Kitap çok dağınık, üslubun okuyucuyu içine çekmesi çok güç. Farklı farklı anlatım tabakalarında sürekli olarak şimdiki zaman kipiyle cümle kurmak yoruyor. 70-80 yıllık bir süreci üç parçada kronolojik ve kişiler bazında inceleyerek; Türkiye'de aydın profili üzerine -adı üstünde- bir takım tezler, bazı soyutlamalar elde edip bunları temellendirmeye çalışan, bunlar etrafında konuşan bir kitap.
Bu tezler, bu tip kitaplardan bekleneceği üzere maddeler başlıklar halinde değil. Kitap içerisinde dağınık ve yeri geldikçe tekrarlanan önermeler halinde. Yer yer ilginç, ufuk açıcı fikirler, anektodlar mevcutsa da kitabın içeriğine göre fazlaca hacimli olduğunu düşünüyorum. Fakat hemen yerinde belirteyim; incelenen konular derinlikli ve etraflı araştırılmış ve hazırlanılmış. Bunu teslim etmemek mümkün değil. Namık Kemal'in özel mektuplarından, İbret'in Hürriyet'in makalelerine değin.
Kitap, kendi dilinden konuşmak gerekirse aydını yapıp ettiklerinin bir ürünü olarak inceliyor. Yazarın aydın tanımına hatırlarsak; aydın kafasıyla toplumu değiştirmeye çalışan kişidir diyor. Ama Türk aydınının kafasını, aklını eğiten birincil öğretmenin yenilgi oluşunu tekrarlıyor. "Yenilgi inatçı ve pahalı öğretmendir."
Bu önerme, Türkiye'nin belki de ilk yenilikçisi 3. Selim'in başına gelenlerden anlıyoruz. Nizam-ı Cedit hareketinin neticesinde hem hareketin hem de Selim'in akameti; o akamet ile beraber ölümden dönen 2. Mahmut'a pahalı bir ders verdi. Yeniçeri ve ulemanın gericilik üzerindeki ittifakı, yeniçerinin esnaflaşması ile sermaye sınıfına iltihak edişi, ilerici cephe karşısında gerici safları kristalize etti. Mahmut aldığı ders üzere aydının önündeki en büyük engeli ortadan kaldırdı.
Bu arada; her ne kadar yazar Türk aydının Tercüme Odasında doğduğunu söylese de; Türkiye'deki ilericilik hareketlerini Nizam-ı Cedit ile başlatıp, kitabında Rusçuk Yaranı ile Alemdar Mustafa Paşa'ya geniş yer ayırarak onlar hakkındaki görüşlerini de Aydın Üzerine Tezler'e dahil etmeye değer bulmuş.
Burada anmaya değer fikirlerden birisi şu: Türkiye'de modernleşmenin ilk kaygısı, Nizam-ı Cedit ile birlikte orduyu yenilemek, bununla beraber yeniçeri ve ulemayla mücadelenin zorunlu sonucu olarak merkezi otoriteyi güçlendirmekti. Anayasacıların çok sevdiği Sened-i İttifak, Türk modernleşmesinin bir başarısı, bir Magna Carta'sı değil modernleşmenin lokomotifi 2. Mahmut'un bir tavizi idi. Mahmut'un her hareketi merkezi güçlendirmek üzerine oldu.
Bir tez: "Türk aydınının tarihi kendine bir dayanak arama tarihidir." Bunu ulemanın yeniçeri sınıfına dayanması ile dahi başlatabiliriz. Yeniçeri sınıfından, Tanzimat ile beraber ecnebi sefaretlere, Namık Kemal'ler esnafa, yani halka dayanmak istediler. Esnafın, tüccarın görüşlerine ödün verdiler. "Sabırsız yenilikçi kütleye teslim oldu." Kemalizm ile orduya, günümüzde belki yine yabancı vakıflara vesaire... Türk aydını her dönemeçte ezildi, her dönemeçte azaldı. Türkiye'nin tarihi de dönemeç kıtlığı çekmediğinden Türk aydını sürekli olarak aydın kıtlığına doğdu. Daima kendinden öncekini tasfiye ederek yürüdü, birikemedi. Belki de Osmanlı'dan kalan "kendini korumak, alternatifini yok etmek demek" mirasını bir refleks kabilinden uyguladı, bırakamadı...
Vakay-ı Hayriye'den sonra önemli bir dönemeç, Tanzimat-ı Hayriye idi. Buradaki tez: Tanzimat içten gelen ve dışarıya kabul ettirilen bir ileri atılımdır. Dıştan empoze edilmedi, saltanatı korumak endişesinden doğu, batıya kabul ettirildi. Tanzimat saltanatla doğrudan ilgili bir mesele idi. Burada Mısır ve Kavalalı Mehmet Ali Paşa meselesi önemli. İbrahim Paşa'nın Anadolu'yu fethi ile Mısır'ın Türkiye'den 20 yıl önce başlatan Tanzimat hareketi, Türkiye'ye bu atılımı saltanatı sürdürmek için zorunlu kıldı. Burada hem itici hem çekici güç Mısır'dır. Yani Tanzimat'ın empoze edicisi, kendisinin iddia ettiği ve dışarıdan onay almaya muhtaç Türk aydınının sorgusuz kabul ettiği gibi İngiliz elçisi değil, Mısır başat faktör idi.
Burada Reşit Paşa'nın İngiliz elçiliği ile yakınlığı meselesi üzerinde duruluyor. Kitabın ilgili diğer bölümlerinden de şu görüşün savunulduğu anlaşılıyor. Sefaretlerin Türkiye üzerindeki kuvveti o denli ki; bunların, hatta bunların baştercümanlarının, Türkiye içişlerine dahilleri öyle ki; sefaretler ile iş tutmak vakayi adiyeden ve günümüzdeki kabulün aksine hıyanetten değil. Zamanın ruhu öyle diyebiliriz. Bunu Namık Kemallerin dergilerinin yabancı sefaretler üzerinden dağıtılışı, Mithat Paşa'nın eski bir sadrazam olarak Fransız sefaretine sığınışı, bunu dahi kimsenin yadırgamayışı gibi örneklerden çıkarsayabiliyoruz. Burada, sefaretlerin içişlerine dahlinden bahsederken yukarıda Tanzimatın ilanında onların etkisi olmadığı tezi çatışıyor gibi görünüyor lakin; esas sebeplerin doğudan geldiği kanıtlanıyor.
Tanzimat başlığına geri dönersek; tez: tanzimat karşıtlığı gericiliktir. Türk aydın tarihi, Türk yenilikçiler tarihidir ve yeniliklere düşman halkı yenilikçi yapma mücadelesidir. Her atılım aynı zamanda bir nesil içi kavgadır. Tanzimatın saltanatı korumak olduğunu söylemiştik. Fakat; buradaki saltanat yenilikçi bir merkezi otorite olarak düşünülmeli. Nitekim Türkiyede ilk aydın nesiller yönetici sınıfa doğdu. Tanzimat Diktatöryasına muhalif Yeni Osmanlılar dahi ekseriyetle yöneticiydi. Bunlar memur olmakla ihtilalci olmak arasında bir çelişki görmediler.
Türkiyede yenilik talebi tabandan gelmedi. Yeni Osmanlılarca tabana götürülmeye çalışıldı. Tabana dayanmaya çalıştılar. Tanzimatın üç paşası, Reşit, Ali ve Fuat yeniliği elit seviyede tutmak istediler. Bunlara muhalif üç asi delikanlı Namık Kemal, Ziya Paşa ve Şinasi ise yeniliği halka indirmek ve de halka dayanmak istediler. Böylece dindar olmasalar dahi dinci olmak zorunda kaldılar.
Son bölüm ise Tercüme odasına ayrıldı. Türkiye'de bir aydın için Türkçe bilmenin hiçbir dil bilmemek demek olduğu anlayışını, özellik Suavi'den verilen vurucu birkaç örnek ile temellendirdi yazar. Gecikmiş ülkenin aydınları, onlar her zaman Batı'da çıkan en son modanın arkasından koştu ama seçici de oldu. Esnafa, tüccara dayanan, dinci olmak zorunluluğu duyan Namık Kemal'in, çağdaşı Marx'ın görüşlerini alacak hali yoktu.