Denemeler'de gordugum her seyi Montaigne'de degil kendimde buluyorum. PascalEminim, alisacaksiniz Montaigne'e. Insanoglu ne dusunduyse onda var ve bu kadar guclu bicim zor bulunur. Bir sey ogretmiyor, cunku hicbir seyi kestirip atmiyor. Dogmaciligin tam tersi. Magrur adam, ama kim magrur degil ki? Alcakgonullu gorulenler busbutun magrur degiller mi? Her satirinda Ben, Kendim diye konusuyor, ama Ben, Kendim demeden hangi bilgiye varilabilir? Haydi, birakin Allah askina hocam, filozofun, metafizikcinin bundan iyisi gorulmemis. Madame du DeffandMontaigne, o tanri gibi adam, 16. yuzyilin karanliklari icinde tek basina diri ve tertemiz bir isik sacmis; dehasi ancak zamanimizda, gercek ve felsefi dusunce bos inanclarin, geriliklerin yerini alinca anlasildi. Jacob GrimmSayfa 360Baski 2016 Arya Yayincilik
Michel Eyquem de Montaigne (1532-1592) was one of the most influential writers of the French Renaissance. Montaigne is known for popularizing the essay as a literary genre. He became famous for his effortless ability to merge serious intellectual speculation with casual anecdotes and autobiography—and his massive volume Essais (translated literally as "Attempts") contains, to this day, some of the most widely influential essays ever written. Montaigne had a direct influence on writers the world over, from William Shakespeare to René Descartes, from Ralph Waldo Emerson to Stephan Zweig, from Friedrich Nietzsche to Jean-Jacques Rousseau. He was a conservative and earnest Catholic but, as a result of his anti-dogmatic cast of mind, he is considered the father, alongside his contemporary and intimate friend Étienne de La Boétie, of the "anti-conformist" tradition in French literature.
In his own time, Montaigne was admired more as a statesman then as an author. The tendency in his essays to digress into anecdotes and personal ruminations was seen as detrimental to proper style rather than as an innovation, and his declaration that, "I am myself the matter of my book", was viewed by his contemporaries as self-indulgent. In time, however, Montaigne would be recognized as embodying, perhaps better than any other author of his time, the spirit of freely entertaining doubt which began to emerge at that time. He is most famously known for his skeptical remark, "Que sais-je?" ("What do I know?").
Remarkably modern even to readers today, Montaigne's attempt to examine the world through the lens of the only thing he can depend on implicitly—his own judgment—makes him more accessible to modern readers than any other author of the Renaissance. Much of modern literary nonfiction has found inspiration in Montaigne, and writers of all kinds continue to read him for his masterful balance of intellectual knowledge and personal storytelling.
Bir edebiyat türü olan "Deneme", yazarın belli bir konuya ilişkin kişisel duygu ve düşüncelerini anlattığı metinlerdir. Montaigne, Ortaçağ'da aydınlatmayı, özgür düşünmeyi başlatan yazar olarak kabul edilir. Ünlü eseri "Denemeler" toplam 107 denemeden oluşan bir kitaptır. "Ben bu kitabın konusuyum" diye başladığı kitapta kendisinden bahsetmenin kendini beğenmişlik olmadığını özellikle söyler. Varlıklı bir ailede yetişmiştir. Babası da kendisi de belediye başkanlığı yapmıştır. İnsan aklına ve deneyime olan güvenini sorgulamıştır. İnsanın sınırlı olduğunu ve gerçeği tam olarak algılamada sınırlı olduğunu iddia etmiştir. Kendini tanı ve ne biliyorum sorusunu sık kullanmaktadır. Her insan kendisi için bir derstir; yeter ki kendisini görebilsin, kendisini okuyabilsin. Yazdıklarımla başkasına değil kendime ders veriyorum. Basit cümleler, samimi ifadelerle akıcı bir kitap olmuş. hayata dair, insana dair bir kitap. Bir kaç kere okunacak bir kitap. Bir çok denemesinde ünlü bir sözü, bir filozofun veya şairin düşüncesini veya bir aforizmayı söylese de bunun gündelik hayatımızda yeri ve anlamı nedir, kendimizi ilgilendiren tarafları nedir diye kendi bakış açısını ortaya koyuyor. Yaşam boyu sahip olacağımız bir çok hal için, içine girdiğimiz bir çok farklı durum için bir denemesi var. Bir çok sefer düşünmeden yaşadığımız veya geçip giden durumlar hakkında bizi dürtüyor.
Günlük yaşama dair, kendi iç dünyamıza dair farklı düşünceler buluyoruz kitap boyunca. Ancak bir tanesinde yaptığı genelleme biraz fazla olmuş: "Akıl, hiç kimsenin kendinde eksik görmediği vergidir". Konu sıfır ile bir demiyor; eksik olup olmamasından bahsediyor. Kendini biraz olsun bilen kişi, aklının genellikle tam olmadığını düşünecektir.
Dünyanın bütün nimetlerine sahip olsak bile mühim olan onları tadına varabilecek bir ruha sahip olmaktır. Bizi mutlu eden bir şeyin sahibi olmak değil tadına varmaktır.
Biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söylediği zaman, onun doğru söyleyip söylemediğine değil, doğru yanlış kendi düşüncemizi savunmaya bakarız. Bizi düzeltmek isteyenlere kollarımızı açacak yerde yumruklarımızı sıkarız.
Kitaptan alıntı yapılacak daha onlarca değil yüzlerce düşünce ve görüş var. En iyisi siz kitabı doya doya okuyun.