The Fishermen is a story of life among the peasants of northern Tula, where the broad Oka River flows through a level country to empty into the Volga at Nizhni Novgorod. These peasants get their living by fishing. Grigorovich, like most Russian writers, concerns himself with types of character. Grigorovich was doubly an artist. His training as a painter and as the historian of art served him well in depicting the river landscape in every aspect. The landscape is described in all the varying seasons of the year. Many of the word pictures are veritable poems. Village life is also described with humor and realism. This is especially notable when some of the peasants visit the annual market, where episodes of traffic and of drunkenness occur.
Dmitry Vasilyevich Grigorovich (Russian: Дмитрий Григорович (March 31 [O.S. March 19] 1822 - January 3 1900 [O.S. December 22, 1899]) was a Russian writer, best known for his first two novels, The Village and Anton Goremyka, and lauded as the first author to have realistically portrayed the life of the Russian rural community and openly condemn the system of serfdom.
"Şimdi sanırım senin hiç botun olmamıştır ha? -Hayır, dedi Grişka. Botla ilgili hiçbir şey söylemedi Zahar'a. Belirtelim ki, bot köylünün hayatında büyük bir öneme sahiptir. Bir köylü genci için ilk çift bot, orta sınıf çocuğu için ilk altın saat neyse, odur. Endüstriyel hayat deri botun halk arasında yaygınlaşmasını getirmiştir. Hiç bot giymemiş olan Grişka'nın tutkusu kabardı, bu nedenle en hayati yerine denk geldi, hırsı tamamen yaşlı balıkçıya yöneldi."
This is one of the most beautifully written books I've read. It is full of rich descriptions of the Russian country side and of the socio-economic realities of the Russian peasant in the late 19th century. The characters come alive and you find yourself hating, resenting, loving, empathizing with them. Very lovely book.
Kitabın çok sade bir dili var. Ve bu kitap bence çok akıcı ve heyecan verici. Kitapta dönemin köylülerin, balıkçıların mütevazı yaşamı, dindarlıkları ve ona göre yaşamlarını şekillendirmelerini, tanrıya bakış açılarının çok güzel anlatıldığını düşünüyorum.
Gercekten cok cok iyi. Tam bir klasik. Zavalli yasli mi yasli bir adam Akim amca. Yaninda bir oglan cocuguyla uzak diyarlardan cikagelir yuruye yuruye uzaaak bir akrabasinin evine. Geldigi yerde perisan olmus. Kimi kimsesi kalmamis. Yoksulluk belini bukmus. Hayatta siginacak kimsesi yok. Yaninda bir uvey oglancik. Onu almis kanatlarinin altina ama ne kanat ne kanat. Oglanin derdi olmasa kimseye de siginacagi yok ama iste artik bu oglan icin yasamaya deger. Hayata tutunacak dali olmus bu oglan zavalli Akim amcanin. Yani bir nevi asil oglan almis Akim amcayi kanatlarinin altina. Ama ne kanat ne kanat. Oglan arsiz huysuz aksi nalet... Nankor pic. Akim amcanin hic bir emegine minnet duymuyor. Hic bir se umrunda degil. Ve boylece cikip geliyorlar koca derenin kenarindaki bu balikci evine. Evin reisi ihtiyar Gleb Savinic. Karisi ve uc ogluyla yasamakta. Bakikci. Gecimini buyuk dereden yakaladigi baliklarla saglamakta. Huysuz ihtiyarin teki. Hic bir seyi begenmez, asla memnun olmaz. Herkesi hayattan bezdirmis durumda. Kendi ogullari bile bikmis adamdan zavalli karisi yillardir cile doldurmakta. Bu durumda Akim amcanin uvey evladi Griska ile hic yanyana gelmemesi gereken iki bomba gibiler. Ama geliyorlar. Akim amcanin gururunu ayaklar altina alip yalvarmalari ve Gleb Savinic’in karisinin cabalari sonucunda balikci ikna oluyor ve beraber yasamaya baskiyorlar bu kulubede. Bu kulube oyle bir yerde ki yakinlarda kimse yok. En yakin koy yarim gunluk mesafede. izole bu yasam. Yalnizca nehur var. burda nehrin karsisinda tek kiziyla yasayan yasli mi yasli Kondrati amca yasamakta. Ve olaylar gelisir. Gleb Savinic hic geregi olmadigi halde Akim amcaya yapamayacagi bir is verir. Asiri soguk ve yagmurlu bir gunde koydeki birine Gleb Savinic’ten bir mektup goturecektir. Akim amca asla ikiletmez Gleb Savinici ve derhal yola cikar. Aksam gec saatlerde dondugunde ise artik agir hastadir ve cok kisa bir sure icerisinde de olur adamcagiz. Babasinin olumune zerre uzulmez hain Griska. Adamin olumune zerre uzulmez hain Savinic. Ve gunler gecer. Savinic’in ogullari onu terkeder ve kente gocerler. Yaninda yalnizca en kucuk oglu Vanya kalir. Vanya, Kondrati amcanin kizina asiktir. Ama gel gor ki bir gun kizla Griska’yi el ele diz dize gorur ve kalbine bir ok saplanir. Bir gun Rus yetkililer aileden birini askere almaya gelirler. Savinic derhal Griska’yi gondermek ister ancak kalbi kirilan Vanya bu ask acisini daha fazla yasamamak icin ginullu olur ve Griska degil o gider askere. Ve o askerdeyken kizin hamile oldugu anlasilir. Zavalli Kondrati amca yikilir ama caresiz nikah kiyilir. Ve kucuk kiz da Savinic’in hanesine girer. Boyle seyler iste😊
This entire review has been hidden because of spoilers.
Bu kitap, sert karakterli, aşırı otoriter, baskın kişilikli Gleb’in romanı mı, yoksa ahlaki güzelliğin temsili, iyi yürekli, dışı da içi gibi güzel olan Vanya’nın romanı mı, yoksa zayıf karakterli, çirkin huylu, çok yakışıklı ama çok çabuk etki altında kalan Grişka’nın romanı mı…? Düz bir zaman çizgisinde ilerliyor öykü. Belli bir yere kadar neredeyse gün gün ilerleyen öykü, sonlarda aşırı hızlı bir şekilde giderek çok hızlı toparlanıyor ama okuyucuya hiçbir soru işareti bırakmadan, açık kalmış her konuyu bağlayarak bitiyor. Tarım ve balıkçılığa karşı ticaret ve fabrikaların; köylere karşı şehirlerin, el emeğine karşı endüstrinin da hikayesi aynı zamanda. Köylerde ölesiye çalışma sonunda, ancak yaşayacak kadar kazanç elde edilmesine karşın, şehirlerin nasıl zenginleşip aradaki farkı uçuruma çevirdiğinin de öyküsü. Ben severek ve elimden bırakamayarak okudum.