Uzun bir mektup, merhamet istemeyen bir kadın, dalgalı deniz, içli bir itiraf ve “cici kızın” isyanı, derin ve tatlı hazlar, kırık ve tutkulu sevişmeler…
Mehmet Eroğlu, tarzının çok ama çok dışında, başka türlü bir hikâye anlatıyor, yalana dolana, sürüsüyle yeknesaklığa, bulutlu hayata meydan okuyan bir kadını konuşturuyor.
Kıyıdan Uzakta, çarpışmanın novellası, her şey soğuk ve solgunken, yaprak yaprak açılan bir bahar aşkıyla şaşırtıyor.
Mehmet Eroğlu (born 2 October 1948) is a Turkish novelist. His most known work is Issızlığın Ortasında ("In the Midst of Isolation").
He was born on 2 August 1948 in İzmir. In 1971, he graduated from the Department of Civil Engineering at the Middle East Technical University. He then worked as a civil engineer at the Turkish General Directorate of State Hydraulic Works, the Tourism Bank and at a private company.
He shared the first award at the Milliyet Novel Contest (of the Milliyet news paper) in 1978 with Orhan Pamuk, with his novel Issızlığın Ortasında (In the Midst of Isolation).[2] He also collected the Madaralı Novel Award in 1985 with the same work and the Orhan Kemal Novel Award in 1985 with Geç Kalmış Ölü (The Delayed Dead), which was a continuation of the previous book. His work reflects various situations of humanity by creating anti-heroes, while also not concealing his political point of view.
Mehmet Eroğlu ile tanışma kitabım, şu sıra ne çok yazarla tanışma kitabı okudum! Neyse, konu çok çarpıcı, tokat gibi iniyor. Bu yazarın tarzının çok dışında bir eser diye yorumlar gördüm bilemem. Ama kullanılan dil, anlatılan öykü ve verilen ince mesajlar etkileyici. Uzun mektup biçiminde kurgulanması ve uzun öykü tadında olması da güzel.
“ Mutluluk diye bir şey yoktur. Var sananlar mutluluk sandıkları şeyin razı oldukları mutsuzluk olduğunun farkına varamayanlardır...”
Mehmet Eroğlu, Türk edebiyatının en kendine özgü yazarlarından biridir. 70!li yıllardan beri yazmaktadır. Kitaplarının kendine has bir kurgusu vardır. İlk kitaplarından itibaren okuduğunuzda, Türkiye'nin veTürk toplumunun 70' li yıllardan beri geçirdiği değişimleri de izleme şansına sahip olursunuz. Bende en çok etki bırakan romanı "Adını unutan adam" olmuştur. Çok fazla tanınmaz çünkü öyle reklam falan yaptırma heveslisi değildir. Ancak sağlam ve sadık bir okuyucu kitlesi oluşmuştur.
Son romanının adı "Kıyıdan uzakta". İletişim yayınlarından, Ocak 2018'de basıldı. Okumadan önce baktığım yorumlarda Eroğlu'nun her zamanki tarzından farklı olduğu gibi ifadeler vardı. Katılıyorum. Bahsettiğim gibi eserlerinde karakterler ile birlikte toplumun da bir kesitini, dinamiğini izleriz genelde. Ama bu son romanda çok daha bireysel, ruhsal ve belki de bedensel bir roman yazmış Eroğlu.
Romanın ana karakteri Zuhal, kanser olan annesinin son günlerinde ona eşlik etmekte, bir yandan da geçmişi, özellikle de evliliği ile hesaplaşmaktadır. Bunu da (aslında yerine ulaşamayacak olan) upuzun bir mektubun satırlarında yapıyor. Yaşça kendisinden çok büyük olan eşinden sevgi görmeyişinin kendisinde nasıl bir içsel buhrana yol açtığını döküyor satırlara. Ve daha sonra yaşamış olduğu son derece sıra dışı bir aşka ve korkunç bir kıskançlığa şahit oluyoruz bu satırlarda .
Öyle yoğun edebi ifadeler var ki, bazı yorumlarda okurken yorulduğunu ifade edenler bile olmuş. Belki de haklılar. Gerçekten her sayfada birkaç tane edebi "aforizma" olabilecek cümle var. Kısa ama son derece yoğun bir eser. Ayrıca hem felsefik hem de mitolojik çok sayıda gönderme de ayrı bir güzellik katıyor.
ilk defa okuyorum Mehmet Eroğlu’nu ve methini çok duymuştum.
Kitap, başlarında yunan mitolojisine atıflarla gönlümü çeldi diyebilirim. Birçok felsefi ve psikolojik değerlendirme de görebilirsiniz.
Harika bir karakter oluşturulmuştu, kendini ifade edişi, kendi sorgulamalarıma yakın hissettiğim sorgulamaları ve aforizmalarını çok sevdim ki uzun ve anlatımlardan her zaman sıkılıp kaçmama rağmen.
“Arzu, saf olduğu ölçüde ahlaksızdır.”
“Fırsat bulduğun gecelerde hala aynı sözlerle ilanı aşk ediyordun ama taptığını söylediğin kadının mihrabına artık neredeyse hiç uğramıyordun.”
“Yazmak yalnızlık içinde yapılır.”
“O da çoğu insan gibi korkmaktan değil, korkusunu söylemekten utanıyor..”
Her sayfası aforizmalarla dolu, şaşırtıcı bir aşk aldatmasının itirafına dair uzun mektup. Okuduğum ilk Mehmet Eroğlu kitabı; diğer kitaplarından çok farklı olduğu yazılmış. Bir kitabını daha okumak farz oldu. Birkaç redaksiyon hatası var, İletişim kitaplarında buna bile şükreder olduk.
storytel üyeliğimin bitmesine yakın elimden geldiğince kitap dinlemeye çalışıyorum. mehmet eroğlu'ndan okuduğum/dinlediğim ilk kitap. konu olarak cesur ve eleştirilmeye oldukça açık bir kitabı güzel bir dille anlatmış. konudan ziyade karakterin yaşı dolayısıyla okuyucuyu kendinden uzaklaştırdığını düşünüyorum kitabın.
Ah aşk!!! Kime, hangi cinsiyete duyulursa duyulsun aşk hiç kimsenin hayatından eksilmeyen bir konu. Araştırmalara, sosyolojik ve psikolojik çözümlemelere, terapilere, edebiyata binlerce yıllık konu olmuş ve hala da insan yaşamının en önemli konusu olmaya devam eden Aşk. Aşk ile ilgili gerek sosyolojik gerek psikolojik birçok kitap okudum. Öykülerde, romanlarda varlığına sürekli rastladım. Bazen sadece izini sürdüm. Ne kadar klişeleştirilirse klişeleştirilsin, benzer anlatılara yol açarsa açsın aşktan yanmaya devam edecek gibi görünüyor insanlar. Kitapta yazar sadece aşkı ve aşkın yansıdığı özne değişimlerini değil, ilişkilerdeki aşk adı altında yatan çatışmaları ve duygu farklılıklarını da göz önüne seriyor. Sevmek sevilmekten evladır derler. Çünkü sevdiğinden sevildiğinden daha çok emin olurmuşsun. Beni dünyayı dolaştıran, yollara vurduran, gezgin yapan başkalarını sanatçı, yazar ya da zanaatkar yapan aşk modası geçmeyecek ve ölmeyecek tek konu sanırım:) Aşk hayatınızdan hiç eksik olmasın. Eylem Aktaş'ın şarkısında ne de güzel söylediği gibi eksilmesin acısı şükret.
Eroglu eril bakisini bu romanla zirveye tasimis. Lezbiyen bir iliskiyi tamamen erkek bakis acisi hatta fantaziye kacan yorumlariyla, oldukca yavan bir olay oruntusune cevirmis. Annesinden nefret eden bir kadinin, kendinden yasca cok cok kucuk, ustelik esinin kiziyla yasadigi iliski gibi pek cok sorunu barindiran bir konu secimi. Derinliksiz, temelsiz karakterler. Lezbiyen iliskiye dair hic bir fikri olmayan bir erkek yazar tarafindan yazilirsa ne olur, sonuc son sayfalarinda artik okumaya tahammul edemeyeceginiz bir kitap olmus. Bir erkek olarak asiri yuksek ozguveniyle, mansplaining’in yasayan tanimi oldu Eroglu.
Dili çok miktarda Mehmet eroğlu dili, anlatışı içeriyordu onda problem yok. Ama kurgu olmayınca biraz yavan kalmış. Mehmet eroğlu kitaplarındaki kurgu benzer olsada hepsi ayrı eşşiz bir merakla okunuyor.
çok güzel sanat filmi olurmuş, hepsinin bakış açısıyla ayrı ayrı hikaye yeniden anlatılsa, Selim'in gözünden, Fikriye'nin gözünden, Melek' in gözünden birde tabi