"Bence Haldun Taner, daha bugünden çağdaş yazınımızın, özellikle öykücülüğümüzün bir klasiğidir. Bunu kendine vergi anlatımına, kişiliğine, öykülerinin insancıl özüne borçludur." -Oktay Akbal (Cumhuriyet, 10.5.1986)- "Derinlik, incelik ve kurgu işçiliği kadar, gözlem ve ayrıntı çeşitliliği yönünden de zengindir Taner öyküsü. Dili ve biçimi klasik sayılabilir, dünyaya bakışı ve yorumları hep çağcıdır." -Füsun Akatlı (Milliyet Sanat, Mayıs 1986)- "Haldun Taner, öyküyle başladı yazarlığa, Humour denen o ince alayı ilk o getirdi -mizah ustaları dışında- edebiyatımıza. Galatasaraylılıktan gelme bir olaydı bu, ama incenin incesi." -Vedat Günyol (Milliyet Sanat, Mayıs 1986)-
Haldun Taner, a well-known Turkish playwright and short story writer.He was born on March 16, 1915 in Istanbul. After graduating from the Galatasaray High School in 1935, he studied politics and economy at the University of Heidelberg in Germany, until a serious health problem forced him to return to Turkey, where he graduated from the Faculty of German Literature and Linguistics in 1950. He also studied theatre and philosophy at the University of Vienna between 1955 and 1957 under the direction of Heinz Kindermann (1894–1985), an Austrian theater and literary scholar.
As a well-disciplined writer accumulating a rich blend of culture, Taner wrote a great number of stories, generally humorous; essays, newspaper columns, travel writings and theatre plays, in particular, brought him several important awards including the New York Herald Tribune Story Contest First Prize (1954), the Sait Faik Story Award (1954), the International Festival of the Humor of Bordighera Award (1969), and so on. Among his plays, the most popular is Keşanlı Ali Destanı (Epopee of Ali of Keshan). His stories have been translated into German, French, English, Russian, Greek, Slovanian, Swedish, and Hebrew.
Taner affected Turkish theater with the so-called Haldun Taner Theater named after his school of cabaret theater style. In 1967, together with Metin Akpınar, Zeki Alasya and Ahmet Gülhan, he founded the Devekuşu Kabere (“Ostrich Cabaret Theater”).
Haldun Taner died of a sudden heart attack on May 7, 1986, in Istanbul. He was laid ro rest at the Küplüce Cemetery following the religious funeral service at the Teşvikiye Mosque on May 9.
Works:
Stories: Yaşasın Demokrasi (1949),Tuş (1951), Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953), Ayışığında Çalışkur (1954), Onikiye Bir Var (1954), Konçinalar (1967), Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969), Kızıl Saçlı Amazon (1970), Yalıda Sabah (1983), Plays: Günün adamı-Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi (1958),Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1961),Huzur Çıkmazı (1962), Keşanlı Ali Destanı (1964),Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Zilli Zarife (1966), Vatan Kurtaran Şaban (1967), Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün (1971), Aşk-u Sevda (19739, Dev Aynası (1973), Yâr Bana Bir, Anectode-Travel Writing-Interview:Devekuşuna Mektuplar (1960),Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978), Düşsem Yollara Yollara (1979),Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979), Yaz Boz Tahtası (1982), Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl Oyma Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987)
"Beyaz saçlı adam, az evvel çok hoş bir nükte yapmış olacak ki, kadınlardan biri, 'İlahi enişte bey, çok yaşa sen e mi?' diye hâlâ gülüyordu. -Neden her nikâhta ille böyle hoşsohbet bir enişte bey bulunur?-"
Yine lise zamanlarında okuduğum bir kitaba geri dönmüş bulundum. Açıkcası şu an anlıyorum niye okutulduğunu. Haldun Taner'in gözlem ve gözlemlerini tasvir etme yetisi çok yüksek bence. Bir de işin içine kendine özgün mizahını katınca insan kendini hikayenin içinde buluyor. Ben en çok Ayışığında "Çalışkur"'u sevdim. Gözlemleri ve tarzı ilgi çekiciydi. Bir apartman üstünde yaptığı toplum ve insan eleştirisi çok keyifliydi. Ardından hikayeye gelen ilginç yorumlar ve eleştiriler üzerine hikaye tekrar kaleme alması ise kara mizahın başka bir noktası diyebiliriz bence. Daha önce gelen eleştirilere verilmiş en yaratıcı cevaplardan bir olabilir bence.
Karakterlerin olağan hallerine yüklenen mizah ve ironi öyküleri yaşam içine uyumlu kılarken okuyucuyu da döneme yaklaştırıyor. 1950'lerin Türkiyesi ve özellikle olayların geçtiği İstanbul'un portreleri yazarın dilinde de etkili.Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu ismimli öyküde birbirinden bağımsız ama olay esnasındaki hareketleri birbirlerini etkileyen karakterler var. Hepsini daha iyi tanıyabilmemiz için haklarında küçük detaylar okuyoruz ve hikayeye onları da dahil ediyoruz. Olayları tetikleyen baş karakterin Kalender isimli bir at olması ve onun bir anlık şaşkınlığının bütün öyküyü yaratması çok güzel bir kurgu oluşturmuş. Kitaptaki diğer tüm öykülerde aynı ironi, mizah ve gözlemci tavır var. Kitabın ikinci bölümünde yer alan Ayışığında Çalışkur isimli hikaye deneysel edebiyatın Türkçedeki önemli örneklerinden sayılıyorken kendi döneminde ise ilk olması ile biliniyor. Deneysel olmasının yanı sıra kolay okunması da belirgin özelliği. Haldun Taner hikayelerine iyi bir kitapla başlangıç yaptığımı düşünüyorum.
Şişhaneye yağmur yağıyordu, ilk okuduğumda modernliği ve zenginliği ile beni büyülemiştir. Öykü tekniği konusunda ve öykü karakterleri açısından türk öykücülüğünün yüz akıdır. Atın kişnemesinin dogurduğu olasılıklardan bir öykü boylanıp budaklanır."A) Kalender aynada gördüğü atın kendi hayali oldugunu anlamıştı"
Yaşadığı dönemin insanını tüm çıplaklığıyla kaleme alan yazar bundan dolayı bir haliyle tepki almış, eleştirilerin çokluğundan bunalan yazar, iyilik timsaline bürünüp adeta dalga geçercesine hikayesini yenilememekle yetinmeyip bir de nasihatta bulunmuş:
"Hasılı ey kariini kiram!Fenalık her zaman cezasını görür. İyilik, önünde sonunda mutlaka mükafat bulur."
Şahsen aradığım tadı bulamadım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Su gibi bir dili var. Keyfini çıkara çıkara okurken unuttuğum yada hiç duymadığım birçok kelimeyi-deyimi not aldım. Hikayeler bir yana sırf bu duru ve tertemiz Türkçe için bile okunur.
Özellikle ayışığnda "Çalışkur" hikayesi mutlaka okunmalı. Bu hikaye tarzını ilk defa görüyorum. Toplum düzeni ve insanların ikiyüzlülüğü bir apartmanda yaşayanların hikayeleriyle yansıtılmaya çalışılmış...
Şişhaneye yağmur yağıyordu ve ayışığında çalışkur harika hikayeler. Özellikle ayışığında çalışkur’da denediği tarz çok farklı ve bir o kadar da efsaneydi
Haldun Taner’in üslubu, realist ve ironik tarzı edebi bir hazla okuyabileceğiniz öyküler çıkarıyor ortaya.
Öykülerinin herhangi birinden daha fazla bahsetmek diğerlerine haksızlık olur diye düşünürken bir durum var ki; bu da ‘ Ayışığında ‘Çalışkur’ ’ adlı uzun öyküden bahsetmemi gerektiriyor. Bu öyküden sonra ‘Hikayenin Tepkileri’ adlı bölümde Taner’e bahsi geçen öykü ile ilgili gelen tepkileri; eleştiri ve mektupları okuyoruz. Bundan sonra gelen ‘Sonuç’ ve ‘Epilog’ bölümleriyse kahkahalarla okuduğum iki bölümdür. Bunlar; Taner’in gelen tepkiler sonucu ‘herkes’in eleştiri ve isteklerini göz önüne alarak hikayeyi yeniden düzenlediği(!) bölümlerdir. Sol sayfada hikayenin aslını sağ sayfada kalın puntolarla eklenmiş cümleleri, düzeltilmiş harfleri görüyoruz. Her dönemin sansürcü zihniyetine de bir cevaptır adeta!
Niyetimiz ne roman, ne hikâye yazmak... Bizim burada yapmak istediğimiz, onun hayatının şurasından burasından alınıp eklenmiş iki üç olay şeridini, sözüm ona, bir film fragmanı misali, sayfanın beyaz kenarına aksettirebilmekten ibaret. (s.107)
Haldun Taner’in hikâye kitabı (1953) • Dokuz hikâye. Olayları rindce bir bakışla gülünç taraflarından alan, kıvrak, sürprizli, esprili bir üslûba aktaran bu hikâyelerini yazar, Ablam ve Fraeulein Hanbold’un Kedisi hikâyeleri hariç sonradan On İkiye Bir Var kitabındaki bazı hikâyelerle birlikte Konçinalar (1967) kitabına aldı.