Jump to ratings and reviews
Rate this book

Tears of Anatolia: Our Historical Artifacts That Were Taken Abroad

Rate this book
Tears of Anatolia offers the most comprehensive inventory so far of our historical artefacts that had been taken abroad mostly between 1830 and 1922 from various regions of Anatolia, and that are currently on display at museums in Europe and hte USA.

336 pages, Paperback

First published January 1, 2015

6 people are currently reading
84 people want to read

About the author

Yaşar Yılmaz

15 books6 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
31 (54%)
4 stars
17 (29%)
3 stars
3 (5%)
2 stars
2 (3%)
1 star
4 (7%)
Displaying 1 - 12 of 12 reviews
Profile Image for Tuncay Özdemir.
291 reviews54 followers
April 12, 2023
Son dönemlerde Londra’daki British Museum ile Berlin’deki Pergamon Müzesi ve Yeni Müze’yi gezme şansım oldu. Bunlar Türkiye’den götürülen birçok esere ev sahipliği yapan müzelerden bazıları. Hepsini de rehber eşliğinde gezdim. Rehberler konusu açılınca bu eserlerin nasıl buraya geldiğine dair yorumlar da yaptılar.

British Museum’daki rehberimiz İranlıydı. Onun konuya bakış açısı eserlerin buraya izinsiz / kaçak yollarla getirildiğine yönelikti. Hatta İngilizler sürekli “Sultandan izin aldık diye belirtiyorlar; ancak öyle bir izin bugüne kadar hiç ortaya çıkmadı” gibi bir yorumu olmuştu. Almanya’daki gezilerde ise rehberler Almandı ve onların konuya bakış açısı ise daha farklıydı. Almanya’nın bu eserleri yasal bir şekilde, bir Osmanlı müttefiki olarak teknoloji değişimi karşılığında aldığını anlatıyorlardı. Bu konuda kendilerini sıkça açıklama ihtiyacı hissettiklerini fark ettim. Hatta müzede kazı heyetindekilerden birinin “Biz olmasaydık bu eserler tamamen yok olacaktı, biz sadece bu eserleri koruduk” tadındaki sözlerini kocaman şekilde duvara yazmışlar.

description

Herkes bir anlatı tutturmuş ordan devam ediyor ama konu sadece koruma ekseninde ele alınamayacak kadar karmaşık. Zaten koruma gerekçesiyle eser alıp götürmek iyi bir gerekçelendirme değil. Çünkü bu eserler zaten yüzlerce yıldır sorunsuz bir şekilde varlıklarını sürdürmüşler ve bu coğrafyalar o dönem ve sonrasında bu eserleri riske edecek ölçüde savaş coğrafyası olmamışlar. Tam tersine bu taşıma işlemi sonrasında, Avrupa çok ciddi savaş ve yıkım sürecinden geçmiş. Hatta Almanya Truva eserlerini koruyamamış ve Ruslara kaptırmış. Gene koruma gerekçesi gerçekten makul bir gerekçe olsaydı, bugün Yunanistan ve Türkiye gayet de bu eserleri koruyacak durumdayken, British museum gibi müzeler ellerindeki eserleri asıl mekanlarına iade etme konusunda daha istekli olurlardı.

Tarihsel arkaplana baktığımızda, Papalık’la başlayan kendini Roma’nın varisi olarak konumlayarak yasallık elde etme trendi, Almanlar gibi Roma’nın varisi olamayacak uluslarda, “medeniyetin kurucusu” Yunanların ve hatta insanlığın varisi olma gibi değişik boyutlara varmış. Kendilerini yasal mirasçısı olarak gördükleri bu eserleri “bunlara sahip olmaya kültürel olarak hiç de hakkı olmayan” Osmanlılardan öyle ya da böyle almakta bir sakınca görmemişler. Kimi zaman izinle, kimi zaman kandırarak ve kimi zaman da zorla. Avrupalıların bu eserleri taşıma gayreti son derece anlaşılır.

Hikayenin öbür tarafında Osmanlılara bakıldığında ise durum içler acısı. Bu kazıların yapıldığı dönemlerin Osmanlı’sında korkunç bir başıboşluk, rahatlık, keyfilik ve yabancılara yaranma gayreti söz konusu. Batılılar dört koldan sende olanın peşinde koşturuyor, ancak sen elindekinin değerli bir şey olabileceğine ihtimal vermiyorsun. (Oysa kararlı bir duruş sergilendiği anlarda eserlerin iadesi konusunda ciddi yol da alınmış.)

-Başka bir kitap yorumunda yazdığım- İlber Ortaylı’nın bu coğrafya insanının kimliğinin oluşmaması yönünde söylediklerini alenen burada görüyoruz: "Türkiye Müslümandır, Semitik dilleri bilmez; yani İslâmiyetin vahiy dili olan Arapçayı ve kökü olan Sami dilleri de bilmez. Türk Dili’nin %30’u Farsçadır, ama Farsçamız ve Fars kültürümüz eskisinden de beter olmuştur, gerilemiş, ölmüştür. İran denilen dünyadan haberimiz yoktur. Türkiye Bizans İmparatorluğu’nun vârisidir, ama Hellen dili öğretimi, Hellen, Bizans tetkikleri yoktur, filologyadan haberdar değiliz. Tarihten haberdar değiliz. Şüphesiz ki bu zaaflarla bizim bir şey yapabilmemiz, ne Avrupa’ya ne Asya’ya tam anlamıyla oturabilmemiz ve etrafımızdaki hasım dünya ortasında kendimizi müdafaa edebilmemiz, kendimizi yeniden üretebilmemiz, gelecek nesillere sağlıklı kültür aktarabilmemiz mümkün değildir. Gençlerimiz zengin bir kültür mirası alıp, bunun bilincinde olmadıkları için ön planda kimlik bunalımından dolayı bundan kaçmaktadırlar. Çünkü bariz vasıf budur; kimliğin oturmadığı, iyi tarif edilmediği, benimsenmediği bir yerde; ulus ve vatan coğrafyası da benimsenemez. Tarih benimsenemezse coğrafya benimsenmez, dolayısıyla kimlik eksik teşekkül eder ve ortada karnını doyurmaya kalkan, bunu tekrarlayıp duran garip bir toplum oluşur."

Böyle olunca kültür ve tarih bilincimizin oluşmaması, bu topraklarda bizden önce var olan Roma ve Yunan’ı benimseyememiş olmamız bu topraklardan çıkanı bizim olarak kabul etmememizle sonuçlanmış. Bu eserlerin bizim olduğuna ve bunların önemli olduğuna inanmadıktan sonra yasayla bile korumak mümkün olmamış. Hatta kanunen yasaklamak daha büyük ahlaki problemler ve yolsuzluklar ortaya çıkarmış: Nippur’daki kazının ABD’li başkanı “İstanbul’da her seyin rüşvet ilkesi üzerinden yürüdüğüne, parayla her şeyin elde edilebileceğine ve eski eserlere karşı gerçek bir ilginin değil, yalnızca yasa yoluyla yabancılardan para koparma fırsatına kavuşma arzusunun söz konusu olduğuna inanıyordu”

Bir ara not olarak, kitapta Osman Hamdi Bey’e de ciddi eleştiriler var. Ancak yaşanan tüm bu süreci tek bir kişi üzerinden okumak ne kadar doğru bilmiyorum. (Yabancıların kazı faaliyetlerinde kendilerine sorun çıkarmayan Osman Hamdi Bey’in eserlerini yüksek fiyattan satın almaları ancak müzelerinde bu eserleri hiçbir zaman doğru düzgün sergilememeleri, ya da ona fahri doktora vermek gibi başka jestlerde bulunmaları) - Bu Amerikalılarla Osman Hamdi Bey arasında geçenlerin yazıldığı kısım aslında çok değişik çünkü Osman Hamdi Bey’in şahsında tüm doğulu insanların ilgiden hoşlanan, meseleleri kişiselleştiren, duygusal, biraz da çocuksu olduklarına yönelik imalar söz konusu. Neyse..

Konuya dönecek olursak bir tarafta bir şeye çok değer veren ve onu elde etmek isteyen birileri; diğer tarafta ise elindekinin değerini kavrayamamış birileri. Bu alışverişte kimin hedefine ulaşacağı çok açık değil mi? Hatta ülkemizde arkeolojik kazılar yürütmeyen Danimarka, Hollanda gibi ülkelerde bile bizden gitmiş eserler var. Hepsini kaçakçılık yoluyla elde etmişler. Çünkü orda eserlere yönelik bitmek bilmeyen bir talep, burda ise bunun önemini anlayamamış bir devlet, bürokrasi ve halk kitlesinden oluşmuş bir tedarik var.

Sonuç olarak bu kitabı okuyunca ülkemizin bu konu hakkındaki tutumunu da anlarım diye ümit etmiştim, ancak gördüm ki bu kitap da iyi niyetli bir vatandaşın kişisel çabasıyla oluşturulmuş bir kitap. Ülkemizin bizden giden eserlere yönelik net bir iddiası bile yok. “Şu eserleri biz verdik, izni de şurda. Ama diğer eserler için izin alınmamıştır, iadesini talep ediyoruz” gibi kapsamlı bir çalışmaya girilmemiş bile. Durum böyle olunca yabancılar bu eserleri “Sizin izninizle aldık ve bakın ne de güzel koruyor ve sergiliyoruz” dediklerinde sizin sade bir Türk vatandaşı olarak diyecek pek bir şeyiniz kalmıyor. Çünkü neyin izinle, neyin kaçırılarak götürüldüğünü bile bilmiyoruz. Ayrıca “Koca koca tapınaklar bağımsız bir devletin sınırları içinden sandık sandık paketlenip nasıl götürüldü?” sorusunun cevabını da biliyor değiliz.

Kişisel görüşüm her eserin mümkünse kendi doğal bağlamında sergilenmesi. Ancak yine de müzede sergilenecekse, her müzenin elde ettiği eserleri hangi yoldan elde ettiğini açıklaması hem ahlaki hem de yasal olarak bir zorunluluk olmalı. Çünkü hiçbir kazı faaliyeti yürütmediği halde elinde değerli eserler olan müzeler var. Bunlar çoğunlukla bu eserleri kaçak yollardan elde etmişler. Tarihi eser kaçakçılığını özendiren de zaten bu yaklaşım. Nasıl ki (en azından bazı ülkelerde) paranın yasal yollarla kazanıldığını ispatlamak zorunluysa; bu eserlerin de yasal şekilde elde edildiğini ispatlamak zorunlu olmalı aslında. Ama bu zorunluluğu getirme kudretine sahip olanlarla, zorunlu olmama durumundan fayda sağlayanlar aynı kişiler olunca söylediğimin pek anlamlı bir şey olmadığı da gayet açık.
Profile Image for Caterina.
1,216 reviews61 followers
May 27, 2020
Okumaya geç kalmışım dediğim kitaplardan, yurdumuzdan götürülen değerlerimizin nasıl taşındığı, taşınma sürecinde Osman Hamdi Bey ve diğer erk sahiplerinin etkisi, günümızde arkeolojik yapılara karşı nasıl yaklaştığımız ve olması gerekenlerin derli toplu anlatıldığı bir eser.

Humann'ın mezarı ve Bergama ile Efes kazılarını günumüzde devam ettirenler kısmi benim için tam bir süpriz oldu! Okurken sinirlendiğim yerler oldukça fazlaydı.

Kitap ülkeler bazında bir kategorilemeye sahip, her bölumün sonunda götürülen eserlerden örnekler var. Hem göze hem de akla hitap eden içeriğiyle arkeolojik bağlamda değerli bir içeriği var.

Yazarın diğer kitaplarıni da en kısa zamanda temin etmek lazım.
Profile Image for Capucine.
94 reviews23 followers
January 30, 2022
Extremely due & very necessary to understand the true character of the looting & robbery of archeological sites in Anatolia (present-day Turkey) which continues to this day, those treasures of past civilisations are now in museums all across Europe & America. I hope to see their return to their land in my lifetime.

The book exists in English & is sold in museums across Turkey.
3 reviews
October 27, 2024
In Tears of Anatolia, the author contends that ancient Greek and Roman sites within modern Turkey’s borders should be considered part of Turkish heritage. While this claim may resonate with nationalist sentiments, it remains ignorant of historical, archaeological, and cultural realities.

First of all it overlooks the historical and ethnic discontinuity between these civilizations and the Turks. The ancient Greeks and Romans occupied and shaped the region of Anatolia over a thousand years before the Turks migrated from Central Asia into the area in the 11th century. This migration led to the establishment of the Seljuk and later the Ottoman Empires, which were culturally and ethnically distinct from the earlier Greek and Roman civilizations.

While the book implies that geographical location alone justifies claiming ancient Greek and Roman heritage as Turkish, modern heritage science distinguishes between ownership and custodianship. Being the current custodian of these sites does not equate to owning their cultural identity. Instead, custodianship implies a responsibility to protect and preserve these sites on behalf of humanity, acknowledging that they belong to a shared global heritage. This distinction is upheld in international law and practice, particularly by organizations like UNESCO.

Custodianship implies a duty to preserve a site’s historical and cultural context, which means respecting all facets of its heritage. With Hagia Sophia, for example, Turkey’s recent decision to reconvert it into a mosque has stirred significant debate, illustrating the risks that arise when national interests override the broader, multicultural legacy of a heritage site.
17 reviews
September 14, 2024
Tears of Anatolia appears to reflect a nationalistic and emotional response to the complex issue of cultural heritage in Anatolia. It carries an implicit or explicit anti-Western bias.

The emotional and nationalistic undertones in the book are evident, particularly in its criticism of the Ottoman Empire’s failure to protect archaeological artifacts and its portrayal of Western powers as exploitative. This perspective is not uncommon in works that aim to reclaim or reassert national heritage in the face of historical grievances, especially those related to colonialism or perceived cultural appropriation by the West.

The book seems to align with a broader narrative that can be observed in some aspects of modern Turkish politics and cultural discourse, where there is a strong emphasis on reclaiming and redefining national identity in ways that sometimes conflict with Western interpretations of history and heritage. The recent reconversion of Hagia Sophia into a mosque is a powerful symbol of this sentiment. It reflects a desire to emphasize Turkey’s Islamic and Ottoman heritage, which some see as a reaction against Western cultural dominance and a way to assert Turkey’s sovereignty and cultural identity.

The book’s argument that ancient Greek and Roman sites are part of Turkish heritage is complex and can be seen as an attempt to create a continuous national narrative that links modern Turkey with all the historical layers of Anatolia. While it is true that these sites are physically located within the borders of modern Turkey, the claim that they are inherently part of Turkish culture can be seen as an overextension, especially when these sites are rooted in civilizations that predate the arrival of the Turks in Anatolia by many centuries.

This approach may be viewed as an attempt to assert control over the narrative of history, sometimes at the expense of recognizing the distinct cultural identities of the civilizations that originally created these sites. Such a perspective can be seen as part of a broader trend in nationalist historiography, where the past is sometimes reinterpreted or selectively emphasized to serve present-day political or cultural goals.

While it is understandable that nations want to take pride in the historical and cultural heritage within their borders, it is crucial to approach this heritage with respect for its original context and significance. The heritage of ancient Greece and Rome is part of a shared global heritage, and while it is physically located in modern Turkey, its cultural roots are distinct.
Profile Image for Can Umsu.
44 reviews4 followers
October 26, 2022
Okurken midemin ağrımaması, zihnimin öfkeyle dolmaması, kalbimin acımaması mümkün değil. Medeniyet nedir sevgili arkadaşlar? Uygarlık olarak da adlandırılan bu değerli ifade neden bir anahtar deliği kadar dar ve bulunması zor hale getirilmiş? Getiriliyor?
bir toplumun tüm unsurlarını yani, maddi manevi varlıklarını, düşüncelerini, bilimini, sanatını, teknolojisini, canlı türlerini ve ürünlerini kapsayan çok geniş bir ifadedir., tanımında Efes, Bergama, Teos, Troia, Assos, Milet, Telmissos, Sibda, Patara kentlerinin binlerce yıl öncesinin sunduğu maddi, manevi, düşünce, bilim, sanat, teknolojisinin bir önemi yok mu, kaba etimizi yerleştirdiğimiz Anadolu topraklarında. Doğudan gelip Anadolu’da Müslümanlaşmış çekik gözlü Asyalılar değildir günümüzün yaşayan Türkleri. Ne Mutlu Türk’üm diyebilenin Türk olduğu, bastığı toprakta ne yaşanmışsa, beslenebilecek zenginliğe sahip bir dünya insanıdır. Türklüğü Osmanlıcıkla harmanlayıp milliyetçilik oynayan zekası ileri olmayanlar, tüm maddi özgürlüğün kaybedildiği, manevi özgürlüğün bir anlam taşımadığı üç Abdül döneminin ne kadar yıkıcı olduğuna tekrar tekrar bakmalılar. Kapitülasyonlar sonucu her konuda her yeri delik deşik olmuş bir ülkenin, hele ki, cahiliyet döneminde nasıl tecavüze uğrayabildiğine şahit olmak, tarihimizi bildiğimizi zannetmek, değerlerimizi oturttuğumuz taşların sağlamlığını bilmemek, o taşları dahi bilmemek ne acı ne korkunç.
Almanya, Fransa, İtalya, Amerika, İngiltere, Yunanistan emperyal devletlerin sırf kendi varlıklarını inşa edilebileceği amaçlar uğruna nasıl eski medeniyetlerin sunduklarını zapturapt altına alabildiğini okuyoruz, gözlerimiz yaşlı. Bu esere sahip olduğumuz için ne şanslıyız. Kabul etmesi güç olsa da, bulunduğumuz yeri, konumu, seviyeyi aydınlattığı için Yaşar Yılmaz’a teşekkür ediyorum.
Profile Image for Ray.
72 reviews63 followers
September 22, 2024
I was expecting an objective explanation of the how and why Türkiye had so many of its artefacts plundered, a piece written by an academic, but I was severely disappointed. Starting from the foreword, it just reads like a rant from someone who believes too strongly in their cause and wants you to believe in it because they said so. The passion oozing from the pages are a bit much and while I'm sympathetic to Türkiye's lost artefacts, the biased writing actually pushes me away than pull me into the cause for the return of Türkiye's artefacts. It's blatant nationalistic propaganda and as a non-citizen, I got very turned off and I stopped reading after a few pages.

I did enjoy flipping through the photos of the artefacts in various museums though.
Profile Image for Özge Tezel.
5 reviews
September 28, 2025
Okurken sinir krizi geçirip bir şeyler yapılmalı diye insanı güdüleyen kitap. Bir kez daha görüyoruz ki her şey siyasi.. Değerlerine, toprağın sakladığı geçmişimize sahip çıkmak her Türk gencinin bu bilince ulaşması gerekiyor. Kaşıkçı elması gibi bir toprak parçasına 1000 yıldır ev sahipliği yapıp değer bilememek içler acısı gerçekten.
Profile Image for Becky.
700 reviews1 follower
November 3, 2023
Very interesting and thought provoking book about the history of excavations in this area of the world and where and how artefacts have ended up.
1 review
August 12, 2024
Looters charging other looters of being looters. Totally unscientific and ridiculous propaganda. That said, the cause of returning stolen artefacts is valid. The narrative is fraudulent.
Profile Image for Derya Karasu Kurşun .
213 reviews6 followers
August 29, 2022
müthiş ötesi. her kesimden her yaştan okurun kitaplığında mutlaka bulunmalı. başucu eser niteliğinde.

ortaöğretimde okutulmasının zorunlu bir kitap, olması gerektiğini de düşünüyorum. belgelerle kanıtlarla, özenle yazılmış. hem içeriği, hem görselleri hem de dizgi, baskısı kusursuz olmuş.
Displaying 1 - 12 of 12 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.