, vicdana aykırı bir metinle karşılaşmayı hiç beklemiyordum aslında. Yazarın okuduğum diğer kitabını — Ve Sen Kuş Olur Gidersin — beğenerek okuduğumu hatırlıyorum. Bunda da yine anlatımında, akıcılığında sorun yok ama karakterlerde, hikâyede neyi anlatmaya çalışıyor yazar, hiç anlam veremedim. İshak karakteri neyi anlatıyor; aşk diye düşünsek hiç değil, iyilik dediğinle alakası yok, kafa karışıklığı desen o bile daha akla yatkın olurdu herhalde! Annenin yokluğu ve çocukluk travması, açıklayıcı bir sebep olarak sunulmuş hikâyede ama durumu kurtarmaya yetmiyor bence. İshak için bulduğum tanım “sıfatsız”. Karakterlerden başka, kurgusunda da mantık hataları var bence; hiçbir şey hayatın olağan akışına uygun değil. Madem öyle, diyelim ki aykırı çiziyorsun hikâyenin yolunu, o zaman devamını da ona göre getirmek lazım!
Aslında kitabın sadece sonu değil problem; daha ilk yirmi sayfasında nakavt oldum ben ama iyi niyetimle toparlar, devam etsem de maalesef!
Şöyle başlıyor kitap: Hayatları yolunda gitmeyen bir adam (tesisatçı) ve bir kadın (ressam) var. İlk karşılaşmada dikkatli bir bakış, bir iki cümlelik sohbet. İkinci karşılaşmada adam “ben gitmek istiyorum” diyor; “benimle gel” ya da “gelir misin” değil, sadece kendi duygusunu söylüyor. Kadının cevabı “gittiğin yere seninle gelirim” oluyor ve ertesi sabah, her şeyi ve herkesi geride bırakıp arabaya binip beraberce gidiyorlar. Devamında iyi niyetli çabalar gibi görünen hareketler olsa da, başlangıcından daha korkunç bir sonla bitiyor hikâye.
Huysuz olduğum bir anıma mı denk geldi acaba diye de düşündüm ama yok, değil. Kitap karakteri olsalar da zihnimizde canlandırıyoruz biz bu insanları; bize de yazık.
Profile Image for Aslıhan Çelik Tufan.
647 reviews196 followers
November 29, 2018
Tarık Tufan benim eskimeyen dostum gibi kötü bile yazsa söylemem kimseye. Amma bu kadar da güzel yazılmaz ki!

Tavsiye ediyorum!
Profile Image for Betul Pehlivanli.
374 reviews14 followers
December 21, 2018
Sabah başladığım kitabı şimdi bitirmiş bulunuyorum.Bu bile başlı başına kitabı ne kadar çok sevdiğimin kanıtı sanırım.O kadar beklenmedik olaylarla ve öyle duygu yüklü bir anlatımla yazılmış ki;herkes okusun diyebilecek kadar çok ama çok güzeldi.Tarık Tufan okumaya devam ♥️
Profile Image for Grigokyuzum.
27 reviews1 follower
January 18, 2019
Okurken hep eksik bir şey vardı. Dili vasat, cümleler klişe, karakterler klişe. Kısacası ortalama Yeşilçam senaryosu.
Profile Image for Burak.
14 reviews
November 18, 2018
İshakla Jülidenin çıktığı uzun yolculukta arka koltukta oturuyor gibi hissediyorsunuz. Yazarın çok iyi bir gözlemci olduğunu yaptığı betimlemelerden anlıyorsunuz. Keyifle okunan sürükleyici bir kitap.
Profile Image for Dilara.
1 review4 followers
February 24, 2019
Uzun süredir alışık olmadığım tarz ve içerikte bir kitap. Arkadaşımın çok beğenerek okuduğu fakat bende tam zıttının olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Belli bir yazım çerçevesi var ve klişeliklerle dolu. Türk dizi/kitap anlayışına uyabilir fakat bana uygun bir kitap değildi.
Profile Image for Sibel.
23 reviews8 followers
November 28, 2018
"Gözden kaybolmanın, kaçmanın, yok olmanın yolunu böyle bulmuştu; her seyini aynılaştırarak."
"Birbirimizin ülkesini barbarlar gibi işgal etmek yerine, davet edildiğimiz yerde, misafir edildiğimiz müddetçe kalmayı kabul etmiştik." " ..........yaralarımızı, geçmişimizi, korkularımızı birbirimize emanet etmiştik."
Yozgat Blues filmini seyretmiş, beğenmiştim. Senaryosu ödüller aldı. Senaryo yazarını, daha başka neler yapıyor, diye merak edip, izlemedim. Galiba bir şeyler kaçırmışım. Bu kitap daha bitmedi ama yarısına gelmiş olarak da çok beğendim. Demek ki yazarın önceki kitaplarına da ilgi göstermeli.
Profile Image for Vildan  Bayram .
20 reviews1 follower
December 14, 2020
İshak’ın kayıp çocukluğuna üzülmemek elde değil. Yazar öyle elle tutulur bir şekilde betimlemiş ki. Jülide’nin küskünlüklerini de parallelde seyretmek iki duygunun etkisini katlayarak arttırmış bence. Kitap baştan sona bir merak duygusu uyandırdı bende. Yazarın okuduğum ilk kitabı. Tarzını beğendim
Profile Image for Burak.
306 reviews29 followers
February 23, 2020
Bu belki onu tüketebilirdi; fakat bu kadar güzel bir şeyin içinde onunla beraber tükenmek mukadderse bundan ne diye kaçmalıydı?

Sen ve yağmur, başa dönemezsiniz.

İnsanın en ölümcül yarası içinde anbean büyüyen gitme hevesidir. Ölmekle gitmek aynı şey; ne ölenlerin ne de kalbindeki ıstırap verici ağrı dinmek bilmediği için uzaklara gidenlerin geri döndüğünü bu dünyada gören oldu.

Oysa gidenler her daim geç kalmıştır, gitmek derdine bir kez düşen için artık kalmak da yaradır.

Sır sahibi olduğu için de zifiri suskun…

Sanki hayata bir kere dokunmuş, dokunduğu o kısacık anda, üzerinde derin, acıtan bir iz kalmış, sonra zaman geçmiş ama acısı geçmemiş, zamanın iyileştirici marifetinden de umudunu kesmiş, aklına gelen her şeyi denemiş, bir türlü…. Artık geçeceğine dair bütün beklentisini kaybetmiş, o andan itibaren bir daha hayata dokunmaya cesaret edememişti. Eza sahibi. Eza sahibi olduğu için de yüzü ince hastalığa tutulmuş gibi solgun, gözlerinin feri sönmüş.

İlle de bir gürültü olsun istiyordu bulunduğu ortamda, Kendi içindeki o tekinsiz sesi bastırabilmek için saçma sapan gerekli gereksiz demeden yerli yersiz diye düşünmeden elinden ne geliyorsa yapıyordu.

… çok sevildiğini sanıp aslında hiç sevilmemiş olduğunu, kandırıldığını düşünen kadınlar kadar…

Duygularım beni zehirliyor, bunu hiç kimse bilmiyor, iyileştiğim dediğim anda yeniden kanımı bulandıran lanetli bir döngüye hapsoldum ve bu sonsuzluk çemberi ölümden daha zor. Zerre kadar duygu kalmasın isterdim her yandan kuşatılmış zayıf kalbimin içinde. Keşke bir karanlığın orta yerinde öylece unutulup kalsaydım. Beklenenden erken gelen misafir gibi, kapıda beklerken ölüm, alelacele saçlarımı tarayıp güler yüzle buyur etseydim içeri. Oyalanmak için bir sebebim yoktu. Böylece hep genç kalsaydım, hep masum. Oysa şimdi kırık dökük bir yazgım var. Son birkaç gündür, kendime aynı soruyu sorup duruyorum. Akşam vakti çalan bir kapıyı dalgınlıkla açmanın bedeli herkes için bu kadar ağır mıdır?

Arkadaşlarım beni tanımıyorlar, tanıdıkları, girmelerine izin verdiğim topraklardan ibaret; kendi güvenlik bölgemi belirleyen dikenli tellerin önünü görebiliyorlar sadece. Arka tarafta kimse ayak basmadığı için zamanla patikaları kaybolmuş, benliğimin karanlık ormanı var. İnsanın birkaç metre ötesini bile göremeyeceği sık bir orman; güneşsiz, ölü kuşlarla, kesik gövdelerle, ağlayan kayalarla, sahipsiz ve ürpertici seslerle dolu. Bazen o ormandan gelen tuhaf sesi duyanlar oluyor, bir şarkı mı yoksa acı dolu bir inleme mi olduklarına karar veremedikleri için duymamış gibi yapıyorlar, dertsiz başlarına dert almıyorlar. Böyle yaptıkları için onlara kızmıyorum.

Bir başıma yaşamayı, hemen hemen öğrendim. Hemen hemen diyorum çünkü insan tek başına yaşayamaz. Yaşamak sandığı şey kendi küflü, rutubet kokan yalnızlığında, içten içe çürümek azar azar tükenmekten ibaret.

Hayatın en acımasız taraflarından biri de en çok unutmak istediklerimizi bir gün mutlaka anlatmak zorunda kalmamız. Unutmak diye bir şey yok. Unutmak diye bir şey var. Unutmak diye bir şey var ya da yok. Bir yerden sonra o da anlamını yitiriveriyor. Kendi kendime ayna oldum, gördüklerime tahammül edecek gücü bulamayınca da paramparça ettim, söylemek o kadar kolay olmadı. Hiç kolay olmadı. Kendi sırrını parçalamak.
Bir insana ve kelimelere inanmak, ama ekmeğe ve suya inanır gibi derin bir duyguyla inanmak, aklımın ucundan bile geçmiyordu artık. Uzun zamandır unuttuğum bir şeydi ve bu yüzden de onunla gitmek için başka sebebe ihtiyacım yoktu. Hiç umulmadık bir anda, insana ve kelimelere inanmak, bir hayata inanmaya başlamak..

Biri beni anlayarak özgürleştirsin, ruhumu serbest bıraksın alıkonduğu o daracık mahzenden. Biri beni anladığını söylesin ve bir çift kanat taksın yorgun omuzlarıma. Ayaklarımda derman kalmadı çünkü, kalbimde derman kalmadı.

Deniz gören masa diye bir şey var bu hayatta. Insana son derece gösterişli, alımlı, cazip bir vaatte bulunuyor. Deniz görmek demek, burada kendini iyi hissedersin demek. Burada bir mutluluğa ortak olacaksınız demek.Bir ayrıcalık kazanıyorsunuz bu masaya yerleşerek. Sadece iyi günlerde değil, bir şeyler kötü gitmeye başladığında da ihtiyaç duyduğun teselliyi burada bulabilirsin demek. Birbirinizin yüzünde daha önce gördüğünüz iyiliği ve güzelliği artık bulamıyorsanız, hiç olmazsa dönüp denize bakarsınız türünden bir teselli. Bakışlarınızı kaçırmak isterseniz orada bir deniz var. Denize bakmanın insanın kalbini iyileştiren bir yanı var. Rüyada bile görsen böyle. Bir şeye başlamak için de, bitirmek için de iyi bir mahal burası. Deniz gören bir masa bulabilmek büyük şans bu hayatta. Ne kadar şanslı olduğumuzu düşünebiliyor musun?

Sonu yokluğa çıkan şeylere gerekçe bulmak gerekmez.

İki kişinin yan yana yürüdüğü yolda yokluk olmaz, yokluk tek kişilik bir marifettir.

Akıllarını başlarına almaktansa savrulmayı, ne yaptıklarını bilmektense sürüklenmeyi, düşünüp plan yapmaktansa şaşkınlığa düşmeyi seçmişlerdi. Zaman içinde belirgin hale gelen o ilkeyi hiç sorgu sual etmeksizin mutlak bir itaatle kabul etmişlerdi: Anlatılmayan sorulmaz.

Sabah yalnız başıma uyandım, dünyanın en hüzünlü şiir dizesiydi, sabah yalnız uyanmak. Gece yalnız uyumaktan daha hüzünlü..

Merhametli bulduğum her kadının yüzünün bir parçasını annemin hayalimdeki yüzüne ekliyordum.

Unutmak diye bir şey yok; unutmak, varlığına inanç beslediğimiz uzak bir ihtimal olarak bizi ayakta tutuyor, o kadar.

Bir şeyi çok derinden hissedip de anlatamamak diye bir dert vardı ve o derde düşen herkes gibi nefes almakta güçlük çekiyordu. Anlattığı vakit, neyin eksik, ne istiyorsun ki diye yadırganacağını, ayıplanacağını bildiğinden anlatmaya tevessül etmiyordu.

Aileden birinin ölümüne bu kadar hissiz yaklaşmak, bu kadar kayıtsız kalmak bir çürüme belirtisi miydi?

Kırgınlığım bazı şeylerin üzerini örtecek kadar çoğaldı, babamın beni bıraktığı ilk gece, o kadar gözyaşı döktüm ki hem ayrılığa hem ölüme kafi gelebileceğini düşündüm. O gece ve sonraki geceler birçok kere kefaretimi ödedim ben. Hayata bir borcum kalmadı.

Babam annemin ölümünün ardından ne kadar sıradan yaşadıysa o kadar da sıradan öldü, sonradan yok olan mürekkep gibiydi hayatı; yaşadıkları çok geç kalmadan kayboluyordu.

Nefesi bitti demişti birisi, ne garip bir bedenden nefesi çekince et yığınına dönüşüyor; o küçücük nefes hayatın kendisi oluyor.

Annemi hiç görmedim, öksüzüm ben. Kimsesizliğin en iflah olmaz hali. İnsan öksüz kalınca, işi gücü hali vakti ne olursa olsun, öksüzlüğü yaşıyor. Her şeye sirayet eden, insanın ömrü boyunca üzerinden eksilmeyen bir hal bu.

Annemle ilgili olarak ömrüm boyunca iki şey aradım; uygun bir yüz ve inandırıcı bir ölüm. Ölümüne üzüleceğim bir yüz istiyordum…

Bir hayale o kadar ihtiyacım vardı ki içimi ısıtan her yüze kanmaya hazırdım.

O yaştaki bir çocuk için, babasının evine fazla geldiğini düşünmesi kolay değil, çocuk aklımla anlıyordum, buna rağmen hiçbir şey yokmuş gibi kardeşlerimle oynuyordum saatlerce. Kendimce çok seversem, üvey annem de beni sever diye hayal ediyordum, olmadı. Sıska bir oğlan çocuğu bir eve neden fazla gelsin, içtiği bir tas çorba yediği bir somun ekmek. Sürekli bir şey istiyor demesinler diye, ilkokulda bana alınan kurşunkalemi, sonuna kadar kullanır, artık tutulamaz hale gelince bir parça daha uzasın diye tükenmez kalem kapağını kalemin arkasına takar, bir süre de öyle kullanırdım. Sonraları aklıma erdiğinde anladım, ona unutmak istediği şeyleri hatırlatıyordum..

Hayat neyse uzun yol odur. Giderken çevrene bak, kim sabırlı, kim açgözlü, kim kibirli, kim hakkı hukuku rızasıyla gözetiyor anlarsın.Uzun yol sana nerede, ne zaman, ne yapman gerektiğini öğretir.Uzun yol sana basireti, intizamı, insicamı öğretir. Zamanın kıymetini anlarsın, insan hayatının pamuk ipliğine bağlı olduğunu, hak yiyenin elbet hesabını, ödediğini anlarsın. Uzun yol insanı terbiye eder, ıslah eder, günahına kefaret olur.

Sonunda kavuşma ümidinin olmadığı yol, yalnızlık yarasına merhem olmaz.

Bir sırrı merak ediyorsak, kendi sırrımızdan feragat etmeyi göze alıyorduk.

Uzun yol bazen insanı suskunlaştırırken, bazen de tersine anlattıkça anlatmaya itiyor.

Kötü biten hikayeleri anlatmanın en zor yanı, neresinden başlayacağını bilmemektir. Böyle hikayeleri anlatmak, her defasında, aynı kuyunun içine düşmeyi göze almaktır. Ucundaki kan kurumadan, hançeri tekrar tekrar kalbine saplamak gibidir. Hatırladıkça ellerim titriyordu, küçük nemli karanlık basık bir odada hapsolmuşum gibi nefesim daralıyordu, insan iyi biten hikayeleri hiç bitmesin diye her seferinde yeni yeni ayrıntılar ekleyerek küçücük anları bile süsleyip püsleyip anlatırken sonu kötü olanları, kelimeler ateş olup boğazını dilini dudağını yakacakmışçasına hızla bitirmek istiyor.


Hatırlarını yaşanmamış saydıkça geçmiş hayatlarını da yok etmiş olacaklarını düşünüyorlardı, hafızamın lanetinden bu kadar kolay sıyrılacaklarını zannetmeleri, zavallılıktan başka bir şey değildi.

Farkında olmadan dalgarın insanı sahildn uzaklaştırması gibi hayatlarımız arasındaki mesafe her geçen an biraz daha artıyordu.

İnanmak istemedi,inanmazsa gerçek olmayacağını düşündü, inat etti, direndi. Ağladım mı? Onun gözleri de doldu mu? Kendini tuttu mu? Kendini tutmayı bırakıp da o da ağlamaya başlayınca, kan ter içinde kaçtığı gerçekliğin içine birlikte mi yuvarlandık? Orası karanlık. Bildiğimiz sözcükleri yan yana getirerek, art arda sıralayarak o anda yaşadıklarımızı anlatmak pek mümkün değil. Dünya, zaman hareket durdu bir süreliğine. Ruhun varlık üzerindeki ağırlığını ilk defa ayırt edebildik. Her şey durunca ortalığı kaplayan kör sessizliğin ortasında, içimizdeki bütün sesleri duymaya başladık. İnsanın kanı damarında dolaşırken, bir ses çıkarıyormuş, duyduk. Gözlerimizi her kırptığımızda bir ses çıkıyormuş, duyduk.


Bilmem, sebebi yok. İlk gördüğümde benim evimmiş gibi gelmedi, ikinci kez önünden geçmek istedim. İkinci geçişimde daha dikkatli baktım bu sefer. Evet çok tanıdıktı ama yine de benimmiş gibi değildi. Bir eve benim evim diyebilmek için orada yaşamış olmak yetmiyormuş onu anladım. İnsanın aradan uzun yıllar geçtikten sonra evini ilk gördüğünde içinde bir nehrin coşkusuyla çağlaması gerekmez mi? Üzerinde duran karanlık bulutların bir anda dağılması gerekmez mi? Tam o an çok sevdiği bir şarkıyı duyar gibi olmaz mı? Bana öyle olmadı, hiçbiri olmadı.

Kendini anlatabilmek diye bir hurafe var, işimize geldiği gibi körü körüne inanıyoruz. Bu dünyada kim kime kendini anlatabilmiş ki?

Hayatın bir döneminde farkına varmadan kendi ayaklarımızla düştüğümüz ecel gibi bir yer var.

Yeteri kadar sevilmemiş insanlar gibiydi; yeni tanıştıklarının çok sevmesi için özel bir gayret içine giriyordu.

Cennete bahçe demek, cehenneme ateş demek cahiller içinmiş. Hiçbir şey o kadar basit değil, biz zanneiyoruz ki insan ölünce çürümeye başlar, doğru değil, insan doğduğu andan itibaren çürümeye başlıyor, insanı çürüten ölüm değil hayattır. Başkasından değil, kendimden biliyorum.

Bense önüme çıkan kocaman uçurumları fark edemeyecek kadar dalgın yürüyordum, aptal biri değilim, sadece insanın ne kadar düşeceğine dair iflah olmaz bir merakım var.

Nedense ölülerin bilmediği şey yok gibi gelir insana. Bazı şeyleri bilmek için ölmek gerekir diye düşünüyorsun. Bazen ölmek bilmeye kafi gelmez, bunu da anlayabilmek için ölmekten başka çare yok. Kafam dağılıyor, zamanın her şeyi tamir edeceği düşüncesini asla test etmemiştim. Pek çok şeyi zamana bırakıp iyileşmesini beklemeye ihtiyacım vardı. Şimdi en büyük şifa umudumu yitirdim, artık iyileşmek için zaman yok.

Topu topu üç beş saniye uzunluğundaki zaman dilimi, uzadıkça uzadı, tenimizi yaşlandırdı, kalbimizi yordu, içimizi soldurdu.

…cenaze evi adetlerinden en sık bilinen yükümlülüğü yerine getirerek, iki elini kucağında birbirine bağlamış, üzgün ve ciddi bir yüzle önüne bakmaya başlamıştı.

.vefasız biri gibi anılmak gücüme gitmişti..

Ranzaya henüz uyanmıştım, uyandığımda gözlerimi evde açacağıma dair çocuksu bir hayale inandırmıştım kendimi, uyku tutmuyordu, sabaha kadar uyuyamamaktan korkuyordum, uyuyamazsam oradan kurtulamayacaktım. O korkular içinde dalıp gitmiştim, sabahleyin dışarıdan gelen gürültüyle hızlıca yerimden fırladım, bir baktım aynı yerdeyim, hayal mayal kalmamıştı, bir daha da hiç inandırıcı gelmedi. Orada kalmayı kabullendim. Şimdi aradan onca yıl geçtikten sonra evdeydim işte. Mutluluk için de her şey için de çok geçti.

Bir ev versin istemiştim mesela; içinde onun da olduğu bir ev. Hayattayken buna gücüm yetmedi, öldükten sonra da zaten bütün bunların anlamı kalmadı, odadakiler içinde bir tek Jülide bunu anlayabildi, bakışlarından görebildiğim kadarıyla zaten bir tek o anladı, benim için yeterliydi.

Ayak bastığı toprağın hemen altında yatan yıllar geçtikçe sayıları gitgide artan ölüler kalabalığını düşünmek İshak’ın yalnızlığını daha da ağırlaştırıyordu.

Ölümü korkulması, uzak durulması gereken eziyetli bir son gibi değil de, bütün karmaşık düğümlerin çözülebilme ihtimali olarak hayal ediyordu.

İnsan bir mezarın başındayken orada yatan kişiyi kaybetmiş olmaktan çok daha fazla şeye gözyaşı döküyor.

Senelerdir görmüyorum, ölmesi hayatımda hiçbir şey değiştirmez sanıyordum ama şimdi babamla birlikte bir sürü şey kaybetmişim gibi hissediyorum, neleri kaybettin diye sorsan tek tek sayamam, ne olduğumu söyleyemesem de kaybettiğimi biliyorum.

Kısa bir zaman sonra çiçeklerin yerini yabani otlar saracak, oradan geçenlere ölümün gerçek yüzünü hatırlatacaktı. Ayak dibindeki toprak parçalarını veda edermişçesine mezarın üzerine doğru sürüklemeye başladı. Mezarın sağını solunu babasına sarılmış gibi elleriyle düzelttikten sonra ellerini birbirine vurarak temizlemeye çalıştı..

Mezarlık duvarının yanından geçerken uzun uzun baktılar, vedalaşır gibi baktılar, bir daha hiç gelmeyecek gibi baktılar.

Gülünce gözleri kısılan insanlardan zarar gelmez, diye düşündüm..

Bir yara dışarıdan olsa. Halk ona merhem çalar, benim yaram içerdendir, çare bilmem ne edeyim..

Tanıdıkça farklılaşan değişen bir yüzü var; gözlerinin rengi ilk tanıştığımız günlere nazaran farklılaştı mesela. Ağzı burnu bile ilk gördüğüm anlardaki gibi değil. Bunu kime söylesem inanmayacak bir insanın yüzü bu kadar kısa zaman içinde değişir miymiş hiç? Ama ben gördüm, günden güne başkalaşıyor, bir hikaye gibi akıyor yüzü.

Sinirlerimin gerginliği uyanık durmama sebep oluyor..

Silecek, değiştirecek bir kudreti olmadığını görsün de acizliğini bilsin diye insanın yazgısı alnının orta yerine yazılmış..

Deliren, delirdiğini bilse dünyası zindan olurdu..

Yaz tatillerinde bir hevesle, babanın yanına gittiğim zamanlar, ailenin içine girebilmek için çırpınır, bu çırpınmalar, fayda etmeyince başımın çaresine bakmaya başlar, kendi kendime vakit geçirebilmek için türlü uğraşlar peşine düşerdim, bir sürü oyun icat ettim o dönemlerde; bazen olmadık eşyaları oyuncağa dönüştürüyordum bazen de kafamda kurduğum karakterlerle uzun uzun konuşmaya başlıyordum, dışarıdan birileri o halimi görüp de sen ne diye böyle tek başına yaban gibi duruyorsun? Dediklerinde babam, o öyle yalnız başın
Profile Image for Emre Gizlenci.
69 reviews
December 27, 2018
Polisiye bir hızla ve aksiyonla başlayan roman, Nuri Bilge Ceylan'ın Bir Zamanlar Anadolu filmindeki ceseti aramak için yola koyuldukları, araba sahnesine evriliyor bir anda. Fonda Neşet Ertaş,düz ovaları aşan eski bir tofaş ve çok kullanılmaktan işlevini yitirmiş gıcırdayan bir silecek.

Tarık Tufan ana karakter İshak'ın başına gelenleri, iç dünyasında yaşadığı,yıllarca kaçtığı ve yüzleşemediği kötü anıları adeta hayali kahraman Jülide ile çözmeye çalışıyor. Sihirli lambadan çıkmış bir cin gibi Jülide. Her migrenli hastanın özlemini çektiği bir majezik adeta.

Hikayenin Erzincan ayağı biraz daha uzun geçebilirdi diye düşünüyorum. Küçük kardeş Zafer ve eşi Hatice'nin daha fazla hikayeye dokunmasını isterdim, yazar onlarla alakalı merak uyandırdı ancak derinlemesine hikayeye ortak etmedi onları. Cenaze merasiminden sonra birkaç gün kalması hikayeyi farklı bir boyuta taşıyabilirdi.

Çok geçmeden hikayeyi içine alan bir filmin çekilmesini çok muhtemel görüyorum.

8/10
İyi okumalar...
Profile Image for Seydi Alkan.
5 reviews
Read
February 2, 2019
Düşerken, Tarık Tufan'ın son kitabı ve ikinci romanı. Şanzelize Düğün Salonu'ndan sonra romancılığını daha iyi bir noktaya getirdiğini düşündüğüm Tarık Tufan'ın bu kitabı karakter oluşturma, kurgu ve kullanılan teknikler açısından oldukça başarılı bir kitap. Bir önceki romanında da hikayeye hızlı bir giriş yaparak başlayan yazar, Düşerken kitabında da bizi hızlıca hikayeye dahil ediyor. Çoğunluğu yolda geçen bu hikayenin tamamını arka koltuktan izliyormuşcasına hikayeyi gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. Bunda Tarık Tufan'ın aynı zamanda senarist olmasının da etkisi vardır diye düşünüyorum. Kitap karakterlerinin çok iyi hazırlanmış olması da belki de senaristliğinin katkısıyla olan bir şeydir. Yazarın çok iyi bir gözlemci olduğunu yaptığı betimlemelerden de anlıyorsunuz. Tüm bunların neticesinde de keyifle okunan sürükleyici bir kitap ortaya çıkmış. Ez cümle kitapla ilgili yorumları okurken kitabı klişe bulan, beğenmeyen insanların aksine kitabı oldukça başarılı buldum. Roman sanatı açısından da iyi bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Kitapla ilgili daha geniş inceleme ve alıntılarımı http://www.kitapkosem.com/tarik-tufan... adresinden okuyabilirsiniz.
Profile Image for Erkan.
285 reviews66 followers
May 12, 2020
Tarık Tufan'dan okuduğum ikinci roman. Daha önce Şanzelize Düğün Salonu'nu okumuştum. Düşerken'i daha çok sevdim. Özellikle romanın ilk yarısı su gibi aktı ve merakımı cezbetti. Bir kaç sürpriz güzel düşünülmüş ve şaşırtıcı olmuş, ayrıca kurgu da bana göre iyiydi. Tabii romanı okurken büyük beklentiye girmemek lazım. Sonuçta belli bir kitlesi olan, çok satan bir yazar Tarık Tufan ve romanlarında bu kitlenin beklentilerine cevap vermeye çalışıyor. Okumadan önce bunu göz ardı etmeyin cünkü biliyorum ki bazılarınız bu tarz roman okumaktan pek hoşlanmıyor :)

Romanın devamındaki bazı tesadüfler beni rahatsız etti. Tabii ki hayatta tesadüflere de yer var ama bir yazar romanında bu konuya ekstra dikkat etmek zorunda yoksa bütün inandırıcılığı zedelenebilir. Yani gerek hayatta yaşanan büyük tesadüfler romanda okunduğu zaman sakil durabilir. Bu açıdan biraz ipin ucu kaçmış sonlara doğru, zorlama olmuş.
Profile Image for Betül Uslu.
6 reviews
January 14, 2019
Heyecanla kitabı bekleyip her kelimeyi sindire sindire okumayı planlıyordum çünkü bundan önceki tüm Tarık Tufan kitaplarını öyle okudum fakat bu kitap hiçte beklediğim gibi olmadı. Bi çırpıda okudum kitabı, hemen bitsin istedim. Kitap kendini okutmadı çok sıkıcıydı diyemem gayet akıcı ilerledi ama kötü olan şey çok sıradan olması. Zaten kitabı okurken olacak şeyleri tahmin edebiliyorsunuz. Kitabı tanımlayacak bir kelime varsa o da kesinlikle “sıradan” ifadesidir. Zaten dizilerde bolca karşılaştığımız senaryolar vardı. Sanki yazar zorlama olarak yazmış hissi uyandırdı bende. Yazarın İçimi titreten kitapları da yazdığını düşünürsek bu kitap hiç onluk değildi.
Profile Image for Merve.
23 reviews1 follower
July 28, 2019
Hayal kırıklığı. Söyleyeceklerim bu kadar.
Profile Image for Elif Sonsuz.
9 reviews
February 28, 2021
Düşerken⛓🏡🍃
#kitapyorumu 4/5
"Jülide, biliyor musun, tam düşerken karşıma sen çıktın."
"Düşerken mi?"
"Evet."
"Karşına çıkınca ne oldu peki?"
"Birsürü şey oldu işte. Benim için büyük şans."
Kitabı sevdim mi, sevmedim mi? Tam olarak karar veremiyorum. Başlarken beklentim çok yüksekti belki o yüzden, belki de kitabın başlarında yaşanılan olaylardan dolayı içimde oluşan ön yargıdan.. Ama sevdim galiba.
"Düşerken" başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.
Kitabı okurken başta olan olaylara o kadar öfkelendim ki bi süre etkisinden çıkamadığım için nerdeyse yarısına kadar önyargı ve sinirle okudum kitabı. İlerledikçe, baş karakterlerin hayatlarının içine girdikçe onlar hakkında çok hızlı kesin hüküm verdiğimi, direk kötü insanlar olarak aklıma yerleştirdiğimi, bazı noktalarda kızmakta haklı bile olsam da önyargılı davrandığım için kendime kızdığım noktalar oldu. Bu kitabın bende oluşturduğu farkındalık buydu.Normal hayatta da her birimizin bazen ne kadar önyargılı, insanlar hakkında çabucak karara varan, sığ ve bencil düşünceli insanlar olabildiğimizi farkettim. Hayat herkesi o kadar farklı sınavlara tabi tutuyor ki, hiçbirimiz kimin nelerle savaştığını, nasıl bir mücadele içinde olduğunu bilemeyiz. Bu yüzden kimseyi yargılamaya da, kesin bir hüküm verip hemen o kişi hakkında kötü düşünmeye hakkımız olduğunu düşünmüyorum. Düşünsene belki onun yaşadığı sınavı biz yaşasaydık o kadar bile ayakta kalamayabilirdik. Her daim bunun farkında olarak yaşamalıyız. Kötü gördüğümüz her şey aslında bi gün bizimde başımıza gelebilir. Karşımızdaki ne kadar kötü görünsede bize, olabildiğince empati kurabilmeli, içimizde oluşan o kötü düşünceleri yıkabilmeliyiz. Kitap boyunca her ikiside farklı ve zor sınavlara göğüs geren, İshak ve Jülide'nin hayat hikayelerini okuyoruz. İkiside çok zor şeyler yaşamış, kendi içlerinde kaybolmuş iki insan.

Bazen bazı olaylar ve mekanlar, hatta kelimeler içimize öyle bir işliyor ki, karşımıza aniden çıkan  ufak bir kelime, içimizi titretmeye, bizi alıp taa geçmişe kadar götürmeye yetiyor. Aslında çoğumuz geçmişe takılı kaldığımız için AN'ın tadına varamıyoruz..
Profile Image for Fatih Durmuş.
112 reviews3 followers
June 18, 2020
Tarık Tufan’ın okuduğum ilk kitabı. Uzun zamandır kitaplığımda duruyordu bu kitap, son zamanlarda çokça karşıma çıkınca artık okuyayım dedim ve bu kitabı fazlaca beğendim. İçinde günlük yaşamdan kesitler barındıran, gerçeksi kitapları okumayı seviyorum.

Yazar bölüm bölüm farklı kişilerin ağzından anlatarak kurguyu çeşitlendirmiş, karakterlerin iç yüzünü daha iyi görmemizi sağlamış. Kahramanların aynı zamanda anlatıcı olmuş. Bir İshak’ a eşlik ediyoruz, bir Jülide’ye, bir de zaman zaman üçüncü bir kişiye. Betimlemeler, psikolojik tahliller, iç konuşmalar oldukça güzel.

Yazarın da deyimiyle; İshak ve Jülide’nin birbirlerinin “ruh akrabası” olduklarını farkederek birbirlerini çok kısa sürede tanıyıp ve derin duygularını anlayıp birlikte kaçmaya karar veriyorlar. Birbirleriyle yakınlaşıyorlar. “Ruh akrabası” güzel ifade, sık kullanırım artık ben bunu :) Birbirini anlamak, anlaşabilmek güzel his. İnsanları o zaman sevmeye başlıyorsun. Bir süre sonra konuşmadan anlaşabiliyorlar o kısımlara ise bayıldım.

Başlarda İshak’a ve Jülide’ye çok kızmıştım, yaptıkları şey için. İshak’ın eşi Nurten için ise çok üzülmüştüm. Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu düşünceler tersi yönde değişti. Bundan dolayı önyargıları yıkan bir kitapta oldu aynı zamanda benim için. Kimsenin hikayesini bilmeden yargılamam gerektiğini bir kez daha anlamış oldum.

Evden kaçarken gösterdiği cesareti sonrasında eve dönerken gösteremiyor bana göre İshak. Doğru veya yanlış tartışılır ama o yürekliliğin devamını beklerdim ben. Başları çok cesurca gelse de hikayenin sonu sönük kalmış gibi geldi bana. İshak kendinden çok taviz vererek yaşıyor hayatı, Jülide ise kaçarak yine benzer bir son oldu.

Bana göre kitabın özeti kitapta geçen şu cümle; “Kaçmak için yola çıktık, irademizin dışında geçmişe savrulduk.”

Kitapla kalın, keyifli okumalar…
Profile Image for Damla.
243 reviews19 followers
March 21, 2019
3.5/4

ben böyle hikayeleri çok seviyorum. iki kişinin gelecekte fark ettikleri, geçmişte kesiştiği noktaların hikayeleri. aynı bir göz gibi; başlangıç noktaları bir ve de bitiş noktaları bir ama bu iki nokta arasındaki yer bombeli, birbirinden ayrı, kopuk ve uzak... önce açılıp birbirinden uzaklaşan sonra da daralıp birbirine yaklaşan noktalar. alt yapısı iyi de olsa kötü de olsa çok severim bu hikayeleri. çünkü her gün yanımızdan geçen bir insan dahi gelecekte bizde bir iz bırakabilme ihtimali varken bu tip hikayeleri okumak beni çok heyecanlandırıyor. İshak ve Jülide'nin hikayeside böyle. benim için yazar hikayenin alt yapısını tam doldurmayı başaramasa da her iki kişinin de geçmişte bir yerde kesişen hayat hikayeleri ile yeni kapıları nasıl bir cesaretle açtıklarını ve de eski kapıları arkalarına bakmadan nasıl kapadıklarına şahit olmak güzeldi. en azından bir insan bazı şeyleri yaparken cesaret bulabilecek bir işareti hayatında hep yaşadığını görmek ve onu örnek alabileceğimizi hissetmek iyi geldi. iki ayrı uç İshak ve Jülide, ama kaderleri aynı. ilk başta yolları ayrı gibi görünse de bence ikiside içten içe aynı kaderi yaşıyorlar. ben açıkçası onların hikayesini sevdim. özellikle de 150. sayfadan sonra. bence sizlerde bu ikiliye bir şans verebilirsiniz.
Profile Image for okumadan_olmaz.
174 reviews53 followers
January 3, 2020
Düşerken, açık ara okuduğum en iyi Tarık Tufan kitabı oldu benim için.
Yazarın, İshak’ın ve Jülide’nin olmak üzere üç farklı anlatıcıdan dinlediğimiz bir yol hikayesi aslında Düşerken.
Ama bu bildiğimiz yol hikayelerinden biraz farklı. Son bölümde yazdığı gibi kaçmak için yola çıkan ama iradelerinin dışında geçmişe savrulan İshak ve Jülide’nin bilinmezler dolu kendilerini bulma hikayesi.
Alıştığımız Tarık Tufan melankolisi bu kitapta kendini pek göstermiyordu. Yazar biraz tarzının dışına çıkmış gibiydi. Bunun yanında ölümün betimlendiği kısımlar buram buram Tarık Tufan edebiyatı kokuyordu çünkü Tufan’ın kaleminde ölüm bir başka şekilde resmediliyor, okuyanın içine içine dokunuyor.(Şanzelize Düğün Salonu’nu okuyanlar mektubu hatırlayacaktır.)
Son derece, olduğu gibi, sıradanlıkların tesadüflerle şekillendiği ve kurguyu ilerlettiği, okuyucuyu son sayfaya kadar merak içinde tutan bir anlatım söz konusuydu. Ben çokça keyif alarak ve aynı zamanda hüzünlenerek okudum.
Profile Image for Aydın Sönmez.
96 reviews
December 7, 2018
"İnsan bazen her şeyin sonuna geldiği hissine kapılıyor. O andan itibaren ne yapacağını bilememenin çaresizliğiyle, eli kolu bağlanmış bir halde, son bir ümitle, dışarıdan gelecek küçük bir işaretin, çürümeye yüz tutmuş ruhuna yeniden can vermesini bekliyor. Gücüm tükendikçe, takatim kesildikçe mucizelere daha çok muhtaç oluyorum."

Düşerken; başlığıyla, ilk bölümüyle adeta beni kendine çekti. Ve okuduğum için kesinlikle memnun hissediyorum. Gerçi şu sıra benim iş yoğunluğum sebebiyle birçok yere kapağı dahi açılmadan benimle gitti/geldi ama bitirmek bugüne nasipmiş. Kitabı sevdim hatta bu kitapla güncel edebiyatımıza daha çok şans vermeye karar verdim.
46 reviews
April 14, 2024
Tarık Bey’in okuduğum ilk romanı. Gayet iyi olduğunu düşünüyorum. Özellikle hikaye, kurgu, anlatım ve karakterler gayet yerinde. Bununla birlikte çok daha derinlikli bir roman yazılabilecek bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Karakterler, olaylar, duygular daha derinlikli ve uzun anlatılabilirdi. Sanırım yazar aynı zamanda senaryo da yazdığı için olaylar çok hızlı gelişiyor, anlatım da hızlı gidiyor. Bir film ve dizi için tempo önemli ancak romanda beklentim daha derinlikli bir anlatım ve atmosfer yaratma ile karakteri daha iyi anlamak kendimizi karakterin yerine koymak.
Özetle gayet iyi bir roman ama daha iyi olabilirdi, kanımca yazarın potansiyeli yüksek, diğer kitaplarını da okumalı..
Profile Image for Zumrut.
43 reviews2 followers
August 14, 2020
Guzel bir kitapti. Karakter analizleri, duygu anlatımları basarili ve güçlüydü. Belki de bu sebepten okumam biraz zorlaştı çünkü ister istemez karakterlerin duygularını hissettim okurken. Bazı karakterler de gecmisleri itibariyle tanidigim insanlara benzediği icin yavaşlar okudum.

Güzel bir yazı dili vardi. Olay orgusu basariliydi. Kitabin bas karakterleri hakkındaki on yargılar, her sayfada hayatlarından basks bir bilgiyle yıkılabiliyordu. Karakterler hakkında ilk basta düşündüğüm seyler kitabin sonuna doğru çok değişti sebepleri ve gecmislerini öğrenince.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Mimi.
97 reviews5 followers
June 11, 2024
Kitabin her bolum sonu heyecanlandiran merak uyandiran bir cumleyle bitiyor bu yuzden daha da okumak istiyorsunuz. Betimlemeler cook fazla mevcut ama cok yormuyor. Cok guzel kafada canlaniyor. Yine de ishak ve julideyi tam kafamda canlandiramadim. Mekanlar yerler cok betimlenmis ama basrollerin yuzleri cok net degil. Kızın kör olmasini cok bekledim, yada ishak ile beraber olmasini. İshakin annesinin resmini en azindan gercekten gormesini istedim ama surekli o yok bu yok o ölmüş bu gitmiş derken en son julide cizdi.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Profile Image for Oğuzhan Karaot.
73 reviews4 followers
January 10, 2019
Kendi içinde yok olmaya yüz tutmuş iki insanın karşılaşması, birbirlerini tamamlamaları ama bunu kendilerine yedirememeleri. Müthiş müthiş müthiş! Tarık Tufan’ın bu kadar başarılı olmasının sebebi ne ise tüm yazarlara aynısının nasil olmasını diliyorum. Şanzelize Düğün Salonu’ndan daha iyisini yapabilir mi diyordum, yapmış.
Profile Image for Elmas Koçan.
7 reviews
March 25, 2019
hiç bir şey göründüğü gibi olmadığı gibi anlamadan dinlemeden anlam yüklememek gerekiyor. Basit bir konu gibi görüns de sonlara doğru değişen bir romandı benim için. Bazı eksiklikler ve hava da kalmış şeyler oldu ama yazarın kalemini sevdiğim için beni mutlu etti. Çok betimleme sevmeyenlere biraz sıkıcı gelebilir.
Profile Image for Sıla Karabent.
97 reviews9 followers
February 29, 2020
Yazarin okudugum ilk kitabi oldu. Bazi betimlemeler, aciklamalar bana biraz uzun geldi, biraz daha sadelestirilebilirdi. Onun disinda romanin ana karakteri silik, korkak, kendi kararlarini vermekte zorlanan bir adam. Bir anda karsisina cikan bir kadin ona cesaret veriyor ve olaylar gelisiyor. Zamaniniz varsa, okunabilecekler listesine eklenebilir.
Profile Image for MUSTAFA GOKTAS.
80 reviews
August 7, 2022
Gunumuz insaninin hayattaki bosluklarini, amacsizca yasamasini anlatmakta. Amaci olmayan bir yasamda savrulmayi betimledigini dusunmekteyim. Gunumuz insani her gelen ruzgara dokunup savruluyor. Sonra da vazgeciyor. Cok hizli bir degisim yasiyor. Uzun vadeli planlari hic yok.

Roman surukleyici tek solukta bitebilir. Biraz zaman gecirmek icin ideal. Ekstra bir bilgi ya da gelisim saglamiyor.
Profile Image for Latife .
5 reviews
December 30, 2018
Şairin
‘İçimden şu zalim şüpheyi kaldır
Ya sen gel
Ya beni oraya aldır’ dizeleri geçiyor aklımdan istemsizce. Kitapta Jülide geliyor, İshak gidiyor ve ortak bir yerde nasıl ve niçinsiz buluşuyorlar. Zalim şüphe biraz olsun azalıyor.
Profile Image for Merve Artukarslan.
20 reviews2 followers
March 12, 2019
her cumlesine ozenilmis, hikayesi birinci agiz degistirlerek ilmek ilmek orulmus bir kitap.
beni rahatsiz eden tek sey: ishakin ic sesi ishaka gore fazla derinlikli. ishakin agzindan yazilan kisimlarin ishakin irdelemekten kacan ve kabullenmis anlayisini yansitmasini isterdim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Displaying 1 - 30 of 47 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.