Tahsin Yücel, yeni romanı Kumru ile Kumru' da yine toplumumuzun aslında gözler önünde olan ama kimsenin bir türlü dile getiremediği, yüksek sesle söylemekten herkesin ürktüğü bir sorununu anlatıyor. Yaşamımıza egemen olan eşyanın, yalnızca günlük çalışma biçimimizi değil, aynı zamanda duygularımızı, düşüncelerimizi, giderek kişiliğimizi nasıl etki altına aldığı, son derece etkileyici ve inandırıcı bir dille anlatılmış güç konuyu ustalıkla romanlaştırmış: Eşya, zamanla bize egemen olur. Başka pek çok konuda olduğu gibi eşya tutkusunda da televizyonun belirli bir etkisi vardır. Oysa bir yerde durup kendi kendimize sormamız gerekir: Kim kumanda etmekte? Biz mi televizyonu, yoksa televizyon mu bizi?
Tahsin Yücel (17 August 1933 – 22 January 2016) was a Turkish translator, novelist, essayist and literary critic.
Born in Elbistan, Yücel studied at the Istanbul University, graduating in French philology. After completing his postgraduate studies, in 1978 he became professor in the same university. In addition to being author of essays, novels and short stories, Yücel was mainly active as a translator of about 70 novels from French into Turkish.
(from Wikipedia)
Kunduracı olan Ahment Yücel'le Nuriye Münevver Hanım'ın oğludur. İlköğrenimini Elbistan Gazi Paşa İlkokulu'nda tamamladıktan sonra 1945'te İstanbul'a gelmiştir. Burda; 1953'te Galatasaray Lisesi'ni, 1960'da da İÜEF Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Fakülteyi bitirdikten sonra, orda kalmayı tercih etti ve 1969'da doktorluk, 1972'de doçentlik, 1978'de de profesörlük ünvanlarını aldı. 2000 yılına kadar burda kaldıktan sonra emekliliğe ayrıldı.
Muhteşem bir kitaptı. Kitap, 1980-1990 döneminin köyden kente göç akımını, toplumun bu akımla ve hızlı gelişen teknoloji ile kendini beklenmedik hallerde bulmasını, göçün ve uyum sancılarını, dönemin kalp ağrılarını bir fotoğraf gibi anlatıyor. Daha da güzeli sanki bunu anlatmıyor gibi kişisel bir hikayenin fonunda bunları anlatıyor.
Günlük hayatın, başta mucizevi gelen şeylerinin kısa zamanda aleladeleşmesini üstüne basa basa anlatıyor yazar ki bence bu, zamanının ötesinde bir mesaj. Başta mucize gelen şeyleri tüketmenin hayatımızın gayet sıradan bir parçası olduğunu tekrar anladım. Kitabın karakterleri inandırıcı ve boyut sahibiydi, anlatım akıcı ve sadeydi. Herkese tavsiye ederim.
Tahsin Yücel ' le tanışma kitabım ki geç kaldığım bir yazar daha ! Kumru ile Kumru bir solukta okuduğum bir romandı . Hepimizin içine sıkışıp kaldığı tüketim mantığını , bir süre sonra hayallerin heveslerin hayata değilde nesnelere odaklanması durumunu çok yalın bir şekilde yansıtmış . İyi ki okudum sırada Gökdelen var .
Bırakmanın eşiğindeyken iyi ki devam etmişim çünkü Kumru’ya araba alındıktan sonra kitabın yönü öyle bir değişti ki son iki bölüm hele şahaneydi. Köyden kente göç eden, bir kapıcı karısı olarak İstanbul’daki hayatına başlayıp satın aldığı buzdolabı hayatını resmen değiştiren Kumru’nun öyküsü bu. Sonrasında buzdolabı yetmeyecek, marketlere gitmek isteyecek, televizyon, çamaşır, bulaşık makinesi alacak ama aldıkça alacak Kumru. Aldıkça hayalini kurduğu şeye kavuşmanın hayal kurmaktan daha az mutlu ettiğini biz göreceğiz ama Kumru anlamayacak. Kitap ilerleyiş bakımından çok rastlanılan bir köyden kente göç öyküsü ve çok işlenen parayla bir üst sınıfın merdivenlerini tırmanmayı işlediği için açıkçası belli bir bölüme kadar kitabı eski moda buldum. Ama o araba var ya o araba, o alındıktan sonra yaşananlar için bile okumaya değer. Eşyayla kurduğumuz ilişkiyi ne güzel açıklamış Yücel: “belki bu benzersiz bolluk görüntüsü ölüm ürküntüsünü azalttığından”…
Bu romanında Tahsin Yücel göstergelerle çalışmış, nesneye doğrudan işaret etmeyip yöresinde dolanmış. Bazı faillerin kendisi ortada olmasa da izleriyle bizi baş başa bırakmış. Romanın güçlü yönlerinden biri buydu diyebilirim. Diğeri de tabii ki Kumru. Aklına koyduğu her eşyayı kıvrak zekası ve yeteneğiyle elde eden, bedeninin ritmi ve yüzünün duruluğuyla herkesi büyüleyen Kumru; yalnızca nar ağaçlarının gölgesinde dinlenen Kumru'ya yenik düşüyor. Okurken beni zorlayan tek şey ise Yücel'in oturaklı tabirleri ile karakterlerin iç seslerinin yer yer uyuşmaması oldu. Felsefi metni andıran kimi bölümler, duyguların o refleksif dökülüşünü anlatmaya yetememiş gibi. Farklı frekanslarda işleyen yerler çok fazlaydı. Ancak bu uyumsuzluk, eserin güzelliğine pek de gölge düşürememiş.
Tahsin Yücel ile tanışma kitabım oldu Kumru ile Kumru. Açıkçası nasıl bir roman olduğu, yazarın tarzı hakkında hiçbir fikrim yoktu. Direkt bodoslama daldım kitaba. Beklediğimden daha güzel bir anlatımla ve akıcı bir romanla karşılaştım. Tahsin Yücel günümüzde hala büyük bir sorun olan köyden kente göç ve kapitalizmin oluşturduğu tüketici toplumunu Kumru adındaki karakter üzerinden anlatıyor. Kumru eğitim görememiş, genç yaşta evlendirilmiş bir kız. İstanbul’a taşınıp kocasıyla kapıcılık yaparak geçimini sağlıyor. Ancak hala ufak bir dünyaya sahip. Bir gün hayatı gündelikçi olarak gittiği bir kadının evinde gördüğü buzdolabı ile değişiyor. Tesadüflere, fazla iyi şansa ve tekrarlara sahip bir roman. Kumru karakteri ise kitap boyunca kafamı karıştırdı. Akıllı olarak anlatılan ama gördüğü şeyleri idrak etmede son derece başarısız bir karakter. Hatta kurgu ilerledikçe bilinçli bir aptallaştırma var karakter üzerinde. Verilmek istenilen mesajlar ve tespitler yerinde kullanılıyor ama benzetmelerin, konuşmaların tekrarlanması bıktırıcı. Tesadüf olayları da edebiyatta Dickens, Bronte döneminde kaldı koca şehirde arabayla yolda giderken köyden tanıdık tarafından çevrilmek abartı olmuş. Sahip olduktan sonra daha fazla ister insan bu herkes için geçerli. Ne yazık ki doyumsuz ruhlara sahibiz. Kumru’nun gidişatı da benzersiz değil. Kitabın sonunu aceleci buldum daha oturaklı olabilirmiş. Başlarında gördüğüm detaylar ve özen ilerledikçe kayboldu sonunu da pek sevemedim. Ama bütüne baktığımda okuduğuma memnun olduğum bir roman oldu.
Avam veya intelijiyans olup olmadığımız farketmeksizin, kendimizden zayıf veya bize eşit birisinin bir süre sonra bizden ileriye geçtiğinde nasıl ucuz tepkiler verdiğimizi; insanın içten içe nasıl çirkin ve zayıf bir canlı olduğunu çok başarılı bir roman ile anlatmış Tahsin Yücel.
tahsin yucel’le tanisma kitabim. tahsin yucel oyle guzel karakterler yaratmis ki hepsi hem cok karikaturize, hem de cok gercek ve cok bizden. elektronik aletlerin, robotlarin, makinalarin, hayatimizi nasil da dort bir koldan sarmaladigini sasirarak inanamayarak sorgulayarak merakla okudum.
kumru ile kumru hayatimizda anlamadan normallestirdigimiz bir cok detayi ve insani sorgulatiyor.
unutulmayacak kult bir film izler gibi keyifle okudum. sinema veya tiyatro ekraninda gormeliymisiz gibi geldi konusuyla ve cogu detayiyla.. yonetmenler icin kesfedilmeyi bekleyen bir cevher bence.
Mine Urgan'ı dinleyip yarıda bıraktım. Sonu gelmeyen tüketme ve yenisini alma isteğinin eleştirilmesini anlıyorum ama sayfalarca buzdolabı alma hikayesi okumaktan yoruldum. Dedim bu daha almasıysa bir bu kadar da aldıktan sonra anlatır. Bazen olmayınca olmuyor.
Kimimiz evlere, kimimiz arabalara, kimimiz telefonlara,televizyonlara, buzdolaplarına bağlıyız. Modern insanın eşya köleliğine müthiş bir taşlama. Okuduğum en iyi satirik türk romanlarından
Bu kitabı okurken hep aklıma Victor E. Frankl'ın "İnsanın Anlam Arayışı" kitabı geldi. Baş karakter Kumru, evlilik sebebiyle köyden İstanbul'a göçen bir karakter. Küçük yaşta büyük şehre gelmiş aslında günümüz dünyasında "görmemiş" olarak nitelenen ancak bu görmemişliği, itici olmaktan ziyade saflığı nedeniyle naif duran bir karakter.
Evlere temizliğe gidiyor, gittiği bir evde gördüğü buzdolabı ile dünyası değişiyor. O dolaba sahip olmak istiyor evet aslında hayatına bir anlam buluyor. Tek hayali o dolaba sahip olmak, o dolap için hiç yorulmaksızın bir çok eve gündeliğe gidiyor, çalışıyor, biriktiriyor. Amacı için çabalıyor. Ancak elde ettikten bir süre sonra da hevesi bitiyor. Kendine yeni hevesler arıyor.
Kendisi çabalamadan elde ettiği diğer şeyler ise ona hiç heves vermiyor, bir iki gün önemsese bile sonrasında sıkılıyor. Aslında hepimiz için aynı şey geçerli. İnsanoğlunun sınıf, yaş, cinsiyet ayrımı olmaksızın çok güzel bir portresi çizilmiş. Bir yandan da kapıcılıktan normal daireye terfi eden ailenin, aynı sınıfa mensup diğer kapıcı arkadaşları tarafından dışlanması ile kollektif bilincin para algısı ortaya konmuş. "Para insanı değiştirir, para insanı kötü yapar, parası var yüzümüze bakmıyor.." Türk insanı ister ki herkes fakir ama gururlu olsun, eski Türk filmlerinde bile ana aile fakir ama hep mutludur. Fabrikatör baba zengin fakat yalnız ve hep mutsuzdur.
Kitabın beni tatmin etmeyen kısmı son 30-40 sayfasıdır. Bir anda konular öyle iç içe giriyor ki, ebe, aile akrabalar nereden birden çıktı, ne oldu bir curcuna var. Sanki uzun uzun yazılırken birden haydi son 30 sayfada toparla bitir artık denmiş gibi.
Bir de kitapta şu üç kelime sürekli tekrar ediyor; "devinim, edinim, tansık". Gündelik hayatı işleyen bir kitabın içinde bu kadar günlük dilde kullanılmayan kelimeler olması beni rahatsız etti.
Genel değerlendirmede güzel bir kitap, herkese keyifli okumalar dilerim.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Daha 18-19’unda hiç tanımadığı ve kendinden en az 10 yaş büyük biriyle evlendirilip köyden kente göç etmek durumunda olan bir kadın düşünün, adı Kumru. Kumru, küçücük bir kapıcı odasında okuma yazma bilmeden, elektrikli aletlerin hiçbirine sahip olmadan, dünyayı iki göz oda ve bir mahalleden ibaret sanan, iki çocuğuyla ve apartmanın işleriyle oyalanan bir kadın. İşte Kumru ile Kumru’da başkaların çok kolay sahip olduğu şeylere zar zor sahip oldukça, başkalarının hayalini kurduğu mal mülke beklenmedik bir şekilde kavuştukça saflığını ve temizliği kaybeden Kumru’yu okuyoruz. Tahsin Yücel, Kumru’nun her adımını, her düşüncesini, her bakışını, her hissettiğini bize öyle bir betimliyor ki Kumru’yu tanımakla kalmıyor, adeta hafızamıza kazıyor bu karakteri. Kitabı okuduğum 4 gün boyunca nereye gitsem aklımda hep Kumru vardı. Ve söylemeden geçemeyeceğim bir buzdolabından böyle bir hikaye çıkaran Tahsin Yücel’e hayran kaldım. Günay Apartmanı’nın olduğu mahalledeki diğer kapıcıların olaylar karşısındaki söyledikleri ise eşsiz bir toplum panaromasıydı. Uzun lafın kısası, unutulmayacak roman karakterlerime Kumru ile bir yenisi daha eklendi. Okuyan herkesin de böyle düşüneceğine eminim!
“Elinde bir uzaktan kumanda bulunsun istiyor, herkes gibi. Alacak uzaktan kumandayı eline, dünyalara kumanda ettiğini düşünecek, gerçekte uzaktan kumandanın ona kumanda ettiğini, kendisinin uzaktan kumandaya çalıştığını hiçbir zaman bilemeyecek, herkes gibi.”
Kumru İle Kumru bence son zamanlarda okuduğum en iyi roman oldu. Kolay kolay kitap tavsiyesinde bulunmam çünkü herkesin zevki farklı oluyor kitaplar söz konusu olunca... Lakin bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Tüketim çılgınlığını ve özenti hayatlar uğruna , parayla satın alınan mutsuzlukları çok güzel anlatmış. Mutlaka ama mutlaka okuyun bir gün... asla pişman olmazsınız:)
“Ben buranın en eskisiyim, çok gördüm böylelerini. Bir kat yukarıdaki kiracıya her uşaklığı yaparlar ama içlerinden birinin biletine amorti çıkacak olsa, herifi boğmadıkları kalır” dedi. Sonra iyice yaklaştı, önemli bir giz verircesine, “Köklerinden kopmuşlar bir kez” diye ekledi.
Kumru ile Kumru, köyden kente göçen Kumru’nun şehirli tüketim toplumunun içindeki dönüşümünün hikayesi. Yeni değerler, yeni yargılar, modern yaşamın kodları ile mücadele eden bir köylü kızı. Tüketim toplumunun aynaya yansıyan o soğuk yüzünü okuyoruz Tahsin Yücel’den.
İnsanoğlunun doyumsuzluğu, ruhunun kötücüllüğü, kıskançlığı, tüketim çılgınlığı bir solukta okuyacağınız şekilde işlenmiş. Yazarın diğer kitaplarını da merak ettiren incelikli, insan psikolojisi ve toplumun içine düştüğü sosyolojik ortamı da anlatan derin kurgulu bir kitap olması dolayısıyla tavsiyedir.
Tahsin Yücel bu romanında, 1980’ler ve 1990’ların başlarında Türkiye’de köylerden şehirlere yayılan göç dalgaları ile ivme kazanan ve giderek tatmin edilmesi daha güç olan tüketicilik akımını çok güzel irdelemiş.
Kumru adlı alelade bir köylü hanımın yeni geldiği şehirde temizlik yaptığı bir evde karşılaştığı buzdolabına olan saplantısı, onu elde etme tutkusu, onu artık materyalist ve mutluluğu sadece edindiği mallar ile geçici olarak elde edebilen bir tüketiciye dönüştürecektir. Aslında Kumru, bourgeois değerlerinin henüz filizlendiği 19. yüzyıldan günümüze kadar teknolojinin de desteği ile sert adımlarla ilerleyen toplumsal tüketicilik akımının küçük ama çarpıcı bir iz düşümü.
Komşusundan daha iyi araba sahibi olmak, mahalledeki en büyük evde oturmak, çevresinde kıskanılmak, işinde yükselmek… Herhangi kapitalist bir toplumda bu tarz düşünceler zaten çoktan kabul görülmüş, bunlara karşı tavır koyanların ise en basitinden garipsendiği bir düzen oluşmuştur.
İşte, Tahsin Yücel, bu romanıyla, bizim içine fazlasıyla girdiğimiz ve belki de bazı şeyleri artık sorgulamayı bile unuttuğumuz bu düzende, bizi bir geri adim atmaya zorlayıp, düşünmemizi ve hayattaki değerlerin sadece materyalizmden oluşmadığını hatırlatıyor.
Alıntılar:
“Hep dolu kalması gerek (buzdolabının), alınanın yerine yenisini koymak gerek, dedi Kumru. Buzdolabı sanki yerine getirilmemiş hiçbir isteği bulunmaması gereken bir varlıktı, sanki her yiyeceğin daima önce onun bakması gerekiyor, insanlar ancak onun artıklarını yiyor, onun artıklarını içiyorlardı.”
“Migros’a her gidisinde arabaya dolabın ya da mutfağın gerektirmediği birkaç neşen atmaktan kendini alamıyordu. Ne olursa olsun, Vestigos’u (buzdolabı) sürekli dolu tutmak onun için tutkuyla sevilen bir sevgiliyi mutlu ederek kendisi de mutlu olmak gibi bir şeydi. Yalnızca sevgilinin isteğini yerine getirmek değil, bu isteği yerine getirebilmek için harcadığı cabalar, bu uğurda katlandığı yorgunluk ve döktüğü ter de mutlu ediyordu onu. Böylece, hiç hoşlanmadığı birinin evinde çalışmaktan bile haz duyar olmuştu artık.”
“Alacak uzaktan kumandayı eline, dünyalara kumanda ettiğini düşünecek, gerçekte uzaktan kumandanın ona kumanda ettiğini, kendisinin uzaktan kumandaya çalıştığını hiçbir zaman bilemeyecek, herkes gibi.” (!)
“Gerçek yasamda birçok şeyleri sorgulamadan yaşadığımız gibi, Kumru da, televizyonda izlediği kişilerle sorgulamadan, dolayısıyla anlamadan kaynaşınca, onları gerçekten anladığını sanıyordu.”
“Şimdi düşlenen arabanın anisi yanında gerçek araba biraz sönük kalmaktaydı.” (!)
Günümüzün en büyük sorunlarından bir tanesi: Hayatımızın tümünü ele geçiren eşyalar. Kimi buna kapitalist sistem oyunları der, kimi ise tüketim çılgınlığı. Adı her ne olursa olsun tek bir gerçek var o da eşyaların bizi ele geçirmeye başladığı. En lüks otomobil bende olmalı, buzdolabımı değiştirmeliyim çünkü son model buzdolabım olmalı, en donanımlı fırından almalıyım çünkü komşumda da aynısından var!
Köyden kente gelip ilk defa büyük bir şehirde yaşamaya başlayan Kumru’nun hayatına girecek olan eşyalarla mücadelesini okuyoruz bu kitapta. Okurken Kumru’yu bazen çok sevecek evinizin kızı, kız kardeşiniz gibi hissedecek; bazen çok kızacaksınız. Ama en çok da Onda kendinizi göreceksiniz. Köklerine bağlı bir genç kızdan, şehirli bir küçük kadına nasıl dönüştüğünü hayretler içerisinde okuyacaksınız.
Tahsin Yücel o kadar sade ve naif bir kaleme sahip ki bu korkunç düzeni en güzel biçimde okuruna aktarmış, tam anlamıyla hayat dersi niteliğinde. Aynı zamanda karakterlerin geniş psikoloji tahlillerini de görmemiz mümkün. Ruhumuzu ele geçiren eşyaların farklı ve nefis kurgusunu Tahsin Yücel kaleminden okumak için daha fazla geç kalmamanızı tavsiye ederim. .
Okurken beni benden alan bu kitabı yazan Tahsin Yücel'in bir erkek olarak bir kadının dünyasını bu kadar iyi çözümlemesi beni benden aldı. Çoğu kişi tüketim çılgınlığı ve meta fetisizimi yönünden incelemiş ama açıkcası ben okurken daha çok kumrunun bir kadın olarak yasadiklarina odaklandim. Hele Haydar'in olumunun anlatildigi bolumde ne hissettigimi anlatamam ve bu zamana kadar kumru ile ilgili dusundugumun yanlis oldugunu hissettim. kumru resmen ozgurlugune kavusuyor ve gozyasi dokmuyor. kiziyla beraber arabasina biniyor ve istanbulun yollarini bilmemesine ragmen kaybolacagini bilerek memleketine gitmeyi amacliyor. kumrunun sultana olan bu duskunlugu de ayri bir ilginc acikcasi, kizinin kabullenemedigi özründen dolayi midir yoksa kizindan baska birini mi goruyor mudur anlayamadim. Özellikle sonu ile beni etkileyen bir kitapti. turkce a hl dersim icin okudum derste tartistiktan sonra bu mukemmel kitabi daha çoook övücem gibi gözüküyor😼😼
This entire review has been hidden because of spoilers.
Yazarı ve bu kitabı sosyal medyada öven insanlar sayesinde tanıdım. Haliyle yazarın okuduğum ilk kitabı. Hatta merakımdan satın almayı beklemedim ve e-book olarak okudum. Anlatımı akıcı, dili yalındı. Köy-kent ikilisi arasında geçen bir hikaye. Kumru'nun hikayesi. Evinden, köyünden koparılan küçük yaşta evlendirilen bir kızın hikayesi. Böyle yazınca klasik birkaç senaryo geliyor gözümün önüne ama okurken bu senaryoların hiçbirinin yaşanmaması beni sevindirdi açıkçası. Yeşilçam'ın unutulmaz filmlerinden olan Kapıcılar Kralı ve Çöpçüler Kralı tadında bir okuma oldu. Tek bu kitap bu filmlerin trajik versiyonuydu. Hayal kırıklığına uğradığım tek yer ise kitabın sonu oldu. Okuyucunun hayal gücüne bırakılmış gibiydi. yine de yeni yazarları keşfetmek güzeldir. Her kitap damakta farklı bir lezzet bıraktığı için.
Kitaba başlarken klasik bir köyden kente göc hikayesi okuyacağımı düşünüyordum. Kumru evlenir, Istanbulda bir apartmanın kapıcı dairesine yerlesir ve sonra da yaşadığı zorluklar işlenir diye kafamda kurmuştum. Meğer ne kadar çok yanılmışım. Kumru, Pehlivan, Hakan, Sultan, Bilal Dayı, Tuna Hanım, Meryem Ebe, büyük şehir, tüketim toplumu, yitirdiğimiz değerlerle, özbenliğimizle yaşadığımız çatışma bu kadar tatli bir dille, bir o kadar da akıci ve akilda kalici anlatilamazdi. Her gün okuduktan sonra 10 yaşımdaki kizima da aklımda kalanları anlattım, merakla dinledi. Son bölümü 2 defa okudum. Inanılmaz bir kalem. Istanbuldan uzakta kaldığımız 3 haftalık izin süremde okumam da ayrı bir tesadüf tabi.
Tahsin Yücel benim daha önce eleştiri kitabını okuduğum ve romanlarını çok merak ettiğim bir yazardı. Kumru ile Kumru tüm gerçekliğiyle toplum eleştirisini çok doğru aktarmış bir roman. İşlenen hikaye de her şey yaşantımızla aynı orantı da gitmiş olsa bile bana sanki bir distopya okuyormuşum gibi geldi ve çoğu say da tüylerim diken diken oldu. Çoğu yerde ise kahkahalarla güldüm. Kumru'nun topluma ve çağa ayak uydurmak için evrimleştiği bir roman okumadım ben... kendimi, annemi, karşı komşumu ve ya sokak ta yanımdan geçen bir kadının hikayesini okudum. Kesinlikle tavsiye ederim, mutlaka okunmalı.
Eşyalara olan bağımlılığımız köyden kente göçen bir kadın üzerinden anlatılmış fakat hepimizde var bu bağımlılık. Günlük yevmiyeye giden çocukların biriktirdikleri parayla pahalı cep telefonları aldığını çok kez gördüm. Üretimde bu kadar geri kalmış bir toplum olmamız bir yana tüketime nasıl bu denli düşkün olabiliyoruz?
Tahsin Yücel’i ilk defa okudum ama kesinlikle devam etmeyi düşünüyorum. Kitabı ve yazım tarzını çok beğendim. Tüketim toplumunun insanı nasıl değiştirildiğini çok güzel anlatıyor, insan kendini de sorguluyor kitabı okurken. Buzdolabı olayı biraz uzadı gibi gelse de sonrası çok akıcı olduğu için o kısımların ayrıntılı yazılması kitabı daha anlamlı hale getirdi benim için.
Mukemmel bir roman...Su gibi akan bir anlatim, en ince detaylara kadar okuyucuya verilen detaylar, basit bir konu olmasina ragmen cok carpici bir hikaye ve insan iliskileri...Sonundan hic bahsetmeyeyim, hala bogazim dugum dugum.
Tahsin Yücel’in okuduğum ilk kitabı. Tüketmenin, eşyaya bağımlılığın insan üzerindeki etkisi bu kadar gerçek ve akıcı anlatılabilirdi. Okuru çabucak içine alan, bir yandan sa düşündüren, enfes bir kitap.
Bazı yerlerde sıkıldım, bazi yerler çok mantık dışı geldi. Ama kitabın sonlarına doğru beklemediğim şeylerin olmasi ve genel olarak verilmek istenen mesaj düşünüldüğünde çokça beğendiğim bir kitap oldu.
Mukemmel bir roman...Su gibi akan bir anlatim, en ince detaylara kadar okuyucuya verilen detaylar, basit bir konu olmasina ragmen cok carpici bir hikaye ve insan iliskileri...Sonundan hic bahsetmeyeyim, hala bogazim dugum dugum.
Bir kitap klübü çerçevesinde bir günde oturup bitirdiğim bir kitap oldu, tartışmalar sonrasında hoşuma gitti diyebilirim.
Öztürkçe de demeyelim de üretilmiş ama kimsenin kullanmadığı bazı kelimelerde ısrar etmeseydi daha akıcı bir kitap olabilirdi ama çok da mesele değil elbette.