Yüzlerce yıl boyunca, Çin’den Kuzey Afrika’ya uzanan ve Çin, Çin Hindi, Hindistan, İran, Irak, Türkiye, Suriye ve Mısır’ı kapsayan bir alanda anlatılan Binbir Gece Masalları, ilk kez Antoine Galland tarafından düzenlenip Fransızcaya çevrilerek (1704-17, 12 cilt) dünyaya tanıtıldı. Bugüne kadar bellibaşlı bütün dillere çevrilen bu masallar, Galland’dan çok daha öncesinden başlayarak, edebiyattan müziğe, sinemadan baleye kadar bütün alanlarda pek çok sanatçıyı derinliğine etkiledi, defalarca işlendi, yeniden yorumlandı, taklit edildi. Binbir Gece Masalları, sadece insanların düşgücünü ateşlemekle kalmadı; bilinen en eski örneğini oluşturduğu “çerçeve öykü” tekniğiyle de, hem geçmişte hem de günümüzde, dünya edebiyatını en çok etkileyen kitapların başındaki yerini korudu. Alim Şerif Onaran (1921-2000), Binbir Gece Masalları’nı ilk kez tam metin halinde dilimize kazandırdı. Orhan Pamuk, gözden geçirilmiş bu yeni basım için bir sunuş yazdı. Size kalan sadece “Açıl susam açıl!” demek…
Books can be attributed to "Anonymous" for several reasons:
* They are officially published under that name * They are traditional stories not attributed to a specific author * They are religious texts not generally attributed to a specific author
Books whose authorship is merely uncertain should be attributed to Unknown.
Yer yer tekrar eden temalar ve işlenişler olsa da edebiyatın temelini oluşturan en büyük anlatı olduğu unutulmamalı. Birden okunup bitirilecek bir eser değil, ben arada elime alarak okudum. Şehrazad aklın, zekanın, kurtuluşun sesi.
www.uykusuzokumalar.com "Binbir Gece Masalları hakkında söylenen çok yaygın iki söz vardır. Birincisi bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimsenin okuyamadığı üzerinedir. İkincisi, Binbir Gece Masalları’nı baştan sona okuyan kişinin öleceği üzerinedir. Birbirleriyle gizli bir mantıkla birleşen bu iki uyarı okuru ihtiyatlı olmaya itecektir elbette. Ama fazla korkaklık etmeye de gerek yok. Binbir Gece Masalları’nı okusak da okumasak da sonunda biz de öleceğiz." Orhan Pamuk Önsöz
Aynı çevirmen ve derleyenden ve yayınevinden delta baskısından okuyorum .Ve bendeki baskıya göre ilk kitap bitti .Biraz rasgele bir yorum olcak bu yüzden .
Bu süreçte çok yoğun ve yoran bir edebiyat ile karşı karşıyayım .Şimdiye kadar bu gecelerde geçen bildiğim tüm masalları bir kenara koyuyorum .
Sehrazad masallar içinde masallar onların içinde öyküler o öykülerin içinde bir sürü karakterler her karakterin de acayip acayip motivasyonları bir sürü oryantal işler sunuyor ve hiç kafası karışmıyor .
Bazen kurgu o kadar iç içe geçiyor ki ben ne okuduğumu unutuyorum ve başka bir detaya dalıp okumaya devam ediyorum .
Toplamda çok şey anlatılıp aklımda az şey kaldığınıda hissettiğim oldu .Ama bu süreçte bilinçaltımi beslediğimi inanıyorum .
Bu arada hayal etmekten de geri kalmadığım için hem akıcı hem yavaş ilerliyor Kendine göre tuhaf bir ritmi var .
Çeviride mi bir sıkıntı var anlamadım ama hiç keyif alamadım ya. Bir derste bir kısmını okumuştum. O Kazım Taşkent versiyonundandı. Acaba o başka bir çeviri mi? Onu çok merak ettim. Başka yayınlara da bakacağım.
Yine uzun zaman önce almış fakat bir türlü okumamış olduğum bir kitap. Kütüphanemde bu kadar beklemesi gerçekten büyük haksızlıkmış, hiç beklemediğim kadar keyif alarak okudum Binbir Gece Masalları'nı. İçerisinde cinsellik barındıran masallar da olduğunu, bizim alışkın olduğumuz tarzda peri, külkedisi vs masallardan ibaret olmadığını söylemeliyim, eğer bu tarz şeylerden hoşlanmıyorsanız hoşunuza gitmeyebilir.
"Binbir Gece Masalları üzerine söylenen çok yaygın iki söz vardır. Birincisi bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimsenin okuyamadığı üzerinedir. İkincisi Binbir Gece Masalları’nı baştan sona okuyan kişinin öleceği üzerinedir. Ama, Binbir Gece Masalları’nı okusak da okumasak da sonunda biz de öleceğiz." Orhan Pamuk
Ferçler ve Zebler: ‘Binbir Gece Masalları’ Üstünde Bir İçerik Çözümlemesi Denemesi
“Essâlamu Aleyküm!”
Muhteşem bir halk anlatıları toplaması olan ‘Binbir Gece Masalları’, uzunluğu dikkate alınırsa (Alim Şerif Onaran (1992) çevirisiyle 1. cildi, 66 bin sözcük ve 477 bin vuruş olmak üzere 16 cilt), dilbilimsel ve toplumbilimsel bir içerik çözümlemesi için gereğinden kat kat fazla malzeme sağlıyor. Bu yazıda, bu tür bir içerik çözümlemesi çabası için kısa bir giriş yapmak ya da uzun bir not düşmek amaçlanıyor. Yazının kapsamı, çeşitli nedenlerle, 1. ciltten öteye gitmiyor.
Öykü içinde öykü kurgusunu başarılı bir biçimde kullanan ‘1001’in temel konusu, kadınların güvenilmezliği ve aldatma eğilimleri. Zaten, Şehriyar’ın hergün bir kızla yatıp onu öldürmesi de, bundan ileri geliyor. Bu açıdan, ‘1001’in kadın düşmanı bir metin olduğu ya da döneminin ataerkil değerlerini birebir yansıttığı söylenebilir. Yapıtta, cinsel ilişkinin ayrıntılı anlatılması, ‘zeb’ (penis) ve ‘ferç’ (vajina) sözcüklerinin sık sık geçmesi ve cinsel organlar için kullanılan ifadeler (gedik, alet, koçbaşı vb.) dikkat çekiyor. Şehvet ve şehvani duygular, çiftleşme, sevişme, gerdek, bekâretin bozulması, harem vb.’ye anlatıda sık sık veriliyor. Biraz alıntıyla, bunu örnekleyelim:
“Dostum, kadınlara inanma! Vaatlerine gül geç! Çünkü onların iyi ya da kötü halleri ferçlerinin heveslerine bağlıdır.” (s.31).
“Sonra sudan çıkmış ve hamalın kucağına yerleşmiş; ve sırtüstü uzanıp apış arasında yer alan şeyi göstererek "Sevgilim, bunun adım biliyor musun?" diye sormuş. Hamal yanıt vermiş: "Ha! Ha! Genellikle, buna, Günah Bağışlama Evi derler" demiş. Bunu duyan kız, "Yuh! Yuh! Utanmıyor musun, sen?" diye bağırmış. Ve hamalı boynundan tutup tokatlamaya başlamış. O zaman hamal, "Hayır! Hayır! Buna kadının ferci derler" demiş; ama kız "Başka?" diye diretmiş. Hamal da, "Öyleyse, senin yedek parçan!" demiş. Kız diretmiş. "Başka, başka?" diye. O zaman hamal, "Senin eşekarın!" demiş. Bu sözleri duyunca kız, hamalın ensesine öyle fena vurmuş ki, derisi sıyrılmış. Bunun üzerine hamal, "Öyleyse sen söyle adını!" demiş. Kız yanıt vermiş: "Köprülerin kokulu çiçeği." Bunu duyan hamal, "Tamam, Allah selamet versin, ey köprülerin kokulu çiçeği!" diye haykırmış. Bunu izleyerek bardak ve altlığı yine elden ele dolaştırılmış. Sonra da ikinci genç kız giysilerini atmış ve kendini suya firlatmış, Aynen kardeşinin yaptıklarını yapmış ve sudan çıkarak kendini hamalın kucağına bırakmış. Orada, parmağıyla apışarasını ve orada yer alan şeyi göstererek hamala sormuş: "Ey gözümün nuru! Bunun adı nedir?" Hamal da "Senin çatlağın!" diye yanıt vermiş. Kız, "Ne çirkin şeyler söylüyor bu çocuk böyle!" diye haykırmış; ve hamala öyle bir tokat atmış ki salon çınlamış. Hamal, "Öyleyse, köprülerin kokulu çiçeği!" demiş. Kız, "Hayır! Hayır!" deyip yeniden ensesine vurmaya başlamış. O zaman hamal sormuş, "İyi ya, nedir bunun adı?" Kız, "Soyulmuş badem" diye yanıt vermiş. Bunun üzerine üçüncü genç kız ayağa kalkmış, soyunmuş ve kendini havuza atarak iki kızkardeşinin yaptığı hareketleri yapmış; sonra yeniden giyinip hamalın bacakları üstüne uzanmış ve ona gizli yerini göstererek, "Bunun adı nedir?" diye sormuş. Bunun üzerine hamal da "Ona şu derler, ona bu derler!" diyerek yanıt vermeye başlamış; sonra da dayağı kessin diye ona sormuş: "Öyleyse adını sen söyle!" diyerek... Kız yanıt vermiş: "Ebû Mansur'un Hanı!" Bunun üzerine hamal ayağa kalkmış, giysilerini çıkarmış ve havuza girmiş, cinsel organı suyun hemen üstünde kalarak, daha önce genç kızların yıkandığı şekilde yıkanmış; sonra havuzdan çıkmış, kendini kapıyı açan kızın kucağına atmış, ayaklarını da çarşıdan dönen kızın kucağına uzatmış. Sonra da, erkeklik organını göstererek, kucağında uzandığı kıza, "Ey efendim, bunun adı nedir?" diye sormuş. Bu sözleri duyan kızlar öylesine gülmüşler ki, sırtüstü düşmüşler ve bağırmışlar, "Senin zebbindir, o!" diye. Hamal, "Hayır!" demiş, O zaman senin aletindir" demişler. Hamal kabul etmemiş, "Hayır efendim!" diyerek her birinin göğsünü çimdiklemiş. Kızlar, şaşarak tekrarlamışlar, "Senin aletindir pekâlâ! Baksana ne kadar kızgın! Zebbindir pekâlâ, hem de ne kadar hareketli!" demişler. Hamal her seferinde başını geriye iterek söylediklerini reddetmiş ve sonra onları öpmüş, ısırmış, çimdiklemiş, kollarında sıkmış; kızlar da kahkahalar fırlatmışlar. Ve sonunda ona sormaktan başka çare bulamamışlar, "Öyleyse adını sen söyle bize!" demişler. Bunun üzerine hamal bir an düşünmüş, apış arasına bakıp göz kırpmış ve, "Hanımlarım, benim zebbim olan bu küçüğün bana söylediği sözler şunlar: 'Benim adım: Köprülerin kokulu çiçeğini koparıp yiyen, soyulmuş badem yemeye bayılan ve Ebû Mansur'un Han'ında dinlenen iğdiş edilmemiş güçlü katırdır'" demiş. (s.105-106)
“Çünkü bil ki, sen ilk değilsin ve senden önce bize senin gibi çok aygırlar yüklendi. Biz de sana yaptığımız gibi onlara aman vermedik. Yalnız sen, gerçekte, en usta biniciydin: gerek saldırılarından, gerekse genişlik ve uzunluktan yana...” (s.170)
“"Vallahi! Sevgilim, al beni! Al beni! Kucağına oturt beni!" diye haykırmış. Ve Sitt-ül Hüsn, iç çamaşırlarını tüm olarak çıkardığı için, üzerindeki harmani içinde çırılçıplakmış. "Beni kucağına oturt!" dedikten sonra, giysisini ferci hizasına gelinceye kadar yukarı kaldırmış ve tüm göz kamaştırıcılığı içinde kalçalarını ve ay yuvarlaklığındaki kıçını açığa çıkarmış.” (s.250)
“Kızın açık kalçalarının arasına diz çöküp Sitt-ül Hüsn'ün bacaklarını ayırmış. Sonra da saldırıya hazır vaziyette bulunan koçbaşlı saldırı gerecini kalenin duvarlarına vurmuş ve bir vuruşta engeli ortadan kaldırmış; ve Bedreddin, incinin delinmemiş olduğunu ve kendisininkinden önce hiçbir koçbaşının buna ulaşmadığını, hatta burnunun ucuyla bile dokunmadığını anlayarak çok sevinmiş. Sonra engelin ardındaki bölgenin de aynı mutlu bekâret durumunu sezinleyerek bundan büyük bir zevkle yararlanmış. Zevkin doruğunda, bu genç bedenin bekâretini giderdikten sonra, koçbaşı, on beş kez daha kesintisiz girip çıkarak aynı zevki tatmış, hiçbir incinme duymadan...” (s.251)
“Sevgilim, sakin ol! Ben sana kollarımda geçirdiğin, koçbaşının benim gediğime on beş kez girdiği geceden söz ediyorum!” (s.289)
Yapıtta, Müslümanlık dönemi ekinsel öğeleriyle bundan önceki döneme ait öğeler içiçe. Masallarda, bol bol şarap içiliyor örneğin. Şarap, Halife’ye bile sunuluyor (‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’). Ama aynı zamanda, güneşe tapanların taşa dönüştüğü bir masal da var (‘Birinci Genç Kız Zübeyde’nin Öyküsü’). Bu yönüyle, anlatı, geçiş özellikleri taşıyor.
Yapıt, zencilerle ilgili ırkçı ve ayrımcı ifadelerle dolu. ‘1001’, kölelik döneminin bir ürünü olarak, sık sık zenci kölelerden ve hizmetçilerden söz ediyor. Bunları, kimi zaman, olumsuz olarak anıyor. Şehriyar’ın ve Şahzaman’ın hanımları da başta olmak üzere birçok kadın, kocalarını, zenci kölelerle aldatıyor (‘Hükümdar Şehriyar ile Kardeşi Hükümdar Şahzaman’ın Öyküsü’). Bu, masallardaki kadınların da erkeklerin de bir takım cinsel takıntılarına bağlanabilir. Aslen Müslüman olanın değil Müslüman olmayanın köle ve cariye yapıldığı İslam toplumunda, Müslüman olanların da köleleştirilmesi/cariyeleştirilmesi sürecini burada gözlemleyebiliyoruz. ‘Vezir Nureddin, Kardeşi Şemseddin ve Hasan Bedreddin’in Öyküsü’ndeki Yahudi dışında, diğer etnik kimlikleri çok nadir olarak görüyoruz.
Zenci anlatımlarıyla ilgili kimi alıntılar yapalım:
“Karım bir zencinin yanına girdi. Bu zencinin üst dudağı bir tencere kapağı gibi idi; alt dudağı da tencerenin ta kendisiydi; iki dudağı da o denli aşağı sarkıyordu ki, bunlarla kumlardaki çakılları ayıklayabilirdi.” (s.87)
“Zenci, "Yalan söylüyorsun, ey alçak karı! Bak, şerefim, zencilerin erkek olarak üstün niteliği ve insan olarak beyazlardan sonsuz üstünlüğümüz üzerine yemin ediyorum ki, bu günden sonra, bir kez daha geç kalırsan, artık senin dostluğunu reddeder ve vücudunu bir daha vücudumun üstüne çekmem! Ey nankör hain! Sen kadınlık arzularını başka yerlerde doyurduğun için geç kalmadın mı yani? Ey pislik, ey beyaz kadınların en aşağılığı!" diye yanıt verdi.” (s.88)
“Bilmez misin ki zenciler hızla ürer, oysa ruhun tektir ve yerini dolduramazsın!” (s.216)
- Yapıtın kişilikleri içinde, insan olmayanlar olarak, bolca ifrit, ifride, ecinni ve ecinniye (cin) görüyoruz. Bunların büyük bir bölümünün gayrımüslim ve kötü; küçük bir bölümünün ise, Müslüman ve iyi olduğunu görüyoruz. Ayrıca, masallarda, insanlar, kimi zaman hayvana dönüyor ve şansları varsa yeniden insan biçimine dönebiliyorlar. Bu dönüşler, ya ifrit, ifride, ecinni ve ecinniyeler eliyle ya da büyücü bir kız ya da kadın eliyle gerçekleşiyor. En sık dönüştürülen hayvan, köpek (‘İkinci Şeyhin Öyküsü’, ‘Üçüncü Şeyhin Öyküsü’, ‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’, ‘Birinci Genç Kız Zübeydenin Öyküsü’). Diğerleri, ceylan (‘Tacir ile İfritin Öyküsü’), maymun (‘İkinci Kalenderin Öyküsü’) vb.
‘1001’de, kardeşlerin başından geçen olaylar, başlı başlına bir masal oluşturuyor (‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’ ve ‘Vezir Nureddin, Kardeşi Şemseddin ve Hasan Bedreddin’in Öyküsü’). Zaten, açılış öyküsü de, Şehriyar ve kardeşi Şahzaman’ı konu alıyor. Aynısı, Sultan ya da hükümdar ve veziri arasındaki ilişkiler için de geçerli (‘Kral Yunan’ın Veziri ile Hekim Ruyan’ın Öyküsü’ vd.). Kimi masallarda, Sultan’ın Halife oluşu vurgulanıyor (‘Hamal ile Genç Kızların Öyküsü’).
‘1001’de, adalar ve deniz yolculukları, ayrı bir yer tutuyor. Mıknatıs Dağı, özellikle, dikkate değer (‘Üçüncü Kalenderin Öyküsü’). Olaylar, çoğunlukla, Basra, Bağdat, Mısır ve Şam dörtgeninde geçiyor. Bu yer çeşitliliği, anlatıları hem renklendiriyor hem de daha heyecanlı kılıyor. Anlatılanlarla birlikte, bu dört kentte, sık sık, saraylara, sokaklara ve başka ortamlara giriyoruz.
Yapıtta, şaşırtıcı olmayacak biçimde, yaşam döngüsünün yapıtaşları olan doğum, düğün, evlilik ve ölümlere çok kez yer veriliyor. Bu anlatılarda, kimi zaman, sandıklar ve develerin yer aldığını görüyoruz. Belki de, en çok dile getirilen kavram, adalet. Şiir ve şiir okumaları, önemli bir yer tutuyor. Sanki operada ya da bir müzikaldeymişiz gibi, kişilikler, karşısındakine şiirle seslenebiliyor. Aslında, masallar, bir karşıtlamı da (paradoks) birlikte getiriyor: ‘1001’e göre, herşey, önceden yazılmıştır; alınyazısından ya da yazgıdan kaçılmaz. Bunu, en çok da, ‘Üçüncü Kalender’in Öyküsü’nde görüyoruz. ‘1001’i okumuş Atlantikli okurların Küçük Asya ve Güneybatı Asya (Ortadoğu) hakkında bol haremli bol cariyeli bir algı edinmesine şaşmamalı. Bu da, herhalde, alnımızın yazısı.
‘1001’deki kişilikler, sık sık, "duyduk ve itaat ettik!" (“Semi'na ne ata'na!”) diyorlar. Bu, çevirmene göre, “Müslümanların aldıkları emri yerine getirecekleri anlamındaki saygılı yanıt şekli” (s.25). Yine çevirmen, ilk öyküde, “Essâlamu Aleyküm!”ün anlamını veriyor (“barış içinde yaşam”). Tam bu satırları yazarken, bir ifride, bana “burada dur; daha fazla yazma” diyor; ben de duyuyorum ve itaat ediyorum.
Kaynak
Adsız (1992). Binbir gece masalları, Cilt 1 (çev. Alim Şerif Onaran). İstanbul: Afa Yayınları.
Yetişkinlere masallar denince akla ilk ''Küçük Prens'' yada ''Momo'' gibi örnekler gelse de aslında bir dönemin insan yaşayışının fotoğrafını çeken anonim masallar adeta kayıp bir antropolojik hazine gibi..
Bir dönem Doğu Kültürünün insanlarını anlatan bu masallarda şu anda pek akla gelmeyecek nitelikte estetik var, zerafet var, sanat ve zanaata hayranlık var.. Karakterlerin kendi aralarındaki diyaloglarda bile zaman zaman felsefik vurucu cümleler var.. Örneğin iki aşık arasındaki diyalog;
-Neden benim için başkasına bu kötülükleri yaptın? - Senin için, çünkü seni seviyorum.. - Yanılıyorsun, sevdiğini sanıyorsun. Çünkü seven zalimlik yapamaz, zalimler de sevemez..
Yada yaşlı ile genç arasındaki diyaloglar; - Sanat babadan oğula geçen bilezik gibidir, geç kalırsan kolun boş kalacak. Hadi, zamanın değerini bilmeyen ömrün değerini bilemez''
İnsan okurken ''Ne oldu bu çok renkli kültürlere? Neden bugün Paris yada Londra'ya seyahat etmek yerine Semerkand yada Horasan gibi şehirlere gidemiyoruz..'' derken buluyor kendini:)
Karakterler ve diyalogların yanısıra tabii sahneler de.. Bahçeler, konaklar, köşkler, saraylar, çarşılar... Yada fantezi dolu sahneler (Bir soylunun gözyaşlarından oluşan bir göl ve içinde her farklı renkteki balığın ayrı bir sembol üretmesi gibi)
Yer yer İç içe giren adeta inception gibi masalların yanında tabii uzun ve artık biraz etkiyi düşüren masallar da var..
İlgimi çeken başka bir konu ise iki kişi mücadele halindeyken ana kahramanın çok iyi, diğerinin ise kötü lanse edilmesi ve pat diye kötünün merhametsizce öldürülmesinin mutlu son olarak sunulması:)
40 yaş üzeri bir okuyucu olarak çocukken okumayıp şu an zevkle okudum.
Binbir Gece Masalları'nı okumaya baslamadan önce masalların tarihi, önemi, anlamı , derlenmesi , cevirileri ve çerçeve öykü tekniği ile ilgili ön okuma yapmak cok faydalı Kitabi okurken dünya edebiyatının hatta tüm sanat dallarının içindeki hikayelerden ne kadar esinlendigini ve etkilendiğini çok net algılıyor, okurken hikayelere farklı açıdan yaklaşıyorsunuz Çeviride bazı kısımları begenmemekle birlikte, en iyi ve orjinalden sapmayan Türkçe çevirinin bu olduğunu düşünüyorum Iyi bir edebiyat okurunun kesinlikle okuması gerek
İster istemez tüm öykülerin içine giriyor ve sonunu merak ediyorsunuz. İlk cilt bittikten sonra da haliyle Şehrazad'ın yeni öykülerini dinlemek üzere ikinci cilti sipariş ediyorsunuz. Büyüklerin de hayat öykülerine ihtiyacı her daim olacaktır. Okunmasını öneririm
"Binbir Gece Masalları"nin büyüleyici ve fantastik öyküleri ile bu klasik, büyüklere masallar ile bu kadar geç tanışmış olmak acı verici, ben çok sevdim, lütfen başlayın.
Hikayeler Şehrazad'ın kocası Şehriyar'ı her gece yeni bir hikaye anlatarak idam edilmekten nasıl kaçındığıyla başlar. Masallar iç içe geçmiş, karmaşık yapılara sahip, hikaye içinde hikayeler onun içinde hikaye ve içinde başka hikayeler.. Bunun için kronoloji bile yapılmış. Aşk, ahlaki dersler, akıl oyunları, ihanet, sihir gibi fantastik temalar işleniyor.
Her bir hikaye, kendine özgü bir dünya kuruyor, kitap okurken o anı hayal etmeyi seven birisi olarak bu hikayeler o kadar bağımsız ve özgünler ki hayal etmek çok rahat oldu.
Ayrıca, bu hikayelerin evrensel temaları ve karakterleri ile bir çok batılı yazara esin kaynağı olduğunu bir yerde okumuştum, ilk kitaptaki masallar bana bunu doğruladı.
Ayrıca sesli kitabı da var uykuya dalmak için harika bir kaynak.
Küçükken bu tür hikayeler kurar anlatır onları da ardı ardına birbirine bağlardım. Bu yaşta sürekli o da sonra onu demiş bu da bunu demiş türü masalda yatan derinliği göremedim. Dili çok basit gelmesinin yanında katmansal açıdan da tatmin olamadım. 3 kez okumaya kalkıştığım kitabı oryantalist hava yaşamak amacıyla son kez elime aldım ancak hiç beklediğim atmosferi yaşayamadım. Bu sebeple yarıda bırakıyorum.
Bir kaç kere baştan sona okudum ve hala yaşıyorum :) Çocukluk sıralarında okuduğum ilk uzun kitaplardan biridir, yeri özeldir. Tekrara düşen kısımlar da olsa, hikayelerin bazı kısımları yarım bırakılmış olsa da her okuyuşumda keyif alırım.
Hepsi gerçeküstü ya da çok sıra dışı hikayelerden oluşan, hikayelerin iç içe geçtiği ancak her bir parantezin kapandığı hikayeler. Eğer filme dönüşse genel izleyici denen kategoriye asla girmez ama önsözünde çocukken onu okumuş Orhan Pamuk'u düşününce okunması bir filmin izlenmesi kadar riskli değil. Ben çok beğendim. İçlerinde en çok berber ve kardeşlerinin hikayelerini sevdim. Bazı insanların sanki filmlerde olmuyormuş gibi kitabı cinsiyetçilik, şiddet ve ayrımcılık gibi konulardan ötürü eleştirmesini anlıyorum, beklentiler... Ama bu beklentilere girmeden okunduğunda en son çocukken hissettiğiniz merakı, gülümsemeyi, dalıp gitmeleri yaşayabilirsiniz. Nitekim bu hikayeler bir kişinin değil koca bir coğrafyanın anonim hikayeleri.
Binbir Gece Masallari, Dogu esintilerini buram buram yasatan, Acem sahlari, Cin krallari, halifeler, sultanlarin gozdeleri, ifritler ve daha niceleri ile, yalniz cocuklarin degil buyuklerin de masal okumaktan ne denli zevk alabilecegini gosteriyor. Sehrazad'in Sah Sehriyar'a anlattigi masallari sanki ondan dinliyormuscasina bir heyecanla okuyor, sayfalari hizli hizli cevirerek istisnasiz her hikayeye giriyor ve onu yasiyorsunuz. Ifritlere inanmaya basliyor, balikcilarin, sultanlarin, haremagalarinin kederlerine ortak oluyorsunuz. Bazen sultana kole, bazen de azili dusmani oluyor ama istisnasiz hepsinde masalin bir parcasi olarak kendinizi buluyorsunuz. 💟
Tek uzuntum Arap masallarinin bir Fransiz tarafindan kaleme alinmis olmasi. Dogu'nun masallarinin Bati Edebiyati sayesinde gunumuze ulasmasi ve bizlere sunulmasi.
binbir gece masallari insan aklinin urettigi en efsanevi yazin olabilir. sehrazat ve sehriyar'in 1001 gece suren ve sehrazat'i dar agacindan donduren hikayesi ve bu hikaye icinde anlatilan krallar, balikcilar, sahlar, fahiseler, ecinniler, ifritler, buyuculer ve pek cok baska karakterin oykulerini de iceren hikayeler. ic ice, yan yana ve birbiri arasina gecmis bir dolu fantastik oyku... okudukca insan fantastik edebiyatin hem kaynagini hem de varabilecegi nihai noktayi kesfetmekteymis gibi hissediyor.
Vay be yillardir elimde durup duruyor. Sonunda bitti. 3binden fazla sayfa dile kolay. Sirf saygimdan bes yildiz vermek isterdim ama veremiyorum. Dordu de saygimdan verdim. Nasil hissettigimi tarif etmek zor. Sadece geri donup bakinca diyorum ki soz konusu arap kulturu benim kulturum degil ya, birbirine kavusam veya kavusamayan asiklar aglatmiyor beni, soguktan donan zavallim kibritci kiz aglatiyor. Ama kocaman bir kulliyati da olmeden once okuduklarim listesine eklemekten gururluyum.
Mehmet atay’ın sesinden sesli kitap olarak dinlemenizi tavsiye ederim. Devam kitaplarını seslendirmiş mi bilmiyorum ama bu birinci kitabı youtube da bile var.