“‘Nasılsın?’ diye sorulduğunda içimden bir çığlık gibi yükselen ‘Yalnızım, çok yalnızım,’ sözcüklerini söylememeyi başarıyor ama yine de sebebini ve kaynağını pek anlayamadığım tuhaf bir denge içinde hayatımı sürdürüyordum. Karım öleli altı yıl olmuştu.” Bir Kış Yolculuğu, altı yıl önce beklenmedik bir ölümle karısını kaybeden bir adamın, ondan geriye kalan fotoğraf karelerinin izinde çıktığı bir yolculuğun adım adım, kare kare bir muammaya dönüşümünün hikâyesi. Ama aynı zamanda, bu dünyanın en çok her şeyin sürüp gittiği kitaplardaki halini seven iki insanın ölümle bile kaybolmayan bağının tanıklığı. Şükran Yiğit, insanın içine işleyen eşsiz anlatımıyla, baharın uzak bir rüya gibi
1961’de İstanbul’da doğdu. Ankara’da büyüdü. ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu ve halen Frankfurt’ta yaşıyor. Romanları Ankara Mon Amour 2003, Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları 2004, Çatıkatı Aşıkları 2008 yılında yayımlandı. Bu romanları yazmasının nedeni "yazı yazmanın" kendisine olan takıntısı değil, anlatmak istediği öyküler olduğunu sanmasıdır.
Masumiyet karinesi. Anayasa derslerinden en çok aklımda kalan kurallardan biri. Madde 38, ‘Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz’. Çok ikircikli gelirdi bana bu ifade. Durduğun çizgi çok önemliydi çünkü. Kuralın iki keskin ucu vardı: suçlu ve masum. İki ucun kesiştiği noktalar da olabilirdi, o zaman sonuç büyük bir gri bölgeden mi ibaret olacaktı? . Peki eşini kaybettikten 6 yıl sonra, bir araştırma yapması için Krakow’a giden karakterimizin bu karine ile ne bağı olabilir? Çoğumuz duygularımıza yeniliriz de ondan. ‘Bir Kış Yolculuğu’ kısacık bir novella olmasına karşın; bu yenilgiyi yarattı bende. Ortada bir kural vardı: peşin hüküme varma. Dinle, izle, mümkünse sor-öğren. Ama bu novellada bazı şeyleri havadayken yakalayıp tutmak gerekiyordu. Daha önce gitmediğim bir ülkenin soğuk günlerinde geçiyordu yolculuk. Kaybedilen eşin ayak izleri takip ediliyordu, geçmişe gizli bir özlem vardı, bugünle dün arasında bir köprü sallanıp duruyordu. Satır aralarından yakaladıklarımı çektim ben de – ki bunlar da canımı yakmaya yetti. . Şükran Yiğit sadece ‘gözle gördüğümüzden fazlası vardır, masumiyet adı altında suçlar da gizlidir’ demiyor bir de şunu ekliyor sanki: ‘gözle gördüklerimiz de vardır, daha dikkatli bak’. Örneğin kapatılan kâğıt fabrikaları vardır, toplatılan kitaplar, yasaklanan şiirler vardır. Yine detaylarıyla kalbimi sıcacık yaptı Yiğit. Çok sevdim. Zuhal’i de, Mila’yı da, hatırım için Gülçin’i de..
98 sayfalık bu novella kalın bir kitaptan alamayacağım tadı verdi, Şükran Yiğit'in tüm diğer kitapları gibi. Kahramanın peşinde, Krakow sokaklarında Zuhal'in izini ben de sürdüm adeta. Kısacası tadı damağımda kaldı...
Krakow'da geçen bu novellayı Kars yolculuğumda okudum. Dolayısıyla kitabın soğuk bir şehirde geçen atmosferi beni içine kısa sürede aldı. Altı yıl önce eşini kaybetmiş anlatıcımızın ağzından yaşamının eşi ile kesiştiği kısımlarını, tuttuğu yası, o yasın ardından fotoğraf kareleriyle aradığı bir an ve anıyı dinliyoruz. Ben keyif aldım. Kitabın atmosferi bana Krzysztof Kieślowski'nin Mavi filmini anımsattı.
Anlatıcı, bir trafik kazasında kaybettiği eşinin son bulunduğu yerlerde bulunma, sevdiği kedileri sevme arzusuyla sanki Mavi filminde yas tutan Juliette Binoche'tu. Okuyan herkese aynı tadı vermeyebilir. Yavan bulan okurlar da olabilir. Ama her kitabın zamanı ve mekanı olduğuna inanıyorum hep. Benim okuma serüvenim için doğru yer ve zamandı diyelim ☺️
“Ne kadar tuhaftı hayat, ne kadar inatçı, sabırlı ve hesaplıydı. Kendi kurallarını, kendi sırrını ele vermemek için bedelini ancak kendini ona bırakarak ödeyebileceğin bir bilet kesiyor ve adına tesadüf diyordu.”
Çok seviyorum Şükran Yiğit'i. Ne anlatırsa anlatsın bana anlatmayı başarıyor.
"…bir hikayenin bazen de kısacık bir hikaye olduğu için insanın peşini bırakmadığını düşünürdüm."
Bu cümle Bir Kış Yolculuğu'nu pek güzel anlatıyor, kısa ama insanın peşini bırakmayacak bir kitap… Altı yıl önce çok sevdiği eşini bir kazada kaybeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Karısının çektiği fotoğrafları kendine rehber yapan adamın, soğuk Krakow sokaklarında hem onun hem de ortak geçmişlerinin izini sürmesi yüreğime dokundu. Şükran Yiğit iki insan arasındaki zamansız sevgiyi ve bağı duru, abartısız bir dille, duyarlılıkla anlatmış; bu okuduğum ikinci kitabı, her seferinde hayranlığım biraz daha pekişiyor…
Şükran Yiğit'in kalemini seviyorum. Başta hikayeye girmekte zorlandığını hissettim, açıkçası okur olarak ben de zorlandım. Hikaye ilerledikçe, zaman içinde bir geri bir ileri gidip geldikçe şükran yiğit diline ulaştık. En iyi kitabı diyemem ama kötü de diyemem. Keşke sonunda o gülçin eki olmasaydı diyebilirim.
Bir süredir kitap okuyamıyordum. Elime aldıklarım yarım kalıyordu. Bu süreci bu kitapla atlatabildim. Oldukça akıcı bir kitaptı. Özellikle sonunu pek beğendim :)
Ṣükran Yiğit'in bu novellas eşini kaybetmiş bir adamın Polonya'da eşinin izinden gitmesini anlatıyor. Konu her ne kadar ilgi cekici olsa da içine girmekte olayları takip etmekte zorlandım.
Sıcacık,duygu dolu,bittiğinde ince bir sızı bıraktı bende…Kitabın ismi,kapağı,atmosferi ,karakterleri hepsi nefis bir bütünlük içinde.Şükran Yiğit’in naif anlatımını,sade dilini ve hissettirdiği duyguları seviyorum .Yazarın yazdığı son kitabı benim okuduğum son kitabı olmayacak .📚
Nasıl özlemişim Şükran Yigit'in edebiyatını. Naif, huzurlu, yumuşak ve usul usul bir öyküleme. Dupduru bir dil. Kitaptan geriye üzerimde bir soğuk hava esintisi, bir kahve tadı, güzel fotoğraflar, bir kedi, bir aşk hikayesi, bir kağıt fabrikasının gri lojmanında bir çocukluk, bir botanik bahçesi ve bir park bankı kaldı. Lezizdi.
Alıntı : Ama yalnızlar cumhuriyetinin en çok saygı duyduğum üyeleri restoranlarda gördüklerimdi. Öyle bir büfede ya da bir kebapçıda değil de, yaşadığı şehirde dört başı mamur bir restorana gidip tek başına yemek yiyenlerin dünyada baş edemeyecekleri bir dert yoktur gibi geliyordu bana…
artik boyle konular ilgimi cekmiyor, cekmemeli de diye dusunmekteyim. esini kaybetmis bir bireyi okuyoruz yuz sayfa boyunca. ben o duyguyu alamadim ama metinden. neyse ki sukran yigit'le hasret gidermis oldum.
Ankara, Mon Amour'daki gibi bir cocukluktan yetiskinlige gecisin oykusu var. Bir de yetiskinlikte yapilan bir yolculugun, iz surmenin, kaybi kabullenmenin oykusu. Fiziki ya da manevi butun yolculuklari severim. Farkli sehirlerde, bilmedigim cevrelerde gecen oykuleri de severim. Guzel bir kitapti. Sevilen birinin hatta ruh esinin kaybi ve bu kaybi asmakta zorlanma konusu beni bogdu sadece, bir de Gulcin'in figuran gibi kullanilmasindan hoslanmadim. Uzuldum kiza. Ve bir de bence Sukran Yigit'in erkek karakterleri bir kadin yazar tarafindan yazildigini cok belli ediyor. Fazla ince, duygulu, dusunceli, cok fazla.
Yalın dil kullanımıyla nitelikli edebiyatın mümkün olduğunu gösteren örneklerden. Yersiz sürprizlerle okuru savurmayan sade ve incelikle örülmüş bir anlatı. Severek okudum, tavsiye ederim.
6 yıl önce karısını kaybeden bir adamın, onun son seyahati sırasında ardında bıraktığı fotoğraflar eşliğinde çıktığı yolculuğu anlatıyor kitabımız... Zuhal'in izini sürerken çıktığı o yolculuk kısacık ama duygu doluydu... Ama o son mektup kitabın en can alıcı yeriydi...
Karısı altı yıl önce ölen bir adamın İstanbul'dan Krakow'a akademik bir araştırma sebebiyle çıktığı yolculuğu okuyoruz. Şu işe bakın ki ölen (fakat hâlâ yaşatmaya çalıştığı) karısı da ölmeden önce Krakow'u ziyaret etmiştir.
Kadın, yani Zuhal, Krakow ziyareti sırasında şehrin birçok fotoğrafını çeker. Adam da bu fotoğraftaki mekanları ziyaret ederek şehri Zuhal'in gözünden tanımak, bu yolla onunla biraz hasret gidermek ister. Tabii ki planları hiç beklediği gibi ilerlemez ve bazı sürprizler ortaya çıkar. Sonuç olarak adam sadece şehri değil kendisini ve Zuhal'i de baştan tanıyacaktır.
Bir insanı tanımak, sevmek, bir insanla birlikte büyümek, ölüm, yas ve özlem hakkında ilmek ilmek işlenmiş sarsıcı bir novellaydı. Yazar son ana kadar gizemli davranıyor, ipuçlarını bize yavaş yavaş veriyor. Bu açıdan bir kısmı karanlıkta kalan bir kitaptı ve bu çok hoşuma gitti. Ayrıca duygusaldı. Dili de akıcı. Okumamak için sebebiniz kalmadı bence.
Şükran Yiğit'in yazınıyla tanıştığıma sevindim. Diğer kitaplarını zamana yayarak okuyacağım.
İnsanı dinlendiren romanları seviyorum. Bu roman benim için öyleydi.
Epilog kısmındaki beklenmedik bilgilerle baya şaşırdım ve tam olarak anlayabilmek için birkaç kez okudum. Kitabın genel sakinliğine nazaran üstüne düşünülesi bir son olmuş, ama epilog kısmı olmadan naif bir bitiş de yakışabilirmiş.
Sizi geride bırakıp giden/ölen sevdiğinizin ardından nasıl yas tutulur? Bazen bu novellada olduğu gibi, onun ayak izlerini takip edersiniz. Sizden ayrı gittiği o ülkede kaldığı evde kalır, fotoğrafını çektiği yerleri ziyaret eder, bazen o lokantada yemek yer, bazen sevdiği kedileri seversiniz. Peki ya istemediğiniz izler bulursanız ne olur? Şükran YİĞİT’in romancılığının bana göre ayırt edici özelliği eserlerinde şehrin de bir kahraman gibi davranması. Bu romanda da kural bozulmuyor, Ankara’yı, Antalya’yı olduğu gibi, şimdi de Krakow’u dolaşıyoruz. Not: başka türlü yazılsa daha rahat okunacak kusurlu cümleler epey fazlaydı. Keşke editör müdahalesi olsaydı:(
Yayımlandığı sıralarda oldukça popüler bir kitaptı "Ankara, Mon Amour!" Popüler kitaplara mesafeli olduğum düşünülürse 2 yıl kadar sonra okumuş olmalıyım. Çok sevdiğimi, okuduğum için mutlu olduğumu hatırlıyorum. Aradan geçen zamanda da kitaptan aklımda hep daha az şey kalsa da bu duyguyu hiç kaybetmedim. "Ankara,Mon Amour!" tesiri o kadar yüksek bir eserdi ki, okur olarak Şükran Yiğit'in hangi eserini elinize alsanız gölgesi üzerinize düşerdi. Kim bilir belki Şükran Yiğit de öyle hissetmiştir. "Bir Kış Yolculuğu" sizi bu gölgenin dışına çıkaracak kadar güçlü bir kitap. Bizde, sadece edebiyatta değil yaşamın hemen her alanında eşine az rastlanır bir derinlik, incelik bulacaksınız bu uzun öyküde. Bir de not. Aradan az sayılmayacak bir zaman geçmesine karşın eser hakkında, olumlu ya da olumsuz, bunca az şey yazılmasınının nasıl bir gerekçesi olabilir diye de düşünmeden edemiyor insan.
Merhabalar, 🌿6 yıl önce bir trafik kazasında eşi Zuhal’i kaybetmiş ve onun zamanında çektiği fotoğrafları araştırarak nereye gittiğini, ne yaptığını ve hatta hangi kediyi sevdiğine kadar anılarını ve yasını yaşamak isteyen bi adamın hikayesini okuyoruz 🤵🏻♂️ 🌿 Eşi ile hem çocukluk arkadaşı hem de aşkı. Eşinin daha önce gittiği ve fotoğraflarını çektiği yer Polonya, Krakow’da geçiyor hikaye. Ve tabi ki soğuk günleri , sosyalizmin etkilerini de okuyoruz hikayede. 🇵🇱 🌿Kitap, bana Kieslowski’nin Blue filmini hatırlattı. Filmi de çok severim bu hikayeyi de çok sevdim. 💙 🌿Yazar yalın bir dil kullanmış ve huzurlu, naif bir anlatımı var. ✏️ 🌿Çok çok keyif aldığım ve hatta arada açıp okuyabileceğim kısacık bir roman. Şiddetle tavsiye ederim. 👍🏻 🌿İyi okumalar, öptüm. 💋
Genazino'nun yaşını almış aylak karakterlerinin Avrupa kentlerindeki tek başlarına yaşamlarını anlattığı romanlarını çok seviyorum. Romanlarındaki sadelik ve kullandığı dil öyle güzel ki çoğunlukla olaysız ve durağan ilerleyen kurgu hiçbir zaman sıkmıyor okuyucuyu. Bir Kış Yolculuğu'nun ilk sayfalarında ister istemez Genazino geldi aklıma. Eşini kaybeden karakterin çıktığı yolculuk, gittiği şehirde gördüklerini anlatışı, insanları izleyişi, gözlemleri Genazino'nun karakterlerini hatırlattı bana. Yalnız büyük bir farkla. Şükran Yiğit'in karakteri daha duygusal, daha ince düşünceli ve dikkatli.
Bu küçük benzerlikleri çok sevdim. Romanın hikayesi kırılgan ve duygusal bir zeminde ilerlerken, karakterin hassasiyeti, tedirginliği ve ikilemleri, yazarın bu duyguları anlatımındaki zenginlik edebi bir şölen yaşatıyor. Radyo Şarampol'de tadına doyamadığım benzetmeler burada daha az ama yine çok güzeller. Bir cümleye rastlıyorum ve bu duyguyu bir cümleye nasıl sığdırmış diye yine şaşırmadan edemiyorum. Dem diyorum buna. Kalemin gücü.
Şükran Yiğit ile tanışma kitabım oldu Bir Kış Yolculuğu. Eşini kaybeden bir adamın bir gün yolu Krakow'a düşüyor. Krakow önemli çünkü eşi de ölmeden önce burada bulunmuş ve geride fotoğraflarını bırakmış. Bu adamımız da bu karelerle beraber eşini takip ediyor. Mekanlara onun gözünden bakıyor. Bir bağ kuruyor. Bir anda geçmişe gidip gelebiliyor. Kitabı okurken kenara bir yere şöyle bir not almışım: "yeni bir arkadaş gibi sonradan açılıyor". Bunu da şu hislerle kaleme aldığımı hatırlıyorum. Yeni biriyle tanıştığımızda kendimizle ilgili bilgileri hemen vermeyiz de samimiyeti ilerletince veririz ya o hesap. Bu kitap da öyle. Hatta sonunda öyle bir bilgi veriyor ki bize yazar, ağzımız açık kalıyor. Tavsiyemdir, gerçi mevsimi geçmek üzere ama olsun :)
Kaybolan zamanın, yitip giden aşkların, hayata anlam arayışının izini süren novella, bu gri ve kapalı kış günlerinde içimi hem ısıtan hem de yakan hikayesiyle ziyadesiyle etkiledi.
Kişisel tarihimde de önemli bir yeri olan Polonya ve Krakow’da geçmesi, oranın naif insanlarını ve mekanlarını mesken tutması yine SEKA’nın gördüğüm ve duyduğum kimi yerleşkelerine ve oradaki hayatlara dönüşler yapmasıyla bıraktığı etkiyi pekiştirdi.
İnsanların mekan, nesne, şehir, zaman ile kurduğu bağların onların birbirleriyle olan ilişkilerini de biçimlendirdiğini, küçük ayrıntıların es geçilemeyecek sonuçlara ulaşabileceğini de hissettirdi.
Bu sene Şükran Yigit ile tanıştım ve okumaya devam ettim. Çok beğenerek okuduğum bir kalem oldu. Bir Kış Yolculuğunda Zugal karakterinin biyolog olmasi nedeniyle çok bağlandım. Çocukluklarından yetişkinliklerine doğru evrimleşen ilişkilerini kıskanarak okudum. Kader demisti zuhal belki de ama Deniz'in sevgisi kader denilerek geçiştirilebilecek bir duygu degildi. Hele Zuhal'in izlerini takip etmesi çok duygusaldı. Zuhal'e biraz kızsam da Gülçine yazması ve bunu ölene kadar devam etmesi de muhteşem zarif bir hareketti. Kesinlikle tavsiye ederim.
Radyoyu balkondan içeri girer girmez açmıştım, çünkü radyo dertsiz tasasız, sıradan bir akşamüstü demekti.”
Bir şeyi yıllarca beklersiniz ama beklediğinizin ne olduğunun farkında değilsinizdir, karşılaşınca ise nasıl olup da bunca yıl onun eksikliğini duymadığınıza hayret edersiniz.
Hani hayatta bazı anlar vardır, dünyada tek başınıza olduğunuzu hisseder, ayaklarınız sizi nereye götürürse oraya gider ve hiç farkında olmadan geldiğiniz bir yerde, başka bir dünyadan yankılanan bir sesle irkilirsiniz.