Leylâ Erbil is one of the leading female contemporary writers of Turkey, author of four novels and three collections of short stories, a book of essays and a biographical text about one of the best woman writers in the Turkish language, Tezel Özlü, who died in her early forties. Educated in Istanbul, she has also worked as a translator. In the 1960s she was involved in the activities of the Turkish Labor Party, which was the most influential socialist party at the time. Her stories are usually based on emotional and sociological conflicts of individuals and the society. Whether it is a love story or the story of a family or about the political and social developments of society, she usually presents contradictory states and situations and motivates the reader to deepen his/her thought about the matter. One of the author's main principles is that her works are not to be nominated for any of the literary contests or for any organizations that distribute awards. The author’s latest novel "The Three Headed Dragon" (Üç Başlı Ejderha) has been published in 2006. Other Books:
Novels Tuhaf Bir Erkek 2013 (A Strange Man) Kalan 2011 (Rest) Üç Başlı Ejderha 2005 (The Three Headed Dragon) Cüce 2001 (Dwarf) Mektup Aşkları 1988 (Love’s Letters) Karanlığın Günü 1985 (Darkness of the Day) Tuhaf Bir Kadın 1971 (A Strange Woman)
Short Stories Eski Sevgili 1977 (Old Sweetheart) Gecede 1968 (In the Night) Hallaç 1959 (The Wool Fluffer)
Erbil'in 'bu' öyküleri okunacak gibi değil. Çok doğal çünkü okunmak için yazılmamış. Prova yazılar. Karalama yani. Üslup için. Üslup okulda öğrenilmez. Sürekli yazmalısın. Çekmecede bırakılmaya yazgılı bu öyküler basılmamalı aslında, basılacaksa da "Erbil koleksiyonu için" diye kapakta uyarı yapılmalıdır. İkinci konu: Okunabilir öykülerin konuları çoğu bizden değil. Varoluşçu ezberler taşıyor. 1960''ların İstanbul''u Ankara'sında Ayşe, Fatma, Mehmet karakterleri birer Parisli gibi yaşıyor.
Leyla Erbil'in o kadar kapalı, okuru dışlayan bir dili var ki kitaptaki öykülerin büyük bir kısmını sevemedim. Sevememek belki biraz ağır oldu, anlayamadım desem daha doğru olacak. Bölüm II'deki dört öykü (Baltık, Diktatör, İncik Boncuk, Üç Arkadaş Ya Da Oyun) ve kitabın son öyküsü (Bay Suret) oldukça iyi, benim gibi orta halli bir okurun da okurken zevk alacağı ve kendince anlamlar çıkarabileceği öyküler (Uğraşsız'ı da bu gruba dahil edebilirim aslında). Ancak özellikle Bölüm I gerçekten çok zor, yazarın anlatım biçiminin anlatmak istediği şeylerin önüne set çektiği öykülerden oluşuyor. Leyla Erbil'e kötü yazar demek haddime değil, ki Hallaç'ın kötü bir kitap olduğunu da kesinlikle düşünmüyorum. Ama bazı kitaplar okuduğunuzda size henüz hazır olmadığınızı hissettirir ya, benim de okurluğum Leyla Erbil okuyacak seviyeye gelmemiş demek ki. Kendisinin iki kitabı daha var kitaplığımda (Gecede, Tuhaf Bir Kadın), iyi ki birden fazla kitabını almışım çünkü Hallaç'tan sonra diğer kitaplarına bir şans vermekten çekinebilirdim.
Daha sonra pişman olmamak için şimdilik bir puan vermeyeceğim bu kitaba.
Bağlaç olan “ve”yi hiç kullanmayan Bilge Karasu’dan, “şey” yerine “nen” diyen Leyla Erbil’e. Bir üslup çalışması sanki öyküler, dağınık. Bu defa alçakgönüllü bir yorumla -o anlattı da ben anlamadım galiba- demeyeceğim, çünkü hiç bir nen anlatmayan hikayelerdi bunlar.
*** Hallaç ; Pamuk veya yünü bu iş için yapılmış bir âletle, tokmak ve yay ile kabartan kimse, pamuk atıcısı demektir.
**** Leyla Erbil temelde kadın sorunlarına, feminizme, sosyalizme yakın dursada zamanla düşünceleri evrilir.
***** Kitap ağır bir dil, bilinç akışı tekniği, yer yer varoluşçu yaklaşım olması nedeniyle zor bir metindir.
****** Öykülerini üç kısma ayırmış ve ikinci kısmı büyük öykü yazarı "Sait Faik" adına ithat etmiştir.
******* Alışılmışın dışında yazım tekniği, yapay burjuva yaşantısına karşı isyan etmiş ve aile , kadın, cinsellik, geleneksel-modern gibi konuları işlemiştir.
******** Freud, Lacan ve psikanalizden büyük ölçüde etkilenmiştir.
Leyla Erbil okumayı seviyorum ancak Hallaç, yazarla kurabildiğim bağın en zayıf olduğu kitabı oldu. Özellikle ilk bölümdeki öyküler, okurla anlaşmak için yazılmış metinler gibi değil; daha çok Leyla Erbil’in kendi dilini ararken yaptığı biçimsel denemeler hissi veriyor. Anlam geri planda kalıyor, metinler bilinçli olarak kapalı ve bu kapalılık bir noktadan sonra yabancılaştırıcı oluyor. İçlerinde beğendiklerim Baltık, İncik Boncuk, Kutsal Aile ve Bay Suret oldu.Edebi gelişimini görmek açısından önemli olabilir ama keyifle okuduğum bir kitap olduğu söylenemez.
Leyla Erbil, Hallaç’ta, geleneksel öykü ve dil kalıplarını paramparça ettiği gibi, okuyucusunu varoluş felsefesi ile yoğrulmuş, özgün bir özgürlük arayışına ortak ediyor. Dildeki deneysellik, etkileyici bilinç akışı tekniği ile birleşince okuması hayli meşakkatli ancak emsalsiz bir deneyim ortaya çıkıyor. 4,2/5
Hallaç'la Leyla Erbil'in tarzını bir ölçüde tanımış oldum. Yazımının genel olarak oldukça güzel olduğunu düşünüyorum. Ama tarzı, odak noktaları, yazdıkları, hiç benlik değil. O yüzden iki yıldızı Hallaç'tan ve Leyla Erbil'den çok, kitapla ilişkime veriyorum.
leyla erbil ile tanışma kitabım. bana murakami’yi anımsattı bazı noktalarıyla, bu sebeple kesin severim diye düşündüm başta ama okurken çok sık kopukluk yaşadım. kitap özelinde sevdim ya da sevmedim diyemiyorum.
Kitap hakkında ne söyleyebilirim diye biraz düşündüm. Çünkü bütün söyleyeceklerim olumsuz yönde ve bu tarz yorumlar yapmaktan kaçınıyorum. Nihayetinde her kitap bir emekle çıkıyor bazısı iyi bazısı kötü oluyor. Bunlara haksızlık yapmamak adına ölçülü davranmak istiyorum. Fakat bu Leyla Erbil için pek mümkün olmuyor :D Daha önce Mektup Aşklarını okumuş güzel ayrıntılara rastlamıştım. O yüzden okumaya devam edeceğim bir yazar olarak düşündüm. Çok büyük yanılgıya düştüm. Gerçekten sevimsiz bir kitap olmuş Hallaç. Cümleler düşük, Türkçeyi kullanımı savruk, konu dağınık. Bazen ne söyleyeceğini bilememiş de öylesine saçmalamış gibi geldi. Kitap yarım bırakmaktan hoşlanmadığım için bitirdim.
Kitabın içinden bir alıntıyla kitabın benim için özeti; “İçim uyandi gene insanlara doğru. Kimi vakit öyle olur yaşamaklarda en mutlu nenin böyle bi balıkçının müşterisi olmak, hep ondan almak balıklarını eve, hep bu dükkânda içkilenmek, bu sokak, şu ev, bu dükkân, bu sokak, bu ev sıkılırım ama sıkılırım öfff!”
Leyla Erbil çok severim ama bu okuduğum beni en çok yoran kitabı oldu. O kadar ağdalı bir dil var ki yer yer ne dediğini bile anlayamadım. Madem öyle neden 3 puan verdim? Kitaptaki Diktatör, İncik Boncuk ve Bay Suret öyküleri için. Beni çok çok etkileyen öyküler oldu. Ayrıca bu öykülerdeki dil diğerlerinde olduğu kadar zorlayıcı da değil. Sırf bu öyküler için bence okunmalı bu kitap.
bir Leyla Erbil klasiğidir, öykülerden oluşan. Yazar şey sözcüğünü kullanmaz Arapça diye, nen der hep, ama ağır kısa öykülerdir bu kitapta barınanlar. Bu öyküler ağır geldiyse Leyla Erbil den vazgeçmeyiniz, eski sevgili kitabını da öneririm.
ilk iki bölümü belki yazarın diline alışamadığım için biraz sıkıcı ve zorlama bulsam da son bölümdeki öyküleri çok sevdim. bay suret, kutsal aile, uğraşısız ve incik boncuk oldukça güzel hikayelerdi.
Leylâ Erbil’in hikâye kitabı (1961) • Onüç hikâye. Toplumun kısıtlamalarına içerlemiş, törelerine yabancılaşmış, inançsız, sorumsuz bir kişinin boşlukta çırpınışları diye belirlenebilecek hikayelerde dünyaya varoluşçu bir açıdan bakılıyor. Kişinin çevre ile, kağşamış bir aile düzeniyle çatışmaları gösteriliyor. Hikâyelerdeki hınç, alay ve isyan; tavizci ve ikiyüzlü bir ahlâk düzenindeki katılıklara, yasak sevgilere duyulan özlemlere yöneliyor, Yer yer Samuel Beckett’i düşündüren, somut temelin azlığından ötürü okuyucuda rüya yaratıkları arasında olduğu izlenimi bırakan kişileriyle hırçın, sinirli bu hikâyeler; biçimleri, dil ve üslûplarıyla uç noktalara açılmak ataklığı içinde, çokluk yorucu, yadırgatıcı yenilikler taşıyor. Yazarla yaşantı birliğine girebilmek için önce Bilinçli Eğilim, Yatak, Baltık, Diktatör ve İncik Boncuk hikâyelerini okumak gerekir.