Bir Akşamdı, gençlik hülyalarının, tecrübe noksanlığının ve hepsinden önemlisi iyi bir aile terbiyesi alamayışın neticesi olarak bilinmeyen ama cazip görünen, zengin bir hayat yaşama hevesi ile kendini baştan aşağı değiştirmek isteyen Meliha’nın romanıdır. Akrabalarından Kamil adlı bir gencin Kafkas cephesinden dönüşünde İzmit’e uğramasıyla hayatı değişen Meliha hasta babasını ve muhitine bir türlü uyum sağlayamamış annesini arkasında bırakarak, Kamil ile birlikte bir gece gizlice İstanbul’a kaçarlar. Bir süre sonra da evlenirler. Ancak Meliha, kendisini hiç hesaba katmadığı, hatta hayal bile edemediği olayların ağında bulur. Tutkusunun bedelini, hemen bütün değerlerini kaybederek ağır bir şekilde öder. Şişli’nin meşhur çapkınlarından olan Kamil, Meliha ile evlendikten sonra eski alışkanlıklarını terk etmediği gibi, eşini de sefahat âlemleriyle tanıştırır. Meliha, Kamil’in etrafındaki sayısız kadınla mücadele etmekle uğraşırken, kocasının savaştan önce evlendiği ve bir çocuk sahibi olduğu Fransız eşi de çıkıp gelir. Kadınlar arasında kalan ve çareyi devam etmekte olan İstiklâl mücadelesine katılmakta gören Kamil, bunalımlarını atlatabilmek için gittiği Anadolu’da kendini gerçek cehennemin ortasında bulur.
1899 yılında İstanbul’da doğar. Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla çocukluk ve ilk gençlik yılları hastane koridorlarında geçmiştir. Bilahare bu günlerini eserlerine soğukkanlı bir ciddiyetle yansıtacaktır.
Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdüremez, babasının arkadaşı olan Recaizade Mahmut Ekrem Marif Nazırlığına veda edince onu Galatasaray Lisesi'nde okutma vaadini yerine getiremez. Peyami hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakır. Keaton Matbaası'nda bir süre çalıştıktan sonra açılan sınavı kazanarak Posta - Telgraf Nezareti'ne girer; Birinci Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışır. Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlar. Dört yıl çalıştığı bu okulda kendi çabasıyla Fransızcasını ilerletir.
1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılır ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlar. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanır. Peyami Safa halk için yazdığı edebî değeri olmayan romanlarını "Server Bedi" imzası ile yayınlar. Sayıları 80'i bulan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazar.
1921'de Son Telgraf gazetesinde ve bilahare Tasvir-i Efkâr'da yazar. Nihayet Cumhuriyet gazetesine geçer, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerini yayınlar; roman tefrika eder. Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkarır. Fıkra yazarı olarak Peyami, gazetelerin tirajlarını değiştirecek bir tesire sahiptir. Vefatında Son Havadis Gazetesi başyazarıdır. Çok sevdiği oğlu Merve'yi askerliğini yaptığı sıra kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarsar. Bu olaydan birkaç ay sonra 15 Haziran 1961’de İstanbul'da ölür. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilir. Peyami Safa kendi kendisini yetiştirmiş ender şahsiyetlerden biridir. Fransızcayı Fransızca gramer kitabı yazabilecek kadar ve tıp ilmini bir doktor kadar öğrenmiştir. 43 yıl hiç durmadan yazar. Güçlü bir fikir adamı, romancı ve polemikçidir. Nâzım Hikmet Ran, Nurullah Ataç, Zekeriya Sertel, Muhsin Ertuğrul, Aziz Nesin'le polemiğe girmiştir.
Kudretli kalemi ile kısa zamanda Bâb-ı Âli’de yıldızlaşan Peyami muharrirlik yönünün yanında usta bir nazariyatçıdır. Çağdaş Türk Edebiyatının roman tekniğini en çok geliştirmiş romancısıdır. Fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem verir. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirir. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işler.
....Ölüm bir ev yıkabilir, ama kadının ruhunda aile imanı sağ kaldıkça yeni evler yapmaya iktidarı vardır. Aldatan kocalar yalnız ev değil, zevcelerinin imanını da yıkıyorlar......
Ben bu kitabı okurken yine diğer Peyami Safa kaleminden nasıl tatlar aldıysam bu sefer de belki de daha fazla aldım. Çünkü bir anlatım ne adar gerçeğe yakın anlatılmışsa o kadar tesiri üzerinde kalır. Bir o kadar unutulmazdır, unutulmaz olanlar yaşanmış olmalıdır genellikle. Kalemine sağlık dediğim keşke yine aynı lezzetlerden baka eserler bize bıraabilmiş olsaydı Peyami Safa hocamız. Güçlü betimlemeleriyle okuyucunun endini romanda kaptırması gayet olağan. Ciddi bir psikolojik ayrıntılara yer veren Peymi Safa bu eserinde istanbul akşamalarının karmaşık sesine bir genç kızın gafletine yer vermiştir. Bu eserrin bilhassa genç yaşlardaki kız çocuklarının okuasında yarar görmekteyim. Bıraktığın nu eser için kocaman bir teşekkür ederim Peyami Safa...
bazen hikayeden kopmuş olsam da ben bu kitabı sevdim. bu kitabı sevdim ama meliha nın annesini hiç sevemedim. kamil den nefret ettim onu ellerimle boğmak istedim ama en çok meliha nın annesini boğmak istedim. ah meliha ah....
Yer yer meliha ya yer yer annesine sinir oldum. Ama bir kamil var ki kendinden nefret ettirdi. Farkli bir sekilde sonlandirmis Safa kitabi.. Köşede büzüşen adam kendisi miydi diye dusundum dogrusu. Bazen erkeklere haksizlik ediyor diye dusundum, bazen kadinlara. Aslinda kadinin ve erkegin fitratina farkli bir yaklasim sunmus Peyami Safa ve bunu romanlastirmis. Ayrica kitap bana cok tuhaf bir sekilde İcimizdeki Şeytan' i animsatti. Hatta biraz da Kuyucakli Yusuf'u. İlginc
bence yazarın kendisi de kitaptan tatmin değildi. çünkü çok karışık, konudan konuya atlayan bir yapısı vardı. toparlanamamıştı yani. yine de öğrendiğim şeyler oldu. nitekim eski bir istanbul kitabından; düzelteyim eski bir peyami safa istanbul kitabından her zaman öğrenebileceğiniz şeyler vardır... dolayısıyla başka seçeneğiniz varsa zaman harcamayın ama elinizde varsa okuyun derim.
Halamın cenazesi için gittiğim yazlıktan dönerken otobüs yolculuğuma eşlik etmesi için aldığım kitabın İzmit’te başlaması güldürdü. Arada okuyucuyu sanki orada olan bir seyirci haline getirmesi samimi.
uzun zaman sonra ilk defa bu kadar akıcı bir kitap okudum ve kitaptaki hislerin anlatımı o kadar gerçeğe yakın ki okurken bazı yerlerin etkisinden çıkamadım
Peyami Safa'nın değeri bilinmemiş bir romanı kesinlikle, en az Yalnızız ya da Şimşek kadar iyi. Özellikle de sonunda kurguladığı, bugün 'postmodern' diye tanımlayıverdiğimiz son derece özgün bir gerçeklik-kurmaca bulamacı var ki hayranlık uyandırıcı. Ahmet Mithat Efendi'nin Müşahedat'ından itibaren görüyoruz ki yazarlarımız üstkurmaca dediğimiz meselelere gayet kafa yormuşlar.