Željela sam se zaljubiti, voljeti, biti voljena. To je tako jednostavno.
Glavna protagonistica romana je tridesetpetogodišnjakinja čiji se život iznenada mijenja nakon odlaska od supruga i kćerke, te naglog pogoršanja zdravlja. Ne sluti da će napuštanjem s ljubavlju građenog doma tajne koje je godinama vješto skrivala, jedna po jedna, isplivati na površinu. Pred njom se nalazi mnoštvo pitanja na koja mora odgovoriti i teških odluka koje mora donijeti. Šetajući prelijepim istanbulskim kvartovima i gledajući u blistavi Bosfor, prisjetit će se porodice, odnosa s majkom, te svih loših odluka koje je donijela i koje su joj u potpunosti promijenile život.
Kao i u Konaku suza i Veneri, Şebnem İşigüzel još jednom je čitaocima ponudila iskrenu, toplu i dirljivu priču o junakinji koja je hrabro koračala kroz život, iako to nije uvijek bilo lako i koja je samo željela voljeti i biti voljena.
1973 yılında doğdu. İstanbul Üniversitesi’nde antropoloji okudu. İlk kitabı Hanene Ay Doğacak 1993 yılında yayımlandı. Aynı yıl Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne değer bulundu. Sonra sırasıyla Öykümü Kim Anlatacak (öykü, 1994), Eski Dostum Kertenkele (roman, 1996), ağırlıklı olarak Radikal İki’de yayımlanan yazılarını topladığı Neşeli Kadınlar Arasında (deneme, 2000), Sarmaşık (roman, 2002), Çöplük (roman, 2004), Resmigeçit (roman, 2008), Kirpiklerimin Gölgesi (roman, 2010), Venüs (roman, 2013) ve Ağaçtaki Kız (roman, 2016) kitapları yayımlandı. 2016 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlanan Gözyaşı Konağı, Ada, 1876 adlı romanıyla Duygu Asena Roman Ödülü’nün sahibi oldu. Çocuklar için Annem, Kargalar ve Ben’i (2011) yazdı. Hayatını yazarak sürdüren Şebnem İşigüzel, Tamar ile Ararat’ın annesidir.
Gerçekten yaşadıklarımızın ne kadarının sahici olduğunu bilebilmemiz pek mümkün olmuyor. Yıllarca dostum dediğiniz ya da aynı yastığa baş koyduğunuz eşiniz aslında tanıdığınız insan olmayabilir ya da derin sırlar sahibi olabilir.
Kitabın öyküsü tam da bu noktada başlıyor. Kahramanımız kanser teşhisi konmuş, tedavi değil ölümü bekleme yolunu seçen geçmişi sırlar ve bilinmezliklerle dolu genç bir kadın.Onun ağzından yaşadıklarını dinlerken sayfalar nası geçiyor gidiyor anlamıyorsunuz. Yazar daha önce okuduğum kitaplarında da bana aynı hissiyatı vermişti. Ben o satırların arasında adeta uçar gibi sayfaları bitirmiştim.
Dozunda aforizmaları ve satır arası eleştirileri ile okuru sıkmıyor.
Kitabın sonuna doğru bir acele edilmesini hissetmeniz mümkün. Keşke çok daha temiz bir son yazılsaymış diye düşünebilirsiniz fakat bence uzatmadan sonlandırması da tadında kalmasını sağlamış.
Tüm bunlarla birlikte yazar sizi üzmüyor edebi olarak tatmin ediyor ve kitap bitince iyi ki okudum diyorsunuz.
Bence okuyunuz, Şebnem İşigüzel ile mutlaka bir satırda buluşunuz!
"Sjedim mu u krilu na balkonu, pod suncem, smiješim se i ljubimo se, a njegove ruke su u mojim rukama... Dok vam ovo pričam, duboko u sebi se nadam da će ostati vremena za nas dvoje. Da se volimo."
‘İyilik’ ismiyle tezat aslında kötülüklerin listesini çıkarıyor bize. Hayatını türlü zorluklara bata çıka kurmayı başarmış bir kadın karakterin ölüme yürüyüşünü okuyoruz. Onun ölümü kabullenmek konusundaki olgunluğu; hayatının acı gerçekleriyle savaşıyor. Hesaplaşmalar bitmiyor, nefes aldırmıyor. Şebnem İşigüzel’in romancılığını özel buluyorum. Hep kabuğunu değiştirdiğini ve yenilendiğini görmek şaşırtıcı. Yine bugüne kadar yazmadığı tarzda bir roman kaleme almış. Tek oturuşta bitirdim, öyle bir sihri var kitabın. Seneler İşigüzel’in hikâye anlatma becerisini katlıyor. Yazarı sevenlere mutlaka öneririm. Ayrıca ilk kez İşigüzel okuyacaksanız ‘İyilik’ son romanı olmasına rağmen çok güzel bir başlangıç olacaktır, onu da belirtmeliyim.
“Anı irim toplayan bir yara olsa bile, insan hatırlamaktan vazgeçmez. Ve insan boşuna hatırlamaz.”
Keske, -de ekinin dogru yazilip baglac muamelesi gormedigi, yazarin internette populer olan kisisel gelisimvari klise sozleri karakterin diyaloglari olarak yazmadigi bir kitap olsaydi "Iyilik". Belki o zaman severdim kitabi. Biraz daha kendimi vererek okurdum en azindan.
Şebnem İşigüzel'in diline hayran kalmamak elde değil: Zamanımız gündelik dilini, dilimize işleyen yeni terimleri ve kalıpları sıradan görünümlü bir zamane kadınına öyle konuşturmuş ki, işte her gün konuştuğumuz bu dile şöyle dışardan bakmak iyi geldiği kadar farkındalığı da artırıyor.
“Bazı felaketler insanı değiştirmek içindir. Ama adı üstünde felakettir işte”.
"İçimizden geçenleri söylersek yalnız kalırız. Oysa bizi biz yapan içimizden geçirdiklerimiz ve söyleyemediklerimizdir. Onlar içsel hayatımızı yaşatırlar".
Aslında başka bir kitaba başlayacaktım ama çok uzun zamandır görmediğim bir arkadaşım, bana "buluşma hediyesi" olarak İyilik'i verince hemen okumak istedim. Daha önce Şebnem İşigüzel'in Hanene Ay Doğacak isimli öykü kitabını okumuş ve çok sevmiştim. İyilik'e de merakla başladım.
Kanser olduğunu öğrenen, mesleğini, ailesini, kısaca her şeyini kaybetmenin eşiğinde olan (ya da belki de hiç kazanamadıklarını tamamen yitirmenin demek lazım) bir kadının hikâyesini son günlerinde, onun ağzından dinliyoruz. Kitabın adı "İyilik" olsa da onun tam tersini içinde barındıran karakterleri okuyoruz.
İşigüzel'in kalemi çok akıcı. Neler olduğunu, olacağını merakla takip ediyorsunuz ama nedense yarısından sonra başlardaki hevesimi kaybettiğimi hissettim.
İyilik bir Şebnem işigüzel klasiği olarak beni derinden yaraladı. Ne çok özlemişim bu satırları okumayı. Ama bu sonbahar gününde tam da 35 yaşındayken karakterin melankolisi biraz fazla değil miydi sanki? O melankolik satırları okurken ruhu 100 yaşında bir kadının satırlarını okudum adeta. Hep tüketilen hep yanlış anlaşılan asla sevilmeyen adı bile olmayan bir kadındı anlatılan ki o kadın şansa hep de bunların açlığını çekmişken yaşıyordu hayatın verdiklerini. Ama işte bir şekilde hayat bize çoğu zaman istediklerimizi vermiyor. Hayatının kontrolünü elinden kaçırması ile hastalığını öğrenmesi de belki bu yüzden aynı tarihlere denk geliyor. Tabii ki okuyun okutun demelik bir kitap yazmış yazar yine. Hatta keşke de bu kadar çabuk bitirmeseymiş.
Kanser hastası olduğunu öğrenen ve geçmişteki küslükleriyle savaşmaya çalışan bir kadın..kanser olmadan hemen önce geçmişte yaptıkları ortaya çıkan ve ailesi yerle bir olan bir kadın..klasik Şebnem İşigüzel anlatımıyla akıp giden bir hikaye..5 üzerinden 3..
Ne yazık ki söylendiği kadar “vurucu” bir yönüne rastlayamadım. Daldan dala atlayan ve nerede olduğumu unutturan bir anlatıma sahip. Normalde bu tarz durumlarla karşılaştığımda kitabı olduğu yerde okumayı keserdim ama bitirmek istedim. Karakterler ve olaylar bana oldukça cringe diye tabir edebileceğimiz kalıpta geldiği halde belki ben yanlış düşünüyorumdur ve farklı bir perspektiften bakmamı sağlayacak, bana daha önce fark edemediklerimi fark ettirecek şeyler gösterecektir diye devam ettim ama bitirdiğimde çok da farklı bir kanıya varamadım.
Şebnem İşigüzel’i, anlattığı hikayeleri ve kadınları seviyorum. Bu kitabın başlarında biraz hayalkırıklığı yaşadım, anlatılanlar, cümleler çok sıradan geldi. Ama hikaye ilerledikçe resim değişti. Şebnem Hanım yine yüreğe dokunan, düşündüren, sarsan bir hikaye anlatmış. Tavsiye ederim, okuyun. İyilik hep yensin kötülüğü.
Çalkantılı düşünceleriyle beni sık sık düşünce krizlerine soktu bu kitap. Severek ve büyük bir iştahla okudum. Karakterin yalnızlığında kendimi buldum. Çok dokunaklı sözler var kitabın içinde.
2,5/5 "Yaşamak ne?" diye sorarsanız benim gibi hayatın sonuna gelmiş birisine, "Devasa bir hatırlama faaliyeti," derim size. Olaylar, insanlar, sözler, isimler, duygular, hisler. Yaşamak hatırlamaktır. İlerisi için.
Bıraktığınız yerdeyim.
Kıyıda.syf203
Hayatla arama önünde hayal kırıklığı içinde dikildiğim, diğer tarafında pişmanlık olan bir yaşan-mamışlık duvarı örmüştüm.
Insanın en ağır yükü kendisi.
Neydi benim ağır yüküm?
Kimdim ben?syf36
Kolu kanadı kırık kadınlar. Kocalarını hayalet gibi uğur-layıp ölü gibi yatağa giriyorlar yeniden. Ölüm uykusuna ya-uyorlar. Bir nevi toprak gibi çekiyorlar üstlerine yorganı. Olur öyle. Kadının ayakta ve hayatta kalması zordur. O ka-dınların böyle olmasına sebep ne uykularının gelmesidir ne kendileri. Buna sebep başkalarıdır. Çoğunlukla kocalar, se-vilen erkekler, erkekler, onların temsil ettiği düzen, erkekli-ğin içine sızdığı hayat. Bu neden aklıma gelmişti acaba? Sū-leyman'ın gidişiyle bana depresyon uykusundaki o hüzün-lů mahalleyi hatırlatan neydi? Bir terapist halen babamın ya-sını tuttuğumu söylemişti. Bu artık melankoliye dönüşmüş. Öyle demişti. Haklı olabilirdi. Melankoli kendini bilmeyen bir anıdır. Okuma kulübünde bunun altını çizdiğimi hatırlıyorum.syf157 "lyi ki doğdum, iyi ki ölü-yorum," dedim içimden. Daha fazlası çekilmez olurdu. Ya-nıp sönen fosforlu plastik kalbi düğmesine basıp söndür-düm. Ölüm de böyle bir şey olmalıydı. Buna inanmanın ver-diği huzurla gözlerimi kapadım.syf55 Yaşamak zor bilirdim. Ölmek daha zormuş. İnsan ölür-ken derin bir üzüntü duyuyor sadece. Yarıda kaldığı için, herkes yaşarken o gittiği için, yaşamak istediği için. Haya-um. Bir solukta anlattıklarım. Ben. Insan yaşadığına inan-mıyor ve yaşamaya devam etmek istiyor. Yaşamak istiyor. Yaşamak istiyorum. Ama artık çok geç. Bitti. Bu arada şunu söylememe izin verin lütfen: Hiç kimseyi bağışlamadım. Kır-gın geldim, kırgın gidiyorum. Son bir şey daha. Burada böy-le ağzım açık can çekişirken ve peşinde ışık olması umuduy-la karanlığa bırakmışken kendimi, "İyiliğe!" dedim sessizce. lyiliğe! İçimde kalmasın diye söylüyorum şimdi. İyiliğe. İyilige. lyilige.syf294
"İnsanın en ağır yükü kendisi. Neydi benim ağır yüküm? Kimdim ben?" s.36 "Babam dünyayı olduğu gibi değil gördüğü gibi algılıyordu. Evimiz saray kendisi kral olsa bu kadar mutlu olurdu." s.45 "İyi ki doğdum, iyi ki ölüyorum," dedim içimden. Daha fazlası çekilmez olurdu. Yanıp sönen fosforlu plastik kalbi söndürdüm. Ölüm de böyle bir şey olmalıydı. Buna inanmanın verdiği huzurla gözlerimi kapadım. s.55 "Ölen acaba en çok kimin sevdiğiydi? Ya ben? Ben kimin en sevdiği oldum bunca zaman? Kim bilir belki ben bilemedim sevmeyi. Ne kendimi, ne başkalarını..." s.80 "İnsan diyemediklerinden müteşekkil...Ama unutmayın insan bir enerji ve bu söyleyemedikleri dalga dalga geçiyor karşısındakine. Yeter ki aynı frekansa girebilsin." s.101 "Hasta bir insan böyle mutlu olamaz, kendisine yepyeni bir hayat kuracak gücü kendisinde bulamaz. Böyle düşündüm." s.102
Akıcı ve -bir yere kadar- merak unsuru barındıran bir kitaptı. Bazı kısımlar ve tespitler çok iyi olmakla beraber bazı yerler ise yüzeysel geçilmiş. Zaman zaman ajitasyona kayması ve hayata dair daha çok tespit yapabilme adına zorlama genellemelere başvurulması maalesef okuma zevkini törpülüyor. Yine de sayfa sayısının az oluşunu göz önüne alırsak birkaç günlüğüne farklı bir atmosfere girmek ve bazı konularda yeni bakış açıları kazanmak için okunabilir.
... İçimizden geçenleri söylersek yalnız kalırız. Oysa bizi biz yapan içimizden geçirdiklerimiz ve söyleyemediklerimizdir. Onlar içsel hayatımızı yaşatırlar...
... Yaşamak nedir diye sorsalar bana :Devasa bir hatırlama faaliyeti derim....
Kitabı çok beğendim. İçinde çok fazla şey buldum. Biraz demlensin içimde yine yazarım belki.
Bu kitap hakkında ne düşündüğümden emin değilim. Kötü değil ama iyi de değil gibi. altı çizilesi çok fazla cümle var ama bunlar da araya zorla sıkıştırılmış gibi hissettirdi. Bir de karakterle hiç bağ kuramadım. Bu da benim için eksik yönlerden biriydi. Diğer yandan merakla da okudum diyebilirim. Bilemiyorum kafam karışık :)
çok basit, ne edebi derinliği var ne de içerik derinliği. okuyan her cümlenin altını çizsin internette paylaşsın diye yazılmış bir kitap gibi geldi bana…
niye okudum diyecek olursanız da arkadaşım önerdiği için.
Sebnem isiguzel her zaman belli bir standartin uzerinde yazar bu kitabi da oyle ustalikla, etkileyici bir hayat hikayesi aktarmis okuyucuya. Ancak keske biraz daha uzun olsaydi, kitaptaki yan karakterleri daha derinlemesine tanimak isterdim.
Beklentiye girmeden hızlıca okunabilecek bir kitap. Konu klişe gibi ama yine de çok sıkmadan okunuyor. Flashbackler dozunda ve hikayeyi aydınlatıcı şekilde işlenmiş. Sonlara doğru biraz acelecilik hissettim.