Har, Tol’dan sonra okuduğum ikinci Murat Uyurkulak romanı, çok şaşırtıcı ve sürükleyiciydi. Politik, dini göndermeler fantastik ve mizahi/trajik bir örgü içinde anlatılıyor. Olaylar Netamiye (Türkiye) denen bir ülkede geçiyor ve her bölüm bir şehre ait ağıtla başlıyor.
İlk bölüm “Ahd-i Mazi” Netamiyeyi içinde bulunduğu kaostan kurtaracak kişinin(peygamber) meleklerce seçimi, ancak bu adayın doğuda askerlik yaparken ölmesi ile başlıyor. Peygamber olacak aday, Surlukent şehrine bağlı Cille ilçesinde askerlik yaparken Xırbolar’la (Kürtler) olan bir çatışmada ölür.
Seçilmiş kişiyi keşfeden meleklere ayrıcalıklar tanındığı için, melekler ölen adayın abisini (Numune) “seçilmiş kişi” olarak Tefail ve Büyük A.’ya yuttururlar. Kardeşi ne kadar sevilen, çalışkan, sorumluluk sahibi bir insansa, abisi Numune de o kadar tersidir. Serseri arkadaşları ile vakit geçirmiş, zar zor okumuş, üniversitede matbaacılık bölümünü kazanmış, yarım bırakmış, babasını hiçbir zaman mutlu edememiş bir insan.
Askerlikten, çatışmalarda ölmek korkusundan kaçmaya çalışan Numune ve badisi Onüç, birlikte firar eder. Xırbolar tarafından rehin alınırlar. Bu rehinelik sırasınca, başlarındaki nöbetçiler ile sohbet ederler,birbirlerini tanırlar. Onüçün hikayesi de bu bölümde anlatılıyor. Onüç oynadığı amatör takımda attığı son dakika rövaşata golüyle takımı küme düşürmekten kurtarır. Ama felaketler bundan sonra başlar, taraftarlar artık her maçta rövaşatalı gol bekler. Taraftarlar, umduklarını alamayınca, Onüçün evini basıp kardeşine tecavüz eder. Deliye dönen onüç kahvedekileri bıçaklar, hapse girer, mafyaya suça karışır. Onüç hapiste öldürülür.
Melekler Numuneyi kurtarmak için Numunenin çocukluk arkadaşı “küçük” Onüç olarak insan suretinde yeryüzüne inerler. Artık, eski bir sinemanın içinde matbaacılık yapacaklardır.
İkinci bölüm “Ahd-i Müstakbel”,Otuzbeşin hikayesi başlıyor. Otuzbeş, kitabın ilk bölümünde onüçün bahsettiği, ilk filmiyle batan ve Kumralın sinema kariyeri süresinde sevgili olduğu şişman yönetmendir.
Küçük onüç, Numune, otuzbeş ve yamuklar biraraya gelerek bir sinemada yaşamaya başlar. Bu bölümde de fantastik olaylar üzerinden Türkiyenin kısa bir filmi gösteriliyor adeta. Numune, askerlik dönemini unutamamakta, kaçak olduğu için korku içinde yaşamaktasır. Yamukbeş, matbaada çalışan tüm yamukların yamuk olma süreçlerini yazıp romana dönüştürürken; yakılan köylerin, öldürülen topiklerin, xırboların aile içi tecavüze uğrayan kız çocuğunun, hayata dönüş operasyonun hikayelerini okuyoruz. Tüm bu Türkiye panoraması, kıyametin kendisi aslında.
İnsanoğlundan ümidini kesen Büyük A., dünyayı gözden çıkarır, kıyameti başlatır. Dünyayı kurtarmak için, Numune hakikat kitabı yazar, 13 sçde ona yardım eder. Dörtlükler halinde yazılan hakikat kitabı da dünyayı kurtaramaz.
Kıyameti engellemek için tek çözüm araftakileri biraraya getirip Büyük A’ya kıyameti engellemesi için elçi olarak yollamaktır. Bu elçiler, gökten çift çift inen “Palaskalı her Netam’ın yanında, poşulu bir Xırbo” ruhudur. Çünkü “Onlar kardeştirler, ayrılmazlar...”
Romandaki dini göndermeler de harika. “Sürmeli Tüccar” hz muhammed, kötücül, fesat, kendi çıkarını düşünen melekler, peygamber adayı olan temiz, örnek kardeşin romanın sonunda xırho köylerini temizleyen Cile kasabı çıkması gibi.
“Bi tane kitap ne yapabilir ki?
- Devasa camiler inşa eder Numune kardeşim, muazzam kiliseler diker, okyanuslar dolusu kan döker, kan dindirir, milyarlarca hayatı karartır, milyarlarcasını aydınlatır...”
“... okumak mağlupların işi.”
“Ölüyo ninem, ne güzel, ölmiyecek hiç bi daha...”
“Son nefesini huzurla veriyorsan, alçaksın.
Son sözün itiraf olmalıdır, son nefes verilmez gönül rahatlığıyla.
“Seni böyle seviyorum” diyenlerden kork.
“Öyle”nden tiksinmektedir zira”
“Hoş görmek de bir aşağılama türüdür. İnsanları hoş gören, aynı zamanda hor da görüyordur”