Bir karakış boyu, ülkemizin doğusunda Hakkâri'nin 13 haneli, 114 nüfuslu Pirkanis adlı dağ köyünde, anmak anımsamak, anlamak, sormak karşılık aramak, ayakta kalabilmek için sürdürülen yalnızlık konuşmaları.
1936’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde başladığı öğrenimini Paris’te sürdürdü. 1976-1990 yılları arasında, kurucusu olduğu Ada Yayınları’nda, çağdaş Türk ve dünya yazarlarının, şairlerinin yapıtlarını yayınladı. Edebiyatın çeşitli alanlarında onlarca ürün verdi. "Bir Gemide" adlı kitabıyla 1979 Sait Faik Armağanı, "Ders Notları" ile 1979 Türk Dil Kurumu Ödülü, "Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı" ile 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Füreya, Aliye Berger, Ergin İnan gibi sanatçılar üzerine yayınlanmış kitapları vardır.
Written between 1964 and 1974, following the author's return from a year spent in an isolated region of southeastern Turkey, opens as a what seems to be a dialogue between two voices in a dark room high on a mountain in the depth of winter. The voices remoment—a wonderful word—their past, the state they find themselves in, and hint at where and why they are where they are. But are they two individuals or one conflicted and seeking comfort within himself. The second part of this unusual spare, poetic novella tells the tale of the protagonist's arrival in this remote village, still including the voices, but with the main narrative shifting pronouns—I, he, we, you—as the account unfolds. This region and this tale of isolation, will return in Edgu's later work including The Wounded Age and Eastern Tales, the two works published together by NYRB Classics last year that made me especially eager to seek this out. A longer review can be found here: https://roughghosts.com/2024/07/04/ou...
Ferit Edgü'den okuduğum ilk kitap oldu Kimse. Kendine has üslubuyla ve yazım tarzıyla bir fark yaratmak istemiş kitabında. Hatta ilk sayfada da şu satırlara yer vermiş: "Belli bir sürede (bir karakış boyu) belli bir noktada (ülkemizin doğusunda on üç haneli, yüz on dört nüfuslu Pirkanis adlı dağ köyünde) anmak, ansımak, anlamak, sormak, karşılık aramak ve özellikle yaşamı sürdürebilmek için yapılmış konuşmalardan seçmeler ya da bir monolog'un, diyalog'a dönüştürülmesi çaba(lama)sı."
Bu tarzda bir okuma deneyimiyle sanırım daha önce karşılaşmamıştım. Ferit Edgü içteki ruhsal savaşını, sohbetini, tartışmasını bir nevi iç döken bir şekilde kendisinin de yazmış olduğu gibi monolog aracılığıyla okuyuculara aktarmaya çalışmış. Soyut ve somut olarak yalnızlığını da ifade etmeye çalışmış. Hem de kendisinden iki kişi var ederek. Yalnızlığa, kedere, ölüme ve hayata dair çokça şey barındırıyor kendi içinde Kimse. Bazı sayfalarda çok etkilendiğim kısımlar oldu, yeri geldi zayıf kalmış dediğim noktalar oldu ancak genel hatlarıyla baktığımda beğendiğim ve tarzından etkilendiğim bir kitap oldu Kimse. Tabii bu tarzın sanatçısı da Ferit Edgü olmuş. Kendisini okumaya kesinlikle devam edeceğim.
Yazardan en az beğendiğim kitaplardan biri Kimse oldu çünkü bütün kitap boyunca yazarın iç konuşmalarını okuyoruz. Aslında bununla bir sorunum yok ama yazar bu konuşmaları “Birinci ses, ikinci ses, üçüncü ses…” gibi ifadelerle anlatmayı tercih etmiş. Bu da bana sıkıcı geldi. Bu ifadeler yerine direkt düşündüklerini yazsaydı daha keyifle okurdum diye düşünüyorum.
#69 Ferit Edgü sanki okurun sabrını denemek istiyor... bile bile bir aydın gevezeliği havası veriyor birinci bölüme; "Yetti be!" demeye başlayacağınızı sezdiği anda da aysbergin su altındaki o büyük parçasını gözler önüne sermeye başlıyor. Ve siz "Haklıyımış!" derken, Ferit Edgü, rahat ve keyifli, bıyık altından gülümseyerek, anlatmasını sürdürüyor. Romanında söylemek istediklerine uygun bir biçim bulmuş Ferit Edgü. Bu yapıya ancak damdan başlanabilirdi, temelden değil.
Couldn't help but feeling like I've read this before, it's too familiar, I wanted to avoid comparisons but just kept thinking I'd rather be reading Beckett or Blanchot, which made it even harder to appreciate it. Ah well... It couldn't captivate me, says the first voice. But certainty is the limit of feeling while doubt is on the other side, says the second voice.
Hakkari’de Bir Mevsim’den daha önce kaleme alınmış Kimse. Aynı dönemde, aynı köyde, daha küçük bir zaman diliminde yazarın kendi kendiyle “diyaloğu” . Yine sade, akıcı, mis gibi bir dil; çok sevdim. Sadece Hakkari’de Bir Mevsim’i daha çok sevdiğim için buna 4 yıldız verdim. Şimdi sırada diğer bağlantılı iki kitabı Doğu Öyküleri ve Yaralı Zaman var. Ferit Baba okumaya devam..
Çok beğendim, çok güzel bir dili vardı. Ferid Edgü'nün okuduğum ilk kitabı ve ilk kitapta hayran kaldım. Kişinin yalnızlığını çok iyi vermiş, monologlarına birinci ve ikinci ses demesi de ayrı hoş
"Ülkemizin doğusunda yüksek bir dağ köyünde tüm bir karakış boyu süregiden konuşmalardan oluşan Kimse bireyle bireyin çatışmasını bireyin içindeki ikiliği bireyle, çevrenin ve toplumun ilişki ve iletişimini, insanlarla dolu yalnızlıkları yepyeni ve evrensel bir roman diliyle gerçekleştiriyor." Arka Kapak