Yalnız değiliz hiçbirimiz! Başkalarının hayatında yalnızca tanıdık bir yüzken, şanslıysak kendi hayatımızın başrolü oluruz. Fakat bazen kendimizle öyle çetin bir hesaplaşmaya gireriz ki kendi hikâyemizde dahi gitgide silikleşiriz. Ama bu hikâyelerde umutsuzluğa yer yok! Hayatı ister görkemli bir sahnenin suratımıza vuran ışıkları altında yaşayalım, ister tıngır mıngır giden külüstür bir minibüsün mülayim yolcusu olalım... Her halükârda birbirimize görünmez sicimlerle bağlıyız, birbirimizin yaşamlarına değdiğimiz kısa anlar sayesinde anlam bulur, gökyüzü altında var olan her rengin eşsiz tonlarını görme fırsatına nail oluruz.
Kışı çıkaracak kadar umudumuz, korktuğumuzda elini tuttuğumuz çocukluğumuz, kötü hatıraları silip yerine güzellerini koymayı görev edinen sevdiklerimiz, bir başımıza kalmayacağımıza duyduğumuz inancımızla varız. Önü denize, sırtı yaman dağlara bakan, sıcacık insanların yaşadığı komşu köylere konuk olmaya hazır mısınız?
Şeyma Çekici’nin aniden çıkagelen komşunun getirdiği bir demlik çayın sıcaklığındaki öyküleri Ya Bir Gün Kavanoz Kapakları Biterse’de bir araya geldi.
Hayallerini fındık dallarında, rahatsız etmesin diye etiketi kesilmiş bebek tulumlarında, hiç tadına bakılmamış tüp çikolatalarda, sofraya sayıyla konmuş zeytin tanelerinde, hâl hatır soran bir tanıdığın samimi sohbetinde ve pek tabii gıcır gıcır kavanozlarda saklayanların hikâyesi.
“Bizim oralarda komşunun bir gün sesi çıkmazsa bir şey mi oldu diye kapısı çalınır, çocuklar uzun süre ağlasa yardıma ihtiyacın var mı diye sorulur, çocuklar gülüşse oynaşsa bizim de evimiz şenleniyor diye sevinilir.”
Raşõmon ve Dıger Öyküleri 'nin Alfa Yayınevinden cıkanını da 2. Kez okuyunca ;104. Kitabımı storytelden bitirmiş oldum #şeymaçekici #yakavanozkapaklarıbirgünbiterse adlı öykü kitabıydı. Çok ama çok beğendim. Tam tadındaydı ne toksik pozitiflikle boğuldum ne de dramdan öldüm hep umuda dairdi. 10 tane öykü var ve hepsi bir noktada bağlı ve acısıyla tatlısıyla o insanları tanımış oluyorsunuz Karadenizin insanları anlatılmış ama bu coğrafyada ne yazik ki çoğu durum ortaktı Ayşe'ye ve Songül'e ayrı yandım kesinlikle tavsiye ederim.
Dikkat eksikliğim yine yaptı yapacağını, belki okumak yerine dinlediğimden, taaa kitabın yarısında öykülerin birbirine pas verdiğini fark edebildim. Dinlemeye devam ettim. Bittikten sonra sondaki kahraman kalabalığıyla en başa dönerek ilk yarıyı tekrar dinledim.
Biliniz.
Çok doğal, çok iyi gözlemlenmiş hiçbir detayı açıkta kalmayan çok temiz öykülerdi. Yer yer güldürdü. Yer yer ağlattı.
Yazarı hiç duymamıştım. Ne çok kitabı varmış. Merakla devam edeceğim.
Kitabı okumadım, storytel üzerinden dinledim. Sevdiğim bir arkadaşım tavsiye etmişti. Kitabı dinleyince de neden tavsiye ettiğini anladım. Yazar için İstanbul doğumlu diyor ama kendisi Karadeniz kültürüne çok hakim. Ben de o coğrafyada fındık toplayarak büyüyen bir çocuk olduğumdan öykülerde geçen fındık dalları, patoz ve her şeyin fındıktan gelecek olan para ile ödeneceğinin söylenmesi çok tanıdık geldi.
Kitaptaki öyküler birbirine bir şekilde bağlı olan insanların hayatını anlatıyor. Çoğu zaman hüzünlü olan bu öyküler, Karadeniz'in coğrafyasında ya da genel olarak Türkiye'de toplumsal baskılar nedeniyle sıkışıp kalmış olan kadınların hayatları üzerine odaklanıyor. Belki çoğu kişi bilmiyordur ama özellikle Doğu Karadeniz'de kız çocuğu evlattan bile sayılmaz. O yüzden babası tarafından bir tüp çikolataya bile layık görülmeyen yaralı bir kız çocuğu olan Songül'e çok üzüldüm. Kitabı dinlerken çoğu yerde boğazım düğüm düğüm oldu ve gözlerim nemlendi sıklıkla. Duygu yüklü insan hikayeleri isterseniz kitabı iç rahatlığı ile okuyabilirsiniz ya da dinleyebilirsiniz benim gibi.
O kadar doğal bir dille yazılmış ki kesemedim hikayeleri. Şunu da şunu da derken kitap bitmişti. Günlük hayattan hep gördüğümüz insanların çok tanıdık ama bir o kadar da farklı hikayeleri. Ayrı bir parantez açarak son zamanlarda kadın hikaye yazarlarımız çok güzel işler yapıyorlar. Melisa Kesmez, Sinem Sal, Hasibe Özdemir ve artık yanlarına eklediğim Şeyma Çekici; gerçekten kadınlarımızla gurur duyuyorum. İhtiyacımız olduğunda hep bir hikaye kadar uzaktalar.
Her öykü birbiriyle bağlantılı. Sanki kendi mahallemi, akrabalarımı, dostlarımı okuyor gibiydim. Karakterler çok gerçek ve yalın. Şermin Yaşar öykülerini sevenler mutlaka denesin. Farklı ama aynı tadı hissettiriyor. Şermin Hanım’ın muzip yanı biraz daha baskın, Şeyma Hanım’ın ise dram yanı.
Küçük bir ilçede yaşanan, her bir öykünün bir diğerine dokunduğu sıcacık bizden bir kitap. Yazarın kalemiyle tanıştığım ilk kitabı oldu. Gözlerimizi dolduran, boğazımızın düğümlendiği, unuttuğumuz duyguları hatırlatan şahane bir öykü kitabıydı.
Birbirine bağlanan harika hikayelerden oluşan, dili çok güzel bir kitap. Köy, kasaba gibi yerlerde büyüyen kişilerin kendinden çok şey bulacağına eminim. Ben her hikayede “aa annem, aa babaannem..” dedim. Keyifle okunuyor, akıp gidiyor.