Osmanlı sultanı, şehzadeleri için bir sünnet düğünü tertiplemiştir. İstanbul’da eski saraylarla birlikte Atmeydanı, Okmeydanı ve Divanyolu gibi mekânlar seyirlik alan olarak belirlenir. On beş gün sürecek düğünün dillere destan olması istenmektedir. Her vilayetten ve her ülkeden insanlar davet edilir. Bu sırada üzücü bir hadise: Sadrazam şehit olur… Sultan düğün neşesini siyasete boğdurmamak adına yeni sadrazam ataması yapmaz. Mühr-i Hümayûnunu kime vereceğini düğünden sonra açıklayacağını söyler. Bu durumda on beş günlük düğün süreci devletlular ve davetliler için acımasız ve ölümcül bir iktidar mücadelesine dönüşüverir. Sarayda bunlar olurken sokaktan birkaç öksüz ve yetim delikanlının kaderleri iktidar yarışındaki devletlularla kesişir. Gençler, önce kalpazanlık yapmak, sonra da el altından düğün hediyelerini çalmak zorundadırlar. Üstelik içlerinden biri de zihinsel engellidir. Ve İstanbul bütün görkemiyle eğlenmeye başladığında yukarıdakilerle aşağıdakilerin mücadelesi de başlar. Nefes nefese bir Osmanlı mâcerası… İskender Pala’nın her zamanki yetkin kaleminden…
İskender Pala (born 1958, in Turkey) is a Turkish Divan (Ottoman) Poetry Professor and author of best seller novels. He also used to write a column in the Turkish daily newspaper Zaman.
İskender Pala graduated from Istanbul University Faculty of Letters Turkish Language and Literature Department in 1979. He entered Turkish Navy as a lieutenant in 1982 and taught Turkish Literature in Naval Schools and Boğaziçi University. In 1987 he established Turkish Navy Museum Archives. He oversaw classification and restoration of many historic documents dated from the times of the Ottoman Empire. He published Encyclopedic Dictionary of Divan (Ottoman) Poetry and received Writers Union of Turkey Award in 1989. He was discharged from the Navy without any conviction during what is now called the "Postmodern coup". Later, he wrote a book about his life in Navy and his discharge, called Between Two Coups referring to military coup in 1980 and 1997 military memorandum in Turkey. He said that the reason for his discharge was his practicing İslam in his private life.
Uzun zamandır böyle bir kitap okumamıştım, Surnâme beni resmen içine çekti. Okurken adeta bir tarihi dizi izliyor gibiydim. Bu arada, “sitayişkâr” kelimesini de öğrenip lugatıma ekledim, iyi ki okumuşum!
Hangi döneme ve padişaha ait olduğuna değinmeden harika bir tarihi kurgu dhaa sunmuş İskender Pala bizlere. Bir Osmanlı dönemini anlatıyor. Padişahın şehzadeleri için düzenlediği sünnet düğünü tertip ediliyor.
On beş gün sürecek bu düğün için, İstanbul’da eski saraylarda dahil Atmeydanı, Okmeydanı ve divanyolu gibi mekanlar seyirlik alan olarak ayarlanıyor. Dillere destan bir düğün olması isteğinde herkes gibi Sultan’da. Fakat tak düğün arifesi Sadrazam’ın ölmesiyle kıyasıya bir mücadelede baş göstermeye başlıyor. Mühr-i Hümayunun iki talibi var. İki eski dost şimdi ise iki azılı rakip olan Kazasker ve Defterdar. Bu mevkiye gelmek için hem acımasız hem de ölümcül türlü hileye başvurma peşindeler. İktidar mücadelesi çetin geçiyor anladığınız üzere.
Sarayda, Mevki makam mücadelesi devam ederken sokaktan da birkaç kimsesiz öksüz ve yetim delikanlının kaderleri iktidar yarışındaki devlet mensuplarıyla kesişir. Biri engelli olan İkiz kardeşler Nasreddin, Nusreddin ve Şaban.. Bunlar Külhan sahibi Dobra Hatun himayesinde yetişmiş dürüst delikanlılar. Dobra Hatun kimsesizleri külhanına alıp dürüst, temiz ahlaklı birer yetişkin haline getirip meslek sahibi olmalarına vesile olan muhterem bir kadın. İşte hal böyleyken bu delikanlılar önce kalpazanlık yapıp düğün hediyelerini çalmak zorundadırlar. Ama asıl amaç Devleti Hümayunu hainlerden kurtarmak ve ikizlerin ailesini katleden devletlilerden intikam almak. Şimdi ise yukardakilerin ve aşağıdakilerin çetin mücadelesi başlar. Başta da dediğim gibi dönem ve padişah açıkca dillendirilmeden sunulmuş bir osmanlı macerası. Devletin içinde kirli insanlarla temiz kalmışların mücadelesi çok güzel işlenmiş. Yer yer edinmiş Osmanlıca kelimeleri çözmeye çalışmak dışında zorlanmadan okuduğum bir eder oldu. Herzamanki gibi kendine haa üslubu ile konuşturmuş satırları sevgili Pala. Ayrıca bölüm başlarına serpiştirilmiş kısa hikayelerde oldukça lezzetliydi. Ben diğer kitaplarını da okumuş biri olarak onlardan daha büyük keyif aldığımı da söylemeden edemeyeceğim. Katre-i Matem, Şah Sultan, Efsane, Babil’de ölüm İstanbul’da aşk hepsi birbirinden güzel eserlerdi. Tarih, edebiyat ve tasavvufu birbirine çok iyi harmanlayan yegane bir kalem. Okuyun…
Kitabın sonuna doğru heyecan biraz daha artıyor. ilkeler ile hareket eden kahramanlar tüm düğümleri aşıyor. Arka planda ise Osmanlı imparatorluğu'nun padişahı, sadrazamı, kazaskeri ve sünnet düğünü. Bu bağlamı sevenler için öneririm. Yazarın da bu döneme ve dile hakimiyeti ile kaliteli bir Osmanlı dönemi romanı olarak tanımlanabilir.
4.5 Elimden bırakmak istemediğim, her bölümüyle daha da heyecanlandıran, birbirleriyle nasıl ilişkileneceğini merak ettiğim silsile-i vakalar… İlk yarısında bu hızla ilerlerken ortalarında durulup sonunda yine bu hızla mutlu eden bir roman, o dönemin betimlenmesi, kullanılan kelimelerle resmen zihnimde canlandı, tüm bu olaylara dışarıdan dahil oldum. Tarihi, kurguya iyice yedirmiş, ilgi çekici panoramik bir bakış. Ve kubbealtı lugatı iyi ki var vesselam.
İskender Pala'nın Osmanlı maceralarını okuduğunuzda, o hikayeden bazı parçalar sizde yaşamaya devam ediyor. Bu kitabı okurken 'herhalde bu sefer olmayacak' diye düşünüyordum; yanılmışım.