Ne anlatıyor "Suyun Öte Yanı"nda Feride Çiçekoğlu? Özgürlüğü için Cunda'ya kaçan bir Yunanlı avukatı, özgürlüğü için 'suyun öte yanı'na kaçmak isteyen bir Türk devrimciyi... Mutsuz, ama iyi yürekli Sıdıka Hanımı, mutsuz, ama iyi yürekli Arap Mustafa'yı... Nihal'i... Cunda'yı: Taş sokaklarıyla, kilisesiyle, insanlarıyla... Adının 'Alibey' yapılmasına kızarak. [...] Ve en önemlisi, çok az romanda rastladığımız, bir 'mutlu evlilik'... Cesare Pavese, "Yaşama Uğraşı"ndaki günlüklerinden birinde şöyle diyor: "Pek az mutlu evlilik varmış gibi görünmesi, romancıların mutlu evlilikler üstüne söyleyecek bir şey bulamamalarından ileri gelir." Belki de bundan: Kadınla erkek evlenince roman biter, genellikle. "Feride Çiçekoğlu", güçlüklerle sınanmış, güçlükler içinde sürüp giden bir mutlu birlikteliği anlatıyor. Hem de nasıl! O güzelim telefonla konuşma sayfalarının bir yerinde Ertan'ın karısına telefonla ulaşma savaşımı sırasında, "... içinden 'Bismillah... ' diye başlayan hiç tanımadığı bir sesi" duymasının verdiği bir şaşkınlık vardır ki unutulmaz. Fethi Naci
Feride Çiçekoğlu, 1951 yılında Ankara'da doğdu. Maarif Koleji ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde okudu. Mimar olarak Fullbright bursu ile, Pennsylvania Üniversitesi'nde doktora tezini yazdı. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Çiçekoğlu, 12 Eylül askeri darbesinin ardından dört yıl cezaevinde kaldı. Cezaevinde tanıdığı bir çocuğun yaşamını anlattığı ilk kitabı (Uçurtmayı Vurmasınlar), filme alındı. Filmin çok beğenilmesi yeni kitapları yazmasına ve yeni filmlerin yolunu açtı. 1990 yılında senaryosunu yazdığı "Reise der Hoffnung (Umuda Yolculuk) filmi Yabancı Dilde En İyi Film Akademi Ödülü'nü kazandı.
Filmleri - Senaryo ■2009 Altın Kızlar ■2007 Parmaklıklar Ardında ■2000 Melekler Evi ■1996 Altın Kent İstanbul ■1991 Suyun Öte Yanı ■1990 Umuda Yolculuk ■1989 Uçurtmayı Vurmasınlar ■1989 Baharın Bittiği Yer
Ödülleri ■1989, 26.Antalya Film Şenliği, En İyi Senaryo Uçurtmayı Vurmasınlar
Hava her yerde olduğu gibi Ankara'da da buz gibi. Birkaç gündür kar yağmamasına rağmen her yer bembeyaz. Ben de aldım ıhlamurumu, battaniyeme sarındım, kitabımı okumaya başladım. Kitabımı bitirdiğimde kendimi Cunda'da deniz kıyısında gölgelik bir yerde çay içerken buldum. Hatta az kalsın kalkıp ağustos böceği ve dalga sesleri eşliğinde Arap Mustafa'yı arayacaktım.
Edebiyatın gücünü bir kez daha gördüm, bir kere daha anladım.
Sanırım kitap, Feride Çiçekoğlu'nun senaristi olduğu Suyun Öte Yanı'nın gösteriminden sonra yazılmış. Filmi izlemedim, izlemeyi de düşünmüyorum şimdilik. Her şey okuduğum, hayal ettiğim gibi aklımda kalsın istiyorum.
1980 ile 1924 yılı bir araya gelir mi ? İşin özü özgürlük olursa gelir, insan haklarının çiğnenip baskı ve zulme yönelinirse gelir. İşte Feride Çiçekoğlu da 1924 mübadelesinde yaşananlar ile 1980 askeri darbesi sonra yaşananları postmodern bir kurgu ile bir araya getirmiş. Çok rahat okunan kısacık bir roman. Keşke arkadan kovalayan varmış gibi nefes nefese yazmak yerine derin soluklarla daha sakin bir ruh haliyle yazılsaydı, şimdiki hacminin iki katına çıkar ama çok daha doyurucu bir roman olurdu.
Επιθυμωντας να εντρυφησω στην τουρκικη λογοτεχνια, εκανα μια ερευνα αναζητωντας τους πιο σημαντικους εκπροσωπους της, διοτι εκτος απο τον Orhan Pamuk δεν γνωριζα και πολλα, σχεδον τιποτα δηλαδη. Ετσι επεσα και πανω στο ονομα της Feride Çiçekoğlu και αναζητησα βιβλια της μεταφρασμενα στα ελληνικα.
Η F. Ç. ειναι μια δυναμικη φωνη της συγχρονης τουρκικης λογοτεχνιας. Γεννηθηκε στην Αγκυρα το 1951. Σπουδασε στις ΗΠΑ και μετα την επιστροφη της στην Τουρκια φυλακιστηκε για τεσσερα χρονια (οπως αλλωστε καθε προοδευτικος Τουρκος συγγραφεας που σεβεται τον εαυτο του), ως το 1984, απο τη δικτατορια του Εβρεν. Η παραμονη της στη φυλακη την ενεπνευσε να γραψει το πρωτο της μυθιστορημα, "Μην πυροβολειτε το χαρταετο", που γυριστηκε ταινια και πηρε βραβειο σεναριου στην Τουρκια και στις Καννες. Από τοτε εχει γραψει πολλα σεναρια. Η ταινια το "Ταξιδι της ελπιδας" πηρε το Οσκαρ καλυτερης ξενης ταινιας το 1991.
"Η αλλη μερια του νερου" ειναι το δευτερο μυθιστορημα της, εχει γινει επισης ταινια και πηρε το βραβείο ΙΠΕΚΤΣΙ. Το κεντρικο θεμα του βιβλιου ειναι η ανταλλαγη των πληθυσμων το '22. Γινεται αναφορα στη Θεσσαλονικη και την Κρητη, τους τοπους δηλαδη απο τους οποιους εκδιωχθηκαν οι Τουρκοι κατοικοι, ενω οι βασικοι ηρωες της ιστοριας κινουνται κυριως στο Αιβαλι και στο νησακι Αλη Μπεη (Τζουντα), μερη οικεια σε μας που ζουμε στη Μυτιληνη και φυσικα πατριδα των Ελληνων που εκδιωχθηκαν απο εκει. Γινεται αναφορα και στη Λεσβο η οποια αποτελει "την αλλη πλευρα του νερου".
Η συγγραφεας αφηγειται την ιστορια ενος Ελληνα δικηγορου, παραλληλα με την ιστορια ενος προοδευτικου Τουρκου που θελει να το σκασει "στην αλλη μερια του νερου", τις περιπετειες της δυστυχισμενης αλλα και καλοκαρδης Σιντικα χανουμ, του Αραπ Μουσταφα και της Νιχαλ. Κι ολα αυτα μπροστα στο θαλασσινο οριζοντα που, χωρις να χασει την καθημερινη οικειοτητά του, διατηρει την ονειρικη διασταση της "αλλης μεριας του νερου".
Η γραφη της στο βιβλιο αυτο ειναι θα ελεγα ελλειπτικη, δε δινει πολλα στοιχεια και λεπτομερειες για οτι συνεβη, ο αναγνωστης ανασυνθετει με τα λιγα που του δινονται τα γεγονοτα. Κυριαρχει επιπλεον η αισθηση μιας εντονης μελαγχολιας που οφειλεται στο παρελθον, στις χαμενες πατριδες και απο τις δυο πλευρες του νερου, στα χαμενα ονειρα, στο χαμενο χρονο και τις χαμενες στιγμες λογω της φυλακισης. Εκτος ομως απο τη μελαγχολια σου δημιουργειται και μια αισθηση σταθεροτητας και γιατι οχι αισιοδοξιας που οφειλεται στη σχεση του κεντρικου ζευγαριου. Αισιοδοξιας πως οσο υπαρχουν ανθρωποι σκεπτομενοι, που μαχονται για την ελευθερια και την προοδο, ο κοσμος θα γινει πιο ανθρωπινος και δεν θα διακατεχεται πια απο μισος, στερεοτυπα και ρατσισμο. Θα ηθελα σιγουρα να διαβασω καποια στιγμη και το "Χαρταετο".
Yıllar içinde çok fazla ve çok iyi mübadele romanları okudum. Suyun Öte Yanı o çok iyilerden biri değil ama usul usul saran bir samimiyeti var. Çok şık, şıkır şıkır bir masada oturmak yerine gazete kağıdı üzerinde çay bardağında rakı içilen bir sofranın samimiyeti gibi. Gerçi sadece bir mübadele romanı da denemez. Ama ağırlık olarak Girit, Midilli ve Selanik’ten göçmek zorunda bırakılmış mübadillerin Cunda’daki yaşamları üzerinden, geriye dönüşlerle akan bir hikaye bu. Ve yıllar sonra kitap sayfalarında bile olsa ilk göz ağrım Cunda’da olmak çok güzeldi.
«آنسوی آب» نخستین کتابی بود که در سال ۰۴ خواندم. من میدانستم که ترکها و یونانیها اشتراکهای فرهنگی بسیاری دارند، اما هیچگاه نمیدانستم که آنها سالهای طولانی با هم زیستهاند تا اینکه در سال ۱۹۲۴ و در جریان مبادلهی تبعههای دو کشور یونان و ترکیه، یونانیان به ناچار خانه و کاشانه و دوستان و همسایگان خود را واگذاشتند و از ترکیه رفتند.
📚 از متن کتاب: «رابطهها در گذر زمان رنگ میبازند. شاید ما هم اگر اینقدر از یکدیگر دور نمیماندیم، حالا شاهد کمرنگ شدن رابطهمان میبودیم. اصلا نکند رابطهی ما پیشتر رنگ باخته و حواسمان نبوده؟»
رمان روایتگر فراز و نشیبهای دو برههی متفاوت تاریخی (دههی ۲۰ میلادی که همزمان با جریان مبادلهی ۱۹۲۴ است و دههی ۸۰ میلادی که برای ترکیه سرشار از تنشهای سیاسی بود.) در بستر دریای اژه است؛ آنجا که قصهی «صدیقه خانم» و «عربمصطفی» و «وکیل یونانی» به عنوان قربانیان سیاستهای دههی ۲۰ و زوج جوان «نهال» و «اَرتان» مستأصل از خفقان سیاسی دههی ۸۰، به هم میپیوندد و نگاه همهشان به نوعی به «آنسوی آب» است.
📚 از متن کتاب: «شهامت اعتراف کردن ندارم... کدامش شهامت است: نترسیدن از پلیس یا توانایی به زبان آوردن افکار پنهانی؟»
چیچکاوغلو به زیبایی در این نوولا زندگی آدمهایی را به تصویر میکشد که در کشاکش تاریخ و جغرافیا و هویت گرفتارند؛ همبستگیِ «نهال» و «ارتان» در میانهی طوفانهای زندگی و اندوهِ پنهان در قلب بزرگ انسانهایی چون «صدیقه خانم» و «عربمصطفی» چنان با ظرافت و زیبا بیان شدهاند که خواننده تصور میکند تکتک آنها را از نزدیک میشناسد.
آنچه بر سر یونانیها در جریان مبادلهی ۱۹۲۴ آمده، بیتردید مرا به یاد «یوم النکبه» اندخت که منجر به بیرون راندن صدها هزار فلسطینی و آواره شدن دائمی اکثریت مردم فلسطینی شد. میدانستم که با گذشت بیش از ۷ دهه، بسیاری از فلسطینیها همچنان کلید خانههایشان را نزد خود نگه داشتهاند، حالا میدانم که یونانیهایی نیز هستند که دستگیرهی در خانهشان یا مشتی از خاک ترکیه را نزد خود به یادگار دارند.
Feride Çiçekoğlu "Suyun Öte Yanı" kitabında;Cuntadan kaçan Yunanlı bir avukatı,siyasal suçlu kabul edilen profesörü ve eşi ile olan ilişkilerini,pansiyon sahibini,eski aşkını Cunda'nın büyülü havasına sokarak yazmış bize. Kitabı okurken Türk-Yunan 1924 mübadele zamanını,insanların ırklarından ziyade dinlerinin belirlediği zorunlu göçü,toprak özlemini kısa bir romanda ironik konusuna rağmen sıcaklık duyarak okudum.Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. "Uçurtmayı Vurmasınlar" kitabının ise sinema versiyonunu izlemiştim.Kendisi de 1980 lerde hapis yatan bir yazarın ezilene,haksızlık görene başkaldırısı ,içindeki anlatma ihtiyacı öyle seziliyor ki..
Öğretim üyesi Ertan 80'li yıllarda siyasi görüşleri nedeniyle tutuksuz yargılanır. Eşi Nihal’le tatile Cunda’ya giderler. 1924 mübadelesinde Girit’ten gelmiş bir kadının pansiyonunda kalırlar. Pansiyon işletmecisi kadınla unutamadıkları geçmişe gider, anılarını paylaşırlar… İçinde, bende özel yeri olan Cunda ve jetonlu telefonların da geçtiği hikayenin, imgelerin çağrışımlarıyla anlatılış şeklinden, içerdiği hüzünden çok etkilendim. “Samyotisa”yı da bulup dinledim, hem Ali Rıza Altınkeser’in klarnetinden, hem Nana Mouskouri’nin sesinden…
1924 Mübadele ile 1980 askeri darbesi sonrası yaşananlar arasında yakınlık kuran bir anlatı. Yazar, ilk önce film senaryosunu yazmış, ardından bu kitabı kaleme almış. Anlatıcılar ara sıra yer değişiyor ve bu değişikliği üç cümle okuduktan sonra fark ediyorsunuz. Hikayenin Cunda'da geçtiğine okuru ikna edecek fazla bir tasvir yok. Üstelik "Neden Cunda?" sorusunun tatmin edici bir yanıtı yok. Yunan adalarına karşıdan bakan başka lokasyonlar da mevcut zira. Karakterlerin ortak özelliği "öteki" kimlik ve/veya ideolojilerinden dolayı zulme uğramaları. Ama o da üstünkörü bir anlatı içinde ele alınmış.
Maalesef ki Feride Çiçekoğlu ile yıldızımız barışmıyor. Önce Uçurtmayı Vurmasınlar kitabını okuyup pek beğenemeyip birde bu kitabına şans verdim. Ama yine beğenemedim. Kitap oldukça akıcı ve yalın bir dille yazılmış ama maalesef hikayenin özü güzel düşünülmüş olsa bile beni içine çekecek kadar derin değildi. Nihal ve Ertan tatil için Cunda adasına giderler ve orda Sıdıka Hanım’ın pansiyonunda kalmaya karar verirler. Selanik göçmeni ninesinin hikayeleri ile büyüyen Nihal ile Girit’ten gelen ve hala özlemi taze olan Sıdıka Hanım’ın diyaloglarını okuyoruz. 24 Mübadelesi, 6-7 Eylül olayları arka planda aktarılsa da ne yazık ki hikayenin derinliği yetersiz kaldı benim için
Mübadelede Girit'ten gelenlerin Cunda'da yaşamları ile ilgili hoş bir tat bırakıyor zihinde. Ne anlatıyor "Suyun Öte Yanı"nda Feride Çiçekoğlu? Özgürlüğü için Cunda'ya kaçan bir Yunanlı avukatı, özgürlüğü için 'suyun öte yanı'na kaçmak isteyen bir Türk devrimciyi... Mutsuz, ama iyi yürekli Sıdıka Hanımı, mutsuz, ama iyi yürekli Arap Mustafa'yı... Nihal'i... Cunda'yı: Taş sokaklarıyla, kilisesiyle, insanlarıyla... Adının 'Alibey' yapılmasına kızarak. [...] Ve en önemlisi, çok az romanda rastladığımız, bir 'mutlu evlilik'...
آن سوی آب دومین کتابی بود که از نویسنده ترک خانم فریده چیچک اغلو میخوندم. کتاب توسط نشر مد چاپ و به همت خانم مژده الفت ترجمه شده بود. نوع ترجمه دوست نداشتم و به نظرم روان نبود ولی کیفیت چاپ و طرح جلد خوب بود. کتاب داستان خانواده های ترک ساکن یونان و یونانیان ساکن خاک ترکیه هست که براثر مبادله از سرزمین مادری خودشون جدا شدن، کتاب گوشه ای از تاریخ ترکیه نامحسوس مرور میکند ، دوران تاریک مبادله، کودتای نظامی در یونان و در اخر کودتای نظامی امریکایی در ترکیه
بنظرم نوع نگارش کتاب برای خواننده داخلی ترکیه جذاب خواهد بود، ولی انتخاب موضوع که دلبستگی به وطنی که تورا شهروند خود نخواند و اخراجت بکند موضوع جذابی هست.
80'li yillarda tutuksuz yargilanan Ertan ve onun ailesini konu alan hüzünlu bir kitap. Cunda ve diger adalarda ki Rumlarin ve Türklerin ic ice gecmis yasantilari, siyasi gorusler yuzunden gecirilen zor zamanlar ve aileler uzerinde ki etkisi zamanin Cunda Adasini ve kiyi serit İstanbul'u kisacik hikayede bulabiliyoruz. En etkileyen kismi sonda
Genelde kitapların senaryolaştırılmasına alışığız ancak bu kitap, aksi istikametten (senaryodan romana) geldiği için olsa gerek kimi okurlarda hayal kırıklığı yaratmış. Mübadeleye yönelik güzel mesajları, sade ve kimi zaman bulanık bir dille anlatmış bu kitabın bir de filmini izleyince biraz daha netlik kazanıyor ama tamamen değil.
Daha uzun olabilecek bir hikayeyi kelime sınırı ile yazmış gibi, hafif aksak hissetirdi. Bizi çok heyecanlandıran bir konuyu ki cümlede söylemeye çalışırken telaşla kelimeler cümlelere büyük gelir ya, öyle bir hisle okudum. Samimi ve merak uyandıran, azıcık da "lafım eksik kaldı" bir tat.