Vüs’at O. Bener’in ilk kitabı Dost 1952’de Seçilmiş Hikâyeler dizisinden çıkmıştı. Sait Faik’in Alemdağda Var Bir Yılan’ı ile birlikte modern öykücülüğümüzün ilk örneklerinden ve 1950 Kuşağı’nın öncüsü sayılan Dost, 60 yıl sonra ilk kez ayrı, özel bir basımla sunuluyor. Öykü edebiyatımızın mihenk taşı kitaptaki on iki öykünün her biri unutulmazlar arasında: Dost, Havva, Kibrit, Boş Yücelik, Yazgı...
Tam adı, Vüs'at Orhan Bener'dir. 1922'de Samsun’da doğdu. İlk, orta öğrenimini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde tamamladı. 1941'de Harbiye Mektebi'ni, 1957'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Ticaret Bakanlığı'nda raportör, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde hukuk müşaviri olarak çalıştı. Ayşe Bener'le evlendi. Bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Emekliye ayrılıp yazarlıkla geçindi. 1950'de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin birlikte düzenlediği öykü yarışmasında "Dost" isimli öyküsüyle üçüncülük kazandı. Bu başarı tanınmasını sağladı. Seçilmiş Hikayeler, Varlık, Yeditepe dergilerinde yayınlanan şiir ve öyküleriyle dikkat çekti. 1 haziran 2005 tarihinde yaşamını yitirdi.
Vüs'at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir. Bener, ham gerçekliği edebi bir temele oturtarak ele almıştır. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirip sürekli yeni anlatım biçimleri arayan yazar; bu yönüyle zaman zaman şematizme düşmekle, dış gerçekleri yanlış yerlere koymakla, hatta bozmakla eleştirilmiştir. Bener'in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener'in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışavuran bilinçakışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak "iç konferans tekniği" olarak adlandırmıştır. Öykülerinin yanı sıra Bener'in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır.
Daha önce Yaşamasız kitabı ile birleştirilerek yayımlanan Dost’un bu 60. yıl özel baskısında 12 öykü yer alıyor. Vüs’at O. Bener’in muhteşem bir dili var ve zaten öykü edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bunu da onu okudukça anlıyorsunuz zaten. Özellikle kitaba adını veren “Dost” harika. Bunun dışında “Havva, Kömür, Kibrit ve Akraba” benim en sevdiğim öyküler.
Çok büyük bir yazar. Bener Ailesi'nden çıkan nice edebiyatın hakkını veren isimler bir yana; Vuslat Bey gerçekten en doğalı en tuhaf en civcivli mevzuları en saf biçimde yazabiliyor. Bir tiyatro oyununun içine düşmek gibi, okurken size repliklerinizi okuyor ve bir şekilde anlatılan evin, sokağın, toplumun bir parçası oluyorsunuz. Büyüleyici bir dil ama bir o kadar da seda. Vüs'at O. Bener; gerçekten hazine.
Okuyup sevdiğim öykücülerin toplu baskı öykü kitapları olanların tek tek kitabı çıktığında alıp okumayı çok seviyorum. Everest Yayınları Dost kitabını basmış aldım okudum. Bir kez daha Vusat Bener'i sevdim. Fakat burada yoktu o kitap. O nedenle bunu ekledim.
Öyküler genel olarak güzeldi, iki tanesinde çok sıkıldım ve açıkçası aklımda çok bir şey kalmadı onlara dair. Ağır mizojini var, çoğu öyküde rastlamak mümkün ve bu yüzden bir puan kırma ihtiyacı duydum. Ben Everest Yayınları'ndan okudum ama burada olmadığı için bu versiyonu ekliyorum.
Vüsat O. Bener'e o kadar imrendim ki okurken... İçindeki kötülüğü gizlendiği yerden bulup çıkarabilen ve ona böyle içtenlikle sarılabilen bir yazarı belki de hiç görmemiştim.
özenli hikayeler, vüs'at o. bener'in daha sonra iyice incelteceği dil işçiliğinin ilk izleri burada belli. bu kitabın beni en çok etkileyen yanlarından biri söylenmeyen, görünmeyen ya da direk ifade edilmeyen düşüncelerin ya da hislerin nasıl metnin kelime aralarına yedirildiği oldu. öyle ki kitabı okumak sanki bir ipe boncuk dizilmesini izlemek, izlerken boncukların aralarında hafif, ipince boşluklar olduğunu sezmek, bu boşlukların da öykünün yapısını hem tuttuğunu hem katmanlandırdığını fark etmekti. söylenmeyen sözün akılda zuhur etmesi gibiydi yani. öykülere dil derdinin yanı sıra benim için neredeyse sinematik denebilecek görü bazlı bir boyut da kattı bu. daha sonra bu söylenemeyenler vüs'at o. bener'in romanlarında ana mesele olarak ağırlaşacak, meftunuyuz, teşekkürler