Bir akademisyen niye yalan söyler? Yahut insan, niçin yalan söylediğini bilebilir mi? Edebiyat fakültesinde hocalık yapan Kazım Kanmaz, otuzlu yaşlarındayken bir yalan söylemeye karar verir. Hayat macerasında karşısına çıkmış insanları alıp bir potada eritir ve 19. yüzyıl Osmanlı’sında yaşamış zavallı bir kadın ressamı, Suat Hanım’ı yaratır. Makaleler ve kitaplar yazar, söylediği yalanı yıllar içinde büyütür. Bihaber, geçmişine anlam vermeye çalışan bir akademisyenin kendi kişisel tarihinde gerçekleştirdiği trajik bir arkeolojik serüven. Bir itirafla başlayan roman, kahramanı adım adım yalana götüren olayları ve insanları, tarafsız olamayacak birinden, yine kahramanın ağzından okuyucuya ulaştırıyor.
Türk edebiyatında konusu itibariyle çekici gelen bir kitaba herhalde uzun zamandır rastlamamıştım. Büyük bir hevesle kitaba başladım. Yazar romanda bahsettiği iyi roman kriterlerini kitabında uyguluyor, büyük bir anlatı kurma cesaretini gösteriyor. Bu yüzden de kitaptaki yalana, Suat Hanım'ın hikayesine gelmek için uzun bir müddet beklemek gerekti. Fakat bu uzuun arka plan anlatısında fazlaca tekrarlar, boşluklar, gereksiz uzatılmış bazı pasajlar, temellendirilmemiş, okuru ikna edemeyen açıklamalar, klişeye kaçan bazı imgeler ve tiplemeler, teknikte ve kurguda aksaklıklara yol açıyor. Teknikteki ve kurgudaki bu zayıflıklar romanın ritmini düşürüyor,yine de bir ilk roman olduğu için mazur görmek gerek zannediyorum. Konunun albenisinden bahsetmiştim. Suat Hanım'ın uydurulma hikayesi bana Orhan Pamuk'u anımsattı, neden bilmiyorum. Bu konuyu Pamuk kapsa nasıl da hevesle yazardı diye düşündüm. Naçizane fikrim, roman zayıf yanlarına rağmen bir ilk roman olarak başarılı. Fakat beni cezbeden ve gözümde kıymetli kılan yanı romanın orijinal konusu oldu. Rahatça okunan, tatlı bir roman.
Psikolojik analiz romanı sevenlere tavsiye ederim. Kitapta hoşuma giden özelliklerden birisi romanın kahramanının aile haritasının ve genetik mirasının iki nesil öncesinden verilmesi oldu. Böylelikle kritik bir gözden okuyan okuyucuya bu akademisyeni daha iyi tanıma fırsatı veriyor. Çok akıcı ve kurgusu çok sürükleyici bir kitap... İki günde bitirdim, iki defa okudum. Yeni nesil yazarlardan kimi okuyayım diye düşünen varsa bu kitabı tavsiye ederim. Umarım yazarın yeni eserlerini de okuruz, çünkü bu kalemi beğendim/beğendik
Toy bir roman. Teknik bir yığın sorunu var. Ancak toyluğu tekniğinden çok, yazarın az düşünerek çok fikir üretmesinden kaynaklanıyor. Muhafazakâr sığlığı diyebileceğimiz öğretici tutum, özellikle yazarın edebi eserler ve edebiyatçılar hakkında karakterlerine söylettiği ipe sapa gelmez görüşlerinden metne damlıyor. Yazarımız, erken sayılabilecek bir yaşta heyecanına yenik düşerek birçok yazar ve eseri kendince konumlandırmış. Edebiyat üzerine eleştirel düşünen biriyseniz, yazarın çocuksu ve delice coşkusundan yılıp kitabı daha yarılamadan elinizden bırakabilirsiniz. Ancak romanın başındaki “hiç yaşamamış ressam” da ne ara gelecek, diye merak edip sonuna kadar ilerlerseniz sizi daha büyük teknik aksaklıklar karşılayacaktır. Yazar, son bölümde bu konuda okuru ve kendini avutacak basit açıklamalar yapsa da, 60-70 sayfalık kısım için neden yüzlerce sayfa okuduğumuzu izah edemiyor.