Öykü, eğer yaşamın içinden çıkıyorsa, uzun ya da kısa olmasının hiçbir önemi yok. Çünkü yaşam, kimi zaman bir do sesi kadar kısa, birkaç cümle kadar da uzun olabilir.
Do Sesi’nde Ferit Edgü, az sözle çok şey anlatmanın, anlatıda tutumluluğun, etkinin yoğunlaştırılarak aktarımının en güzel örneklerinden birini daha sergiliyor.
Azla yetinmeyi bilen okur için bir okuma eylemi...
1936’da İstanbul’da doğdu. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde başladığı öğrenimini Paris’te sürdürdü. 1976-1990 yılları arasında, kurucusu olduğu Ada Yayınları’nda, çağdaş Türk ve dünya yazarlarının, şairlerinin yapıtlarını yayınladı. Edebiyatın çeşitli alanlarında onlarca ürün verdi. "Bir Gemide" adlı kitabıyla 1979 Sait Faik Armağanı, "Ders Notları" ile 1979 Türk Dil Kurumu Ödülü, "Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı" ile 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü aldı. Abidin Dino, Yüksel Arslan, Bedri Rahmi, Eren Eyüboğlu, Füreya, Aliye Berger, Ergin İnan gibi sanatçılar üzerine yayınlanmış kitapları vardır.
Leş'in (toplu öyküler derlemesi) ilk kitabıydı. Çok güzel üç dört öykü var içinde. Adlar, Yol ve Şanslı'ya özellikle bayıldım. Yalnız kitabın geri kalanı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Tek merak ettiğim, bu kitabı isimsiz biri bir yayınevine gönderse mesela yayınlanır mıydı?
Ferit Edgü'nün okuduğum ilk eseri olma niteliği taşıyan "Do Sesi"ni "Leş" adlı toplama eserinin ilk kitabı olması sebebiyle okudum. Edgü'nün Türk Edebiyatı için ne kadar önemli bir yazar olduğunu anlamak için en uygun eser değil belki ama buna rağmen yazarın eserleri hakkında fikir sahibi olmanızı sağlıyor. Kitaptaki kısa hikayeler önceki eserlerine nazaran çok bir bütünlük sağlayamıyor. O yüzden "Çığlık", "Bir Gemide" ve "Av" gibi oldukça başarılı hikayelere rastlamak zor. Öte yandan, hemen sonrasında okuduğum "Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı" beni yazara hayran bırakmıştı.
O günlerde sık sık izleniyordum. Bıktım. Ben de beni izleyenleri izlemeye başladım. Böylece onlarla aramda bir eşitlik doğdu: Onlar da, ben de hem izleyen, hem izlenen olduk.
Tarzında saçma sapan, zorlama kısa yazılardan oluşan kitabı anlamakta güçlük çektim. Yukarıda yazılan paragrafı anaokuluna giden biri de yazabilir. Bazen yazarların gerçekten saçmaladığını düşünüyorum. Bu kitap da Ferit Edgü’nün saçma hikayelerden oluşturduğu kitabı olarak hafızama kazındı.
Tezer Özlü ile mektuplaşmaları, Tezer Özlü'nün Ferit Edgü'ye olan düşkünlüğü beni yazarı tekrar okumaya itti, söylemiştim. Do sesi, zannediyorum şu ana dek okuduğum en güzel kitabı. 92 sayfalık bu minik kitapta bir sürü öykü var, çoğunlukla birkaç cümlelik, neredeyse şiirsel ve yoğun öyküler bunlar. Temelde dört başlık altında toplanmışlar: Ölüm Öyküleri, Yaşam Öyküleri, Saçma Öyküler ve Geçişler.
Elinize aldığınızda bir çırpıda bitireceğinize şüphe yok fakat sürekli el altında bulundurmak da isteyebilirsiniz tekrar tekrar karıştırmak için. Ben Ferit Edgü'nün öteki kitaplarını da merak ediyorum, haydi bakalım, yeni bir yazar, yeni bir yolculuk, yihu!
Ferit Edgü'nün bu küçük, kısa, şiir-öykülerini sevdim. Az kelime kullanılmasından kaynaklı hafif, uçuşan bir hissi var. Sadece sevgi, merhamet, özlem değil, çeşit çeşit duygu var. Kin var, öfke var, intikam var. Bence hepsi çok güzel, hepsine ihtiyaç var. Demek ki duyguları anlatmak için o kadar çok kelimeye, uzun uzun tariflere, tahlillere ihtiyaç yokmuş dedirtiyor. Deneyerek bir şeyler bulmuş, denemeye de teşvik ediyor.
"başa gelen çekilir, deyip, elimde, babadan kalma küçük bir çanta, içinde bir ayna, bir tıraş sabunu, bir tıraş fırçası, bir diş macunu, bir diş fırçası, bir tarak, bir çift çorap, bir fanila, bir don, iki de kutsal kitap, yola koyuldum."
mini mini sözlerle hayatta belki hiç yaşamayacağınız duyguları hissettiren cümleler kuruyor yazarlar. birkaç saniyede okuyup bambaşka şeyler hissedin diye.
Garip Ailede'ki gibi; Buraya nereden geldiğimi bilmiyorum. Onlar da bilmiyor. Benim nereden geldiğimi değil, kendilerinin nereden geldiğini. Ayrıca, onlarla aynı dili de konuşmuyorum. Ayrıca onlar da, kendi aralarında aynı dili konuşmuyor. Böylece, (garip aile!) bir arada yaşayıp gidiveriyoruz işte.
Do Sesi, Ferit Edgü'nün şiir tadında öykülerinden oluşan eseridir. Açıkçası kitaptaki öykülere tam anlamıyla bir öykü demek ne kadar mümkündür bilemiyorum; ama şiir tadındaki bu öyküler damakta güzel bir tat bırakırken okuru tarif edilemez hislere sürüklüyor.
Kitap; Ölüm Öyküleri, Yaşam Öyküleri, Saçma Öyküler ve Geçişler bölümü olmak üzere dört bölüme ayrılmış. Her bölümde konu başlığıyla bağlantılı öykülere yer verilmiş. Söz gelimi, Ölüm Öyküleri içerisinde bulunan öyküler damakta bir ölüm tadı bırakırken; Yaşam Öyküleri içerisinde bulunan öyküler damakta bir yaşam tadı bırakıyor.
Hani hayatta bazı anlar vardır, bambaşka bir duygu içerisine girersiniz; ama o duyguyu tarif etmek, kelimelere dökmek imkansızdır. Belki o duyguyu tarif edecek bir kelime daha türetilmemiş, belki de o duyguyu yalnızca siz yaşamış olduğunuz için diğer insanların anlaması mümkün değildir. İşte bu kitaptaki öykülerin okurda bıraktığı his de buna benzer bir his. Mesela do sesi, do notası, gerçekten de ölümü çağrıştıran bir ses, nota. Bilemiyorum, siren sesinden dolayı mı insana ölümü çağrıştırıyor; ama Ferit Edgü'nün bunu tespit ederek Do Sesi üzerine bir öykü yazması çok güzel. Ve inanın tarif edilemez. İnsanı bambaşka duygu diyarlarına sürükleyen cinsten...
Sel Yayıncılık'tan okuduğum kitabın arkasında, "‘Azla yetinmeyi bilen okur için bir okuma eylemi…" yazıyor. Gerçekten de kitabın içerisindeki öyküler birkaç kelimeyle oluşturulmuş kısacık öyküler. "Azla yetinme"den kasıt, kelime azlığıysa, evet öyküler az sayıda kelimelerle anlatılıyor. Ancak hissettirdikleri o kadar da az değil. Ferit Edgü, az sözle çok şey anlatmanın, birkaç kelimeyle yoğun bir duygu aktarımının en güzel örneklerinden birini sunmuş ve bana göre bu çabasında da başarılı olmuş.
Demek ki duyguları anlatmak için o kadar çok kelimeye, sayfalarca yazmaya, uzun uzun tariflere, tahlillere ihtiyaç yokmuş. Birkaç doğru kelimeyi doğru yerde kullanarak veya gerektiğinde susup ucu açık cümleler kurarak da duyguları okura aktarmak mümkünmüş.
Do Sesi'ndeki öyküleri "çerçeve öyküler" diye tabir etsek yanlış bir tabir kullanmış olmayız bence. Zira yazar, vermek istediği mesajı veya duyguyu birkaç cümle ile okurun önüne sunarak çerçevenin içerisini okurun doldurmasını amaçlamış. Tabii böyle bir tarza karşın, her öyküden, yazarın vermek istediği mesajı veya duyguyu almak pek kolay olmuyor. Bazen öyküyü okuduğunuzda hiçbir şey anlamamış olabiliyorsunuz. Sanırım bu kitaptaki öyküleri tam anlamıyla anlamak için iyi bir Ferit Edgü okuru olmak şart. Benim ise okuduğum ikinci Edgü eseri olduğu için, maalesef her öyküyü anladığımı sizlere söyleyemeyeceğim.
Ferit Edgü kaliteli bir yazar. Bu kitaptaki öyküleri ise, asla sıkmayan ve şiir tadında duygu yoğunluğu taşıyan öyküler. Eğer Do Sesi'nin size de ölümü çağrıştırdığını düşünüyor; ama bunu mantıklı bir gerekçeyle tarif edemiyorsanız, Ferit Edgü sizin yazarınız olabilir.
Edgü’den şiir misali kısacık öyküler. Az sözle çok şey anlatıyor. En çok yaşam öyküleri ve saçma öyküler kısımlarını beğendim ama hepsine bayıldım diyemem. Hakkaride bir mevsim gibi değil. tam böyle tatilde eline al bitir bi kafa dağıt, topla kitabı.
Hayat soğudu. Hava soğudu mu dedin? Hayır, soğuyan hayat. Yaraların mı sızlıyor? Yaralarım evet. Dayanılır gibi değil, öyle mi? Evet, aynen. Zavallı insan. Bunun insanlıkla ne ilgisi var? Peki neyle ilgisi var? Yaralarımla. Yalnızca o kapanmak bilmeyen, gövdemi kemiren yaralarımla.
Ferit Edgü’den okuduğum en iyi eser değil belki ama yine de ilk kez Ferit Edgü okuyacaklar için doğru bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kendisinin yazım tarzını ve öykülerinde neyi amaçladığını anlamanızı sağlayacaktır. Kitabı genel olarak çok sevdim, içinde şiir okurken yaşayacağınız duygu yoğunluğunu size hikaye okurken yaşatacak eserler var. Ferit Edgü’den bu eserle başlayıp Çığlık ile devam etmenizi öneririm sonrası artık sizin zevkinize göre :)
Ferit Edgü ve öykülerini seviyorum. İnce oldukları ve çabuk okundukları için eğer elimde yazarın kitabı varsa hiç bekletmem, hemen okurum. Yıl sonuna doğru okuma hedefinize ulaşmada zorluk çekiyorsanız ilk tercihiniz Ferit Edgü olmalı.
Ferit edgü'nün şiirsel, kısacık öykülerinden oluşan bir kitap. Dil, Çöl, Bir garip sürgün en çok bunlardan etkilendim sanırım. Zaman içinde dönüp mutlaka tekrar okuyorum Edgü'nün eserlerini. Bir çok farklı detay buluyorum döndükçe ama hep hatırımda kalan onun yalnızlığı oluyor. Gönderildiği "sürgünde" dilini öğrendiği insanlarla paylaştığı o yalnızlık.
ARTI. EKSİ. Bana mutluluğu aradığını, mutluluğun peşinde olduğunu, mutluluktan başka bir şey düşünmediğini söylemiş olsaydı, ben de yalan söyleyip umut vermezdim ona. s.43