1979'da Sait Faik Hikaye Armağanı'na değer görülen Bir Gemide, yayımlandığı yıl edebiyat dünyamızda geniş yankılar uyandırdı. Kitabın arka kapağına yazar, Tolstoy'un Savaş ve Barış'ından bir cümle not düşmüştü: Bir gemide "toplumsal ve bireysel felaketlerle dolu günler yaşıyoruz."
Bu kitapta yer alan sekiz öyküde, yaşadığımız felaket günleri, yazınsal, dolayısıyla evrensel düzeyde dile getiriliyor.
1936’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde başladığı öğrenimini Paris’te sürdürdü. 1976-1990 yılları arasında, kurucusu olduğu Ada Yayınları’nda, çağdaş Türk ve dünya yazarlarının, şairlerinin yapıtlarını yayınladı. Edebiyatın çeşitli alanlarında onlarca ürün verdi. "Bir Gemide" adlı kitabıyla 1979 Sait Faik Armağanı, "Ders Notları" ile 1979 Türk Dil Kurumu Ödülü, "Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı" ile 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Füreya, Aliye Berger, Ergin İnan gibi sanatçılar üzerine yayınlanmış kitapları vardır.
"-Teşekkür ederim, dedim küçük kıza. -Neden teşekkür ediyorsun? dedi. -Bana söylediklerin için, dedim. -Ama ben sana bir şey söylemedim ki, dedi. Çocuklar böyledir, her şeyi söylerler ve hiçbir şey söylemedim derler."
Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku adlı öyküsünden, Edgü'yü özetliyor sanki..
1962-1976 yılları arasında yazılmış, birbirinden güzel 8 kısa öykünün bulunduğu kitap, daha önceden Türk Edebiyatında denenmemiş bir anlatım üslubuna sahip. Olay ve durumlar; fantastik ve gerçek öğelerin birlikte kullanılmasıyla anlatılmış, ortaya gerçekle düş arasında gidip gelen farklı bir çizgi/ifade biçimi çıkmış. "Kaza", "Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku", "Bir Gemide" ve "Dönüş" isimli öykülerini özellikle çok beğendim. Öykülerde ülke yönetimine (Bir Gemide) ve toplumsal yozlaşmaya (Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku) ince göndermeler yapılmış. İyi okumalar...
İskemlenin öyküsünü anlatayım mı? Anlat! "Yağmurlu bir gündü. Üşüyordum. Geldi, çekti beni. Üstüme oturmak istedi. O koca, ağır kıçıyla. Yüzüme bakmadan. Yıllar yılı babasının kıçına dayandım. Artık ona dayanasım yok. Babasının ağırlığından hasırlarım harap olmuştu. Bir örücüye verip ördüreceklerine, üstümü, gelişigüzel bir kontrplak kesip çakmışlardı. Üstüne bir minder bağlamışlardı. İçi pamuk dolu. Sidik kokulu. İğrenç bir minder. Çiçekli kadifeden. Çiçekleri solmuş. Gelip götünü konduracak üstüme. Bıktım, istemiyorum. İnatla oturmak istiyordu. Ben kaçıyordum. Beni tutup yerden yere vuruyordu. Ama dört ayağımın üstüne doğrulttuğunda kaçıyordum. Bir filmde görmüştüm. Oturtmayacaktım. Bu hiçbir şeyi sevmeyen koca götü. Çok kızdı. Kendine kızıyordu, ama yerden yere vurduğu bendim. Oturtmadım şişko domuzu. O da beni tüm gücüyle yerden yere çalıp darmadağın etti. Onurumla binbir parçaya ayrıldım. Sonra yaktı beni. Kül oldum. Külümü yele savurdular. "
Şimdi bir de öbürünün ağzından:
"Puşt iskemle. Çürümüştü. Otursan oturamazsın. Kırılır. Sanki altımdan kaçıyordu. Ve bana hep beni döven babamı ansıtıyordu. Çünkü hep babam otururdu, tüm ağırlığıyla bu iskemleye. Bir gece sarhoştum. Kar yağıyordu. Üşüyordum. Ve evde yakacak bir şey yoktu. Yere çaldım. Kırdım. Üstüne bir şişe gaz boca edip minderiyle birlikte ocakta yaktım, ısındım." (kitaptan bir alıntı)
"Çığlık"la beraber okuduğum en iyi Ferit Edgü kısa hikayeleri toplaması olan "Bir Gemide", minimalist yazarın zirve noktası niteliğinde. Birbirinden anlamlı ve özel minimalist sekiz kısa hikayeyi okuma şansı bulduğum kitapta özellike "Kaza", "Kentin Üzerinde Dayanılmaz Bir Koku" ,"Bir Gemide", "Dönüş", "Kanca" ve "Olanak-Siz" hikayeleri düşündürücü ve samimi yanlarıyla beni etkilemeyi başardı. "Bir Gemide"nin tekrar tekrar okunması gereken, Türk edebiyatı açısından oldukça özel bir yere sahip bir kitap olduğuna kuşku yok.
'-Ortak bir kurtuluş yok, dedim. -Var, dedi. Olmalı. Bu köhne geminin üstünde yaşasak bile var. Gemi su almaya başlasa bile var. Kayalara çarpsak bile var. Batarken bile var. Suyun dibini boylasak bile var. Giderek, asıl o zaman var diyesim geliyor. Gerçek bir umutsuzluktan doğan gerçek bir kurtuluş. Bir gün göreceksiniz bunu.!' . Bugüne kadar her kitabın ve yazar ile tanışmanın bir vakti olduğunu düşünmüştüm. Çok bilindik veya ısrarla tavsiye edilen kitapları geç okumuş olmak-ertelemek büyük bir mesele olarak görünmemişti gözüme. 'Bekliyor' diyordum, 'zaten kendisini bana tanıtacaktır'.. Ferit Edgü ile tanışana kadar. Keşke dedim, keşke daha önce kesişseydi yollarımız. Ve ardından iyi ki'yi ekledim. İyi ki kabuğumdaki kırıklardan sızdın içeri Ferit Edgü.. . Velhasıl çok sevdim, hemen bir diğer eserini aldım.. Öykülerini okuyunca hissettiğim susuzluğu gidermenin tek çaresi buydu sanırım.. Her eserine kavuşmak, bir dostla-bir dinleyenle-sevgiliyle buluşurcasına.
Deniz ve gemi mekan olarak alınmış 8 kısa öykü. Ödül aldığı Sait Faik tarzı hikayeler. Ortak tema, umutsuzluk, olumsuzluk ve felaketlerin bir şekilde insanı mutsuz etmeye yetmemeleri. Çok çarpıcı olmamakla birlikte hikaye sevenler için bir seçenek kitap.
Pek çok metaforla dolu kısa hikayelerden oluşan güzel bir kitap. Özellikle 'Bir Gemide' isimli hikaye tanrı, insan, gündelik yaşam, beklentiler... gibi konuları imgesel bir biçimde sorguya açması bakımından bence kitaptaki en değerli öykü.
"işte yaktım ışıkları. tüm eşyalar, tozlu beyaz örtülerin altında. birer hayalet gibi. anıları da böyle örtmeli. beyaz örtülerle. ve örtüleri hiç kaldırmamalı."
"çünkü ... çünkü ... çünkü ... yaşamı yeniden buldum. çünkü binlerce parçaya bölünüp yeniden birleşmek, böylece kendi kendimi doğurmak ve doğumuma tanıklık etmek, hayır doğumumu yaşamak istedim ve seninle birleşirken, birleşme süreci içinde, anlıyor musun, çiftleşmeden değil, tekleşmeden söz ediyorum, o süreç içinde, duyuyor musun gün, ağlamayı bırak, beni dinle, o neyin süreci olduğıınu bilmediğim süreci yaşarken, binbir parçaya, milyonlarca parçaya dağıldım, ama benden ayrılan her bir parça o süreci yaşıyordu, yükselirken milyonlarca ben olarak yükseldim, düşerken, milyonlarca ben düştük. .. yoksa, yoksa sen bunu yaşamadın mı gün?
böyle mi dedim, yoksa bu duygulan dile getiremedim de, anlamsız birkaç sözcüğü mü bağırdım gün'e, denize, ulu atkestanesine, bilmiyorum. ama çılgınca bir devinim içinde olduğumu, deli yunuslar gibi denize bir dalıp bir çıktığımı ansıyorum. sonra, soluk soluğa gün' e doğru koşuşumu.
onu elinden tutup kaldırışımı. bacağının kıyıağından akan ipincecik kanı dilimle yaladığımı. ve durmadan, "söyle bana, bana yaşadığımı söyle, yeniden doğduğumu söyle" diye mırıldandığımı. sanırım, onu, içinde bulunduğu devinimsizlikten ve gözyaşlarından, dudaklarımı bacaklarında duyar duymaz uyandırdım."
Ferit Edgü en sevdiğim yazar. Öykülerini her zaman çok akıcı ve dilini de anlaşılır bulmuşumdur. Bu kitabındaki öykülerini de sevdim, son iki öykü hariç. Ama yine de Ferit Edgü'nün çoğunlukla öykülerinde işlediği bireyselleşme ve kendini arayan birey temalarını yine okuyoruz. Tekrardan bu kitabında da gördüm ki bireyselleşme üzerine en iyi yazarlardan biri Ferit Edgü. Her kitabının okunması gerekiyor büyük yazarın.
Uzun bir aradan sonra bir Ferit Edgü kitabı okumak ne hoş bir duygu! Çok uzak kalmış bir dosta kavuşmaktan farksız. Son aylarda çokça öykü okuyorum ama sanırım aralarında açık ara en akıcı ilerleyen bu kitap oldu. Evet Sait Faik'i de çok seviyorum ama bazen Sait Faik'te aksadığım zamanlar oluyor, ama her iki yazarı da çok seviyorum elbette. Ama Ferit Edgü'yü de ne çok özlemişim ve esasında ne kadar uzun zamandır ihmal etmişim. Kızmak lazım kendimize...
"Seni kırmak için değil bütün bunlar. Yalnizca bir oyun. Senin de katilmani istedigim bir oyun. Ama benim kafamda kurup gerçekleştirdiğim oyunlardan kimse bir şey anlamiyor. Yalniz sen değil, hiç kimse." syf. 46
📌 Tayfaları alalım, onlar her gün değişmeyen görevlerini yapıyorlar. Sanki başka bir şey düşünmüyorlar. Yolculara gelelim. Onlar sınıf sınıf. Birinci mevkidekiler domuz gibi yiyorlar ve geceleri balo salonunda oyun oynayarak, dans ederek eğleniyorlar. İkinci mevkidekiler, birincidekilere özeniyorlar. Üçüncü mevkidekiler, kendilerine gösterilen işleri yapıyorlar. Önlerine konan çorbayı, fasulyeyi, pilavı yiyorlar ve hiçbir gün "Bıktık" demiyorlar. (Bir Gemide) . . 📚📝✒️ İlksöz: Anlatıyorum, anlatıyorum, anlamıyorlar.
1962-1976 yılları arasında yazılan sekiz öyküden oluşuyor eser. Öykülerde genel olarak ortaya çıkan kavramlar (bence) bir şeyler anlatma çabası ama anlatamamak, anlaşılamamak, insanlara, topluma derdini anlatamak, insanlardan beklenen o ilgiyi, tepkiyi görememek, toplum içinde yalnızlaşmak, ötekileş(tir)me.
Ferit Edgü'nün o bildik içsel yolculukların hakim olduğu öykülerinden öncesindeki öyküler. Uzun, doya doya okunası, akıcı, kolayca okunan, olayın ve kurgunun içine yedirilmiş "toplumda bireyin yalnızlığı" teması. Kaza ve Bir Gemide en beğendiğim öyküler oldu. Hele hele Bir Gemide, bir gemide yaşananlardan çok daha fazlası.
Sonsöz(ler): 📌 Tüm yaşamım boyu eksik bir şey vardı. Hiçbir zaman bulup çıkaramadım. Hiçbir zaman bulup çıkaramadım, değil mi? Bu eksikliği mi aramaya döndüm bu eve? Bu yaştan sonra? Bulsan ne çıkar? Bulsan da artık neye yarar? Neyi doldurursun? Hangi boşluğu? Boşluklardan hangisini? Hangi bir boşluğunu delik deşik yaşamının? (Kanca)
📌 Hangimiz kendi yaşamımızı seçiyoruz ki, dedi iskele memuru. Hangimiz dilediğimiz yaşamı seçiyoruz ki? (Dönüş)
📌 Oturmak bile, otururken düşünmek bile, düşünürken oturmak bile yoruyor insanı. İşte bunu bilen yok. Bunu anlayan yok. Bunu saptayan yok. Herkes başka yerlerde. Hiç kimse gerçeği söylemiyor. (Seksek)
Sait Faik hikaye ödülü almış harika öykülerden oluşuyor. Hepsi rahatlıkla gündelik hayattan yola çıkılarak başlanmış ama fantazi dünyasında bitmiş gibi. Küçük ayrıntılar, minik bir nüans ile boyut değiştirip başka bir alemde yolculuğu tamamlamak harika bir şey. Büyük bir tatmin, vay canına dedirtecek olayar değil. Ama zaten sonuç değil, o kalemin ardına takılmak güzel olan. Vardığın yer değil, yolculukta edindiğin tatmin yetiyor okuyucuya.
Bir gemide" isimli öyküsünde Türk ayininin yasama sorununa bakisini, bir bakıma, özetlemiştir. varoluşçuluğun derin izleri oluklu bir çatı gibi mürekkebine yol verir. arkası horozlu ve Kafka'lı aynasıyla okuyucunun gözünü alır. deney adamıdır, harf kimyasına önem verir.
İnanılmaz güzel bir anlatıma sahip bir çırpıda bitecek 8 öykü.. Hakkari'de bir mevsim e de bayılmıştım, öyküleri de ayrı güzelmiş. Elimde çığlık kitabı da var diğer eksikleri de tamamlamalı..
Ferit Edgü'yü ilk defa okudum. Dilini ve anlatımını sevdim. Çok akıcı ve birbirinden güzel 8 öykülük güzel bir kitap. Bir oturusta bitiribilirsiniz de veya iki kitap okuyorsanız aynı anda arada bir öykü okuyacak şekilde de kısa zamanda okuyabileceğiniz bir kitap.
Bir Gemide öykü kitabı 1979 Sait Faik Hikâye ödülünü kazanmış ama benim yazardan şimdiye kadar en az beğendiğim kitap oldu. Gerçi ben Sait Faik’in öykülerini de pek sevmem. Belki de bu ödülü kazanan kitaplardan uzak durmalıyım, bana pek hitap etmiyorlardır.