bu kitaba beş yıldız vermek, uzun uzun yorumlar döşemek yetmez. galeano'dan okuduğum ilk kitap bu, müthiş bir seçkiydi ve metis seçkilerine kesinlikle devam edeceğim. vesaire.org'da geçen ay rastladığım bir yazı üzerine aldım biz hayır diyoruz'u, dönemsel olarak ifade ettikleri sebebiyle elbette. o kadar çok yer işaretledim, o kadar çok bilgi eksikliği giderdim ve yine o kadar çok öğrenecek şey ekledim ki o bitmeyen listeye, tarif etmem imkansız. birçok yerde gözlerim doldu, haksızlıkları, adaletsizliği anlatış biçimi bana çok dokundu, metrodaymışım otobüsteymişim umrumda olmadı ve bazen birkaç damla yaş bile döktüm. insanın kalbine dokunmak icin süslü edebiyat değil güçlü edebiyat gerekir, bunu tekrar öğrendim sayesinde. latin amerika ülkelerinin demokratik (antidemokratik de diyebiliriz pekala) tarihine ilgimi körüklediği için, ülkemizde yaşadığımız her şeye paralel olan, ruhumuzu sömüren her türlü haksızlığı çekinmeden anlattığı için, yüz gülümseten üç cumlelik detaylarla hala güzel şeylerin olduğuna inandırdığı için (medeniyetten ve sözlük anlamı güncellenmiş "insan" kavramından hala uzak, güzel homo sapienslerin yaşadığı uzak yerlerde ve asla bize kadar ulaşamayacak şeyler olsalar dahi), asla başucumdan ayırmayacağım bir kitap olacak. keşke galeano hala hayattayken başlayabilseydim onu okumaya. pişmanlıklar listem çok kabarık. birkaç alıntıya yer vermeden bitirmek istemiyorum bu yorumu, çünkü nasıl bir yazar olduğunu ben değil, en iyi kendi kelamı anlatır galeano'nun.
beş üzerinden trilyon yıldız. an itibariyle en sevdiğim kitap ve yazar kendisi. herkes mutlaka okumalı. sevgiler.
"meksika'daki nayarit dağlarında, huichola yerlilerinin kadınları doğuracaklarında, kadını acıyla doğurmaya mahkum eden incil lanetini düşünmezler. bunun yerine, dokuz ay önceki o geceyi hatırlamak için yoğunlaşırlar; doğacak çocuk onu var eden mutluluğa yaraşsın diye." (1987)
"sürgüne giden yazarların ödediği bedelin o kadar da ağır olmadığını göstermek için, hiç uzağa gitmeden, arjantin ve uruguay'dan ruhuma yakın zamanda kazınan birkaç örneği vermek yeterli: ozan paco urondo, kurşunlanarak öldürüldü; yazarlar haroldo conti ve rodolfo walsh kaçırılıp uğursuz bir pusta kaybedildiler, dramaturg mauricio rosencof işkencede lime lime edilip parmaklıkların arkasında çürümeye bırakıldı. eğer birisi işkenceden, cezaevinden ya da mezarlıktan kurtulmayı başarırsa, sürgünün alternatifi en iyi ihtimalle ne olabilirdi; en azından rio de la plata'da ve şu anki süreçte? hayatta kalmak için SAĞIR VE DİLSİZ olmamız gerekirdi; KENDİ ÜLKENDE SÜRGÜN EDİLMEK, dışarıdaki herhangi bir sürgünden her zaman daha zor ve daha faydasızdır." (1979)
"her dakika pek çok çocuğun öldüğü bu topraklarda yürürlükteki sistemin kalıcı olması için birbirimize bizi ezenlerin gözleriyle bakmamız gerekiyor. halk 'bu' düzeni 'doğal' ve bu yüzden de sonsuz olarak kabul etmesi için evcilleştiriliyor; sistem vatanla özdeşleştiriliyor; rejimin düşmanı hain ya da DIŞ MİHRAK :) ilan ediliyor." (1976)
"özgürlük, benim ülkemde politik mahkumların yattığı bir cezaevi, pek çok terör rejimine 'demokrasi' deniyor; 'aşk' sözcüğü insanla otomobili arasındaki ilişkiyi tanımlıyor ve 'devrim'den yeni bir deterjanın mutfakta yapabilecekleri anlaşılıyor; 'zevk' belirli marka yumuşak bir sabunun ürettiği bir şey ve 'mutluluk' sosis yemenin verdiği bir duygu. 'huzur ülkesi' latin amerika'nın pek çok yerinde 'sessiz mezarlık' anlamına gelir ve 'sağlıklı insan' denince bazen 'aciz insan' diye okumak gerekir." (1976)
"bildiğimiz kadarıyla her insan yalnızca bir kez ölebilir ama stoklanan nükleer silahlar her bir insanın on iki kez ölmesine yol açacak miktarda." (1989)
"che'nin ölümüyle mükemmel bir biçimde doğrulanan hayatı, bütün büyük eserler gibi, dünyaya karşı, insanların çoğunluğunu insanların azınlığının yük hayvanına dönüştüren, ülkelerin çoğunluğunu ülkelerin azınlığının çıkarı için hizmetkarlığa ve sefalete mahkum eden bir dünyaya, bizim dünyamıza karşı bir suçlamadır. aynı zamanda bu dünyayı değiştirmeye atılmayan egoistlere, korkaklara, konformistlere karşı da bir suçlamadır. çünkü che'nin ölümü, şu andan itibaren, bu suçlamanın hakkını vermek zorundadır." (1967)
"iki yıl önce, javier corcuera bağdat'ta bir hastanede ırak'a atılan bombaların bir kurbanıyla söyleşti. bomba bir kolunu paramparça etmişti. on bir yaşında olan ve on bir operasyon geçiren kız çocuğu, 'keşke petrolümüz olmasaydı,' dedi." (2006)
son olarak, son sayfadan:
"biz hayır diyoruz ve hayır derken evet diyoruz. diktatörlüklere hayır, demokrasi kılığına girmiş diktatörlüklere hayır derken, gerçek bir demokrasi için mücadeleye evet diyoruz. kimsenin ekmeğinin ve sözünün reddedilmeyeceği, neruda'nın bir şiiri ya da violeta'nın bir şarkısı kadar tehlikeli ve güzel olacak bir demokrasi için mücadeleye evet diyoruz." (1988)