Neyse ki tabiat, kimi kimsesi olmayanı gözetir, kollar. Bundandır terk edilmiş evlerin duvarlarını sarmaşıkların bürümesi.
İnsan hiç ağaca öykünür mü? Öykünür tabii! İnsan evladı yeri geldiğinde dağa, taşa bile öykünür. Kimi cirminden noksandır dağın heybetine öykünür, kimi yüreğindeki ateşten kavrulur taşın soğuğuna öykünür. Herkesin heves ettiği başka türlü eksikten.. suna da servinin kendisinden emin, müdanasız salınmasına öykünüyor işte.
“Yeni taşındınız herhalde”, deyişindeki çoğul ifadeye seviniyor. Tek başınalığı, yapayalnızlığı, çöpsüz üzümlüğü ayan beyan yüzünden okunmuyor demek.
Güzel yavrum! Kıymetlim!
Bugünün şerrini bugün kesip atmazsan yarına sirayet eder, yarına sirayet edense sen fark etmeden ömrünü sarar.
Mutsuzluğunu daim, mutsuz edenini ömürlük etmemeni dilerim. Senin elindedir.
Her şeyi biliyor olmanın acısını tahayyül bile edemezsiniz. Kusana kadar yemek yemek, çatlayana kadar su içmek, kör oluncaya dek ışığa bakmak neyse her şeyi bilmek de o. Tek farkla: ne kusmak ne çatlamak ne kör olmak gibi bir kurtuluşunuz var bu illetten. Duru durağı olmayan itidalsiz bir azap hali.
Varlığını ispat edemeyiz ama ‘var’ olduğuna daha çok insanı inandırabilirsek hani… daha çok ‘var’ olur.
İnsan cinsinin karşısına bir eksikle yahut bir kusurla çıkmayagör, hiç vakit kaybetmeden noksanına bir hüviyet atfeder, eksikliğini ismin, kusurunu sıfatın yapar fısır fısır kulağına okurlar. Sen daha ne olduğunu anlamadan özünü, şahsiyetini,ağır ağır çeker alırlar elinden; gözükmesin bilinmesin anılmasın istediğin o kusurunu bayrak gibi taşı diye eline tutuştururlar. Bir bakmışsın safi eksik olduğun yerden varsın.
Bilmezler faniler onları nelerin beklediğimi, nerelerden eksilip nerelerden çoğalacaklarını, kimlerle imtihan olup kimlerin elinden tutacaklarını. Bilmezler faniler. Yer, içer, uyur, güler, ağlar, kızar, dövüşür, tepişir, sevişir, yaşar giderler; bilirmiş gibi. Fanilere bahşedilen en büyük kudrettir bilmemek. Bundandır akıllarını yitirmeden yollarına devam edebilmeleri.
İnsan ne kadar yüreği dağlansa da sevdiği için 'öldü' diyebiliyor da ‘yaşamadı!’ demeye dili varmıyor. Radyocu kızımın da dili varmıyor elbet ama bilmeden de olsa anasının öldüğünün değil aslında hiç yaşamadığının yasını tutuyor.