Türk şiirinin çizgisini değiştirmiş, çok yönlü, evrensel boyutlu bir şair ve yazarın bu basım için yeniden gözden geçirilmiş, kaynak metinler esas alınarak düzeltilmiş “külliyatı”… Şiirler 6 – Yeni Şiirler (1951-1959)
Nazim Hikmet was born on January 15, 1902 in Salonika, Ottoman Empire (now Thessaloníki, Greece), where his father served in the Foreign Service. He was exposed to poetry at an early age through his artist mother and poet grandfather, and had his first poems published when he was seventeen.
Raised in Istanbul, Hikmet left Allied-occupied Turkey after the First World War and ended up in Moscow, where he attended the university and met writers and artists from all over the world. After the Turkish Independence in 1924 he returned to Turkey, but was soon arrested for working on a leftist magazine. He managed to escape to Russia, where he continued to write plays and poems.
In 1928 a general amnesty allowed Hikmet to return to Turkey, and during the next ten years he published nine books of poetry—five collections and four long poems—while working as a proofreader, journalist, scriptwriter, and translator. He left Turkey for the last time in 1951, after serving a lengthy jail sentence for his radical acts, and lived in the Soviet Union and eastern Europe, where he continued to work for the ideals of world Communism.
After receiving early recognition for his patriotic poems in syllabic meter, he came under the influence of the Russian Futurists in Moscow, and abandoned traditional forms while attempting to “depoetize” poetry.
Many of his works have been translated into English, including Human Landscapes from My Country: An Epic Novel in Verse (2009), Things I Didn’t Know I Loved (1975), The Day Before Tomorrow (1972), The Moscow Symphony (1970), and Selected Poems (1967). In 1936 he published Seyh Bedreddin destani (“The Epic of Shaykh Bedreddin”) and Memleketimden insan manzaralari (“Portraits of People from My Land”).
Hikmet died of a heart attack in Moscow in 1963. The first modern Turkish poet, he is recognized around the world as one of the great international poets of the twentieth century.
..... Ben suyum, sen - içensin. Ben yoldan geçenim sen bana el etmek için pencerem açansın. Sen Çin'sin ben- Mao Çe Tung'un ordusu. Sen Filipinli bir kız çocuğusun 14 yaşında ben kurtarıyorum seni bir Amerikan deniz erinin elinden. (1951, Sen Tarlasin, Ben Traktör)
.... Sağ eli tutuyor karanfıli bir ışık parçası gibi Yunan denizinden. Karanfılli adam ağır kara kaşlarının altından bakıyor cesur çocuk gözleriyle, hilesiz bakıyor. Türküler ancak böylesine hilesizdir ve ancak komünistler and içer böylesine hilesiz. Dişleri bembeyaz : gülüyor Beloyannis. Ve elindeki karanfil, bu yiğit, bu rezil günlerde söylediği sözlerden biri gibi insanlara ... (1952, Karanfilli Adam, 1941-1944 yılları arasında yaşanan Nazi işgaline karşı kahramanca direnen ve işgale son veren Yunanistan Komünist Partisinin (KKE) Merkez Komitesi Üyesi Nikos Beloyannis, nazi isgalinin hemen ardindan ingilterenin destegiyle iktidara gelen milliyetci-gerici asker- kontracı devlet ve yönetimi tarafindan kursuna dizilerek idam edilmistir)
..... Yalnız bir mesele var Mister Dalles, herhalde bunu sizden gizlediler : Size tanesini 23 senie sattıkları asker mevcuttu üniformanızı giymeden önce de, mevcuttu otomatiksiz filan, mevcuttu sadece insan olarak, mevcuttu, tuhafımza gidecek, mevcuttu, hem de çoktan mı çoktan, daha sizin devletin adı bile konmadan. Mevcuttu, işiyle gücüyle uğraşıyordu, mesela, Mister Dalles, yeller eserken yerinde sizin New-York'un, kurşun kubbeler kurdu o gökkubbe gibi yüksek, haşmetli, derin. ..... Dahası var Mister Dalles, sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz zulüm gibi, hürriyet gibi, kardeşlik gibi sözlerin, dövüştü zulme karşı o, ve istiklal ve hürriyet uğruna ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek, ve yarin yanağından gayrı her yerde, her şeyde, hep beraber diyebilmek için yürüdü peşince Bedreddin'in. ..... (1953, 23 Sentlik Askere Dair, Amerika'nın Dışişleri Bakanı, Atlantik Paktı'na en ucuz askeri Türkiye'nin sağladığını söylemiş. Bir Turk askeri 23 sent'e mal oluyormuş. Bu meselenin üzerine yazilan siir)
..... Biraz da ben öldürdüm köpeğimi, bakmasını bilemedim. Bakmasını bilemezsen ağaç bile dikme. Elinde kuruyan ağaç derdolur adama. .... (1956, Şeytan'a Mersiye)
Balık tuttuk yiyen ölür. Elimize değen ölür. Bu gemi bir kara tabut, lumbarından giren ölür.
Balık tuttuk yiyen ölür, birden değil, ağır ağır, etleri çürür, dağılır. Balık tuttuk yiyen ölür.
Elimize değen ölür. Tuzla, güneşle yıkanan bu vefalı, bu çalışkan elimize değen ölür. Birden değil, ağır ağır, etleri çürür, dağılır. Elimize değen ölür ...
Badem gözlüm, beni unut. Bu gemi bir kara tabut, lumbarından giren ölür. Üstümüzden geçti bulut.
Bu gemi bir kara tabut. Badem gözlüm beni unut. Çürük yumurtadan çürük, benden yapacağın çocuk. Bu gemi bir kara tabut. Bu deniz bir ölü deniz. İnsanlar ey, nerdesiniz? Nerdesiniz? (1956, Japon Balıkçısı)
Kapıları çalan benim kapıları birer birer. Gözünüze görünernem göze görünmez ölüler.
Hiroşima'da öleli oluyor bir on yıl kadar. Yedi yaşında bir kızım, büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce, gözlerim yandı kavruldu. Bir avuç kül oluverdim, külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için hiçbir şey istediğim yok. Şeker bile yiyemez ki kâat gibi yanan çocuk. Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler. (1956, Kız Çocuğu)
Büyük insanlık gemide güvene yolcusu tirende üçüncü mevki şosede yayan büyük insanlık.
Büyük insanlık sekizinde işe gider yirmisinde evlenir kırkında ölür büyük insanlık.
Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter pirinç de öyle şeker de öyle kumaş da öyle kitap da öyle büyük insanlıktan başka herkese yeter.
Büyük insanlığın toprağında gölge yok sokağında fener penceresinde cam ama umudu var büyük insanlığın umutsuz yaşanmıyor. (1958, Büyük İnsanlık)
Çocukken sineklerin kanadını koparmadı teneke bağlamadı kedilerin kuyruğuna kibrit kurularına hapsetmedi hamamböceklerini karınca yuvalarını bozmadı büyüdü bütün bu işleri ona ettiler ölürken başucundaydım bir şiir oku dedi güneş üstüne deniz üstüne atom kazanlarıyla yapma aylar üstüne yüceliği üstüne insanlığın (1958, İyimser Adam)
Nâzım Hikmet Ran'ın YKY'den (Yapı Kredi Yayınları) çıkmış şiir kitaplarının hepsini okumuştum, Şiirler 6 kitabı da onlardan biri, Şairin hayatına dair izlenimlerim az, ama şiir yönü, satırlarda haykıran yaşamlara olan izlenimim fazla. Şairin 1951-1959 yılları arası şiirlerini tek bir kitapta buluşmasını okuyabilmek güzeldi.
"iyice yaklaştı bana ölüm. Dünya, her zamankinden güzel, dünya. Dünya, iç çamaşırlarım, elbisemdi, başladım soyunmağa. Bir tiren penceresiydim, bir istasyonum şimdi. Evin içerisiydim, şimdi kapısıyım kilitsiz. Bir kat daha seviyorum konukları. Ve sıcak her zamankinden sarı, kar her zamankinden temiz."
Düşünceler ya da etkilenilen hareket beğenilir-beğenilmez; ama bir görüşün hakkıyla nasıl duyulup yaşandığı ve de yazıldığı Nazım Hikmet'çe ortaya konmuş. Yazılarında; duygularında samimi olduğunu anlıyorsunuz. Ama farklı bir kalıpla yazdığı şiirlerin pek keyifli olduğu söylenemez.