Aslında insan kalbini sarmamalı, hükmü bir gün süren gazete kâğıtlarına. Dönen rotatife kaptırmamalı insan ince sözü, kırılgan cümleyi. Ama ben yaptım; içimin en kuytusundan geçenleri bazen, gazetelere yazdım. Belki de sırf bu yüzden hiçbir zaman gerçekten köşe yazarı olamayacaktım. Hep "başka bir şey" olarak kalacaktım.
Ama bu yazılar yüzündendir, hiç hesapta yokken, bir gazete, bir sabah, birilerinin kalbine değdi. Yazanın içerisinden uçuşup gelen, atlayıp, konup bir gazete sayfasına, sizin de içinize sızdı. Bunlar işte, o yazılar. Bunlar, İçeriden yazılanlar...
Buzdolabı kapaklarına, işyeri masalarının kenarına asılan, insanlardan insanlara postalanan, hatta "Kıyıdan" köşesinden çıkıp insanlar arasında dolaşırken kimi zaman sahibini kaybeden. Bazen sizi tam da beklenmedik bir yerde yakalayıp yaşatan, hatta bazen size işi astırmayı bile becerebilen... Kimi kez tutup kolunuzdan çocukluk fotoğraflarınıza götüren, orada bırakıveren. Bazen kararlar aldıran, hatta bazılarına ülkeler aşırtan. Bunlar, o yazılar.
Ece Temelkuran, Turkish author, was born in 1973. She is a daily columnist of one of the most popular Turkish newspapers for ten years and a prize winning journalist. Her primary concerns that she addresses are the contemporary criticism of popular culture, masques of politics, women issues, and all other deteriorating identities of humanity. She uses various forms of dramatic sentimentalism and black humor together, combined with her postmodern style, creating space for tactful connections to everyday life. She is the author of three experimental literary fiction books written in the form of poem in prose, and a documentary book on hunger strikes. Lately she published two collections of articles from her column. Temelkuran is the pioneering signature of her generation with opposing voice as a young intellectual, and always brave to tell about “never to talk subjects” of Turkey.
She graduated from Faculty of Law, Ankara University in 1995. She started her journalism studies at Cumhuriyet newspaper in 1993. She worked on women’s movement, Southeast Issue in Turkey and also political detainees. Her first book, “All Women Are Confused “ was published in 1993.She was chosen as the “Journalist of the year” by German government and then she made a research on Women movement in Germany in 1993, the same year when she was chosen as the Journalist of the year.
Her research book “My Son, My Daughter, My State-The Mothers Of Detainees- From Homes To Streets.” Was published in 1997. She was awarded by Office of Doctors since she had a research paper “Virginity Test is A Crime” for Cumhuriyet journal.
Her poem- prose books “From the Edge” and “Voice Of The Inside” were published by Everest. She went to Brazil in 2003 and to India in 2004 to observe World Social Forum. She examined the nation movement after the economic Crisis in Argentina. Her books that include newspaper articles Voice Of The Inside and From Outside were published by Everest in 2005. She took the Idea and Democracy Award by the Office of Doctors in Turkey with her book “We Are Having Revolution Here, Senorita!” (Everest, 2006). She was also awarded by Diyarbakır Democratic Platform with her book “What Should I Tell You?”. Ece Temelkuran, who deserved the award of Freedom for Idea by Ayşenur Zorakolu, keeps writing on her column “From The Edge” at Haberturk newspaper and her latest books “The Deep Mountain” (2008) and “Sounds of Bananas” (2010) are published by Everest.
Kısa kısa, okuması keyifli, kimi zaman da düşündüren yazılardan oluşan bir kitap. Bende en çok iz bırakan birkaç cümleyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ne zamandan beri bu kadar kıymetli olduk biz? Bu hayatlar ne zamandan beri çuvallamaması, tökezlememesi gereken büyük birer proje? Ne zamandan beri bir daha asla yaralanmaması gerekecek kadar cılışlaştı içimiz? Oysa geçer hepsi. Yara yoksa bir hayat cümlesi de yoktur. (S. 153)
Keşke sevmeye ve sevilmeye bu kadar ihtiyacımız olmasa, o ihtiyaç bizi uysal, evcil atlara dönüştürmese. (S. 202)
kitabı çok sevdiğim biri hediye etti. (bizim büyük challenge’ımızdan bir maddeyi daha zevkle çizdik bu şekilde tabii) içinde çok sevdiğim yazılar da var, hiç sevmeyip içeriği/aktarışı çiğ bulduklarım da. altını çift çizgiyle çizdiğim cümleler var, kişisel bir yerden yakalayabilen çok sever gibi içeriden, kıyıdan konuşmalar’ı. bundan sonrası öznel,
ömrünün geri kalanında duracağı yere yerleşmek istemeyen özgürler, kuş kadınlar, zamanı sıfırlamak için anlar seçenler, sonra o seçtikleri anların içinde sıfırlanıp bitiş çizgisinde kaybolanlar, neye dokunsa leke bırakacak kadar gücenik olanlar, bir kuşun hayal kırıklığını gereğinden fazla önemseyenler; kavim dışı. kavmimden kaçıp son sürat ödülü sandığı şeye koşan bir at gibi hissettiğim vakitlerde iyi geldi kavmin dışındakilerle hemhal etmek. oturup soluklandım. ömrümün geri kalanında duracağım yere yerleşmek istemiyorum ben, kazımak istiyorum kendimi her yerden, herkesten. bu kitap öyle bir şeyleri tetikliyor işte, birkaç cümlesiyle.
This entire review has been hidden because of spoilers.
“Taşı delip çıkan çiçekler, taşla hesaplaşır. Taş durdurur, çiçek yürür. Aslında uzun düşmanlıklar da bir sadakat meselesidir. Yani çiçek de taş da birbirini bilir. Ama esas mesele yoldan öylesine geçen birinin, yani öylesine geçiverirken, çiçeği öylesine koparıvermesi ihtimalidir. Taştan çıkan çiçeğin göze aldığı asıl budur.
“Tuhaf bir dairesel hareketle tam da kaçtığına doğru koşuyor insan kaçarken..“
“Ne istediğinizi çok iyi belirleyin. Sonra da ondan uzak durun!”
“Mutlusundur sen ve eline bırakılan bu yeni “şey” seni korkudan delirtmektedir. Öyle ki korkudan bu yeni “şeyi” fırlatıp atabilirsin bile elinden.”
“Çünkü güzel bir sürpriz seni daha çok korkutabilir işlerin ters gitmesinden!”
Bir kitabı başucunuza koyup her gün ona bakarak uyumak... Bunu her kitaba yapamazsınız. Mutlaka herkesin arada dönüp baktığı, sayfalarını karıştırdığı başucu kitapları vardır. Benim ilk başucu kitabım olmuştu İçeriden - Kıyıdan Konuşmalar. Bir deneme kitabında insan ancak bu kadar kendini bulabilirdi. Bu kitabı her insan evladı evinde bulundurmalı bence. Birkaç yıl önce öylece okuyup geçtiğim bir paragraf az önce okuduğumda içimi ürpertti. Kaç tane yerin altı çizili belli değil. Ece Temelkuran ile en yakınlaştığım kitap olabilir. Dopdolu bir kitap. Gerçekten çok dolu. Okuduğunuza, aldığınıza asla pişman olmayacaksınız.
●Çünkü sen bir kayalıksın. Sen, kendin için sonsuzsun. Sen, sonuna kadar beraber yaşamaya, katlanmaya, taşımaya mecbur olduğunsun. Geri kalan her şey sana vurup vurup köpükleri sönen dalgalar yalnızca. sy43. ●..sanki her şey bizim suçumuzmuş gibi ağladık. Biz sanki hep yaşayamadığımız, geç kalıp kaçırdığımız 'olaylı günlerin' yasını tutar gibiydik. sy124. ●Aslında çoktan gitmiş olmalıydık. Oysa hala buradayız. Taksilerden inen kişileriz biz, aklına bir şey gelip yolda duran, öğle yemeği zamanını kaçıran, küpe çiçeklerinin adını bazen bir türlü çıkaramayan, garsonların İsviçre asilzadesi gibi yaptığı yerlerde ne kadar yemek yese de doyamayan... Sarhoşken sokak köpeklerine derin ve ani bir sevgi duyan, dilenci çocukların yüzlerine uzun bakınca ölecek gibi olan, bir filmden çıkınca başroldeki kadınlar ve adamlar gibi yürüyen, sonra kendine gülen.. ●Kim bilir? Belki de ince sesinle getirince içten yeterince gerçek konuşunca anlayacaklar, acını hissedecekler, susacaklar sanıyorsun. Bu dünya ucuz cehennem kalbinin kırık ve hakiki sesini istemiyor, nasıl anlamazsın? 'İnsansan bırak' derken dayak yemiş yüzünle, avcıların merhametini dilemektesin. Herkes gibi cümleler kursana sen de. Görmüyor musun kafalarını karıştırıyorsun. Ve kafaları karışınca daha korkunç olur avcılar, nasıl bilmezsin? sy.232 ●Sevmek, tarihle ilgili bir şeydir belki. Zamanın içine yuvarlandığını anlar toplamından oluşan bir tarih, hesaplanmamış ve çekilmemiş fotoğraflarını bir biriktirilmesinden oluşan bir belgesiz arşiv. sy.256
Ece Temelkuran’ın eskiden köşe yazısı olarak yazdığı yazılar önlerine minik birer önsöz eklenmiş ve kitap olarak basılmış. Hayat, kadınlık, aşk, yollar konulardan bazıları. Bu kitap köşe yazılarının azıcık da günlükler gibi olduğunu düşündürdü bana. Yaşamının o anında herhangi bir şeye nasıl bakıyorsun bunu yazıyorsun, bir de bunu çok okunan bir gazete aracılığı ile halka açıyor, kaydedilmesini sağlıyorsun… 10 yıl önce siyah dediğim bazı şeylere şu an beyaz diyebildiğimi düşündükçe bunu yapabilmiş olmak oldukça korkutucu ve cesur geliyor bana. (Ha, bunun normal olduğunu ve hayatın sürekli bir devinim gerektirdiğini bilsem bile.) (Not: Bu kitap tiny houseta yaşamaya başlayan canım arkadaşım Yasemin’in dağıtmak zorunda olduğu kütüphanesinden bana kalanlardandı. Buradan da teşekkür edeyim kendisine <3 )
I have always liked Ece Temelkuran's words, spoken or written. She is like the adult I have always waited to voice out my true thoughts, be the translator of my unspoken thoughts, showing me the way of being the human being that the society really needs, the one that I always wanted to turn into. This book was from everywhere, means it was written from every corner that Temelkuran left her trace, a collection of them. Many 'Ece's were inside of it, hence the cover of the book. But the writings inside are all real bridges between us.
Uzun süredir okuyamıyordum ve Temelkuran beni bu bataktan kurtardı. Bazı özel anlara meylim var zaten ve bunları çok güzel yazmış, iyi ki yazmış, Türkçe yazmış. (Son kısmı okuyanlar anlayacaktır) “Tuhaf bir dairesel hareketle tam da kaçtığına doğru koşuyor insan kaçarken”
Içinde çok hosuma giden yazilar var. Ilerde yeniden okuyacagimdan eminim. Ece Temelkuran in çok dokunakli bir dili var, duygu lari anlatmakta çok basarili. Ve bana hep çok yakin gelen icimde karsiligini buldugun duygu lar. En çok hayata alismamayi anlatan yazilari sevdim sanirim...