Ve ben, aslında harfiyen hatırlayarak dünün bol vakitlerini, doyumsuz sohbetlerini, telaşsız saatlerini, saadeti hüzünle yoğurarak geçtim ihtiyar adamın süzgecinden...
Ben onu gemleyemedim, o demledi beni... Olgunlaştım, basarak üzerine birikmiş bütün yırtık takvim yapraklarının, yıllar yılı aynı çemberde dolanmaktan başı dönmüş akrep ve yelkovanların, o incecik delikten biteviye süzülmüş kumların, evine gire çıka ötmekten sesi kısılmış yorgun guguk kuşlarının, batmış onca güneşin, parıldamış bunca ay ışığının, hilalin ve fecrin, uğruna savaşılmış, yokluğuna alışılmış dostların, birbirine karışarak yanıp sönen kahkahalarla gözyaşlarının, yazılmış yazılamamış bunca satırın, tutulmuş tutulamamış onca sözün, dediklerimin, bir an önce bitmesini istediğim veya hiç bitmesin diye dualar ettiğim anların, koşuda çabuk yorulanların ya da koşmaya hiç niyeti olmayanların, sevaplarımın, günahlarımın, hatalarımın...
...süzüldüm imbiğinden... Piştim, o ihtiyarın dergâhında... Babamın oğluydum eskiden; Oğlumun babası oluverdim birden...
Lise öğrenimini Ankara Atatürk Lisesi'nde gerçekleştirdi. 1982 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. 1979'dan itibaren sırasıyla Yankı, Hürriyet, Nokta, Haftaya Bakış, Söz ve Tempo'da çalıştı. 1986'da İngiltere'de London School of Journalism'i bitirdi. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde siyaset bilimi dalında yüksek lisansını 1988'de, aynı bölümünde doktorasını 1996'da tamamladı. Televizyona 1988'de TRT'de Seynan Levent ile başladı. 1989'da 32. Gün'de çalışmaya başladı.
Köşe yazarlığı 1994'te Aktüel'de başladı. Aynı yıl günlük köşe yazıları yazmaya başladığı Yeni Yüzyıl gazetesinde beş yıl çalıştı. 1999 Ocak'ından 2000 Aralık sonuna kadar Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 2001 Ocak ayında Milliyet gazetesinde, ADA başlıklı köşe yazılarına başlayan Dündar, bir yandan da NTV televizyonunda Canlı Gaste isimli programı sunuyordu.
Kanalın hükümete yakınlaşma çabası yüzünden muhalif gazetecilerin görevlerine son vermeye başlaması ile Can Dündar NTV'den kovuldu.
Bir süre sonra Artı 1 TV'de program yapmaya başlayan Can Dündar kanal patronunun haberlerine karıştığı gerekçesi ile ekibiyle birlikte istifa etti.
Gezi Eylemleri sürecinde hükümet karşıtı söylemleri yüzünden 1 Ağustos 2013 günü Milliyet gazetesinden de kovulan Can Dündar, kısa bir süre BirGün gazetesinde yazdıysa da Cumhuriyet gazetesi ile anlaştı ve yazılarına Cumhuriyet'te devam etmektedir.
Hareket noktasindan farkli buldum ‘Kirmizi Bisiklet’i. Kesinlikle oldukca etkileyici. Bu olmasa da olurmus dedigim birkac yaziya yer verilmis olsa da hemen hepsi icten, incelikli, farkli acilardan degerlendirilip yazilmis. Can Dundar’in imzasi, tarzi ve yazilari... Babasinin gurur duyacagi gibi...
Çok çarpıcı bir kitap. Hem fikir olmadığım kısımlar olsa da bir çok konunun ele alınış şekli beni etkiledi. Sanırım konuları baba oğul ilişkileri üzerinden ele alması bundaki en önemli neden. Oğlumla ve babamla ilişkimi yeniden gözden geçireceğim kesin. Hele bazı noktalar çocukların yaşadıkları üzerinden insanlığımızı sorgulatıyor ki, çok vurucu olmuş.
"Hayat denen geçit töreninde babasıyla evladını aynı zaman diliminde görmek pek mümkün değil. Biri veda ederken, diğeri geliyor, biri erken giderken diğeri gecikiyor. İşte, babalar gününü babasıyla kutlayanlar şanslı. Evladıyla birlikte kutlayanlar da....hem babasıyla hem evladıyla kutlayabilenler ise daha şanslı..."
Babalık heyecanını ilk kısımlarda çok güzel ve keyifli anlatmış ilk bölümde
Daha sonra konu dağılıyor biraz ve köşe yazıları koleksiyonuna dönüşüyor
İngiltere Sağlık Bakanı Alan Milburn, ilginç bir açıklamayla görevinden istifa etti. Şöyle dedi Milburn: Artık seçim yapmam gerekiyordu. İki alternatif vardı: Ya siyasi kariyerimi seçecektim ya aile hayatımı... Bu hayat bir prova değil. Hepimiz sadece bir kez yaşıyoruz ve ben, çocuklarım büyürken yanlarında olmak istiyorum.
Çocuğunuzun doğumundan 18 yaşına varmasına kadar 6 570 gününüz var.
“Ben aslında onun için çalışıyorum,” sıkça sarıldığımız bir bahanedir, ama ona hiçbir zaman, “Daha çok parası olan bir baba mı istersin, daha çok seninle olan bir baba mı?” diye sormamışızdır.
Babalık etmek için uçurtma almak yetmez, birlikte uçurmak gerekir.
Bisiklete binmeyi öğretme
“Hiç korkma, ben daima yanında olacağım ve seni tutacağım,” dedim.
Ellerimi görüyor, her an tutabileceğimi biliyor, bunun verdiği güveni, kendi başına sürebiliyor olmanın özgüvenine katık edip direksiyona sımsıkı yapışmış halde pedala basıyordu.
Bir hayat provasıydı sanki... Sendelerse her an arkasında olacağımı, yardıma koşacağımı biliyor; ama vakti gelince süren bir bahar dalı gibi kırmızı kısrağını kendi başına sürmesi gerekiyordu. Erken bıraksam düşebilir, fazla tutsam ömür boyu dengesini sağlayamayabilirdi. Seledeki elim, onu biraz besleyip tam zamanında kesilen bir göbek Erken bıraksam düşebilir, fazla tutsam ömür boyu dengesini sağlayamayabilirdi. Seledeki elim, onu biraz besleyip tam zamanında kesilen bir göbek bağıymışçasına görevini yapıp çekilmişti.
Kitap Can Dündar’ın köşe yazılarından oluşuyor. Editöryal bir eksiklik vardı sanki. Çok tekrar var, “babamın oğlu, oğlumun babası” mesela sürekli kullanılmış. Bazı yazıların bağlamını bilmediğim için bana hiçbir şey ifade etmediler. Sürekli bir şikayet etme, değişime direnme hali var. Ama bir öneri yok. Bir de sanki eskiyi özleyen biraz tutucu bir hava var. Eskiden her şey daha iyi değildi. Annelik, çocuklara zaman ayıramama gibi konular toplumsal cinsiyet gözetilmeden işlenmiş. Aile yapısında heteronormatif bir yaklaşım var. Sadece “ne kadar çabuk unutuyoruz” dedirttiği yerler hoşuma gitti. Mesela oğullarının hatalarını örtmeye çalışan siyasi liderler, ya da Türkiye’de yaşanan suikastler... Yine de “okumasam da olurdu” dediğim bir kitap oldu
Ilk basta babalik anilariyla baslayip sonrasinda kose yazilari esliginde ulkemizde cocuk olmak anlatilmis. Okurken dalip gittiginiz, sorguladiginiz anlar oluyor sikca, acaba guzel bir cocukluk nasil olmali, biz ne veriyoruz cocuklarimiza diye. Sonrasinda da kendi babasina duydugu ozlemi ve vedayi anlatarak bitiriyor. En vurucu noktalardan birisi hayatin akisinin nasil degistigini anlatisi olmus, bir zamanlar elinizden tutan babaniz, sizi besleyen, altinizi temizleyen babaniz gun geliyor cocuklasiyor ve aynilarini siz onun icin yapmaya basliyorsunuz, gun geliyor nefes alabilmek adina bir an babanizi tv nin karsisina birakip dinlenmek istiosunuz tipki siz cocukken babanizin size yaptigi gibi. Gozyaslari esliginde okunulasi guzel bir kitap.
Okurken bazı yerlerde eski günleri anarken hafiften tebessüm ettiren, çocukluğumuz, çocuklarımız ve belki de daha önceden neler yaşadıkları konusunda kafamızı fazla yormadığımız çocuklar hakkında empati kurmamızı sağlayan, sıcak samimi bir dille yazılmış güzel bir Can Dündar kitabı. Bazı konularda daha önceden hiç farketmediğimiz gerçekler de ilgi çekiciydi. Çocuk masalları ve gerçek hikayeleri oldukça ilginçti. Bir de barbie bebek ile ilgili olanlar şu an aklıma gelenler.
Anne yada baba (özellikle baba) olmak isteyenlere önerilir. Kitapta çocuk ebeveyn ilişkilerinin dışında başka birçok konu ele alınıp, güzel bir şekilde anlatılmış.
Her babanın veya baba olacakların okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum. Ben çok sevmiştim. Bir babanın nasıl olması gerektiğine dair de fikir sahibi oldum.
"Simurg, bir masal kuşudur. Uzun boynunda beyaz bir halka bulunan, safran tüylü, güzel tüylü, güzel sesli, insana benzer kocaman bir kuş... Kuşların sultanıdır. Kaf Dağı'nın ardında yaşar. Efsaneye göre, kuşlar, sultanlarını bulmak için toplanıp yola çıkarlar bir gün... Yol uzun, yolculuk zordur. "Aşk Denizi"nden geçerler önce... "Ayrılık Vadisi"nden uçarlar... "Hırs Ovası"nı aşıp "Kıskançlık Gölü"ne saparlar... Kuşların kimi Aşk Denizi'ne dalar, kimi Ayrılık Denizi'nde kopar sürüden... Kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle... Yolculuk bittiğinde, Kaf Dağı'nın ardına sadece 30 kuş varabilmiştir. Sultanları Sigmurg'u bulamazlar orada... Sonunda sırrı sözcükler çözer: Farsça "si", "30" demektir. ... Murg" ise "kuş"... "30 kuş", anlar ki aradıkları sultan kendileridir. Ve gerçek yolculuk kendine yapılan seyahattir."
Kitap sanki bir romanmiscasina basliyor, ah cok keyifli bir kitap olacak, kisiler ne kadar bizden, tespitler ne kadar guzel derken, 'oglumun cocuklugu' bolumuyle birlikte kitap yazarin kose yazilarinin koleksiyonu haline donuyor ve bu da biraz hayal kirikligi yaratiyor acikcasi. Kose yazilari, cocuk yetistirme ile ilgili Turkiye gercekleri ve bunlari nasil degistirebiliriz konusunda cok guzel ogutler iceriyor. Kitabin roman tadindaki ilk kismindan sevdigim bir kac cumle: ''Dogum gunundu dun; babalar gunu bugun. Babanin ogluydun dun; oglunun babasisin bugun. Kiymetini bilirsen hayat nihayetsiz bir dugun..."
Babalık için uçurtma almak yetmez, birlikte uçurmak gerekir. Müasir dövrün artıq yetişkin uşaqlarından, böyümәmiş gәncliyindәn ve uşaqlaşan qocalığından bәhs edәn әla bir kitabdır. Bütün problemlәr incәlәnib. Sәhvlәrimiz göz önündәdir... vә bunun sonu yoxdur. Ata vәzifәsini üstlәnәcәk vәya üstlәnmiş hamıya xüsusi ilә mәslәhәt görürәm.
Diğer kitaplarına göre farklı bir kitap bu. Babalık anılarını paylaştığı bu kitap, sadece çocuğu ile olan anılarıyla sınırlı değil. Diğer bölümlerde toplumun çocuğa yüklediği anlamı, ebeveynlerin çocuklardan çıkardığı kendi hırslarını, çocukluğun tam yaşanmasıyla ilgili köşe yazısı tadına dönüşen bir kitap.
This book,full of emotions,is consisted of articles from Can Dundar about being a father,his relationships with this father and his relationships with his son was a father, his thoughts and worried about rising his son and his future.Nice to read,short book.
"Oysa ben, aslında harfiyen hatırlayarak dünün bol vakitlerini, doyumsuz sohbetlerini, telaşsız saatlerini, saadeti hüzünle yoğurarak geçtim ihtiyar adamın süzgecinden..."
Baba olmadan önce her insan muhakkak okumalı bu kitabı... Anneler okumasın mı? Onlarda okuyabilir elbet fakat bir erkekte bıraktığı etkiyi bırakmayacağı kesin.