Neredeyse her sayfasının altını çizdiğim bir Oruç Aruoba kitabı daha! Mutlaka Okunmalı...
Bir önceki kitabı ‘Uzak’ın “Tavşan Besleyene Kılavuz” ve “Özlem Çekene Kılavuz” şeklinde iki bölümden oluştuğu gibi, ‘Yakın’ da, “Ateş Yakana Kılavuz” ve “Kut Arayana Kılavuz” şeklinde iki bölümden oluşuyor.
İki kitapta da (Uzak / Yakın) Oruç Aruoba’nın, ‘okuyanıyla’ küçük diyalogları çok tatlı. Bakınız şu cümle: “Ey Kut Arayan; buraya kadar söylenenlerden ne anladın, bilmiyorum; ama , bil ki, burada; bu, farklı şeyler söylemeğe çalışıyormuş gibi görünen tümcelerde, hep o aynı tek şey söylenmeğe çalışılıyor — ve, söylenemiyor... Hem— bir ‘kılavuz’a gereksinim duyman nereden çıktı ki?—
Niye okuyorsun ki bu kitabı?!...” :)))
***
“Ateş Yakana Kılavuz” bölümündeki ‘ateş’ten kastı, ‘ilişki’... Çok bariz.
Birkaç hoş örnek:
29. Ateşini yakarken, ne denli üşümüş olsan; hatta soğuktan titriyor da olsan, ateşinin sonucu olarak elde edebileceğin ısı miktarını düşünmemelisin; yalnızca, iy bir ateş —yakabileceğin; elinden gelen, becerebileceğin en iyi ateşi— yakmayı düşünmelisin: Bunu yapabildiğinde de, sonuç olarak, zaten, o ‘ısı miktarı’nı da elde edeceksindir...
32. Ateş yakarken hiç istemediğin şeyler de yapacaksın— yapabileceksin: odunları öyle dizeceksin ki, bildiğin halde, tütmelerine yol açacaksın; ya da, ocağını —dibinde birikmiş külleri— temizlemen gerektiğini bildiğin halde, boyuna —boşuna— yakacak kolay şeyler atacaksın ateşinin içine —aynı sonuç...
Bazen, gerçekten denetiminden çıkacak ateşin...
33. Ateşin ne kadar uzun sürede yanar hale gelmişse, o kadar uzun bir süre yanar— sen onunla ne kadar uğraşmışsan, seni o kadar çok ısıtır. —Tersi: ateşini ne kadar kolaylıkla yakmışsan, o kadar geçici olur o da; seni de o kadar az ısıtır...
Şunu bil: ancak zorlukla yakılan ateş,
temelden, gerçekten yanar — ve ısıtır...
Ateşinin kolayına kaçamazsın...
34. Ateş yakmanın, bir de, odun taşıması vardır — ve, kül küremesi, ocak temizlemesi...
35. Ateşlerinden fırlayabilecek kıvılcımlar odalarında tehlike yaratı diye ocaklarının önünde ‘muhafaza’ koyanlardan olma: Ateşini iyi yak; ona iyi bak — odanda yangın çıkma olasılığından da korkma...
Ateş yakan ateşinden korkmamalıdır.
39. Ateşinin yanına her gidişinde onu farklı bulmaya alışmalısın —onu yeniden — baştan — görüp, gerekli düzenlemeleri, ayarlamaları belirlemeye...
47. Ateşinle ilgili öğrenmen gereken,
onu hep yeniden yakabilmeni sağlayacak olandır.
Önemli olan, ateşini bir kez yakıp
yanmasını sürdürebilmeyi bilmen değil,
hep yeniden yakmasını bilmendir.
Gerçi, yanmasını sürdürmeyi öğrenmen de önemlidir;
ama, bu bilginin tek yarayabileceği, işte, onu yeniden yakmak olabilir ancak.
Ateşini, ancak, hep yeniden, yakabilirsin
— ancak da hep yeniden yakabilirsen,
senin ateşindir...
* Evet, sayfa 63 gerçekten başka bir şey! “Onarım” *
“Kut Arayana Kılavuz”da da ‘kut’ ile kastettiği ise çok anlamlara çıkarılabilir. (Cümlelere, ifadeye dökmesi biraz zor ama...) Mutluluk, değer, anlam, hakikat... Her ne kadar geneli de anlatsa da, ‘çoğunlukla’ bir ilişkideki, ve o ilişki ile birlikte (o ilişkinin hangi safhasında olursanız olun içinde-sonunda-dışında...) sizdeki -çoğunlukla da o ilişkiye dair- mutluluk. Belki farklı biçimlerde de ifade edilebilir, ama şairin diyeyeyim, haleti ruhiyesi genelde bu yönde ve bunu ,okuyana her türlü hissettiriyor zaten...
***
***
“Eski insanların doğa, dünya ve evren tasarımlarında, varolan bütün şeyleri kapsayan ve kendilerini de bu bütün içinde ‘yerli-yerinde’ gören bir bakış açısını, arada bir, sezinleriz. ‘Çağdaş’ insanlar olarak, çektiğimiz eksiklik, yersiz-yurtsuzluk duygusundan dolayı, bunu onlara yakıştırıyor olabilmemizin ötesinde bir anlamı olmalı bu sezginin. .....
Burada “kut” adını verdiğimiz ‘şey’ konusunda yazdıklarımızın bu süreç içinde bir ‘gelişme’ olduğunu savlayabilmekten çok uzağız — tam tersine!
Ne peki— neden (ne/den) uzaklaştık?
Ne/re/den?
İnsanın kendi yaşamı ile onun kaçınılmaz sonu olarak bildiği ölümü arasında anlamlı bir bağlantı kurabilmesinden — uzak düştüğümüz, bu...
Yersiz kaldık böylece.
...
Bu duygu, ölüme yaşamımız içinde anlamlı bir yer bulamamamızdan kaynaklanıyor, galiba: yaşamımız içinde olup bitenler, sanki ölümü içermiyor - ona yer tanımıyor; hatta, onu yok sayıyor; oysa her birimiz prekala biliyoruz ölümün zorunluluğunu, kesinliğini — ölüm, yaşamımızın tek sağlam verisi olduğu halde, yaşamımızda yer tutmuyor...
Oysa, onu olduğu gibi —bütün sonuçları ya da sonuçsuzluklarıyla— kabullenebilseydik, anlamını tümüyle yüklenebilseydik, yaşamımızın sonundan bu yana —şimdiye— akabilecek bir anlam bütünlüğünü oluşturabilir; bir kut, kurabilirdik.
Ama, bunu, artık, yapamıyoruz.
(Sf:126)
Nur içinde yat Oruç Aruoba...