Yoksul olsa da bir yığın oyuncak yapardı babası, Hans Christian Andersene. Ayakkabı tamircisi olan babasının hünerli ellerinden çıkan bez kuklalar ve onları oynattığı sahne, Danimarkalı ünlü yazarın çocukluğunda en çok sevdiği oyuncaklar olur. Andersen, kendisini 1841 yılında İstanbula taşıyan geminin küpeştesinde "Züleyha" adlı altı yaşındaki bir kız çocuğuyla ahbaplık kurmayı başarır. Evet, bu bir başarıdır; çünkü Türk çocukları yabancılarla muhatap olmamaları konusunda sıkı tembihlidirler. Ama Andersen, dizlerine bile oturtur Züleyhayı. Bu dostluğun başlangıcı ise bir oyuncaktır: "Bana oyuncağını gösterdi, her iki kulağının arkasında minicik birer kuş bulunan at biçimindeki bir su testisiydi bu; Türkçe konuşabilsem hemen bu oyuncağa dair bir masal uydurup anlatırdım ona."
Şükrü Sunay Akın (d. 12 Eylül 1962), şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu.
12 Eylül 1962 tarihinde Trabzon'un Maçka ilçesinde doğdu (bu yüzden 18 yaşından beri doğum gününü kutlamamaktadır). Ailesi, onun daha iyi eğitim görebilmesi için, 10 yaşındayken İstanbul'a taşındı. Lise öğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Fizik Coğrafya Bölümü'nden mezun oldu.
İlk şiirini, Meteoroloji Müdürlüğü'nde çalışan bir memurun kızına yazar. Henüz 9 yaşındadır. Kızın isminin baş harflerinin dizelerini oluşturduğu şiiri, evlerinin terasında bulunan odunluk kapısının iç kısmına yazar. Kız, balkona geldiğinde odunluğun kapısını açar mahsusçuktan!. Ama şiir kızın gözüne hiçbir zaman takılmaz. Sunay Akın yıllar sonra (ki bir şairdir artık) çocukluğunun geçtiği Trabzon'a gittiğinde, sert geçen bir kışta, içindeki odunlarla birlikte kapının da sökülüp yakıldığını öğrenir. Şairin ilk şiiri "hava muhalefeti" nedeniyle kayıptır!.. 1984 yılında yayınlanan ilk şiiri de bir sobanın içinde kütürdeyen odunu anlatır! İlk şiir kitabı 1989'da "Makiler" adıyla yayınlanır. Arkadaşlarıyla birlikte 1989'da Yeni Yaprak şiir dergisini ardından, 1990 yılında da Olmaz adlı şiir dergisini çıkardı. Adını Cemal Süreyya'nın koyduğu bu kitabı "Antik Acılar, Kaza Süsü, 62 Tavşanı" izler.
1987 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü Noktalı Virgül adlı dosyasıyla aldı. 1990 yılında ise Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü'nü Makiler[1] şiiri ile kazandı.
Anlık ilhamlara dayanan ve genellikle kısa olan şiirleri, Orhan Veli'nin şiirindeki bazı özelikleri günümüzde sürdüren bir yapıya sahiptir. Ayrıca, bu tür şiirlerde genellikle rastlanmayan, yumuşak, lirik bir tonu vardır. Şiirlerinde özellikle ince yergi ögelerini kullanmadaki rahatlığı ile dikkat çeker. Cemal Süreyya'nın etkisinde sürdürdüğü şiirlerde, dil oyunlarına dayalı yoğun bir alaycılık ve şaşırtma; çocuklar ve hüzünle birlikte şairin ilgi ve duyarlılığını göstermektedir.
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde ders verdi, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde 5 yıl boyunca hem ders verdi hem ders aldı. Bu deneyimin de yardımıyla, tek kişilik oyunlar hazırlayıp oynamaya başladı. Türkiye'nin çok sayıda merkezinde ve yurtdışında (Frankfurt, Nürnberg, Londra) sayısız kez tek kişilik oyunlarını sergiledi. Halen Sunay Bey Tarihi adlı gösterisini sunmaya devam etmektedir.
23 Nisan 2005 tarihinde 11 yıldır dünyanın dört bir yanından topladığı oyuncaklarla, yıllardır hayalini kurduğu İstanbul Oyuncak Müzesi'ni Göztepe, İstanbul'da ailesine ait dört katlı tarihi bir konakta açtı. Müze, Türkiye'de türünün ilk ve tek örneği olup, Avrupa Konseyi'ne bağlı Avrupa Müze Forumu (European Museum Forum) tarafından verilmekte olan Avrupa Yılın Müzesi Ödülü'ne 2010 yılı için aday olmuştur.
TRT 2 ve CNN Türk'de "Stüdyo İstanbul", "İzler", "Akşama Doğru", "5N 1K" gibi kültür sanat programları ve belgeseller hazırlayan, katkıda bulunan Sunay Akın, TV 8'de de "Gezgin Korkuluk" ve Ramazan Ayı boyunca Mahya Işıkları adlı programı hazırlayıp sundu.
Yaşam Radyo, Radyo Kent, Best FM'de radyo programları yaptı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde öğretim görevlisi olarak ders verdi.
"Çocukluğumuzda oyunumuz, OYUN değil, en CİDDİ uğraşımızdır." Sunay Akın yine o en coşkulu hali ile onca bilgiyi, bağlantılı hikayeleri bulmuş buluşturmuş bu kitabında da. Bu kitabı okuduktan sonra, çocuklar için "oyun oynama" işinin ne kadar da hayati olduğunu bir kez daha anladım. Onların oyunlarına bir kez daha saygı duydum iki küçük çocuklu bir anne olarak. Ve çok büyüklere en büyük tavsiyem, dışarda ya da bulundukları ortamda, neşe ile oynayan, gürültü yapan çocukları gördüklerinde, gözlerini devirip, onların ailelerine o malum bakışı atmasınlar. Unutmasınlar ki bugünün neşe ve gürültü ile koşup oynayan, oyunlara doyan çocukları, yarının kendi ve çevresiyle barışık, yaşama sevinci ile dolan mutlu bireyleri...
Değişik bir kitap. Yazar sanki okuyucuyla konuşur gibi yazmış. Sunay Akın karşınızda anlatıyor her şeyi mimikleri ve beden dilini kullanarak. Fakat takip etmek biraz zor oluyor, farklı oyuncaklardan ve süreçlerden bahsedildiği için. Son olarak, kitabı okumadan veya okuduktan sonra yazarın İstanbul'daki Oyuncak Müzesi'ni mutlaka ziyaret edin. O zaman anlayacaksınız oyuncakların ne kadar çok anlamla yüklü olduğunu.
Sunay Akın'ın kalemi gerçekten çok iyi. Fakat gereksiz ve abartılı romantizmi rahatsız edici.
Uğur Mumcu'nun suikastinden bahsederken anahtarlarla oynamayı çok severdi ve yine arabasına konmuş bir bombanın çevirdiği anahtarla patlaması en çok canını yakan şey olmuştu gibi cümleler var. Kitap bu ve benzeri (Nazi katliami, Madımak Olayı) dramatik olayların rahatsız edici romantizmini de barındırıyor. Gerçekle kurguyu anlatımda karıştırmak güzel de bunları romantize etmeye hiç gerek yok.
Sunay Akın'ı dinlemeyi çok severim, öykülerini okumayı da. Bu kitapta da hem yürek burkan hem de gülümseten öyküleri vardı. Öykü denir mi bunlara, emin değilim doğrusu. Derlenmiş bilgiler demeliyim belki de. Tarihten seçilip gerçek yaşamdan alınmış kişiler ve olaylar var çünkü işin özünde. Severek okudum, tavsiye ederim. =)
Yaşamımızın bir döneminde ne bir sevgili, ne bol maaşlı bir iş, ne de cennet bizim olsun istiyorduk. Tek beklentimiz, vitrinde gördüğümüz bir oyuncağı ellerimizin arasına almaktı. Sunay Akın, şair, yazar, gazeteci, araştırmacı, tiyatro oyuncusu. Ve aynı zamanda da İstanbul Oyuncak Müzesi'nin kurucusu... Yazdığı "Kırdığımız Oyuncaklar" kitabı ile, daha önceki kitaplarında olduğu gibi okuru, öğrenmeye, araştırmaya, yeni ufuklara yönlendiriyor. Hiç durmadan konuşan insana tahammülüm yok. Bu sebeple kendisini dinlemeyi değil, kitaplarını okumayı tercih ediyorum. Zaten Akın, kitaplarını da konuşma dilinde yazıyor ancak -es vermesi sizin elinizde:)
Bu kitapta 40 farklı hikaye var. Ana fikir ise ne kadar ünlü, ne kadar zalim olursanız olun bir dönem siz de çocuktunuz. Her hikaye ile farklı bir zamana, farklı bir olayın iç yüzüne gidiyorsunuz ancak özünde hep oyuncaklar var... Bana da dünyayı tanımama yardım eden, Şebnem ordum, ahşap ev setim, tırtıllı ve geçmeli hayal dünyası oyuncaklarım ve olmazsa olmaz taş bebeklerim... Hiçbiri mi yok, başörtüsünden kundak yapılmış örtü bebeğim, şimşirlerden yontularak yapılan ok-yayım ve topum... Şu anda dünyanın neresindeyseniz, çöp mü oldunuz yoksa halen unutulmuş bir çantada mısınız bilmiyorum ancak sizi hep hatırlıyorum...
Sunay Akın'a oyuncaklara verdiği değer için sonsuz teşekkürler...
Tahta atlardan tutun kağıttan uçak ve gemilere kadar her türlü oyuncağın tarihini bulabilirsiniz bu sayfalarda. Savaş dönemlerinde ellerinde oyuncaklarıyla canlarına kıyılan çocuklar da görürsünüz kimi sayfalarda. Her hikayenin sonunda tek bir cümledir sizin yüreğinizi sızlatan. Bu kadar geçmişi var mıdır bu oyuncakların diye düşünürsünüz. Adını hiç duymadığımız bir çok yabancı şahıs aklınızı karıştırabilir. Fakat okunmaya gerçekten değer bir kitap.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dili çok güzel, geçişleri nasıl yaptığını fark edemiyorsunuz. Kitapta çok sıcak, naif hikayeler var. Kitap sizi yormuyor. Aksine dinlendiriyor. Takıldığım tek nokta bazı hikayelerde toplumun sevgisini kazanmış kıymetli bazı yazarların fikirlerini acımasızca eleştiriyor. Onlara bir cevap hakkı tanımadan ve dar bir pencereden. Sadece bir satır sözüyle. Bu kadar sevgi ve hayat dolu bir kitapta bir anda böyle söylemlerle karşılaşmak istemezdim. Bu küçük nüans dışında şiddetle tavsiye edilir.
Sunay Akın’dan oyuncak ana başlığı altında şaşırtıcı ve gerçek hikayeler. Yazar kitapta kırılan oyuncakları ve kırılan kalpleri o bildiğimiz akıcı anlatımıyla aktarıyor okuyucuya. 69. Sayfadan başlayan Hasan Tahsin ile ilgili bölüm çok düşündürücü. 31. Sayfadan başlayan ve Atatürk ile ilgili olan bölüm de çok güzeldi. Tabi ki bir çok Sunay Akın kitabında olduğu gibi bu kitabı okurken de eserleriyle tanışma hevesine düştüğüm bir kaç yazar ve şair adını da not ettim bir köşeye.
Şu an yetişkin hallerini bildiğimiz bir çok insanın çocukluklarındaki oyuncak hikayeleri. Kitap bittiğinde mutluluk dolduruyor içinizi. Siz de çocukluk zamanlarına dönüyorsunuz. Hatırlıyorsunuz oyuncak hikayelerinizi. Sunay Akın’ ın sohbetlerini dinlemişliğim vardı ama hiç kitabını okumamıştım. Çok hoşuma gitti. Tavsiye ederim.