La Teogonia secondo le fonti dell'antichità classica, ebraica e cristiana del 1857 è l'ultima opera organica di critica della religione scritta da Ludwig Feuerbach, massimo esponente della sinistra hegeliana e fautore di un umanesimo antropologico e democratico. Quest'opera, che lo stesso autore considerò il suo lavoro più maturo, presenta una rigorosa indagine sulla coscienza religiosa condotta con gli strumenti della filologia, dell'antropologia e della critica filosofica. Attraverso l'analisi linguistica dell'epica antica e della Sacra Scrittura, la Teogonia riconduce la genesi dell'idea del dio all'inconsapevole proiezione dei desideri dell'uomo al di fuori di sé. Facendo luce sulla relazione eticamente problematica tra desiderio e realtà, tra volere e potere, tra inconscio e coscienza, Feuerbach preannuncia il compito di un'etica laica della consapevolezza di sé che accompagni l'individuo a riscoprire sulla terra le reali condizioni per la propria felicità. La traduzione, introdotta e curata da Andrea Cardillo, è stata realizzata sulla base dell'edizione critica dell'opera contenuta nel settimo volume dei Gesammelte Werke di Ludwig Feuerbach.
Ludwig Andreas von Feuerbach (July 28, 1804 – September 13, 1872) was a German philosopher and anthropologist best known for his book The Essence of Christianity, which provided a critique of Christianity which strongly influenced generations of later thinkers, including both Karl Marx and Friedrich Engels.
Feuerbach was the fourth son of the eminent jurist Paul Johann Anselm Ritter von Feuerbach, brother of mathematician Karl Wilhelm Feuerbach and uncle of painter Anselm Feuerbach. An associate of Left Hegelian circles, Feuerbach advocated liberalism, atheism and materialism. Many of his philosophical writings offered a critical analysis of religion. His thought was influential in the development of dialectical materialism, where he is often recognized as a bridge between Hegel and Marx.
Feuerbach is best known for his criticism of Idealism and religion, especially Christianity, written in the early forties. He believed that any progress in human culture and civilization required the repudiation of both. His later writings were concerned with developing a materialistic humanism and an ethics of human solidarity. With the recent publication of a new critical edition of his works, a new generation of scholars have argued that his mature views are philosophically interesting in their own right.
His most important work, Das Wesen des Christentums (1841), was translated by George Eliot into English as The Essence of Christianity.
Ludwig Feuerbach, Marx'ın öncüsü olması sebebi ile önemli ancak sık sık göz ardı edilen bir düşünürdür. Kitaplarının Türkiye özelinde daha fazla tanınması gerektiğini düşünüyorum. Tanrıların Doğuşu, orijinal ismi ile Theogonie, okumuş olduğum ilk Feuerbach kitabı oldu. Felsefe ile ilgili olsam da Feuerbach'ın ismini ve felsefesini pek fazla bilmiyordum. Tanrıların Doğuşu okuması zor bir kitap, ciddi bir din ve mitoloji bilgi birikimi istiyor. En başta Antik Yunan, Roma ve İbrani din geleneklerinin bilinmesi ve anlaşılması gerekir. Şahsen kitabı okumadan önce mutlaka Homeros'un İlyada ve Odysseia destanlarının okunmasını tavsiye ederim. Ben okumadığım için pişman oldum çünkü kitapta sık sık Homeros'un eserlerine atıfta yapılıyor.
Kitapta çok güçlü tezler var, birçok görüşünde Feuerbach'a şapka çıkardım.
Feuerbach'a göre Tanrılar, insanların yeryüzündeki acizlikleri yüzünden doğmuş hayali varlıklardır. Tanrılar, insanları değil insanlar Tanrıları ölümsüz varlıklar olacak şekilde kendilerinin zıttı olarak düşlemişlerdir. "Her dilekte bir tanrı, ama her tanrının içinde ya da arkasında da bir dilek gizlidir." Hegel'in terminolojisine göre doğa üzerinde oldukça sınırlı güçlere sahip olan insan bir tez, sonsuz kudrete haiz Tanrı ise insanın antitezidir. Bu durumda Antik dünyada görüldüğü üzere insanların ve Tanrıların birleşiminden de Achilleus gibi sentezler meydana gelmiştir. Günün sonunda bir materyalist olan Feuerbach, idealist Hegel ile çatışır. Tanrıların en büyük iradesi, insanların iradesizliğinden ve zayıflığından devraldığı kudrettir. Tanrıların tek gücü, insanların düş güçlerinden açığa çıkar. İnsan var olmasa idi, Tanrıların var olmasına da gerek kalmazdı.
"İnanç son aşamada, yeterli dileklerden dolayı bir kanıya varmaktır."
When we hear the word "gods," it's probably normal for our minds to go straight to ancient Greek civilization. After all, we're talking about a polytheistic culture where each of these gods was separated for specific tasks. In his book The Essence of Christianity, German philosopher Ludwig Feuerbach delves into the phenomenon of belief and God, starting from this ancient period and extending to Christianity. Despite being a believer, Feuerbach rejected the concept of God in the Christian faith. For him, God is "not an object of reason in origin and essence."
TR: Tanrılar deyince kelimenin çoğul eki almasından dolayı aklımıza Antik Yunan uygarlığının gelmesi sanırım çok normal. Zira çok tanrılı ve özellikle bu tanrıların her birinin belirli görevler için ayrışmalarının olduğu bir medeniyetten söz ediyoruz. İşte Alman filozof Ludwig Feurbach "Tanrıların Doğuşu" adlı kitabında bu antik dönemden başlıyarak, Hıristiyanlığa kadar uzanan inanış ve tanrı fenomenini derinlemesine inceliyor. Feurbach, inançlı biri olmasına rağmen Hıristiyanlık inancındaki tanrı fenomenini de ret etmektedir. Onun için tanrı; "Tanrı, menşe ve öz itibarıyla bir akıl nesnesi değildir.