Türkçede artık eskimeye yüz tutan "ismiyle müsemma" deyişini çok severim. Bir kitaba ad koymak, bu adı kitabın içeriğine uydurmak pek güçtür. Kimi zaman da öyle başarılı adlar koyulur ki kitaplara; ad, kitabın dahi önüne geçer. "Rahmet Yollar Kesti" işte bu soy bir ad. Okuyunca hak vereceksiniz.
Kemal Tahir'in sözünü sakınmayan, olanı olduğu gibi gösteren, hoşa gitmeyecek korkusuyla birtakım kişileri ve olayları idealize etmeyen gerçekçi tarzını çok seviyorum. Okuduğumuz bunca romanda kent insanın türlü rezilliklerine pek şaşmayız da; yıllarca kafamızda yarattığımız saf, masum, dostâne, cömert, dürüst köylü imgesini zedeleyecek satırlara şaşarız. Hâlbuki insan her yerde insan değil midir?
Kemal Tahir, bu ezberi bozuyor, yerle bir ediyor. Saflıkla, bozulmamışlıkla özdeşleştirdiğimiz taşrada ve taşra insanında anlattığı kepazeliklerini gördükçe sarsılacaksınız. Bütün bu olaylar elbette Kemal Tahir'in düşgücüyle epey süslenmiştir ama kökünde, özünde hapishane yıllarında koğuşta diğer mahkûmlardan dinlediklerinin olduğunu tahmin etmek hiç güç olmasa gerek.
Bir İstanbul çocuğu olan Kemal Tahir, köylünün gözünde para, kadın, din vb kavramların ne ifade ettiğini bu denli iyi kavrayabilmesini, kuşkusuz kurduğu bu mahpushane dostluklarına borçlu. Aksi hâlde bir İstanbul çocuğu bunca halk deyişine, söyleyişine ve sözdağarcığına nasıl böylesine hâkim olabilirdi?
Romanın biçemiyle ilgili de söyleyecek birkaç sözüm var. Rahmet Yolları Kesti'nin karmaşık kurgusunu tümüyle anlamak güç. Bir kere, romanın kilit kişilerinden Çerçi Süleyman, öylesine karmaşık, öylesine şeytanî bir tasarı kuruyor ki, "şeytan bile yanında yedi kere zemzemle yunmuş kalıyor". Kitapta, genel olarak olay anlatımı ve sahne betimlemesi yok denecek denli az. 343 sayfa boyunca tümüyle kişilerarası konuşmalar sıralanıyor desem yalan olmaz. Tabii tiyatro metni gibi her sözün öncesinde söyleyenin adı yazmadığı için, bazan ikiden fazla kişinin bulunduğu sahnelerde kim ne söylüyor izini sürmekte güçlük çektim. Ama dikkatli bir okumayla üstesinden gelinemeyecek bir durum değil.
Anlattığı hikâye kadar, çektiği Anadolu fotoğrafıyla da etkiledi beni Rahmet Yolları Kesti. Edebiyatımızda, hatta arkadaş ortamı konuşmalarımızda bile pek işlenmeyen, dokunmaktan çekinilen pek çok konuya değinmiş Kemal Tahir. Namus kavramı, köylünün cinselliği, Alevilik, Alevi-Sünni ilişkileri, köylünün kadına -hiç de olumlu olmayan bakış ve yaklaşımı- ve köylünün devlete bağlılığı ve güveni gibi pek çok tabunun üstüne örttüğümüz örtüyü aralamış. Bu bakımdan, bir roman kadar; sosyolojik ve folklorik bir kaynak eser gözüyle de bakarak okudum.
Kemal Tahir mutlaka okunmalı. Edebî birikiminize pek güvenmiyorsanız birkaç yıl bekleyebilirsiniz ama sonuçta muhakkak okuyun. Okutun.