Değişimden uzak sanılanların gelecekten çaldıkları ve geçmişe yaptıklarının hesabı yabancı insanlara tutturulursa ne olur? Yargılamak yerine yaşamak ne kadar zor olabilir? Sorulan tonla soru anılardan taşarak koridorun duvarlarında yankılanıyor. Muzip rüzgâr hepsini karıştırıp sınırları yok etmeye çalışıyor. Değişmek için tüm bildiklerimizi yok mu etmeli yoksa başka türlüsü mümkün mü? Koridor sakinleri kaygılarından sıyrılırsa cevapları arayabilir. Yaşamlarının akışına karışan isyanı kabullenen beş insan dönüm noktasında tesadüf ediyor. Rüzgâr Koridoru unutulanların çağrısını yapıyor.
“Rüzgârın ahkâm kesilecek tonla şeyi olduğunu fark eden koridor, menteşelerini gıcırdattı. Rüzgâr havada asılı kalan cümleyi birkaç kez daha üfürdü. Biraz sağa bir miktar sola yalpalayarak çakıldı kelimeler. Kimse cevap vermedi. Zaman ilerlemiyor, insanlar konuşmuyordu. Eylemin sessiz versiyonuna dair hayali dövizler hazırlayan koridor nasıl bir çözüm bulacağını şaşırdı. Defalarca ana şahitlik etmişti. İlk kez bu kadar yaklaştığını hissettiği için heyecanlıydı. Akordeon misali uzayıp kısaldı. Kapıları eğilip büküldü, duvardaki saatin akrebi ve yelkovanı gerisingeri akışa geçti.”
1992 Bursa doğumlu, çocukluğu Samsun’da geçti. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden mezun oldu. Konuşmaya başladığı andan itibaren bitmek bilmez hikâyeleriyle etrafındakileri yormayı, yazmayı öğrendiği vakit bıraktı. Daha az konuşmadı elbet lakin her daim yazdı.
Uzun soluklu kurguların yanı sıra öykü yazmaktan da keyif alıyor. Bu sebeple bir müddet dergi sektörüne girdikten sonra Kayıp Rıhtım’a çapa attı. Düzenli olarak Aylık Öykü Seçkisi’nde yer almaya gayret ettiği dönemde bu mecrada yirmi öykü biriktirdi. Tuna Nehrine Öyküler adlı yarışmada ilk ona giren öyküsüyle kırılma noktasına ulaştı. Güvercin Teleğinde Düşler adlı öyküsü proje kapsamında oluşturulan öykü kitabına dâhil edildi. İlk romanı Kartela, Eksik Parça Yayınları tarafından 2020 yılında basıldı.
Yazmaktan öte vurgun olduğu eylemse okumak. Bambaşka dünyaların kapılarında dolanıp durmaktan bıkacağını sanmamakla birlikte temas ettiği her yaşamın ve kitabın kendisini değiştirdiğine inanıyor.
Bekleme salonlarında birkaç kişi ile baş başa kaldığımda gerilirim. Yüzlerine bakmak utandırır beni, diyelim ki baktım ve bakışım yakalandı, hemen bir baş selamı verip gülümseme kondurmam gerekir yüzüme. Ama her salon bir değildir belki, arada koridorlar vardır ve birbirinizle konuşmanız zorunluluk haline gelir. Safa, Tufan, Hazan, Fikri ve Ekin’e olan bu, önlerindeki dakikaları konuşarak geçirmeye karar veriyorlar. Hayatları anlatılmayacak kadar uzun, hem bir hayatı anlatmak öyle dakikalara sığar mı? Onlar da bir günlerini anlatmaya başlıyor. Canlarının yandığı, aydınlandığı, kırıldığı, birden büyüyüverdikleri günleri. Bir çay eşlik ediyor onlara, birer sıcak poğaça; içlerindeki sönmek bilmez yangınları hatırlatır cinsten.. . Ezgi Özbek Şenel ile tanışma kitabım Kartela’ydı. Onu da beğenmiştim ancak Rüzgar Koridoru’nun hikayesi ilk eser Kartela’ya göre daha içten, ayakları yere daha sağlam basıyor sanki. Sanırım hayata tutunmaya çalışanı bol olduğundan. Birdenbire başlayıp bitiveriyor Rüzgar Koridoru, anlatıcıların her birine eşit yaklaşmıyoruz ama hikayeler anlatıldıkça başımızı sallayıp hak verir buluyoruz kendimizi, diğer kimselerin onlardan esirgedikleri hakları.. . ‘Hikaye başlıkları-geçişleri daha sert yapılsaydı daha etkili olur muydu diye sorduğum ama sonunda (güzel bir detay ve sol kroşeyle) pek beğendiğim bir eser oluyor bu. . Serkan Gencer kapak tasarımıyla ~
İnsanı anlamak büyük bir meziyet lakin gözlemlerini kelimelere dökebilmek ise apayrı bir yetenek.
Ezgi, Kartela kitabından öncede kalemine aşina olduğum çok sevdiğim bir yazar. Gel gör ki, uzun yıllar yazım serüveninin yakın takipçisi olmama rağmen Rüzgâr Koridoru beni hem heyecanlandırdı hem şaşırttı. Heyecanlandırdı kaleminden emin olduğum bir yazarın hayal gücünü okuyacaktım. Evet, neyle karşılaşacağımı çok iyi biliyordum, lakin bu güzel birkaç saat geçireceğimin garantisi olduğu için kitabın başına oturmak heyecan vericiydi. Beklenmedikti çünkü birbirini tanımayan ya da sadece aşina olan insanların dar bir mekânda geçirdikleri birkaç saatin sonunda yazarın okuyucuya ulaşabilmesi ve bunu tutarlı bir kurgu içerisinde yapabilmesi büyük bir başarıydı. Ezgi, toplum olarak yaralarımıza kayıtsız kalamadığını ve çok iyi bir gözlemci olduğunu bunu aktarırken kelimelerle karakterleri resmedebildiği bir kez daha kanıtlıyor.
Kitap için yapabileceğim tek olumsuz eleştiri, kitabı yayına hazırlayan editörün gözünden kaçan ufak tefek yazım hatalarının fazla olmasıydı. Sözün kısası, hem kendinizden bir şeyler bulabileceğiniz hayatları okumak hem de gerçekten lezzetli cümlelerin arasında kaybolmak istiyorsanız kahvenizi ya da çayınızı yanınıza alıp bu kitabı için kendinize vakit ayırın.
Rüzgar Koridoru beş farklı karakterdeki insanın bir sağlık ocağı koridorunda hava şartları nedeniyle mahsur kalmasıyla başlıyor. Bu beş kişi ilk bakışta birbirinden çok farklı görünse de aslında önemli bir noktada benzeşiyor. Her bir karakterimiz kendi hayatlarında yenilgilere uğramış, yaşadığı kayıpları kaderleri saymış ve bu duruma boyun eğmeye alışmış kişiler. Kitabın süreci tetikleyici karakteri olan Safa kendi içinde bastıramadığı tüm duygularını koridordakilere akıtmak ve onları da içinde yaşadığı bu girdaba katmak istiyor. Bu isteği doğrultusunda tüm koridor sakinlerini merak uyandırıcı bir oyunla gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyor. Kendi hayatına dair anlattığı hikayelerle diğerlerinin merakını cezbedip onları girdabına çekiyor. Bu durum en çok sinsice olanları izleyen koridoru sevindiriyor. Koridor zaman zaman estirdiği rüzgarlarla karakterlerin duygularına yön vermeye çalışıyor. Hikayelerini okuduğumuz tüm bu karakterler için koridorda yaşananlar bir kırılma oluyor ve kişilerin geleceklerinin yönü değişiyor.
Kitapla ilgili daha fazla bilgi vermek kurgunun keyfini kaçıracağı için hikayenin detaylarına girmiyorum. Gelelim benim kişisel yorumlarıma. Öncelikle kurgunun bir madalyon gibi iki farklı yüze sahip olduğunu görüyorum. Bu yüzlerden biri hepimizin birebir yaşamasının çok olası olduğu gerçekler dünyası. Diğer yüzse bu olanların seyircisi, bazen de katılımcısı olduğunu düşünebileceğimiz düşsel karakterimiz rüzgar koridoru. Gerçeklik ve düşsel yolculuk her ne kadar farklı yönlerde dursa da aslında tüm kitap boyunca aynı yüzeye tutunuyor ve çoğu yerde birbirlerine karışıyorlar. İşte ben bu yaklaşımı çok sevdim. Kitabı okurken hem gerçekliğin tam ortasında hissediyorsunuz hem de zihninizi zaman zaman karıştıran bazı olağanüstü durumlara tanık oluyorsunuz. Sevgili Ezgi’nin bunu çok güzel bir dengeye oturttuğunu ve bu ikilemi okuyucuya çok güzel aktardığını düşünüyorum.
Bunun dışında Rüzgar Koridoru’nun algılamak isteyen bir zihin için yüzlerce farklı mesaj taşıdığını söylemeliyim. Bu kitap okuyan herkesde bambaşka hisler uyandıracak, bambaşka çağrışımlara kapı açacak ve bambaşka hatıraları yüzüstüne çıkaracak bir etkiye sahip. Benim kitapla ilgili en yakından hissettiğim duygu şu oldu. Bazen olanları öyle bir içselleştiriyor ve kendimizi öyle bir çaresizliğe itiyoruz ki kendi karanlığımızda boğulup kalıyoruz. Hayatlarımız resmen raydan çıkmış bir tren gibi savrulurken bizim oturup ne yaşadığımızı düşünmeye, ne hissettiğimizi anlamaya bile zamanımız yok. Rüzgar Koridorunda’da görüyoruz ki bir hava muhalefetinden dolayı mahsur kalmak ve yaşananları dile dökmek bir anlamda kişinin kendi kendiyle hesaplaşmasını ve duygularıyla yüzleşmesini sağlıyor. Bizler günlük hayatımızda öyle bir kaosun içindeyiz ki bu yüzleşme belki de hiçbir zaman gerçekleşemiyor ve biz gereksiz bir çözümsüzlük içerisinde boğulup gidiyoruz. Bu anlamda bu kurgu bana durup kendi içine bakmanın ve varsayımlardan kurtularak daha farklı olasılıklara kapı açmanın önemini hatırlattı.
Kitabın beni etkileyen bir diğer yanı ise keşke bu kitaba her genç erişebilse hissiyatını bende uyandırması oldu. Genelde özellikle kurgu kitapları noktasında bu kitabı herkes okumalı gibi söylemleri sevmiyorum ama bu kitap Türkiye’de yaşayan her insanın potansiyel olarak yaşayabileceği pek çok soruna değiniyor. Bu sorunlar karşısında daha temkinli ve mantıklı bir ruh hali öneriyor. Her yaşın farklı tecrübelerle ve sorunlarla mücadele ettiğini biliyoruz. Bu sebeple kitabı özellikle 18-25 yaş arasında okumuş olsaydım bana verdiği edebi hazzın yanında bana verdiği hayat deneyimlerine de şükran duyardım. Gençlerin bu kitap vesilesiyle endişe duydukları, merak ettikleri tecrübelere de temas etme şansları olacağını düşünüyorum. Rüzgar koridoru şu anda da bana çok güzel şeyler kattı ama kitabı o kadar toyken okumuş olduğumu hayal ettiğimde hayatta daha güçlü adımlar atabileceğimi kesinlikle hissediyorum.
Gelelim neleri sevmedim köşesine :) Özellikle kitabın editoryal anlamda eksiklerinin olduğunu düşünüyorum. Ezgi’nin şiirsel diline darbe vuran düzeltilmemiş bazı noktalar okurken maalesef gözümden kaçmadı. Bunun dışında özellikle hayatın gerçekliklerinden ve dertlerinden kaçanlar ve bu türde okuma yapmayı sevmeyenler için yorucu bir okuma süreci olabileceğini de söyleyebilirim. Fakat eklemeliyim ki bu yorgunluk kitabın sonunda gayet güzel bir kapanışla telafi ediliyor.