Yunus Emre'yi annemin büyükannesi Bülbül hanımın, beşiğini sallarken bana söylediği Yunus deyişlerinden tanıdım. O gündür bu gündür tatlı birlikteliğim devam ediyor. Herhalde, "yaylalar yaylamaz oldu" diye ağlayan ayrılık aryasını da, bu dünyadan giderken birlikte söyleceğiz. Yunus Emre, insanoğluna; kurtuluşa, huzura, sevgiye ve birliğe, götüren gücü; koşullar ne olursa olsun, kendi içinde, kendi birikiminde araması gerektiğini şiirsel bir ustalıkla anlatmaya çalışan kişidir. Bu noktayı yakalayan insan onun deyimiyle söylersek: Yunus'un önerdiği bu çağdaş insan onun deyimiyle söylersek: "Yetmiş iki millete bir gözle bakan", "Yetmiş iki milleti kurban olan", "Yetmiş iki milleti hak gibi gören"er sahibi bir kişidir artık. Ama bu ilkeleri kabul etmeyen ve ona göre yaşayanlar da var. Onlar için de Yunus şöyle diyor. "Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan" "Şeriat açısından ermiş kabul edilse bile, gerçekte, bir asidir." Böyle biri: Arıklar safında asla imam olamaz. Tanrı katında, hesap vermeleri gerekir. Oysa Yunus'un sevdiği insanlar: "Haram eline gelse bile direnip yemeyen" "Dili de davranışları da acı olmayan" "Yediği yoksul eti, içtiği kan olmayan" "Kendini peygamber sanıp halkın başına dert kesilmeyen" "İçi-dışı bir" "Ettikleriyle dedikleri aynı" "Fetvayı, kendi gönlünden alan" "Yaradılmışı, yaratandan ötürü sevenlerdir." İşte, Yunus Emre'nin, aydınlatıcı, umut veren dost eli, 2000'li yıllarının eşiğinde kuşku ve hatta korku içinde bekleşen çağımız insanlarına bu duygularla uzanmıştı. Onun bu niteliklerini tanıtmakta ve tanımakta sayısız yararlar var ve Dertli Dolap bunun için yazıldı. (Arka Kapak)
11 Mayıs 1920’de Konya’da dünyaya geldi. Babası, Ankara milletvekillerinden Rıfat Araz’dır. Fatma Nezihe, babasının Konya Ziraat Bankası müdürü olduğu dönemde dünyaya geldi. Soyadı kanunu çıktığında Mustafa Kemal babası Rıfat Bey’e “Araz” soyadını verdi. 1941'de Ankara Kız Lisesi’ni, 1946’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Okuldan mezun olduğu yıl Behice Boran’ın asistanı olarak üniversitede akademik yaşama başladı; bazı sol eylemlere katıldı. 1948’de Behice Boran üniversiteden kovulunca okuldan ayrıldı. Doktora yapmak üzere İstanbul’a gitti. Ancak akademisyenliğe ilgisini yitirdi ve Kenan Rıfai’nin sohbetlerine katılıp Rıfai Dergahı’na girdi.
Şiirlerini 1950’de “Benim Dünyam” adlı kitapta yayımlayan Nezihe Araz, gazeteciliğe aynı yıl Resimli Hayat dergisinde başladı ve bu mesleği 57 yıl sürdürdü. Gazeteciliğe başladığı yıllarda, basın dünyasında bulunan üniversite mezunu çok az sayıda insandan birisiydi. Babıâli’nin çeşitli gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Röportajları ve araştırmaları yayınlandı. Gazetecilik alanında verdiği hizmetler, 2003 yılında Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü ile ödüllendirilmiştir.
Kenan Rıfai’nin 1950’de ölümü üzerine ertesi yıl Samiha Ayverdi, Safiye Erol ve Sofi Huri ile birlikte "Ken’an Rifai ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık'” kitabını yazdı. 1953’te “Fatih’in Deruni Tarihi” adlı kitapla Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlattı. 1959 yılında çıkardığı “Anadolu Evliyaları” adlı kitap çok ses getirdi. Daha sonra Muhammed bin Abdullah’ın hayatını konu alan “Peygamberler Peygamberi Hazreti Muhammed”(1960), “Peygamberlerin Torunları”(1960), Yunus Emre’nin hayatını konu alan “Dertli Dolap” (1961); Mevlana hakkındaki “Aşk Peygamberi / Mevlana’nın Romanı” (1962) ile “28 Peygamber”, “Çocuk ve İslam”, “Gelin Canlar Bir Olalım” (1979) adlı eserleri yazdı. Meydan-Larousse, Larousse-Gençlik ve Türkiye Ansiklopedisi gibi yayınların yapımcı veya yayıncılığını yaptı. Anadolu halk törelerini, özellikle kadın giyim ve süs eşyasının özelliklerini ve bunlara ilişkin anekdotları derledi. Anadolu kadınları baş süslemelerinden bir koleksiyon oluşturdu. Orta Anadolu Yörükleri arasında yaptığı araştırmaları "Kırk Pencereli Konak" adıyla yayınladı. 1993’te Mustafa Kemal ile Latife Hanım’ın ilişkisini anlatan “Mustafa Kemal’le 1000 Gün” adlı kitabı yazdı. Anılarından yola çıkarak yazdığı “Mustafa Kemal’in Ankara’sı”(1994), İsmet İnünü’yü anlattığı “Mustafa Kemal’in Devlet Paşası”, "Bir Zamanlar O da Çocuktu: Adı Mustafa" Atatürk hayranlığı ile yazdığı eserlerdendir.
Nezihe Araz, Kent Oyuncuları tarafından sergilenen "Hayattan Yapraklar" adlı televizyon dizisini ve yine Kent Oyuncuları’nın sergilediği, "Akıllı Tavşan ve Güçlü Aslan", "Sihirli Fındıklar" adlı müzikli çocuk oyunlarını yazdı. Araz’ın Devlet Tiyatroları edebi kurullarınca repertuara alınan ve çeşitli tarihlerde oynanan oyunları şunlardır: "Bozkır Güzellemesi", "Öyle Bir Nevcivan", "Alacakaranlık", "İmparatorun İki Oğlu", "Afife Jale", "Cahide", "Ballar Balını Buldum". “Öyle Bir Nevcivan”, 1984 Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülü’nü; "Afife Jale", 1987 Kültür Bakanlığı En İyi Tiyatro Yazarı Ödülü ile 1988 İsmet Küntay Tiyatro Ödülü’nü kazandı[2]. 1984’ten sonra televizyonda "Hanımlar Sizin İçin" adlı, kadınlara yönelik kuşak programları hazırladı. "O Kadın", "Ekmek Kavgası", "İhtiras Fırtınası", "Afife Jale" ve "Hanım" adlı senaryoları filme çekildi.
Son günlerini İstanbul’da Maltepe Huzurevi’nde geçirdi. Alzheimer oldu. 26 Temuz 2009’da İstanbul’da hayatını kaybetti. Hiç evlenmemiş ve çocuk sahibi olmamıştır. 2010’da Nezihe Araz hakkında kızkardeşi Vecihe Büyükaksoy'un torunu Jeyda Elsasser'in yönetmenliğinde hazırlanan “Beyond Words” adlı belgesel hazırlandı.
-dertli dolap nasıl yazıldı, -başlarken, -bölüm 1, bu bölüm yunus emrenin cünun dönemini hikaye eder, s.11. -bölüm 2, bu bölüm yunus emrenin fünun dönemini hikaye eder, s.123. -bölüm 3, bu bölüm yunus emrenin sükun dönemini hikaye eder, s.279.
bu değerli kitabı 3 günde içtim.
[belki bu kaçıncı yunus emre kitabı, divanı, biyografisi; ama bu başka, bambaşka (dur pis koksal dur, daha gölpınarlınınkini okumadın dur, acele etme)].
harika bir yolculuktu. harika bir senaryo, harika bir film, harika bir yaşamöyküsü, harika bir tarihi romandı.
ayrıca sayın nezihe hanımın da üslubu harika, bunu diğer kitaplarından da biliyorum. insanın yüreğine dokunur anekdotlarla, bazen dallanıp budaklanarak da olsa, sürükleyip götürüyor.
özellikle, yunusun hayat hikayesini, şiirleriyle bezemiş, hatta şiirlerle takip etmiş. hangi şiirin hangi yaşında, hangi ruh halinde yazdığını belirterek tam yarine koymuş.
evet, bu bir tarihi roman, ama ne roman. buradaki kronolojik ve maneviyatı zengin hikayeyi, bu zengin anlatımı, bu engin zevki, en son üstad köprülünün "ilk mutasavvıflar" kitabında tadmıştım; ŞÜKÜR KAVUŞTURANA. hey allahım heyy.
Beni en cok etkileyen kitaplardan biridir.. siirsel bir dili, yumusacik, derin ve samimi bir sesi, yurekte kalan bir tadi ve tatli bir kokusu vardir bu kitabin.. yani bir Yunus Emre'nin kitabidir gercekten... Eger bulabilirseniz mutlaka okumanizi tavsiye ederim..