Bugün bir külliyat haline gelmiş olan Oruç Aruoba kitaplarına 1990'da de ki işte ile başlamıştık. de ki işte, geniş bir okur kesimine felsefi, şiirsel metnin keyfini tattırdı. Felsefe okumayı onlarla, yüzlerle sayılabilecek okur çevresinden çıkararak binlerce insana, en başta da genç kuşaklara yaydı. 1986-88 yılları arasında yazılmış olan de ki işte, daha önce yayımlanmış tümceler ve daha sonra yayımlanan yürüme adlı ciltlerle birlikte Yürüme Üçlüsü'nü oluşturmaktadır. de ki işte’nin bugün de Oruç Aruoba'ya başlamak için ilk kitap olduğunu düşünüyoruz.
Yazar ve felsefecidir. 1948 yılında Karamürsel'de doğdu. TED Ankara Koleji'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Yüksek Lisansı'nı aldı. Aynı üniversitede Felsefe Bilim Uzmanı oldu. Felsefe doktorasını tamamladı ve öğretim üyeliği yaptı (1972-1983). Tübingen Üniversitesi (Almanya) felsefe semineri üyeliği (1976-1977) ve Victoria Üniversitesi (Wellington) (Yeni Zelanda) konuk öğretim üyeliğinde bulundu (1981). Çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Birçok dergide yazı ve çevirileri yayınlandı. Serbest yazar olarak çalışmaktadır.
Kitap, Ölüm ( De ) + Yaşam ( Ki ) ve Felsefe ( İşte ) olarak üç bölümden oluşuyor. Benim beğenerek okuduğum, felsefe hakkında yazılmış ve yapılmış incelikli çıkarımlar oldu. Oruç Aruoba'nın Sanat'ın yazılı olarak anlatılmasında ciddi bir emeği olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncem "Haiku"larını okuduğumdan beri de güçlenmekte.. Kitapta yaşam kısmında fazlaca sorgulama ve derinlik bakış açısıyla tahliller yapılmış bundan dolayı yaşam kısmını, felsefe bölümünden çok fazla ayrı tutamadım. Felsefe kısmında ise özellikle dipnotlarda, felsefecilerin yaşamlarına yönelik örneklemeler, metinlerin karmaşıklığına dair güzel açıklamalar olmuş.
Kitabımı sahaftan almış olmam, içerisinden 10 senelik bir çiçek çıkmış olması ve hemen yanında da " bu çiçek kendini varedebilmiştir" yazması da beni ayrıca mutlu etti.
Bazen aynı şeylere dönüp duruyormuşuz gibi hissettim ama onun dışında şahaneydi.
Üstelik Ölüm kısmının beni sarsmasını beklerken Yaşam kısmında duvardan duvara savrulmuş gibi oldum. Her bölüm güzel olsa da en etkilendiğim Yaşam oldu.
Aruoba'nın herhangi bir kitabına yıldız vermek zor bir iş benim için. Aruoba'ya bağlanıp bağlanamama durumum hayli değişkenlik gösterir, Aruoba hep "an" içindedir, bir an gelir çok özel, çok ilginç bir yerden başgösterir, başka bir an gelir, çok yabancı olur bana, çok yabancı olurum ben ona.
Bu okumada, örneğin, Ölüm (de)'ye fazla bağlanamadım, Yaşam (ki) güzeldi, Felsefe (işte) ise muazzamdı. Bu da, öyle görünüyor ki, benim şu sıra, şu an yaşadığım hayatla ve süreçlerle ilgili bir durum, yani daha çok benimle ilgili, Aruoba ile veya "de ki işte" ile ilgili değil; yahut ilgili de olsa, işte, daha az ilgili.
[Edebiyat -ve tüm sanat- aslında hepten böyle bir şey değil mi ki?].
Bu sebeplerden, böyle -bir takım- yazarlara, böyle -bir takım- kitaplara yıldızmış şuymuş buymuş vermeyi sevmiyorum, sevemiyorum.
Ancak bir de şu var ki, misal bir Yürüme'ye veya Yakın'a rahatlıkla beş yıldız veririm, altıncısı olsa onu da veririm diyebiliyorum. Bu da işte, daha ziyade yine benimle, şu anki "ben"le ilgili bir durum. Gün gelir, benim yürümem, yollarım biter (-bitmesin-), ateşim söner (-sönmesin-), ve ardından bir ölüm-yaşam düşkünlüğü gelir (-bak bu olur, gelsin-), işte o gün "de ki işte" yeni bir baştacı olabilir. Aruoba böyle ilginç bir adam, böyle güzel bir adam vesselam.
Özetle: Oruç Aruoba da işte, iyi ki var, iyi ki böyle.
Yıllar sonra yeniden okudum.3 bölüme ayrılan kitabın (ölüm(de),yaşam(ki),felsefe(işte) neden bilmem ama ölüm kısmını daha çok sevdim.İşin ilginci , yaşam kısmı bana ölüm bölümünden daha karamsar geldi:)Kelime oyunlarına da bol bol yer verdiği bu kitap, ardında düşünecek birçok konu bırakan,felsefe ve şiirin buluştuğu,hayatınıza yeniden bakmanızı sağlayacak kitaplardan. Evet, işte: Yaşadıklarımız öldürdüklerimizdir.
Başka türlü nasıl olsundu ki : bir belirli yaşam anında gerçekleştirilen, yaşar kılınan bir şey, o anın geçip gidişiyle, yokolmak üzere varedilmiş olmaz mı?
Bir belirli anda yaşanan, o anın geçiciliği yoluyla, ölüme teslim edilir.
her yaşanan geçicidir; her yaşanan ölümlü…
ölüm de, öyleyse, yaşayanın geçiciliğidir. -ama, demek ki, ancak yaşamış olan ölebilir : öyleyse , ölen yaşamış olandır – yaşayan da, ölecek olan ; yani , yaşayan – öyleyse, işte, ölüm yaşamdır.
yaşam ne denli ölümse, ölüm de o denli yaşamdır.
ölen , çünkü, ancak yaşamışsa ölebilir – ancak yaşamış olan ölebilir; ve tersi – ancak ölmüş olan yaşayabilir…
öyleyse,
öldüklerimiz de hep yaşadıklarımızdır -nasıl , yaşadıklarımız , hep, öldürdüklerimizse…
neyi ki yaşarız, onu öldürürüz -öldüğümüz de, hep , yaşadığımızdır.
Oruç Aruoba'nın dolambaçlı ama yalın, fırtınalı ama dingin tam oksimoron oluşturan cümleler dünyasına hoşgeldiniz. Anlamarayış, Ölüm (de), Yaşam (ki), Felsefe (işte) bölümlerinden oluşan, cümle cümle derinlere sürükleyen kitap. Kitabın en yüksek ve alıp uzaklara götüren bölümü bence Yaşam (ki). Çokça soru sordurtan kendine yönelerek şuan nerelerdeyim diye anlam arayışları halinde savrulmaya hazır olun. Dolayısıyla eğer listenizde varsa ve okumayı planlıyorsanız, zihin olarak hazır hissettiğiniz, bir manzara ve dış dünyadan soyutlanmış bir mekanda ancak mümkün.
''yaşam, gidince ne yapacağını bilmediğin, ama gitmek istediğin yerlere doğru katettiğin yollardan oluşacak, ki bunlar belki o yerlere gitmek istediğini bile ancak sonradan anlayacağın yollar olacak...''
''yaşamı, ne beklediğini, bilerek- ama beklemeden - yaşayacaksın en çok beklediğinin de gelse bile bir gün hiçbir zaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek... ''
Hani uzun otobüs yolculuklarında okuduğunuz üzerine düşünmek için camdan bakarsınız, okuduğunuz, düşündüğünüz ve gördüğünüz anda harmanlanır başka bir katman oluşturur size algıda. Bu kitaba öyle bir yolculukta başlamıştım, hem bir an önce sayfaları devirmek istiyordum hem de her sayfada durup üzerine düşünüp kendimi anlamaya çalışırken keyfini çıkarmak istiyordum okumanın. Bu kısır döngü içindeki çelişki hali tam olarak kitabı tanımlıyor bana. Önce ölüm sonra yaşam en son da felsefe irdeleniyor. Bir çok gönderme var kitapta ama benim okunacaklar listeme aldıklarım bunlar: Uzun sürmüş bir günün akşamı, Bilge Karasu Veba, Albert Camus Melville'nin öyküleri
Yaşamı 'hafifçe' yaşayabilseydin, yaşamın olayları da uçup giderler, sana yük olmazlardı — ama o zaman da, uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı 'ağır'laştıracaksın; ki uçup gitmesin, omuzuna çöksün; sen de onun yükünü taşıyasın. . Yaşamın, sana, bilmediğin, anlamadığın bir dilde; yabancı, tanımadığın bir üslupta, şarkı söyleyen biri gibi gelecek: Söylenen şarkı seninle ilgiliymiş, senden söz ediyormuş gibi bir duygu duyacaksın hep; ama, hep de, bilmediğin, anlayamadığın bir dilde, sana yabancı, tanımadığın bir üslupta olacak duyduğun… . Felsefede en son söylenebilecek şey, en sonda, hiçbirşeyin söylenemeyeceğidir :- işte, bu... . Oruç Aruoba sevdiğim bir şair, arada kitaplarını elime alıyorum ve ne zaman ya bu kitabını beğenmezsem diye bir düşünceye kapılsam kapağını açmamla birlikte haksız olduğumu görüyorum. Herkesin sevdiği kitaplar kendi beğenisine göre değişiyor ve bence şiir kitapları bu öznel yaklaşımda daha farklı bir yere sahip. Aruoba felsefeyle şiiri birleştirerek yazıyor ve şiirlerinde yinelemeleri, çıkarımlar yapmayı, farklı ama başıyla bağlantılı bir sonuca ulaşmayı çok iyi başarıyor. Bu kitabı 3 bölümden oluşuyor ölüm (de), yaşam (ki) ve felsefe (işte). Bu bölümler de bir anlam arayışı içerisinde bütünleşiyorlar. Benim en sevdiğim bölüm yaşam bölümü olsa da diğer 2 bölümü de keyifle okudum. Şiir kitabı olduğundan uzatmaya gerek görmüyorum sadece kitabı okumak istiyorsanız felsefi olarak bir altyapınızın olması gerektiğini belirtmem gerek. Eğer şiir okumaktan hoşlanıyorsanız bakmanızı tavsiye ederim.
Yayımlandığı dönemde yeni bir şeyler söylemiş olduğu için yarattığı etki alanını anlamakla birlikte, tarzı ve söylemi günümüz dünyası için biraz yavan, abartılmış buldum.
İlk defa Oruç Aruoba'nin bir kitabını okudum. Felsefenin izinde podcastinden duymuştum sanırım. Bazen kısa bazen uzun içi dolu dolu cümlelerden kesitlerden oluşuyor. Kitap aslında 150 sayfa fakat 2 dk okuyup 15+ dk bu düşündüğüm için baya uzadı bitirmesi. İlk iki bölüm baya akıcı. Ölüm ve yaşam hakkında yazılar var fakat en son bölüm dikkat ve tekrar tekrar düşünme istiyor. Son bölüm Felsefe hakkında.
Kitabın ilk iki bölümünü ve özellikle yaşam bölümünü okurken sanki hayattan spoiler yemiş gibi hissettim.
Kitap üç bölümden oluştuğu için ben de bölümler üzerinden ayrı ayrı yorum yapacağım. İlk olarak isimlerini saymam gerekirse Ölüm, Yaşam ve Felsefe olmak üzere üçe ayrılıyor kitap.
Beni içlerinden en çok etkileyen Yaşam oldu. Yapılan tespitler insan hayatına dair anlamlı nokta atışlarıydı. Her bir söz bende tekrar tekrar okuma isteği yarattı.
Ölüm kısmı biraz daha iç karartıcı ve umutsuzluk hissi yükleyiciydi ancak yaşarken ölme ve ölümün huzuru konularıyla yakından ilgili olduğum için anlatılanlar bana bir o kadar da yakın geldi.
Felsefe kısmı ise tam olarak Felsefe’ye kendini yakın hissedenlere göreydi. Psikoloji okumuyor olsam muhtemelen Felsefe okurdum diye düşünüyordum hep ve bu kitap da bunu tasdiklememi sağladı. Yine de bahsedilen bazı konular hakkında öncesinde bilgi sahibi olarak okumayı daha çok isterdim.
Kitaba dair en sevdiğim şey ise açık ve anlaşılır bir dilin kullanılması oldu. Normalde felsefenin işlendiği kitaplarda bazı cümleleri tekrar tekrar okusam yine de anlayamıyorum ancak bu kitapta anlaşılmaz diyebileceğim çok az bölüm vardı, bu benim için çok büyük bir artı puan.
Çok duymuştum kendisini: Oruç Aruoba. Biz yeni tanışabildik. Yeni buluşabildik yaşam masasının etrafında. Her dizeyi okurken ben: “Neredeydin daha önce?” diye sormaktan kendimi alamadım. “Hep buradaydım. Sen şimdi geldin buldun beni. Çünkü tam da bu zaman olmalıydı!” dedi. Her kelimesi, dizesiyle kalbimin bağını çözdü, oksijen girmesini, temiz hava girmesini sağladı, meraklarımı giderdi, işin içinden çıkamadığım yerlere “normal, hayat zaten bu” dedi, hayatın gizeminin şifresini söyledi kulağıma bir de. Daha ne olsun. İyiki ölümsüzlük var. İyiki zamansız, mekansız alanlar var. Yoksa ne yapardık bir başımıza bu hayatta?
Herkesin ama herkesin okumasını tavsiye ederim, tüm kalbimle.
-Bazı şeyleri belki de her bir şeyi yaşayıp bitirmek gerekir yoksa yaşanıp durdukça bayatlarlar
-insan yaşamın anlamını ölümde bulur ancak ölümsüz yaşam anlamsızdır
-yaşadığın her andan sonra ölebilecek durumdaysan gerçekten yaşıyorsun demektir. ama bilinçli yaşayan kişi her anını ölebilme bilinci birlikte Yaşar, öyle yaşıyorsa işte bilinçlidir yaşam bilinci eninde sonunda ölüm bilincidir yaşamı bilinçlendirmeni sağlayan salladın ölüm bilincidir
-yaşaman yaşamın yükünü yüklenmen olacak, yaşam yükleneceğini yüktür, yaşamın yükündür
-yaşamda atmak isteyeceğin her adımın bir bedeli olacak ancak bedeli ödemeye hazır olursan Atabileceksin o adımı..
-yaşam gidince ne yapacağını bilmediğin ama gitmek istediğin yerlere doğru kat ettiğin yollardan oluşacak ki bunlar belki o yerlere gitmek istediğini bile ancak sonradan anlayacağın yollar olacak
-Yaşamın yaşadıklarındır. yaşamaya karar verdiklerin ya da yaşamak istediklerin değil..
-yaşam senin kendi başına arayıp bulup kurmak zorunda olduğun bir şey bu da zordur işte
-ne beklediğini bilerek ama beklemeden yaşayacaksın en çok beklediğinin de gelse bile bir gün hiçbir zaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek. yaşamın bir bekleme olacak ama beklemeden yaşayacaksın
-yaşamında en zor işin kendi yolunu yürümek olacak, yaşamının yaşadığın kadarıyla yalnızca senin yaşamın olduğunu aynı şeyin onlar için de geçerli olduğunu ilişkide olmanın da bu temel gerekliliği engellemediğini engellenmemesi gerektiğini anlamak
-yaşamında değişikler yapman yıllar sürecek çünkü yaşamında değişiklik yapman yaşamında ilişkide olduğun önem verdiğin sevdiğin saydığın kişilerde değişiklik yapmak zorunda kalmanın olacak onlara verdiğin önemde sevgide saygıda değişiklik yapman sonra da onları bırakman onlardan ayrılman kopman
-yaşamında en çok yakınlaşma isteği duyacağın kişiler senden uzaklaşma gereksinimini en çok duyan kişiler olacaklar
-yaşam hep birlikte yapılabileceklerin hayallerinin yalnız kalmaların kayalarında parçalanışıdır..
-bir şeyler yaşamışsın gerçekten yaşamış San onları getiremezsin artık istesem bile istemesen bile Yaşar artık onlar
Ve daha bir çoğu.. tekrar tekrar dönüp okunmalı, özellikle yaşam bölümü.
"Felsefe, olanaksızın, olanaksız olarak, olanaksızdır diye, olanaksız olduğu için, olanaksız olduğu bilinciyle, denemesidir."
Bu kitap bir baş ucu kitabı olarak kalacak ve içine açıp açıp baktığım bir dostum olacak. Bu kitabı okumadan önce insanın kendi birikimlerine sahip olması, belli bir seviyede felsefe eseri okumuş olması kitabı daha da iyi anlamak için çok önemli. Kendimi daha da geliştirdikçe tekrar tekrar okumalıyım dediğim bir kitap. Özellikle dil felsefesi ile meşhur Wittgenstein'dan çokça bahsetmesi ve dil felsefesine hatrı sayılır bir kısım ayırması küçük dilbilimciyi mutlu etti:")
yaşam ile ölüm, var olma ve sonsuza kadar var olmama hali arasındaki paradoksun böylesi etkileyici ve zeki bir dille ele alınışı. yaşamın anlamının (ya da anlamsızlığının) sağlamasını yapmak isteyen herkesin hayatına dokunması gereken birisi Oruç Aruoba. seneler önce lise zamanı okumuştum tüm kitaplarını; o zaman farklı şimdiyse farklı hisler uyandırdığını söyleyebilirim.
“bazı şeyleri (belki, her bir şeyi) yaşayıp bitirmek gerekir; yoksa yaşanıp durdukça, bayatlarlar.”
Kitabı okurken kendinizle de derin sohbetler ediyorsunuz, özgürlük üstüne, varoluş üstüne, felsefe üstüne, yaşam üzerine, sonlar ve bitişler üstüne... Çünkü Oruç Aruoba’nın da dediği gibi: “Yaşamın, kendinin farkına vararak, Özgür olmanın süreci Olacak”
ANLAMA-RAYIŞ; çok güzel bir başlangıç. 4 kuple öyküyle anlaşmasızlıkla yaşamı anlamaya başlamak temalı
DE (ÖLÜM); “Ancak ölebilecek olan kişi yaşar. Zaten insan yaşarken her an, ölebilir…?” “Ölüm ters-anıdır: yani anı olamayacak şeydir— ölüm, anımsanamayacak tek yaşantıdır.”
Kİ (YAŞAM); “Yaşamı ‘hafifçe’ yaşayabilseydin, yaşamın olayları da uçup giderler, sana yük olmazlardı— ama o zaman da uçucu, boş olurdu yaşamın. Bu yüzden, yaşadığın her olayı ‘ağır’laştıracasın; ki uçup gitmesin, omuzuna çöksün; sen de onun yükünü taşıyacaksın.” “Yaşamın yönünü bulmağa çalışırken, yaşamın yolunu bulamayacaksın.” “Ne beklediğini bilerek—ama, beklemeden— yaşayacaksın: en çok beklediğinin de, gelse bile birgün, hiçbir zaman beklediğin anlamda gelmeyeceğini bilerek…” “Yaşamın, beklediğinin gelmemesi—-ki; işte: senin de, gelmeyeceğini bildiğini beklemen olacak.” “Yaşam, yazarı da, sahneye koyanı da, başoyuncusu da sen olan; ama senin yalnızca seyircisi olduğun bir oyundur.” “Yazmak, yaşamak uçurumunun doruğudur.”
İŞTE (FELSEFE); “Felsefe, gürültü içinde sessiz; kalabalık içinde yalnız olma sanatıdır.” “… önce huzursuz bir dengesizlik duygusu, sonra belirsiz bir tamamlanmışlık duygusudur— arada da, yoğun bir boşluk duygusu…” “… kişinin acıkmamışken oturduğu, ve acıkarak kalktığı bir sofradır.”
“Ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın: duygusal olarak “unutulmaz bir an” denen yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak, tam kendisiyle yüz yüze geldiğin bir başka kişiyle birlikte, bir şey yaşadığında (bir sevinç, bir acı…) - o zaman gerçekten yaşarsın.”
Bu kitap nasıl tarif edilir bilmiyorum. Şiirsel-felsefi metin demişler, öyle de denilebilir herhalde. Bana göre yazarın, kendisinin de son bölümde dediği gibi, yaşadığı kadarıyla ve yaşadıklarından ötürü dile getirdiği birtakım düşüncelerden oluşuyor bu kitap. Sesli düşünme gibi yani. Yazar ölüm (de), yaşam (ki) ve felsefe (işte) üzerine sesli düşünmüş sanki. Hiçbir düzene uymamış ama kaos da yaratmamış…
Kitabı ve Oruç Auroba’yı Damla Sönmez’in Pandora’nın Merakı programında anlatışıyla merak etmiştim. Kendisi Auroba’nın kitaplarını eline alıp roman gibi okumak yerine zaman zaman açıp bir sayfasını ya da bazen bir cümlesini okuyup üzerine düşünerek deneyimlediğini söylemişti. Bence de olması gereken bu ve onun gibi zaman zaman açıp kitabı özellikle altını çizdiğim söylemlere bakacağıma emin gibiyim.
Aruoba’nın yapıtlarının üzerine bina edildikleri “Felsefe” zeminini en iyi en duru işlediği eserlerden birinin “De ki işte” olduğu söylenebilir. Kimi eleştirmenler, meraklıların okuması gereken ilk Aruoba kitabının da bu olmasını öneriyorlar. Tabii fikirler muhtelif. “Felsefe yapmak” öğretilebilir mi ? Anlatarak aktarılabilir mi ? Bir röportajında şöyle demiş Aruoba: “Kant ‘Felsefe öğretilemez; ama felsefe yapma öğretilebilir.’ der. Bu anlamda, felsefe tarihinde bütün düşünürlerin bir ustası olmuştur; canlı ya da ölü… Felsefe yapma, şiir yazma gibi öğrenilmesi gereken bir şeydir; ‘kendiliğinden’ olmaz. Bu yüzden kişinin önce çırak olması gerekir; sonradan becerebilirse kalfa, sonra da gücü yeterse usta…” Ustanın anısına saygıyla
Şiirsel başlayıp düz yazı ile bitirmiş kitabını Oruç Aruoba..felsefe üzerine yine yazılardan oluşmakta olan bu kitaba ileride yine döneceğim gibi duruyor..kitap bir daha bir daha okumam gerektiğine inandığım eserler arasına girdi bile..
"Yalnızca neyi aradığını bilmeden yaşamakla kalmayacaksın, bulduğunda, aradığının o olup olmadığını da bilmeyeceksin — kurduğunda, kurduğunun 'sahici' yaşamın olup olmadığını da...