Lyonel Trouillot (born Port-au-Prince, Haiti, on December 31, 1956) is a novelist and poet in French and Haitian Creole, a journalist and a professor of French and Creole literature in Port-au-Prince.
Lyonel Trouillot was born in a family of lawyers. The writer Évelyne Trouillot is his sister. Following his parents' divorce in the late 1960s, he went to the United States with his mother. He returned to Haiti at age 19, in 1975.
Between 1980-82, political repression forced Trouillot to emigrate to Miami.
He studied law, but switched to literature early in his career.
Trouillot has contributed to different newspapers and magazines in Haiti. He has published poetry, and also writes song lyrics for such musical artists as Tanbou Libète and Manno Charlemagne.
In 2014 he wrote together with Raoul Peck and Pascal Bonitzer the script for Peck's feature film Murder in Pacot.
Trouillot is known for his service to democracy in his country, and for his resistance to Haitian dictatorship. He was part of the Collective Non of intellectuals and artists that helped to force out the democratically elected president Jean-Bertrand Aristide. He was a member of the transitional government following the departure of Aristide, as a cabinet member of the minister of culture.
kısacık bir novellada haiti'nin sınıfsal, ırksal, kentsel eşitsizliklerini hem de çok kendine has bir dil ve atmosfer kurarak anlatan, çok etkileyici bir anlatı. lucien, kardeşi ufaklık, anneleri ernestine saint-hilaire, gazeteci kadın, devrimci öğrenciler, geçmişi özleyen bakkallar, beyaz doktorlar, onların bazen bir genç kadın tazeliğinde olduklarını hissettiren yaşamlarından sıkılmış karıları, başka bir dünya özlemiyle hareket ederken kendi sınıfsal sınırlarına çarpıp duran gencecik kadınlar ve erkekler, o adada güneşin hep yakacağını, herhangi bir eşitlik hayalinin gerçek olmayacağını, hayatın hep belirli bir sömürü aksından geçerek akacağını bilen ama yine de buna bir şekilde itiraz eden insanlar, göç ederek, kente gelerek, çocuklarını okula yönlendirerek kurtulma ümidini diri tutan anneler. bağımsızlık kutlaması tüm bu insanların birbiriyle kesişen, çakışan, birbirini etkileyen hikayelerini birbirleriyle ilişkilerini de kurarak sakince ama güçlü bir şiirsel dille de anlatan bir metin. şiirsel dil benim için bir metni muhakkak daha güçlü kılan bir şey değil, hatta becerikli yapılmazsa metnin akışını da bozan bir şey bana göre. ama trouillot dilin kıvamını çok iyi tutturmuş, hem serinkanlı ama hem de şiirsel, zaman zaman epik bir dili var. atmosfer de çok iyi kurulmuş. trouillot novellaya yazdığı girişte kitapta baş kahraman lucien'in katıldığı eylemde öleceğini okura söylüyor. roman lucien'in evden çıkışından eylemde ölüşüne kadar geçen neredeyse iki saatlik süreyi anlatıyor. tüm bu insan hikayeleri bu birkaç saat içinde, birbiriyle olan ilişkileri içinde, ayrıntılardan, duygulardan, beklentilerden, büyük umutlardan ve hayal kırıklıklarından örülü bir alem içinde resmediliyor. çok etkileyici bir novella.
'Lucien kalasların ve odun kömürünün bulunduğu bir tür depoda bir grup insanla saklanmıştı. Beraber kaldığı insanlardan hiçbirini tanımıyordu. Bir kadın kustu ve ölüyorum diye haykırmaya başladı. Öğrenci olamayacak kadar yaşlı bir adam boş yere kadını gazın etkisinin az sonra geçeceğine, kimsenin ölmeyeceğine, davalarının haklı olduğuna, gösterinin amacına ulaşması için gücünü boş yere harcamayı bırakması gerektiğine ikna etmeye çalışıyordu. Yeniden toplanacağız ve devam edeceğiz. Olgun yaşta bir adam. Neredeyse yaşlı sayılır. Ümidi, iradeyi ve cesareti ele almıştı. Öğrenciler adamın soğukkanlılığına ve kararlılığına şaşırmışlardı. Her şeyi kendilerinin icat ettiğine inançları tamdı. Onlardan önce hiçbir şey olmamıştı. Onlardan önce hiç kimse bu gidişe dur dememişti. Rüyalar, şiir ve tartışmalar onların dünyaya hediye ettiği yeni şeylerdi. Ah, Ernestine Saint-Hilaire, kara derili ben, size derim ki yazıklar olsun hafızası da hayatı kadar kısa olana! Olgun adamın kararlılığı, deponun karanlığına sıkışmış sığınmacıların hepsini harekete geçirmişti. Gerçekten de gösteriye devam etmenin, güzergahı izlemenin gerektiğine karar verdiler. Ve Lucien olgun adama ve yoldaşlarına baktı. Bellek denilen şey ya çok güçlü ya da çok zayıftı. Benim hareketlerimden önce hangi hareketler vardı? Benden önce iç bölgelerden gelen kaç kişi denizi sevdi? Her bireyin kendini dünyanın merkezi, tek ve en yüce varlık, her şeyin başı ve sonu sandığı bir ülke nasıl bir ülkedir?' sf. 86-87.
Bağımsızlık Kutlaması kısa ama etkili bir roman. Haiti ile ilgili tarihi bilgilerim sömürgecilik dönemiyle sınırlıydı. Köleliği ve sömürgeyi yenip bağımsızlıklarını kazanmış olmaları beni her zaman büyülemiştir. Fakat bu roman Haiti'nin yakın tarihiyle ilgileniyor. Her geri kalmış toplumda olduğu gibi ekonomik çöküntüye bağlı siyasi çalkalanmalar, askeri darbeler, suça itilmiş bir toplum modelinin olduğu bir yer Haiti.
200. bağımsızlık kutlamaları sırasında(2004) bir öğrenci gösterisi tertipleniyor başkent Port-au-prince'de. Gençlik mutsuz, geleceğe karşı umutsuz, politik olarak bir arayışın içinde. Buraya kadar konusu itibarıyla gerçek. Yazarın karakterleri ise iki kardeş. Biri üniversite eğitimi almakta olan, politik bilince sahip ve gösterilere katılan Lucien, diğeri ise çok küçük yaştan itibaren acımasız sokaklarda büyüyen ve sertleşen, hayatla kendi tarzında mücadele veren sokak çetesi üyesi Ezechiel.
Yazar birbirlerinin tamamen zıttı bu iki kardeş üzerinden, işlemeyen düzene ve size hizmet etmeyen hayat şartlarına karşı geliştirilen tutumu ve çatışmayı çok başarılı açıklıyor. Aynı yaşam şartlarına maruz kalmış olsalar da okuyup kendini yetiştiren model hayata daha kolektivist yaklaşıp, çözümü aktivizm ve siyasal örgütlenmede ararken, sokağın terbiyesini almış ikinci model daha içe dönük katı bir bireyciliği yüceltip, her türlü suçu rahatlıkla işleyebildiği gayri ahlaki bir pragmatizmde arıyor çözümü. Bu durum dünyanın hemen her gettosu içinde geçerli aslında. İki varoluş da kendine göre haklı olsa da birbirlerini aşağı çektiklerini göremiyorlar.
Okurken geri kalmış bir toplum bireyinin nasıl hissettiğini anlıyorsunuz ve önemli olan da bu. Yoksa roman kısa olduğu için konu itibarıyla yarı yolda bırakıyor sizi. Okuduktan sonra araştırmaya itiyor bir yanda da.
"Sen, kara derili sen Ernestine Saint-Hilarie, sence insanlar sonunda omuz omuza durmayı becerebilecekler mi?"
Przepięknie napisana jejuuu. Jak zmieścić całe serce w przekroju jednego dnia? Właśnie tak! Autor zamieszcza nie tylko wartościowe informacje historyczne ale docenia chęć czytelnika do odkrywania rzeczywistości samemu. Historia Haiti była mi znana jedynie w kontekście przyłączenia się Polaków do walki o niepodległość tejże wyspy. Tutaj akcja dzieje się 200lat później w rocznicę uzyskania niepodległości. Miasto jest napięte jak struna, duszne obezwładniające, jednocześnie jest odzwierciedleniem ducha mieszkańców, żyjących w dwóch rzeczywistościach, zdezacych się z tylko pobieżnie tą samą rzeczywistością. Obraz brutalnie stłumionego protestu, możemy obserwować wieloma oczami, które mają do niego różnorakie podejście, bo ich punkt wyjścia jest skrajnie różny. Absolutnie fascynujące. Po przeczytaniu nie zazdroszczę im słońca i wiem że nigdy nie będę..
5 yıldız, çünkü 6 veremiyorum. Haiti'nin bağımsızlığının 200. yıl dönümünde yaşanan trajik olaylar ya da devletin çetelerle işbirliğine gidip yaptığı katliamı anlatan muhteşem bir roman.
Yalnızca bir 200. yıldönümü kıssası değil. Her karakter kendi monoloğunda kendi davasını keşfetmeye ve kendi payına düşeni: arayışı ya da cehaleti içinde, gerçekten. Lucien ve ufaklık ayrı fikirlerle yol alan kardeşler. Biri ileride profesör olmak için okuyan entellektüel bir öğrenci iken diğeri hakkını ancak zorbalık yaparak alabileceğini zanneden bir çete üyesi. Ölümü baştan haber eden bir kitap ve gözleri görmeyen kadının radyo başında olan biteni anlamaya çabalarken bir gün her zamanki gibi Lucien’in gelip ona her şeyi anlatmasını bekleyişi. Ertesi sabah ortalık kimi için sadece bir ölüm listesi... Ama “Ernestine Saint-Hilaire, o kara derili, söylüyor bizlere, kader istediğini yapar, felaket evinize yerleşmeden önce izninizi istemez.” . ‘Bir insan seli bu! Asla böyle bir kalabalık görmedi Port-au-Prince sokakları! Ülkenin herhangi bir köşesinde hep birlikte yürüyen bunca insan, köy pazarında bile görülmemiştir.’ diyordu o sabahki ölüm yürüşünü tehlike ile stüdyosuna aktarmaya çalışan muhabir. Haiti’nin Bağımsızlığının 200. yıldönümünde ülkenin tek üniversitesinin öğrencileri büyük protesto için hazırlanıyor. Öğrenci adıyla anlatılan Lucien’in hikayesi de yarım gün kadar bir süreyi kapsayarak, yürek burkan 200. yıldönümde geçiyor. Duygusal ve şiirsel yönleriyle de o kadar okunası bir kitap ki… Doktor, bakkal, Lucien yani öğrenci, öğrencinin kardeşi Ezechiel ya da ait olduğu çetedekilerce ‘Little Joe’ ya da öğrencinin seslendiği adıyla ‘ufaklık’ ve benim bu romanda okumayı en çok sevdiğim cümleleri kuran Lucien’in annesi Ernestine Saint-Hilaire. Kurduğu her cümlenin başına "Ben, kara derili ben Ernestine Saint-Hilaire" diye başlayarak, yüreğe dokunan sözler söylüyor. Lyonel Trouillot Fransız ve Haiti Creole'de yazar, gazeteci ve sadece 106 sayfa ile aktardığı çok büyük bir roman. Barış Bağcı çevirisi ile…
La literatura del activismo reaccionario es un viaje. La novela es por ratos desgastante al enfocarse en reiterar y dar martillazos al mismo poquito contenido total, pero logra efectos estéticos geniales por momentos como en los flujos de consciencia alternantes entre todo su elenco. El contenido político es sorprendentemente escaso... ya andaba yo como a la mitad, creo, cuando me di cuenta de que trataba sobre el golpe a Aristide. ¡El golpe a Aristide! Nunca estás muy seguro de por qué Lucien se involucra, de cuáles son los problemas precisos (más allá de la violencia generalizada) a los que se enfrenta la sociedad, ni tampoco sabes mucho sobre los orígenes de este núcleo activista-académico. No es decir que el autor tenga esa obligación explicativa, pero investigar sobre él me generó bastante curiosidad sobre los posicionamientos de la novela. ¿¿Es el hermano de Michel-Rolph Trouillot?? (ok, sabiendo eso compré el libro —las ideas filosóficas de la novela a menudo señalan al "silencio", la conexión es visible si mal trabajada). ¿¿Su madrastra fue presidenta provisional entre Duvalier y Aristide??, ¿y el propio Lyonel parte del gabinete impuesto por EEUU tas el golpe? Y resulta que la novela se publicó en 2004, es decir, no esperó nada. Estamos ante una pieza propagandística con el objetivo inmediato de justificar el segundo derrocamiento de la principal corriente democrática hacia el segundo centenario de independencia haitiana. Repito, no es que esto lo descalifique, ni que lo haga mala literatura, pero sí es una condición que genera fisuras incómodas en la narración.
Ce que j’ai le plus aimé de l’oeuvre c’est que l’étudiant, qui part et se dirige vers le point de rencontre d’une manifestation prévue, on l’accompagne.
On découvre ce personnage peu à peu, tout au long du chemin qu’il fera, ce matin de 2004, jour du bicentenaire de son Haïti; de sa maison, de son humble quartier, c’est l’excuse pour raconter son village natal et ainsi de suite, de quartier en quartier en descendant jusqu’au centre-ville où la manifestation aura lieu: jusqu’à l’enfer…
« Que la fatalité est un luxe qu’ils ne peuvent plus se payer»
La voix de deux frères haïtiens, Lucien et Ezechiel, qui revivent leur passé quelques heures avant une manifestation célébrant le bicentenaire de leur nation. Et qui, forcément, doit tourner au drame. C'est une tragédie en très peu de mots, plusieurs voix qui s'entremêlent, qui parfois trébuchent un peu, mais qui, sans effets de manches ou condescendance, laissent entrevoir deux vies qui aspirent à quelque chose de plus grand.
Magnifique écriture, singuliaire et poétique. Je suis heureuse d’en avoir appris plus sur Haïti et d’avoir découvert un auteur connu de ce pays si talentueux. Par contre, j’ai trouvé que c’était drôlement raconté et que Lyon restait loin des personnages et de l’action, comme si j’avais lu l’histoire à vol d’oiseau. Je trouve aussi que la fin était précipitée et n’a pas transmise les émotions qui étaient, je crois, souhaitée. Je tenterai sûrement de lire une autre œuvre de lui! 7/10
Fenomenalny, bardzo poetycki tekst, którego nie śmiem nawet recenzować. Nie spodziewałem się takiej palety emocji w tej cienkiej książeczce nieznanego mi dotychczas, haitańskiego mistrza.
Tak bardzo chcę więcej, tak niewiele jest dostępne...
Dla sympatyków - poza "Dziećmi Bohaterów" nieco twórczości Troulliot'a znajdziemy jeszcze w czasopiśmie pt. Literatura na Świecie nr 7-8/2020 (588-589) - Haiti.
Cudowna powieść drogi. Po pierwsze świetnie, że tego typu literatura z takiego zakątka świata ukazuje się w Polsce. Po drugie to jak skonstruowana jest książka, jak czytelnik wędruje ze wzgórz w stronę morza, z bajkowych stron rodzinnych, do brutalnej codzienności mieszkańców stolicy. Jak z każdą strona zmniejsza się nagromadzona nadzieja, jak odkrywają się kolejne brutalne zmiany i szara rzeczywistość. W jakimś stopniu ta historia jest uniwersalna, może nie pod kątem polityczno społecznym, ale ukazanie roli jednostki w procesie wydarzeń dziejowych, losowości i braku wpływu, który mimo wszystko tuneluje się w postaci podejmowanych decyzji.
Lyonel Trouillot robi trochę czytelnika w konia już na samym początku swej powieści, bo choć można by się tego spodziewać z opisu, nie dostajemy przekazu z krwawo stłumionej demonstracji wolnościowej, ale sprawozdanie z jednego dnia życia Luciena, który wybiera się na ów marsz. Zanim jednak student tam trafi to poznamy jego cały dzień z wszelkimi detalami, refleksjami, rozterkami życiowymi i planami na życie. Dzięki temu zabiegowi autorowi udało się nadać znaczenia historii krwawych rozruchów zdławionych przez reżim Aristide’a w stolicy Haiti - Port-au-Prince. Czasem w różnego rodzaju medialnych przekazach dotyczących tego typu wydarzeń brakuje właśnie całego towarzyszącego im kontekstu, tych osobistych, małych, pojedynczych dramatów, aby odbiorca potrafił się wczuć i okazać empatię. Osobisty wymiar takich tragedii jest obecnie tym bardziej niezbędny, gdyż podaż jeśli chodzi o doniesienia z tego typu wydarzeń spowodowała, że często najzwyczajniej w świecie nie solidaryzujemy się już ani nie identyfikujemy wystarczająco z tymi ofiarami. Pojawia się tym samym swego rodzaju zmęczenie i znieczulica, aż tu nagle Lyonel Trouillot popełnia książkę, który swoją prozą nie daje zapomnieć.
Różnie podchodzą autorzy do przedstawiania sposobu odbioru, widzenia świata, który prezentują czytelnikowi na łamach swoich powieści. Są twórcy tacy, którzy mocno skupiają się na swoich własnych emocjach, przeżyciach i ich narracja jest mocno skupiona na osobistej perspektywie. Są i też tacy jak Trouillot, który oddaje pole do działania swoim bohaterom i sam pozostaje w roli sprawozdawcy. Plusem z takiego sposobu przedstawiania świata jest wolność i autonomia czytelnika w przeżywaniu emocji, oceny postaw i zachowań bohaterów, co sprawia że każda pojedyncza perspektywa ma wymiar niepowtarzalny i wyjątkowy. Tak właśnie dzieje się w przypadku "Niedzieli, 4 stycznia", gdzie od początku tak naprawdę wiemy co się wydarzy, a cała istota leży w zrozumieniu co skłania człowieka do opowiedzenia się po konkretnej ze stron, w jaki sposób kształtują nasze decyzje nierówności społeczne, podziały klasowe, czy do czego może doprowadzić najzwyczajniejsza w świecie bieda. Utrata godności i związana z tym frustracja, czy nawet gniew mogą determinować zachowania człowieka w różnym kierunku, a Lyonel Trouillot daje nam możliwość poznania perspektyw swoich bohaterów i podjęcia decyzji co do tego czy mamy prawo osądzać postawy i decyzje doktora, Luciena, czy Little Joe. Każdy z nich znajduje się w innym miejscu, był inaczej kształtowany, a wszyscy żyją obok siebie w jednym społeczeństwie i trudno będzie się im spotkać. Konflikt jest więc nieunikniony.
"Niedziela 4 stycznia" to dla mnie pozycja obowiązkowa dla wszystkich, którzy zmęczeni już są klasyką, powtarzalnymi schematami, jedną i tą samą perspektywą, a co najbardziej chyba nużące jeśli o mnie chodzi - tym samym - lansowanym do znudzenia - modelem kultury. Ja mam taką refleksję ostatnio, aby częściej dawać szansę egzotyce w rodzaju literatury, która okazuje się nakładem Karaktera właśnie. Jeśli ktoś z was czytał " Krótką historię siedmiu zabójstw" i mu się podobało to myślę, że narracja Trouillot do niego trafi równie skutecznie. W drugą stronę tak samo :) Jest coś takiego w języku tych autorów co jakoś tak pompuje życie w powieść, trochę tak jakby hip-hopowy beat. Jest masę energii, świeżości, zajawkowości i ja to kupuję dlatego sięgnę też po "Dzieci bohaterów" jak również inne pozycje które znajdziecie u tych miłych dziewczyn, które zaraziły mnie literaturą mniej popularną, że ją tak nazwę, a ja biorę sobie za cel rozprzestrzeniać tą "zarazę".
Avendo molto amato Teresa in mille pezzi, ho deciso di leggere anche quest’altro romanzo di Trouillot, pubblicato in Italia più o meno nello stesso periodo. Devo cominciare subito col dire che non l’ho trovato assolutamente allo stesso livello, o almeno a me è piaciuto di meno. Rimane un romanzo piacevole, ma credo che non lo ricorderò per lungo tempo: sinceramente, pur nella sua piacevolezza, l’ho trovato tutt’altro che memorabile.
Siamo nel 2004, anno del bicentenario della Repubblica di Haiti, che l’autrice dell’introduzione, Marie-José Hoyet, definisce la prima repubblica nera del mondo. In questa occasione, soltanto pochi giorni prima dei festeggiamenti previsti per il 1 gennaio 2004, gli studenti scendono in piazza a Port-au-Prince per manifestare contro la corruzione dilagante nel Paese. Verranno brutalmente caricati dalla polizia, con conseguenti morti e feriti. Fin qui siamo nell’ambito della realtà, di quello che è accaduto veramente.
Il romanzo segue la vicenda di uno dei partecipanti a quella manifestazione, lo studente Lucien. In 100 pagine ci racconta la mattinata di Lucien e non solo: parlando di quello che passa per la testa al ragazzo, per forza di cose si va anche a parlare di cose avvenute nel passato.
Lucien è un bravo ragazzo, che studia e dà lezioni private ad Alfred, figlio di una coppia facoltosa. Il fratello di Lucien, che si fa chiamare Little Joe anche se suo fratello lo chiama ancora “il piccolo” (benché il suo nome sia Ezéchiel), è un teppista, come viene definito, ma io direi meglio un vero e proprio criminale. Con la sua banda ruba, rapina, stupra e, infine, alla manifestazione (al soldo della polizia), uccide. Però a casa, nella stanza che condivide col fratello, dorme succhiandosi il pollice.
Questo libro è di fatto il racconto delle ultime ore di vita di Lucien, che verrà ucciso nella manifestazione, come l’autore stesso ci avvisa nella brevissima pagina introduttiva al romanzo. È anche il racconto della manifestazione, di Little Joe, della madre dei due, ma principalmente è la storia delle ultime ore di Lucien, dei suoi pensieri, delle sue idee, del suo amore per una giornalista vista una sola volta e che lui chiama “la Straniera”, e infine della sua morte.
Il racconto della morte vera e propria del protagonista è molto poetico, il resto del romanzo vorrebbe esserlo ma io non ho apprezzato fino in fondo la sua poesia. Non c’è che dire, Trouillot scrive bene, ma la continua ripetizione di alcune frasi e concetti l’ho trovata a tratti un po’ pesante, più che poetica o artistica. Tuttavia, questo è il suo stile.
Il mio consiglio, se volete provare a leggere questo autore, è di cercare in tutti i modi di procurarvi quel gioiellino che è Teresa in mille pezzi, sebbene la casa editrice che l’ha pubblicato in Italia, Epoché, sia fallita ormai da molto tempo. In ogni caso, potete anche decidere di leggere invece questo romanzo, ma non aspettatevi un capolavoro. Comunque piacevole, come ho detto all’inizio.
Haiti Bağımsızlığı ve beraberinde getirdiği sonuçlar gölgede kalan olaylardan ama oldukça önemli. Batıdaki en başarılı Afrikalı köle ayaklanması olmasının yanı sıra siyahlar tarafından ilk defa yönetilen cumhuriyetin Haiti olmasını sağlamıştır. Bağımsızlık Kutlaması bu devrimin iki yüzüncü yılının kutlamalarında bir öğrencinin bakışından, eleştirel ve gerçekçi bir dille anlatılan kısa bir roman. Özellikle Lucien yani öğrenci ve 'Ufaklık' olarak andığı kardeşi arasındaki farkı o kadar açıkça göze sokmak istemiş ki yazar, Lucien'in kendi halinde ve sürekli okuyan bir abi olmasına karşın, eli silahlı, barbar bir kardeşi var. Kitaptaki en vurucu nokta annelerinin her cümlesine "Ben, kara derili ben Ernestine Saint-Hilaire" diye başlaması dahi birçok anlam barındırıyor. Ayaklanmanın anlatıldığı kısımlar o kadar gerçekçiydi ve yazarın dili o kadar şiirseldi ki bayıldım. Çok çok önemli ve çok rahatlıkla okunabilecek bir eser, aşırı tavsiye ediyorum.
Aus dem Französischen von Peter Trier. Port-au-Prince, Januar 2004, im Jahr der zweihundertjährigen Unabhängigkeit Haitis. Der Student Lucien Saint-Hilaire begibt sich zu einer Demonstration. Im Dialog mit den Personen, denen er begegnet, und denen, mit denen er im Geist Zwiesprache hält, entsteht eine Typologie der haitianischen Gesellschaft. Da ist sein jüngerer Bruder, der zum Gangster geworden ist, seine Mutter, die als Bäuerin in der Provinz lebt, die "Ausländerin", die er liebt, ohne sie wirklich zu kennen, der Ladenbesitzer, der den alten Zeiten nachtrauert, der reiche Arzt, dessen Sohn er Nachhilfestunden geben muss. Vor dem Leser, der Lucien Saint-Hilaire bis zur letzten Polizeiattacke begleitet, entsteht das Bild eines zutiefst zerrissenen, in Armut, Korruption und Gewalt versunkenen Landes.