Modernliği, ekonomik gelişme, siyasal iktidar biçimleri, kentleşme gibi sosyo-politik olgularla algılamaya alışkınız. Türk deneyimi ise modernizmin özel yaşamlar, mahrem alan üzerindeki dönüştürücü gücünü göstermesi bakımından emsalsizdir. Bu bağlamda Modern Mahrem Türk modernleşmesi tarihine, mahrem cephesinden bakmaktadır. Bu kitaptaki alternatif okuma, modernizm ve kadın-erkek ilişkileri arasındaki "kara kıtayı" gün ışığına çıkarmayı amaçlamaktadır. – Nilüfer Göle
Nilüfer Göle (born 1953) is a prominent Turkish sociologist and a leading authority on the political movement of today's educated, urbanized, religious Muslim women. From 1986 to 2001 a professor at the Boğaziçi University in Istanbul, she is currently Directrice d'études at the École des hautes études en sciences sociales (EHESS), Centre d’Analyse et d’Intervention Sociologiques (CADIS), in Paris. Göle is the author of "Interpénétrations: L’Islam et l’Europe" and "The Forbidden Modern: Civilization and Veiling". Through personal interviews, Göle has developed detailed case studies of young Turkish women who are turning to the tenets of fundamental Islamic gender codes. Her sociological approach has also produced a broader critique of Eurocentrism with regard to emerging Islamic identities at the close of the twentieth century. She has explored the specific topic of covering, as well as the complexities of living in a multicultural world.
Although it has been published 15 years ago this book still remains the most comprehensive and balanced scholarly account of the veiling issue plus the past and present of the gender issue in Turkey.
Göle makes explicit her theoretical and methodological choices. She is talking from within the hermeneutical paradigm; she is not trying to causally explain the emergence of veiling as a phenomenon, rather she is attempting to understand the meaning of the veil for different actors involved.
Her main argument is that veiling stands at the crossing of both civilization and nation building project of the Westernizer elites and the Islamist challenge. It is the claims of both camps on the woman body that puts veiling young women at the stage. Göle is also touching upon the shifting understandings of public and private since the Tanzimat era.
No better account have been published on veiling after this book and most of them just repeated what Göle had said here.
I thinks it is a classic and a must read for students of Turkish society and politics.
This is a outstanding analysis- me thinks. And as a Turkish woman with a veil I do disagree to my hijabi sisters; Nilüfer Göle outlines the movements in Turkey and the impact on society whereas she never judges about whether a woman should or should not wear a hijab. This is a 'unusally' uninsulting piece of scientific research- not turkish pattern-likely written.
Nilüfer Göle Modern Mahrem'de örtünmenin romanını anlatıyor gibi. Bunu hem çalışmadaki tarihselliğin bir nevi olay örgüsü algısı oluşturmasından hem de Göle'nin anlatımının bilimsel yayınlarda pek aşina olmadığımız akıcılıkta olmasından dolayı söylüyorum.
Modern Mahrem üç kısımdan oluşuyor (giriş ve sonuç bölümleri haricinde) fakat kitabın hayli uzun da bir önsözü mevcut. Kadına bakışta Doğu-Batı karşıtlığını kısaca özetleyen Giriş bölümünün ardından ilk kısım olan "Batılılaşma'nın Mihenk Taşı: Kadın"da Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadar geçen sürede batılılaşma ve kadın ilişkisi irdeleniyor. Batılılaşma hareketinin öncülerinin kadına bakışını, kadının toplumsallaşması hususudan yaşanan çatışmaları, Doğu-Batı arasında sıkışmış bir ülkenin aydınlarının görünürlük-gizlilik ikileminde yaşadığı gerilimi okuyabiliyoruz. İkinci kısım "Medeniyet Projesi: Kemalizm" bilhassa erken Cumhuriyet dönemi olmak üzere 1980'lere kadar kadının toplumdaki konumunu inceliyor. Kemalizm'in kadına biçtiği bir yandan özgürleştirici fakat diğer yandan cinsiyetsizleştirici rolü pek çeşitli örnekler ve detaylı analizlerle görebiliyoruz. Kitabın son kısmı olan "İslamcılaşma'nın Simgesi: Örtünme"de ise 1980'lerden sonra görünür hale gelen türban meselesi ele alınıyor. Özellikle üniversitelerde karşılaşılan türban serbestisi dileklerinin toplumsal ve siyasal boyutları, talep sahipleriyle yapılan görüşmeler ve kuramsal yorumlar ile iç içe sunuluyor. Bu kısım bir anlamda ilk iki kısımda sunulan kuramsal ve tarihi temelin üzerine inşa edilen saha analizini içeriyor.
Modern Mahrem'in hayli özgün ve çığır açıcı bir çalışma olduğu su götürmez. Ne var ki, üniversitelerde türban yasağının kalktığı 1990'ların başında yazılmış olması dolayısıyla türbanın tekrar yasaklandığı 90'ların sonları ve AKP iktidarıyla iyice ilginçleşmeye başlayan 2000'li yıllar hakkında yapılabilecek yorumlar okuyuculara kalıyor. Bunu bir eksiklik olarak addetmek, kitabın yeni baskılarında yazarın belki son kısma eklemeler yapmasını ya da yeni bir kısım yazmasını beklemek mümkün mü? Emin değilim. Zira Göle sunduğu tarihi ve teorik altyapı ile Türkiye'de örtünme meselesine dair analizlerini öylesine iyi aktarıyor ki okuyucuya bu yeni dönem gelişmelerini yorumlamada bir hayli kolaylık sağlıyor.
When it was published in 1990s, it was a breakthrough in studies on Islamic movements in Turkey. Inspired by postcolonial literature and postmodern approaches to modernity, a radically new thinking of Islamists... However, in retrospect, it might have served for building legitimacy for the current autocratic rule...
Ülkemizdeki eğilimleri, toplumsal yönelişleri anlamak, bulunduğumuz noktayı anlamlandırmak için kıymet verdiğim bir husus var çoklu okumalar yapmak. Yani bir yandan olayların siyasi tabanını okurken diğer taraftan toplumsal arka planını çözecek eserler okumak meseleleri kendi dünyamızda vuzuha kavuşturmak için bir hayli önemli. Ama en nihayetinde zaman kısıtlı okunacak eser çok ve idrak belli bir noktaya kadar bize yardımcı olduğundan yine açıkta kalan anlamlandıramadığımız hususlar oluyor. Bu da insan olmanın getirdiği bir şey diyelim ve kitaba dönelim. Önsözler... Önsözlerden açık söyleyeyim hoşlanmam, okumam. Ama bir süredir bu görüşümü biraz gözden geçirip katı inatçı tavrımı yumuşatmayı düşünmeye başlamıştım ki bu kitapta onlardan birine misal oldu ve kaçırdığım bir yer olmasın diye okumaya başladım. Kitabın yaklaşık 1/4 'ünü işgal eden bir önsöz, son derece zor bir dil. Sosyoloji alanında zayıf olduğum için kitabı okumayı bırakacak seviyeye kısa sürede geldim diyebilirim. Nedense bana kitaba ait olmayan, eğreti duran, bir kaleye girişinizi engelleyen sizi bekleten bir nöbetçi gibi geliyor şu önsözler. Sanırım bu tutarlı bir önyargı değil. Neyse iyi önsözler ile karşılaşmak dileği ile. Konu dağılmasın bu önsöz engelini aştıktan sonra tarihsel bir akıştan geçerek 80'lere varıyoruz. 80'lere gelirken Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadın ve modernizm, çağdaşlaşma ilgisi üzerine sayfalar temelleniyor. Dönemin aydınlarının, fikir adamlarının uygarlığı kadın üzerinden yorumlayışlarını okuyoruz. Ziya Gökalp'in feminizm yorumu aklımda kaldı. Altını çizebilirsiniz. "İlerici" ve "gerici" diye adlandırabileceğimiz her iki kesimde bozulma ya da terakkiyi kadın üzerinden açıklıyor. İlginç bir husus günümüzde sık sık rastladığımız toplumsal bozulma fikrinin Cumhuriyet'e ve kuruluş sonrasına atfı bir çok nokta çürütülüyor. Örnek verecek olursak kadınların giyim kuşamı ve davranışları üzerinde Osmanlı dönemi bir emir, düzenleme diyebileceğimiz bir belgeye kitapta rastlamak mümkün. Cumhuriyet döneminde ise kadına biçilen değer, cinsiyetsiz ilerici inkılapçı kadın figürü aklınızda tutmanız gereken noktalardan. Kadınların Osmanlı sonrası yeni toplumsal hayata uyma konusunda yaşadıkları altını çizeceğimiz hususlardan. Ayrıca okuma listemde yer alan ve bu dönemi bir romancı gözünden zihninizde daha da aydınlatabilecek noktaları Yakup Kadri'nin Ankara adlı romanında bulabilirsiniz. Kitapta da bu eserden alıntılara tesadüf edebilirsiniz. Bu arada değinmeden geçemeyeceğim bir hususu da belirtmek isterim. Elimizdeki eser en nihayetinde bir bilimsel eserdir, ve önsözü ile kıyas kabul etmeyecek latif bir akıcılığa sahiptir ancak bazı noktalarda yazar sadece alıntı yapmakta yetinmiş ve bu bende yazar neden ürkek, bir şeyleri ifade etmekten mi kaçıyor türünde bir düşünceye sevk etti. Açmak gerekirse bazı konudaki fikirleri sadece yazarlardan alıntılamış (bkz. Fatima Mernissi) ve bölümü kendi fikri ile temellendirmeden bitirmiş. Görüşüme göre Feminizm yanı ağır basan yazar terazide İslam temelli kuralların ağırlığını biraz hafif bırakmış. Kısaca feminist düşünce ağır basmış. Yine de bu gözlem okuyucuya kalmış ve benimki her zaman olduğu gibi için hata payı barındıran kişisel bir değerlendirme. Devam edelim, 80'lerdeyiz. İlginç bir kavram ki onu da atlamayalım. Günümüzde kullanılan "Radikal İslam" kavramının geçmişteki manasına rastlıyoruz bu bölümde ve hayli ilginç bir şekilde görüyoruz ki kelimeler de zaman içinde gelişip büyüyor içeriği olumlu, olumsuz bir şekilde değişiyor. Akılda kalan ve düşündürücü bir noktayı da yine sizlerle paylaşmak isterim. Kendi kişisel merakımdır bu. Bir zamanlar belli görüşleri savunan insanların -kitap özelinde kadınların durumu idi konu- şu an nerede olduklarını merak ederim. Kitapta yine böyle keskin kenarlı fikirlerine tesadüf ettim iki hanımefendi oldu ki bunlar şu an kapanmış bir gazetede köşe yazarı imişler. Ve kısa bir araştırma neticesinde öğrendim akıbetlerini ve yine hayret ettim ve sayfalar arasında yolculuğuma devam ettim. Dikkatli gözler 80'lerin anlatıldığı bölümde bulabilir. Akış içerinde ilgimi çeken bir araştırma var. Bir platformda gördüm ki okumadığım önsözde epeyce bir yer verilmiş. Yanlış anlamadıysam bu araştırma kitaba ait değil öncelikle onu söylemek isterim. Okuma listeme aldığım başka derleme bir kitaba ait. Onu da paylaşalım hemen. Kadın Bakış Açısından 1980'ler Türkiye'sinde Kadın, ed. Şirin Tekeli. İlginç bir araştırma okumak isteyenler bu kitap içerisinde bulabilirler. Feride Acar ait bir grup üniversite öğrencisi üzerinde yapılmış bir araştırma. Bitirirken uzun ve eksik bir değerlendirme olduğunun farkındayım. Bestseller kapanışı yapalım ve toparlayalım. Hayret verici derece akıcı, çarpıcı, taptaze (yazıldığı tarihe rağmen günümüze ışık tutmasına atıfla). Olumsuz bestseller ibaresine rastlamadık bugüne kadar ama madem gevezelik uzadı onu da biz yapalım: Kesinlikle eksik. (Güncel bir baskı ile mevcut durum esere eklenmeli.) İyi okumalar.
Tanıl Bora'nın Cereyanlar’ını okurken medeniyet, modernizm ve batıcılık kavramları hakkında biraz düşünme fırsatı bulmuş, sonrasında bu kavramları biraz daha incelemem gerektiği sonucuna varmıştım. Ayrıca, Cereyanlar'da feminizm başlığı altında yazılanları okurken açık-kapalı kadın kutuplaşması ve türban meselesi gibi konularda benim de önyargılarım olabileceğini düşünerek, bu kitapta işaret edilen, Nilüfer Göle'nin "Modern Mahrem, Medeniyet ve Örtünme" sini okuma listeme dahil etmiştim. Bir yandan da toplumsal olaylara ilgili olmama rağmen sosyoloji okumada ne kadar zayıf kaldığımın zaten farkındaydım. Kitap sayesinde sosyoloji okumaya bir başlangıç yaptım ve hem yukarıda bahsettiğim kavramlara çok daha fazla yaklaştım hem de genelde İslami hareket özelde türban meselesi hakkındaki yargılarımı gözden geçirmiş oldum.
Temel bir sosyoloji bilgisi olmadan böyle bir kitabı okumak bana çok sağlıklı gelmese de hiç de fena bir tecrübe olmadı. Beni en fazla zorlayan kısım önsöz oldu aslında. İlk defa bu baskıda ingilizceden çevrilerek yer verilmiş önsözdeki ağdalı dil çok yavaş ilerlememe sebep oldu. Bu biraz da çeviriden kaynaklanmış sanırım. Çünkü kitabın geri kalan hiçbir kısmında aynı sıkıntıyı yaşamadım. Önsözden kitabın sosyolojik bir çalışma sonucunda oluşturulduğunu anlamış ve ilk defa böyle bir çalışma okuyacağım için heyecanlanmıştım. Psikolojik deney okumuşluğum az çok vardı ancak sosyolojik bir inceleme benim için bir ilkti. Metodu çok merak etmiştim. Heyecanla beklediğim araştırma öyküsü karşıma ancak kitabın üçüncü bölümünde çıktı. Buna rağmen, ilk iki bölüm de, okurun aklına gelebilecek her bir sorunun aşama aşama cevaplandırıldığı oldukça iyi bir giriş olmuş. Üçüncü bölümde anlatılan araştırma metodunu okumak çok keyifliydi. Katılımcı profili, sosyoloğun ve araştırmanın diğer katılımcılarının rolleri ve özellikleri üzerine verilen bilgiler, tartışma tutanaklarından verilen örnekler çok iyi bana göre. Önsözün en çok bu bölümle örtüştüğünü düşündüm okurken. Son bölümde çıkarılan sonuca bir yere kadar katılabildim. Çünkü ilk baskısı 1991'de yapılmış bir kitabın, son bölümde çıkarılan sonuç itibarıyla bugün ne kadar güncel olduğu sorusu geldi aklıma. Yani yazar “İslâmcı hareketlerin bireysel hakları kapsayan çoğulculuğa ve sivil topluma doğru mu evrileceğini, yoksa karşı-toplumlar (contre-société) üreten totaliter eğilimlerin hâkimiyetine mi gireceğini cinsler arası ilişkiler belirleyecektir” derken bugün itibarıyla hangi seçeneğe daha yakın bir toplum görüyor, bilmek isterdim. Belki de yazarın sonradan yazdığı kitaplarda merakımı giderecek açıklamalar vardır, bilemiyorum.
Kitap, özgürlüğün tanımının ya da kapsamının zamanla nasıl geliştiğini görmek açısından da faydalı oldu benim için. Bir zamanlar, toplumda sadece görünürlük kazanmak bir özgürlük ifadesiyken kadının yadsınmış cinselliği ve bireyliği pahasına kazanılmış bu özgürlüğün tanımının şimdi ne kadar da eksik durduğunu görüyor insan.
Merak ettiğim konulardan biri, türbanlı öğrencilerin türbanı sıradan bireysel bir hak gibi mi gördükleri yoksa siyasal İslamın bir parçası olarak mı algıladıklarıydı. Okuduklarım, kendi isteği ile örtünme eylemi ile kadınların en azından bir yere kadar özne olmayı seçtiklerini düşünmemi sağlarken, türbanlı öğrencilerin öğrenim amaçlarını açıklayan kısımlara gelince meselelerinin çok da özne olmak ile ilgisi olmadığını düşündüm. Tabii, feminist türbanlı kadınlar hakkında yazılanları okuyana kadar. Feminist türbanlı kadınların tabuları aşma konusunda geldiği noktayı okuyunca türban meselesinin gerçekten de korku ile abartılacak bir şey olmadığına ikna oldum diyebilirim. Bununla beraber, kadının dişiliğini reddeden hiçbir feminist hareket de kafama yatmıyor açıkçası. Dişilik meselesine gelince İslamcı feminizmin Kemalist feminizmden ya da sol feminizminden farkı olmadığını görüyor insan.
Ayrıca, söz konusu araştırma, türbanlı, feminist bir kadın doktor erkek hastasını tedavi etmek konusunda ne düşünür sorusunu cevaplayacak netlikte ve derinlikte gelmedi bana.
Kitap, kamusal ve özel alan, geleneklerin yeniden icadı, zayıf tarihsellik, geriye dönük ütopya, post-modernizm gibi konulara yaptığı vurgularla da ilginç geldi bana.
Bir sosyoloğun aracılığında gerçekleştirilmiş bir tartışmayı da kapsayan araştırmanın, genel olarak tartışma kültürüne kattıkları açısından da bir sonucu olmuş mudur, merak ettim doğrusu.
Radikal İslam kavramı gündelik hayatta sanki çok zıt anlamlarda kullanılıyor gibi de geldi bana bu kitabı okuduktan sonra.
Türban meselesi ve İslâmî hareket gibi konulara ilgi duyuyorsanız, okunmaya değer bir kitap bence.
Okunacaklar: Sosyolojinin İlkeleri, Henri Mendras Yaralı Bilinç-Geleneksel Toplumlarda Kültürel Şizofreni, Daryush Shayegan İslam'ın Yeni Kamusal Yüzleri, Nilüfer Göle Kamusal İnsanın Çöküşü, Richard Sennett
Not wishing to beat around the bush, I will immediately say that this is a very intelligent book, but densely written and not so clear to a person not steeped in sociological lingo. Since the end of the Ottoman Empire in 1923, "the course of Turkish modernization redefined central social values and even the concept of 'human' in light of the influences of Western civilization." (p.132) Turkey, inescapably on a path to change, could choose between Western, Kemalist, and Islamist ideas. The leaders under the influence of Mustafa Kemal Atatürk chose the first. They advocated above all a change for Turkish women; they should emerge from home and seclusion to take a wider role in society, to cast aside the veil and become "modern". Western culture became the ideal. The Turkish elite indulged in Western styles, beliefs, ideas, and expectations to the max. The rest of society was left behind and scorned by the elite as backward. Kemalist ideas---rather subsidiary to Western ones---also sometimes involved a kind of anachronistic nationalism harking back to some mythical Central Asian past when women and men were equal. There is no proof of this, but it was a potent idea. People in the West may see Islamists as traditionalists, as reactionaries, or---nowadays---terrorists. But this, as Göle states so well, is far from accurate. The Islamist movement in Turkey is a vehicle for upwardly mobile, urban, educated people who reject the need to ape the West and wish to establish a more local, more appropriate identity for their culture. Within this framework many women have taken the veil as a symbol of their allegiance to this idea. Of course, there are still elements of male domination within that, elements which tend to confine women as in the past, as the author says. So, in a way, the veil brings to mind the dark side of modernization in Turkey because aping the West in all things never allowed for modern Muslim social actors. Göle writes a lot about how the three philosophical tendencies view women's liberation, their relationship to work and family, and to their own bodies. They differ among themselves significantly.. Dealing with the subject of veils, then, brings up a lot of paradox and contradiction. It also begs the question as to whether Turkey belongs in Europe. Not being an expert on Islam, on feminism, or on Turkey, though I have read a lot about that country and been there several times, I will not venture to say if the author is "right". Her opinions are extremely interesting however and she is no doubt well-read. If you undertake to read this book, be ready for some pretty heavy going. It's not easy, but I think you can acquire a much more sophisticated substitute for the junk we get in the news. The title could have been a lot more illustrative, one hardly knows what it means until finishing the whole book !
* Mahrem bir yandan herkes tarafından bilinmesi uygun olmayan, gizli tarafı belirtirken diğer noktada dini bir misyonu vardır. İslam esası tarafından haram olanı, dışardan, yabancı bir kişi tarafından görülmesini, uygunsuzluğunu ifade eder.
** Türkiye'de mevcut iki siyasal eğilimin Laik ve Muhazakar, İslamcı ikilimi içerisinde büyük önem teşkil eden Kadın hem çağdaşlık çizgisinde hem de İslamcılık çizgisinde büyük anlam atfedilmiştir.
*** İslamcılık Kadını tarihi eğilimi içerisinde namus, iffet, ahlak noktasında önemli işaret olarak görmüştür.
**** Örtünme , Laik ve İslamcı kesim arasında ayrışma noktasının belirleyici alanını oluşturmuştur. Bu ayrışma temelde dini olmaktan çok siyasidir. Kemalist siyasete göre İslamcılar kadını toplumsal alandan uzaklaştırılarak modern yaşamdaki noktalara zarar vermiştir.
***** Dünyanın değişimi-dönüşümü içerisinde yeni söylem ihtiyacı doğmuştur. Eski söylemin kadınların her türlü toplumsal alandan uzaklaştırılması olarak belirirken, yeni söylem üniversitelerde örtünme, kamu alanlarında ibadethane açma, kadın ve erkeklerin ayrı olması,gibi söylemler oluşmuştur. Bu söylemler modern dünya ve laik dünyaya olan tepkinin sonucudur.
****** Batıcı ve bu düşünce çevresinde gelişen modern söylemin elitleri Çağdaşlaşmanın yolunu kadınların İslamı gelenekten ayırarak yapabileceklerini savunmuşlardır. Bu anlamda çağdaş, evrensel düzeye ulaşmada İslami gelenekler Batıcılar için sorun teşkil etmektedir.
******* Batı modernitesi, laiklik ve İslamcı, Muhafazakar anlayış arasında sıkışan, temel rol, ahlak anlayışının kadın üzerinden değerlendirildiği araştırma... Doğu ve Batı açmazları arasında toplumsal cinsiyetin rolü üzerine Kadının yeri... Okuyun...
Türk toplumunu, buradaki muhafazakarlığı/İslamcılığı ve bu hareketin kadın cephesini anlamak için kıymetli bir kitap. Günümüzde halen geçerliliğini korusa da bugün kitapta bahsedilen "türban" örtünme şekli çok daha geniş ve farklı kitlelerce benimseniyor, bu sebeple özellikle Türk toplumuna aşina olmayan bir okuyucunun bu kitapla Türkiye'de "türban" meselesini tamamıyla kavradım demesi hatalı olur. Mesela bunun ardından İletişim'den çıkan "Herkes İstediği Gibi Yaşasın"ı okumak da otuz yılın ardından bu meseleye yeniden bakmayı sağlayabilir belki. Yine de benim açımdan Türkiye'de örtünme pratiklerinin bir biçiminin köklerini anlama bakımından yardımcı oldu. Öte yandan kitabı genel ilerleyiş olarak beğenmeme rağmen, önsözü fazla uzun, nitel araştırma üzerine yapılan tartışmayı da biraz kısa buldum. Önsöz kitabın geri kalanının yarısı kadar neredeyse ve kitap içindeki pek çok noktayı özetlediğinden bir süre sonra sıkabiliyor. Nitel araştırmanın sunduklarıysa çok çarpıcıydı, daha çok vurgulanmalıydı diye düşünüyorum.
One of the first things people still ask me about living in Turkey is, do you have to wear a headscarf? Whether a woman covers or not and the manner in which she wears her scarf reflects much more than differing levels of religious conviction. Göle explores the extremely nuanced and conflicting relationships around the subject, combining sociological research with historical analysis and in-depth interviews. She examines the ways young women form their identities in relation to the issue of covering, how they adapt fundamental religious tenets in response to the pressures of modernity, what covering contributes to debates about politics, nationalism, and other issues. Anyone wanting to know more about the practice of veiling beyond the standard modern/backward, secular/religious divides should read The Forbidden Modern. By the way, if you’re still wondering, the answer is no.
This book is a must read regardless of historical background, cultural exposure, interests... yes having any or all of those are definitely a plus as they would elevate one’s engagement and understanding of the issues and arguments presented in this text. All that said, this book is revolutionary and eye-opening through the discussions and the numerous points raised. The book comprises of different chapters which each analyzing or providing a different case study. For those interested in Turkish politics, history, gender studies, and/or society, this book is for sure a must read!
let’s not check the number of yEARS it took me to finish it lol (4…) i am so ashamed but also i forgot about it, and it was actually a tough subject to get into before bed 💀
Gole teached me how to subject Veil into gender study in 2000, as my early years in learning gender study. However I disagree in lot of issues that Gole wrote. Such as Gole wrote that veil is an easy answer of moneter crisis in "Third World."