Jump to ratings and reviews
Rate this book

Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Rate this book
Sıkı bir dostluk... Aslında hikâye onların hikâyesi, Ender’in ve Çetin’in... Günün birinde hayatlarına bir genç kız girer. Şimdi düşünme, hatırlama ve kendini didikleme zamanıdır.

“Nihal’e başından beri olduğumuzdan farklı göründük. Böyle gerekmişti. Koruyucu, kollayıcı, soğukkanlı, ne yapması gerektiğini bilen, Nihal düzgün yürüsün, üniversiteyi uzatmadan bitirsin, yaşadığı felaketten makul adımlarla uzaklaşsın diye asfalt döşeyen iki orta yaşlı, deneyimli erkek. Biri göbekli, diğeri kel.”

Barış Bıçakçı, bu çağa özgü lâf kalabalığından; dil, duygu, düşünce kirliliğinden paçalarına tek damla çamur bulaştırmadan çıkabilen, şaşırtıcı bir içışığı cömertçe yayan bir yazar. Nefes alır gibi, su içer gibi yazıyor.

167 pages, Paperback

First published January 1, 2004

112 people are currently reading
4707 people want to read

About the author

Barış Bıçakçı

38 books757 followers
Barış Bıçakçı 1966'da Adana'da doğdu. Hüseyin Kıyar ve Yavuz Sarıalioğlu ile birlikte, Ocak 1994 ve Ekim 1997 tarihlerinde iki şiir kitabı yayımladı. İlk romanı Herkes Herkesle Dostmuş Gibi (2000) yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. İletişim Yayınları'nca yayımlanan diğer kitapları: Herkes Herkesle Dostmuş Gibi (2000), Veciz Sözler (2002), Aramızdaki En Kısa Mesafe (2003), Bizim Büyük Çaresizliğimiz (2004), Baharda Yine Geliriz (2006), Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra (2008), Sinek Isırıklarının Müellifi (2011), Seyrek Yağmur (2016).

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
3,190 (40%)
4 stars
2,980 (37%)
3 stars
1,244 (15%)
2 stars
347 (4%)
1 star
113 (1%)
Displaying 1 - 30 of 538 reviews
Profile Image for Gamze Kutval.
35 reviews7 followers
March 14, 2012
Hemen karşıdaki evde yaşanıyor, sen de pencereden izliyorsun gibi.
Profile Image for Irmak.
402 reviews946 followers
May 25, 2016
Nasıl yorumlarım ne diyebilirim bir saattir onu düşünüyorum ama bulamıyorum. Bir yerden başlayabilirsem devamı gelir diye umuyorum.
Kitapta her ne kadar Çetin-Ender-Nihal üçgeni olsa da asıl olay Çetin ve Ender'deydi en başından beri. Aralarındaki farklı bir bağa sahip olan o dostluktaydı. Kimi yerlerde dostluk mu acaba diye düşünmedim desem yalan söylemiş olurum. Çünkü kitabın bir yerinde Ender çıkıp aslında Çetin'i sevdiğini söylese şaşırmazdım. Farklılardı. Güzellerdi. Canımı yaktılar. Kıskandırdılar dostlukları ile.
Nihal'den nefret edip Çetin ile Ender'i sevdim. Benim hiç bir zaman öyle bir dostum olmadığı için kalbimin sıkıştığı anlar oldu. Barış Bıçakçı'nın dilini çok sevdim. Okurken sanki kendi yazdığım bir günlüğü tekrar okurmuş gibi hissettim. O kadar yanıbaşımda oluyormuş gibi.
Sevdim be.
Profile Image for Rygard Battlehammer.
187 reviews94 followers
November 6, 2023
Arkadaşlarının bacısını sandviç yapamadıkları için akıllarını yitiren iki tane embesilin hikayesi. Vıcık vıcık bir hüzün otuz biri.

Goodreads reviewlerinde pek moda bir söz var, genelde bir yazarın ilk kez kitabı okunduğunda, hafif burnu kalkık bir ifadeyle, -ben edebiyatı yalayıp yuttum- tavrıyla söyleniyor; “Bu kitap yazarla tanışma kitabımdı”. İşte kendimi tam da bunu söylerken hayal ediyorum ben. Bir magazin/haber programında, kırmızı üzerine beyaz, dolgun harflerle “ünlü yazarı darp eden maganda yakalandı!” yazıyor ekranın altında. 20 saniyelik bir videoda, elleri kelepçeli bir şekilde emniyet müdürlüğüne götürülüyorum. Ve kameralara bakıp bu sözü söylüyorum; “Yazarla Tanışma Kitabımdı...”

Tanıştım ama tanışmaz olaydım! Öncelikle şunu bir netleştirelim; Barış Bıçakçı, aslında atanamamış bir Murathan Mungan. Yazım stili, kullandığı temaları ele alma biçimi, en gereksiz yerlerde bile tepesinden kova kova depresyon dökülmüş karakterleri, plastik, ortalama ve biraz durgun zekayı duygulandırmayı hedefleyen diyalogları ile hemen her adımda Mungan’ı taklit ediyor. Etsin tabii, baksın ekmeğine ama sorun şu ki Murathan Mungan, zaten Oğuz Atay’ın çakması. Eh bu durumda da Barış’a suyunun suyu kalıyor. Bu eleştiriye girmeden önce, daha en baştan şunu söyleyeyim; ben Barış’a ne gerek olduğunu anlayamıyorum. “Murathan da artık yaşlandı, (o da 70ine geliyor ha! Kazık kaktı eleman, ölemedi bir türlü. İntihar diye şiir yazmasını biliyor ama icraate gelince fıs) ergen irisi genç kızları kesmez şimdi, dur bunun bir model yenisini çıkaralım.” diye mi bunu tutup getiriyorlar? Yoksa nüfus arttıkça edebiyat dünyasındaki “Ağlak Meriç” başına düşen insan oranını sabit tutmak mı gerekiyor?

Kitap tam bir chick lit örneği. Devamlı boktan boktan aforizmalar üretip bundan edebiyat devşirerek okuyucu etkilemeye çalışıyor. Ufacık bir edebi değer taşımıyor, baştan aşağı poz kesmeden oluşuyor, klişelerden besleniyor, anlatılmaya değer bir hikaye anlatmıyor ve ne zaman akıllıca bir şey yapacak olsa, hemen ardından gereksiz bir duygu sömürüsü, inandırıcılığı ve temeli olmayan nevrotik bir zırvalama veya fevkalade beyinsizce, ılık bir melankoli geldiği için sonuçta çamur gibi, Ghostbusters 2’deki balçık gibi bir şey oluşuyor.

Ha, neden popüler diye sormuyorum ama; elbette bunun müşterisi hep var bu ülkede. Durgun zekalı ağlatan bok gibi filmlerle Çağan Irmak dünyalığını yaptı bu diyarda, Barış’ım da emiklemesin mi mıç mıç mıç diye ince ince? Modern Türk edebiyatının paçalardan bok akmalı dünyasında, bu tip aptallıklar iş yapıyor. “Henüz aşkın kenar çizgileriyle belirginleşmemiş günlerden hatırladıklarım” gibi lafları duyan kitle, gümüş kaşığı kapıp, bok kaşıklamaya koşuyor. “Lan neymiş o aşkın kenar çizgileriyle belirginleşmiş günler acaba?” diye bir bakıyorsun, Alagavat Ender’in, körpe kızı peşkeş çekmesi çıkıyor...

Ender, Çetin ve Nihal adlı üç tane ahrazı anlatıyor Barış bu kitabında. Ender ve Çetin, aslında pipilerini tokuşturmak için yanıp tutuşan ama gay/bi-sex olduklarını da kabul etmeyen, birbirlerine de açılamayan iki tane orta yaşlı, çirkin ve sıkıcı adam. Devamlı bir cinsel gerilim var aralarında. Sabahlara kadar atçılık oynamak, ete para vermemek istiyorlar. Meğer bunlar çok eskiden beri arkadaşmış da, işte çocuklukları şöyle geçmiş böyle geçmiş de olmamış artık. Yıllardır çadırı dikmiş geziyorlar yani. Arada bir kız arkadaşları da oluyor ama kadınlar bir süre sonra bunların Gaylord olduğunu fark edince, normal olarak ortamdan kaçıp kendilerini kurtarıyorlar. Kız arkadaşına “ama bu benim çok iyi dostum, neden bizimle uyumuyor ki?” diyen model elemanlar, “aman da dostum, canım da dostum,” diye poz kesiyorlar uzun uzun.

Konu komşu zaten Ender ve Çetin’den biraz bunalmış durumda bu arada. Bıyık altı gülünüyor, kitapta şirinmiş gibi yapılıyor ama belli yani, “Ay bir diplerini dövdürseler de kurtulsak,” yaka silkmişliği var mahallelide. Bunlar iyice deli gibi olmuş, bakkala falan birlikte gidip geliyorlar, sağda solda birbirlerinden makas alıyorlar, baya abazanlıktan delirmiş elemanlar, gözler mözler ferfecir bakıyor hep. Bu arada karakterler de fevkalade itici, yarı meczup tipler. Karakterlerdeki zeka düşüklüğü de -bu muhtemelen yazarın kendi karakterinin yansıması yüzünden oluyor, bilinçli şekilde öyle yaratılmış gibi durmuyorlar- tamamen rastgele, son derece suni ve kötü yazılmış duygusal tepkilerle, çıkışlarla kamufle ediliyor.

Bu hıyarların bir diğer çocukluk arkadaşlarının, bir de kız kardeşi var Nihal diye. Bunlar kendi platonik gay hayallerinde sekssiz ilişkilerine bir şekil devam ederken, Nihal’in ortama girişi dengeleri bozuyor. Nihal’in ana babası ölüyor bir trafik kazasında, bu “ağabeyleri” de, “kız açıkta kalmasın, okulu bitirene kadar burada kalsın, yazık,” diye hemen yanlarına alıyorlar kızı. Zaten pipilerin buluşamamasının hüznünü taşıyan ortama bir de karı gelince, iyice akıllarını kaybediyor embesiller. Kitabın konusu bu...

Kitap, Ender’in Çetin’e monoloğu olarak yazılmış. Olayları tek bir anlatıcının gözünden görüyoruz ve genelde kronolojik gitmesine rağmen, zaman zaman ileri veya geriye atlayabiliyoruz. Aslında yalın haliyle kurguda bir problem yok ve bu anlatıma da düzgün bir şekilde aktarılıyor. Ancak zaten çok da bir ilginçliği olmayan konu, sonradan süslemek, duygu katılmak adına o kadar şişiriliyor, metin sağından solundan o kadar fazla çekiştiriyor, o kadar lüzumsuz yere hüzün bataklığına itiliyor ki, aşk romanı olduğu iddia edilen şey, Lovecraft yaratığı gibi uzuvlarını sürüye sürüye, erimiş suratından tentaküller fışkırmış halde, yarı yuvarlanıp yarı sekerek sulardan çıkıyor, okuyucunun üstüne saldırıyor.

Örneğin kitap boyunca sinir bozucu miktarda tekrar eden “Çetin” diye biten cümleler. Hay yecüc mecücler götürsün Çetini. Yazar bir kısayol tuşu bulmuş, devamlı buna basıyor. Tüm kitabı bir mektup kabul edebiliriz aslında; Ender Çetin’e şöyle oldu böyle oldu diyor (Çetin de “e ben bilmiyor muyum bunları dangalak? Ne anlatıyorsun?” demiyor sonuçta). Ama bu, yarım sayfada bir Çetin diye biten devrik cümlelerle dolu, postacı bıçaklatacak cinsten bir mektup. Habire lüzumsuz lüzumsuz vurgulu isim söyleyen adamın çevreye saldığı utanç aurası ile savaşmak zorunda kalıyorsunuz okurken. Bu tipine sıçtığımın Çetin’i de, devamlı ünlemle bitiyor! Bir süre sonra, istisnasız her Çetin kelimesini görüldüğünde, yazarının anasına atasına sövmeye başladım ben; “hele hele oldu Çetin!”, “Ne güzel bıngıldıyordu memelerin be Çetin!”, “Senin götünü ısıramadım gitti Çetin!” deyip duruyor Barış. Bakın bunu bir iki kez yapıyor da ben abartıyor değilim. Kesit aldım, saydım; bizde sözelci gibi boş laf yok, her şey veriyle, sayıyla! Diyalog içindeki Çetin’leri çıkardıktan sonra, kitabın ilk yüzde onu itibariyle, tam 22 kez Çetin diyerek sesleniyor; Kitap başına 220 Çetin düşer bu hesapta. Hoş mu Barış bu yaptığın? Ve bil ki ki bir süre sonra her Çetin gördüğümde sana aynı şekilde küfür de etmedim, değişik bir aile bireyine sövdüm Barış. Hatta bunu bir mini-game haline getirmek durumunda kaldım Barış. Sana değişik kombinasyonlarla o kadar çok küfür etmem gerekti ki, bir noktadan sonra kime küfür ettiğimi, kime henüz etmediğimi takip etmek için excel tabloları ve küfür algoritmaları kullanmak durumunda kaldım Barış. Sen beni tuttun Barış, maaş almam gereken bir iş oldun bana Barış. Senin, insanları bu kadar çok küfür ettirmeye, senin bizi bu kadar zor duruma düşürmeye hakkın yok Barış!

Kitabın bir diğer sorunu da Barış’ın kadın karakter yazmayı becerememesi. Nihal karakteri, hiçbir ayırt edici özelliği olmayan, tamamen boş bir küme. Jenerik bir yirmili yaşlarında üniversite öğrencisi kız. Yazar, Ender ve Çetin’e bir takım karakter özellikleri atıyor, sıkıcı ve sıradan olmalarına karşın, karakter inşaası için çaba harcıyor ama kadın karakter yazamaya gelince bildiğin sıçıp batırıyor. Muhtemelen yazarın kendisi de biraz sorunlu bir insan olduğundan, (tahminim hüzünbaz incel-gaylord) kadın karakter yaratamıyor. Nihal’in olmayan karakterini kamufle etmek için de onu mümkün olduğu kadar sessiz tutuyor, konuşturmuyor, etken değil edilgen bir hikaye içinde kullanıyor. Bu bir kez insanın dikkatini çekti mi o kadar rahatsız edici bir hale geliyor ki kısacık kitabı okumayı inanılmaz zorlaştırıyor. Nihal’in tüm özelliklerini değiştirsen, hikayede en ufak bir şey fark etmiyor, varlığı veya yokluğunun herhangi bir anlamı bulunmuyor.

Kitabın devamında, Ender’in Nihal’e, insanda en ufak bir duygusal kıpırdanma yaratmayan, manasız takıntısını okumaya devam ediyoruz. Ender Nihal’le sevişmek istiyor, Çetin’le de sevişmek istiyor, Ç3etin Nihal’e yürüyor, Nihal’in ne istediği belli değil çünkü kişiliği yok, çaresizlikleri buymuş meğer. Hay ben senin çaresizliğine tüküreyim. Ender, sırf sarhoşken Nihal’in götünü gördü diye aklını yitiriyor, herhangi bir kişiliği olmayan dümdüz kızın peşinde koşuyor. Vay beyaz götü vardı, memesi dolgundu diye sayıklıyor, derde bak. Ezik bir denyo olduğu için zavallı küçük imalar haricinde bir şey de söylemiyor. Çetin bunun, bu Çetin’in pilavını kaşıklamak istiyor, sonuçta bir bok olmuyor, Barış saçma sapan aforizmalarını diziyor araya, defolup gidiyoruz kaybettiğimiz zamanın hırsıyla.


Kitabın ayarsızca öven kitlenin bir diğer popüler savı ise bunun bir “Ankara Romanı” olduğu üzerine. Ama sıçarlar öyle Ankara kitabına; bu kitaptaki her şey gibi mekanlar da kişiliksiz, jenerik ve anlamsız. Çok miktarda anıya sahibim Ankara ile ilgili. Çocukluğumu, gençliğimi Ankara’da geçirdim, meclis parkında şarap içip sabahladım, Sakarya’nın her barına girdim çıktım, sokaklarında kavga ettim, öğrenci evlerinde seviştim, Sıhhiye köprüsünün altından polisle çatıştım, şehrimin çeşitli okullarının işgaline katıldım, Odtü çimlerinde çeyrek ömür harcadım, Anıttepe’nin sokaklarında çocuk oyunları oynadım, Dikmen’in gecekondularında çevik kuvvet taşladım. Yani hiç de konuya duygusuz, formal bir yerden yaklaşmıyorum. Ankara’yı ayarsız seviyor ve artık ayrı kaldığım şehrimi çok da özlüyorum. Ancak Barış Bıçakçı’nın kitabında kullandığı Ankara’nın zerre ayırt edici özelliği bulunmuyor. Sadece name-dropping yapıyor, anılan caddelerin sokakların hiçbirinin ruhunu yansıtan, özgünlüğünü taşıyan, onları diğer onlarcasından ayırt eden bir özelliği bulunmuyor. Tamamını başka bir şehrin başka sokaklarıyla değiştirsek veya yerlerine rastgele isimler uydursak, kitapta en ufak bir şey değişmiyor. Nasıl yazdığı karakterler tek boyutlu, sıradan ve sıkıcıysa, kurgu için kullandığı mekanlar da öyle. Yazar, sanki hayatı boyunca hiç dışarı çıkmamış gibi, şehirle kurulabilecek en normal ve sıradan ilişkileri bile oluşturabilecek mental yeterliliğe sahip değilmiş gibi yazıyor.


Gelelim kitabın asıl yazılma amacı olan aforizmalara. Barış’ın, ortamın ortalama zekasını aniden düşürmeyi hedefleyen çeşit çeşit özlü sözü, havalı gözüken deste deste bomboş lafı var ve bunları saçarken ortalığa, hiç de korkak alıştırmıyor elini. Okurken yazar adına utanmaktan şekilden şekile giriyor insan ama o büyük bir ciddiyetle devam ediyor. Çakması olduğu Murathan Mungan bir yapıyorsa, Barış beş yapıyor. Aslında dandik laflarla bezeli bir sinir harbine başladığınız daha ilk sayfadan belli oluyor, kitabın daha başında "Zaman sensin zaman kadındır" diye yapıştırıyor Barış, bizim genç kızların gözler yaşlı, tribünler çıldırıyor! Bakın, bu kadın şöyledir, kadın böyledir edebiyatçılığı, Amcı Tayfanın bir numaralı muhabbetidir, biricik silahıdır. Dijital çağa girdik, hala bitmedi bunlar. Bugün git Sakarya Caddesine, her barda vardır bu goblinlerden en az ikişer tane. Ayarı tutturamayanı da hemen Volkan Konak’a dönüşür bu arada. Haydi benden size bir tüyo olsun; bu goblinliği deşifre etmenin en iyi yolu, buğulu gözlerle “kadın eyle kadın beyle” diye kurulan cümlelerdeki kadını, adam’a çevirdiğimizde (vice versa) nasıl durduğuna bakmaktır. İyot gibi çıkar ortaya yazarın niteliği; “Adam sensin zaman adamdır” Barış; Edebiyat Rambosu seni!


Ama dedim ya, kitap aforizma sıçmak için yazılmış daha en baştan, konu falan aslında boş kalmasın diye var. Haliyle Barış’ın buğulu sesle zırvalaması asla bitmiyor:

* “çünkü aşk eşitler arasında yaşanır. eşit değilseler bir taraf diğerinin esiri olur, diğeri de ona eserim diye bakar.” diyor Barış. Çünkü bütün ilişkiler senin göz yaşı ve sidik kokan boktan dünyada yaşanmak zorunda, seçeneklerimiz bunlar yani.

* “onunla karşılaşmamak için elimden geleni yapardım. ama karşılaşırdık da! çünkü ben karşılaşmak için de elimden geleni yapardım!” diyor, çünkü eline tuzluğu alıp, İkilik taşıyan her boş konuşmanın koşa koşa altını çizecek kitleyi tanıyor.

* “Yaşamak aslında birbirinden kopuk yaşantılar arasında bağlantılar kurmaktır. Bir hatırayı diğerine bir fotoğraf albümü değil yaşayan bir insan bağlar.” diyor. Lan, ne münasebet? Hepimiz kafasında kurduğu hastalıklı hayallerden fırlamış bir tiplemeyi arayan, ergenliğini atlatamamış davarlar olmak zorunda değiliz sen öylesin diye. Herifin mantığına bak, algısına bak. Üstten üstten konuşuyor dayak yememişliğin özgüveniyle.

* Bir yerde gemi azıya alıyor, ”Nihal'in kitap sergisinden aldığı, hâlâ çok sevdiğini söylediği o kitaptan da nefret ederim. Hamile olmayanların ama "içinde bir çocuk taşıyanların" birbirlerine göz süzerek tavsiye ettikleri, simgelerle dolu, öğretici saçmalıklardan geçilmeyen, aptalca bir kitap.” Sen Barış Bıçakçı’ya bak, efelenen elemanı kes sen. Cin olmadan adam çarpıyor. İçindeki çocuk muhabbeti yaptı diye kitap shameliyor. Oğlum bunu ben yapabilirim de sen yapamazsın. Sen dandiklikten, yavanlıktan, sasılıktan, duygu sömürüsünden para kazanıyorsun, Kanal D dizi senaryosu kitaplar yazan adamsın. Ağlayarak otuz bir çeken adam yazarak site içi güvenlikli ev yaptırdın kendine, sen daha ne milletin kitabına laf ediyorsun bu aptalca diye? Evet aptalca da sen aptallığın şahı değil şahbazısın, sana ne lan?

Süslü laflarla hiçbir şey söylememek, bıktırıcı bir tempoyla kitabın sonuna kadar devam ediyor. Ender, sırf Nihal kendisine vermedi de sevgilisinin yanına gitti diye “yıldızlarla hayallerle süslü bir yatağın değil, kadın olmanın saldırıya, talana açık bahçesi” falan diyor. Gerçekten tam bir Entel Feridun eleman; “Özgürlüğün kimse tarafından sevilmemeyi göze almak olduğunu söylüyordum” diyor, çok haklısın kardeşim, sevilmemenin nedeni çirkin ve kompleksli bir davar olmandan kaynaklanmıyor asla, özgürlükten evet.

Barış, kimi zaman ufak ufak solculuğa da yanlamaya başlıyor ki bu tip adamların huyudur, şaşırtmıyor. Politik mücadele hakkında zerre tecrübesi olmayıp bolca fikri olan bir çakma elit bakışıyla, leş gibi bir romantik lümpenlikle kokuşmuş fikirlerini ekleyiveriyor yazdığı çöpte. Nihal’i eylemde gören karakter, bununla ilgili değersiz düşüncelerini sayıyor ve ardından karakterine,“Asıl devrimci yanımızın yaratılışımızdaki aykırılıklar olduğunu kim söylemişti Çetin?” dedirtiyor eleman. Hayır barış, ne senin, ne de yazdığın gudik karakterin herhangi bir devrimci yanı falan bulunuyor, ne de içine tükürdüğümün aykırılıkların bir anlamı bulunuyor. Gerçekten şöyle bir lafı karşımda etse biri, oturduğumuz mekanda, cafede, barda falan söylese bana, geçiririm kafasına bira şişesini, saniye tereddüt etmem. Bir gagalamadığın bu kalmıştı çünkü. Kim bilir diğer kitaplarda neler yazdı... Tam “karı kaldırmak için” eyleme veya derneğe gelmiş orta yaşlı abazan repliği gerçekten ha! Bu arada anlattığı olaydaki pankartın da koordinasyon/Halkevciler olmasına biraz güldüm. “Aman şimdi bir de başımıza bu solcularla iş almayalım” diye gidip eylemin, pankartın en lümpenini, çakmasını seçmiş mini çakal.

Bu kitabın yazıldığı sıralar bir de gizemlilik basıyordu Barış. Fotoğrafı çıkmasın diye uğraşıyor, ortalıkta görülmüyor, etrafında bir merak halesi yaratmaya çalışıyordu. Dengesiz herhalde deyip geçmiştim o zaman. Şimdi, kitabını okuduktan sonra bunu neden yaptığını anlıyorum aslında. Ne kadar dandik ve boş bir şey yazdığının aslında kendisi de farkına varmış, o yüzden çıkmıyormuş ortaya diye düşünüyorum şu an samimiyetle. Ha elbette üzerinden yirmi yıl geçti. Şimdi etrafında, güneş altında beklemiş at boku kokan hüzün seven yeterince insan toplanmıştır artık. Atmıştır o çekingenliği muhtemelen üzerinden.

Kitap muazzam bir yavanlık manzumesi. Safsata, buğulu tavırlar, tekrarlanan çakma duygusallık, rakı masası övmek, görgüsüzlüğü ve varoşluğu samimiyet diye itelemek, mevsimleri kişiselleştirmek (bir bahar muhabbeti var ki artık ben dahi alıntılamaya dayanamadım) ne kadar aptallık varsa toplanmış. İnanılmaz gerçekten, her biri zaten zorlukla tahammül edilebilir bunca ahmaklığı, nasıl bir araya getirmiş şaşırtıyor insanı. Kalabalık bir içki masasında çatlak bet sesiyle şarkıya eşlik eden tip gibi, twitter’da soba resmi basıp fakirlik güzelleyen hesap gibi, rakı içen kadın öven Meriç gibi bir kitap bu.

Özenle çaba harcamış sanki herif kötü kitap yazmak için. Sonlara doğru kendi kendime diyordum ki, “olsun ama bak, o kadar Ankara muhabbeti geçti, her türlü aptallığa rağmen bir kez bile Neşet Ertaş demedi, en azından bütün tuşlara basmaya çalışmamış, bu da bir şey”, aniden karşıma şu çıktı: Radyoda bir Neşet Ertaş türküsü çalıyordu: "Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez." Nihal arkada, başı Fikret'in omzunda, hâlâ ağlıyordu.. Lan bir kez olsun şaşırt be...

Bir de aynı isimle çekilmiş bir filmi var bunun, iki cümle de film hakkında etmeden bitirmeyeyim bu yazıyı. Filmi şöyle özetleyebiliriz; siz sanıyorsunuz ki bundan daha kötüsü yapılmaz, film de size “Hold my Beer!” diyor.

Velhasıl, benim ne bu kitaba ne de Barış’ın elinden çıkmayı bırak, Barış ile aynı odada bulunmuş bir başka kitaba harcanacak enerjim ve zamanım kalmadı artık hayatta. Okurken biraz daha tahammüllüydüm (sadece 40 saniyede bir küfür ediyordum ama bütün bedenimi kaplayan bir öfke oluşturmuyordu mesela) ama üzerinde yazarken kitaptan ne kadar nefret ettiğimi daha iyi anladım. Bu kitap bende fiziksel olarak gözlemlenebilir bir tiksinti yarattı, her detayıyla gerçekten midemi bulandırdı. Herhangi birinin buna zaman ayırması için bir neden göremiyorum. Aşktan romantizmden, acıdan, kavuşamamaktan falan mı hoşlanıyorsunuz? Marcel Proust okuyun arkadaşlar, ne işiniz var Barış’la, üçüncü sınıf ergen zırvasıyla. Ha ısrarlıysanız buram buram arabeskte, lüzumsuz hüzünlü atmosferde, yirmi saniyede bir aforizma kasılmazsa kaşıntı tutuyorsa, hiç olmazsa Oğuz Atay okuyun bari. Ne gerek var suyunun suyuna. Yalçın dedem gibi fırlatıp atıyorum bu apış arası kokulu arabeskliği.



PS: Kitaba karşı hissettiklerim için (bkz: Anal Vommit - Obsessive Sexual Slaughter)

edited(11.23) PS2: kill count of this review: 006
Profile Image for Sinem A..
490 reviews297 followers
November 10, 2015
sobanın dibinde mayalanmaya bırakılmış sözcük ve duyguların karışımından elde edilen, üstü gevrek içi yumuşak tercihen çayla yenilen hamurişi tadında kitap.. yöreye göre ismi değişen ama bilen herkesin aynı tadı aldığı geleneksel yemek.
Profile Image for Özlem Güzelharcan.
Author 5 books350 followers
August 9, 2016

Barış Bıçakçı ile tanışma kitabım. Elbette ki kitabı okumak istememin sebebi o muhteşem başlığı oldu. Heyecanla başlayıp kısa sürede bitirdiğim bu romanla ilgili kafam biraz karışık açıkçası.

Öncelikle kitabın içinde harika cümleler geçiyor, gerçekten yerinde kullanılan benzetmeler (altını çizdiğim cümleler çok oldu), değişik bir anlatım.. ama sanki bazen fazla süslü, fazla 'edebiyat yapıyorum' hissi vardı o cümlelerde. Sanki tek bir kişinin ağzından aktarılan hikaye bir noktada yavan kalıyordu, bir şeyler eksikti, sanki sonu öyle bitmemeliydi. Bilmiyorum. 2-3 arasında bir yıldız gitsin benden de.
Profile Image for Burak.
218 reviews165 followers
March 28, 2019
Bir adamın hayatındaki en yakın insana yazdığı uzun, samimi bir mektup, günah çıkarma, iç dökme Bizim Büyük Çaresizliğimiz. İki erkeğin aynı kadına aşık olmalarından çok birbirlerine duydukları kocaman bir sevginin hikayesi. Daha ilk birkaç sayfada kendimi kaptırdığım kitabı bir daha elimden bırakmak istemedim. Bu vakte kadar Barış Bıçakçı okumamış olmak ne büyük eksiklikmiş.
Profile Image for A. Raca.
768 reviews172 followers
January 23, 2020
"Hangimiz yaşamadık, savruluşların sonunda bir yerde bizi bekleyen ismimize düzenlenmiş kimlik arayışını? Hangimizin kendini var etme sorunu olmadı?"

Bir dostluk hikayesi. Ama tam ne desem bilemiyorum henüz, biraz daha düşünmem lazım.
☀️
Profile Image for Ümit Mutlu.
Author 68 books370 followers
May 6, 2015
"Peki, âşık olduğun insanda, başkasında olsa dayanamayacağın şeyleri hoş görür müsün?
Ben hoş görüyorum.
"

Peki ya dostunda? Dostunda da görürsün. Zaten dostla aşkın içiçe girdiği ve bir daha çıkamadığı bir anlatı bu. Ender de diyor hem, yer yer bromance'a kayan garip bir ilişki. Çetin ya da Ender, Nihal'i seviyorlar mı gerçekten?

Yok, bu soru olmadı. Elbette seviyorlar. Ama şu sorulabilir belki: Çetin'le Ender, Nihal'i mi daha çok seviyor yoksa "birlikte yaşanmış çarpıcı anılar yaratmayı" mı? İşte bunun üzerine düşünülebilir.

Kitabın arkasında da çok doğru şekilde belirttiği gibi; Barış Bıçakçı nefes alır gibi, su içer gibi yazıyor. Biz okurların başına gelmiş çok güzel şeylerden birisi. Çok yaşa.
Profile Image for Anil.
31 reviews60 followers
December 9, 2019
"Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi?" böyle başlamış kitabına Barış Bıçakçı.

Çok geç keşfettiğim bir kitap Bizim Büyük Çaresizliğimiz. Filminin Almanya'daki festivalde aldığı yorumları okuyunca merakım artmıştı. Basım yılının 2004 olduğunu görmek ise özellikle okuduktan sonra beni çok şaşırtmıştı. Hani bazı kitaplar vardır, kimse bilmesin sadece ben okumuş olayım dersiniz onlar için. bu da o kitaplardan biri benim için.

Daha kitabı elime almadan filmle ilgili Alman eleştirmenlerin yorumları ile yönetmeninin yorumları ilgimi çekmişti. Alman yazarlar, kendilerinin bile farkında olmadığı iki eşcinsel adamın yakınlığından bahsediyordu. Yönetmen ise iki erkeğin böyle yakın bir bağ kurabileceğini savunuyordu, homoseksüel olmasalar da. Aslında bakış açısının ülkeden ülkeye değişmesi normal. Özellikle Avrupa'nın büyük bölümünde bu tarz bir durum gizli eşcinselliğe vuruluyor. Misal kendi yaşadığım bir durumdan örnek vermek gerekirse, bir süre bulunduğum Prag'da bir adamı yanlışlıkla ve alışkanlıktan yanağından öpmek zorunda kalmıştım. Adamın bakışları değişmişti. Durumu zor da olsa anlattım. Sanırım bu anıyı anlatarak konudan yeterince uzaklaşmış oldum.

Geri dönecek olursak, şahsi kanaatim Ender ve Çetin'in eşcinsel olmadıkları yönünde, kendilerini açıklayabilecek en güzel örnek sanırım meşhur Scrubs dizisinde Turk ve JD'nin aralarındaki bağdır(bromance).

Geçmişi kurcalamayı seven ve geride bırakmayı bilmeyen bir mahluk olduğumdan kitabın yazımın başında yazan cümleyle başlaması gülümsetmişti beni. Kitabı okurken Nihal'in Ender ve Çetin'e, onların kendisine beslediği duyguları besleyip beslemediği sorunsalına uzak kalmaya çalıştım. Belki de kendimi onların yerine koyup düşündüğüm için istemedim Nihal'in aşık olmasını.

Ender-Nihal-Çetin üçgeninden öte şu kitapta beni üzerine düşündürten ve garip bir kıskançlığa sevk eden, Ender-Çetin dostluğuydu. Olayı duygusala bağlama amacım yok sadece gıptayla okudum aralarındaki bağı. Günümüzdeki arkadaşlık kavramının çok ötesinde bir bağlılığa sahip otuzlarının ortasında biri kel, biri göbekli iki adam. Biri, yere yanlamasına uzanıp eliyle kafasını destekleyen ve bir inşaat şirketinde çalışan Çetin diğeri ise çevirilere gömülmüş, evden aile ziyareti ve temel ihtiyaçlar dışında dışarı çıkmayan Ender. Karakter olarak aynı olmasalar da birlikte taze fasulye yapıyorlar, birlikte alışverişe ve halı saha maçlarına gidiyorlar ve aynı kıza aşık oluyorlar. Yaşadığı büyük kayıp yüzünden bir anda hayatlarına giren ve kendilerini bir anda ebeveyn statüsüne çıkaran kıza, Nihal'e. Lisede aynı kıza aşık olma hayali kurup, bu durum gerçeğe dönüşünce ileride, insanın yüzünde acı bir gülümseme beliriyor. Hatta diğerinin aşk konusunda (hele ki bu durumda) üzülmesini istemedikleri için "aslında nihal senden hoşlanıyor" tadında laflar ediyorlar vs vs.

Yazımı kitaptaki en sevdiğim cümlelerden biriyle bitireyim.

"Nihal kahvaltılarda peynirin üzerine reçel koyup yiyor! Sizin taraftan çetin, sizin taraftan."

Not: Yazımın bir bölümü ekşi sözlük'te yazdığım bir entryden alıntıdır.
Profile Image for moi, k.y.a..
2,086 reviews382 followers
November 18, 2017
Kitabın adı ilgimi çektiği için başlamaya hevesliydim ancak gene ve gene umduğumu bulamadım. Kitap tek taraflı, olay aktarımı şeklinde ve karşılıklı konuşup dertleşiyormuş gibi aktığı için beni baydı tabiri caizse.
Kitabın arka kapak yazısında laf kalabalıklarından uzak bir şeyler vadederken bazı cümleler a-ha, buraya bir lafı yerleştireyim de okuyucu altını çizsin kaygısıyla yerleştirilmiş hissi verdi.

İki binli yıllarda kalemi eline alıp da edebiyat yapan yazarlardan okuduklarımla yıldızım henüz barışmadı. Yani bu kadar edebiyat kasmaya gerek var mı diye soruyorum bazen. Çünkü bana verdikleri his bu. Birkaç güzel kelime olsun, sosyal medyada duvar kağıtlarına yazılsın amacı var gibi geliyor. :(
Umuyorum ki bu düşüncemi kıran kitaplarla karşılaşırım.
Profile Image for alper.
210 reviews63 followers
November 2, 2019
Arkadaşlık, aşk ve lezzet tutkusu üzerinden işlenen bir "Barış Bıçakçı" romanı.

Hepsinden tadımlık,

Lisede, henüz yanımızda yakınımızda tek bir kız yokken aynı kıza aşık olma hayali kurduğumuzu hatırlıyor musun? (Seninle konuşmanın özel grameri: Hemen hemen her cümle “hatırlıyor musun” sorusuyla biter, ortak geçmişimizin g’si büyük yazılır, eylemlerimizin kipi daima güzel geçmiş zamandır ve Çetin ile Ender’i birbirine bağlayan bağlaçlar saymakla bitmez.) (94-95)

“O an bu bakışları hep üzerimde hissetmek, o koyu kahverengi gözleri her zaman görmek istedim. Aşıklar böyledir işte Nihalciğim, kısacık bir anı bütün ömürlerine yaymak isterler.” (69)
“Peki babamı dinlerken, bir yandan da bunları Nihal’e anlatacağım, diye düşündüğümü söylesem! Yaşadığım her şeyi bir karınca gibi yuvarlaya yuvarlaya ona taşımayı düşünüyordum hala, kış için o bitmek bilmez kış için ve önümüzdeki kışlar için,... (139)”

“Allahım ne kadar mutluyduk! Birbirimizden öyle gördüğümüz için sanırım, pisboğaz olmayan insanlara ikimiz de pek ısınamıyorduk, pisboğazlık bizce önemli bir meziyetti.” (26)

Lafı uzatmayacağım, (hafiften uzatasım da var) ben eğer bir kitabı sayfa sayfa yaşıyorsam, beni bu kadar içine çekmişse, duygudan duyguya bizzat kendim tecrübe etmişçesine giriyorsam, aynı zamanda triplerden triplere o kitabın bende yeri ayrıdır. Benim için kıymetlidir. Hikayesi, karakterleri, dili, yazarı… 🤗🤗🤗

Hala öncelikle Sulhi Saygılı "fan club" üyesiyim orası ayrı. 😁😁

Not: Jules and Jim selamı da hoşuma gitti ama ben o filmde -adının aksine- tamamen bir Catherine hikayesi izlemiştim. Aşkın ön planda olduğu. Burada sanki arkadaşlık ile aşkın dengesi var. Bir sakınma halinin de sebebi olan, arkadaşların birbirini dizginlediği. Hanım kızımız sürekli aklımızda olsa da -aksi elde degil, ne yapacaksın-… (not ayağına yine anlattım bir şeyler)

İlgili film:

https://mubi.com/films/jules-and-jim (4.1 mubi standartlarında çok iyi bir puan)

Nota not:
François Truffaut'nun Hitchcock kitabını okuyorum bir yandan. Sinema bilgisine, Hitchcock'a sorduğu sorulara/diyaloğuna hayran kaldım/kalıyorum. Nasıl yetkin bir yönetmen, nasıl bir sinema aşığı olduğuna okurken şahit oluyorsunuz.
Profile Image for fคrຊคຖ.tຖ.
307 reviews82 followers
September 21, 2025
کتابی که فقط به خاطر قیمت اروزنش چون چاپ ۹۹ بود خریدم و از خوندنش خیلی لذت بردم. یک داستان عاشقانه از زبان مردی میانسال که خطاب به دوستش تعریف می‌شه دوستی همسن و سال که هر دو عاشق یک دختر جوان هستند. خواهر دوست مشترکی که به اون‌ها سپرده شده و هر سه در یک خانه زندگی می‌کنند. چالش اِندر و چتین نسبت به نهال (دختر)
عشق افلاطونی یا زمینی؟ ...
Profile Image for Nurcan ATİLA.
62 reviews6 followers
September 29, 2018
Dostluk anlayışımın sınırlarını zorlayan bir kitap oldu. Yüreğine, kalemine sağlık Barış BIÇAKÇI
Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?

Neden bir rüya görürüz? Her şey olup bittikten sonra neden bir de rüya görürüz? Karmaşanın, keşmekeşin, hayatın yorucu zenginliğinin içinde eksik kalan nedir ki, uykunun kuytusunda ille de tamamlanması gerekir?

…başkalarının acısını kendi acısına dönüştürdüğünü düşünmüştüm. Bütün ölümleri tek bir ölüme dönüştürüyordu, en yakınının en sevdiğinin ölümüne.

Okuduğum kitaplar yüzünden duygudaşlık hastalığına yakalanmasaydım Çetin, ben de sana kızabilirdim.

"Söyledim ya!" diye kestirip atmak ne kaba ve aptalca bir davranış olurdu! Tekrarın ve hayatın güzelliğini reddetmek olurdu. Hayat tekrardan ibarettir çünkü. Hayatın gücü tekrarın gücüdür.

Hareket etmezsen acı üzerinde birikir.

…iki yıl kadar süren ilişkimin pençelerini etimden sökmeye çalışıyordum.

Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum, hâlâ öyle!

Sessizlik, üzerinde onu eksilten değil tamamlayan bir şey olarak duruyor.

…bütün tavırlarımda, konuşmalarımda hep "en duygusal, en kırılgan benim" havası olduğunu, bu yüzden yakınlarımı baskı altına aldığımı söylemiştin. Böğrümde tek hamlede sapına kadar soktuğun bıçağınla balkona çıktığımda, İstanbul'un berbat, nemli havasını güç bela içime çektiğimde, doğru söylediğini biliyordum.

İkimize bakışlarında, "Sizinle sonra konuşalım!" daveti vardı.

Çünkü aşk eşitler arasında yaşanır, Vehmi Bey bir istisnadır! Eşit değilseler bir taraf diğerinin esiri olur, diğeri de ona eserim diye bakar.

Her zamanki sen. Dostum benim, do sesim!

Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu.
Profile Image for Bülent Ö. .
297 reviews140 followers
July 9, 2020
Beş altı sayfa sonra gördüm ki ben bu insanların hayatının dibinde bitivermişim bir anda. Ne yaptın sen arkadaş da ben hemencecik ısınıverdim yazdığın insanlara.

Bir iki gün sonra gördüm ki bir de özler olmuşum onları, bir gün elime almasam kitabı aklım kalmış Ender, Çetin ne halde Nihal ne yaptı diye. Daha da bırakmam ben seni söyleyeyim. Büyüğümsün diye duydum. Ellerinden öpüyorum.

Yıllar sonra gelen ek: Şunu fark ettim ki şimdiye dek karşılaşmadığım bir anlatım, bir bakış açısı tekniği var bu kitapta. Ender olayları, hislerini, düşüncelerini anlatırken Çetin'e sesleniyor, her şeyi bize değil Çetin'e anlatıyor. Çetin'e yazılan açık bir mektup gibi kitap. Ya da Çetin'e ithaf edilen bir günlük. Böyle olunca hem "sen" anlatıcı devrede kalıyor hem "ben". Metin sahipsiz değil. Bu da onu daha önce okuduğum metinlerden daha "sıcak" yapıyor.


"... bazen edebiyat hayattan daha açıklayıcıdır." (s. 37)

"Elimi daldırıp bir avuç dolusu kayısı çekirdeği aldım. Birkaç tanesini aylandıza doğru fırlattım. Düştükleri yerde ağaç çıkarsa acı olacaktı meyveleri." (s. 103)

"Yaptıklarımızı olumlayan yasalar buluyoruz; sanırım aklımız böyle işliyor: Buyurgan iç huzurumuzun boynu bükük kölesi olarak. (Çetin, burayı anlamadıysan lütfen üşenme, bir kere daha oku!)" (s. 106)

''Hayatımızın, uzun mihnet, lezzetsizlik, renksizlik ve keder devrelerinin arasına serpiştirilmiş kısa saadet dakikaları...'' (s. 139)
Profile Image for Ebru.
95 reviews32 followers
July 11, 2016
Kitaptan notlar:
- Hareket etmezsen acı üzerinde birikir.
- Basit şeyler isteyince, basit şeylerden zevk almaya başlayınca, anlıyorum ki aşık olmuşum.
- Bir şeyin, hızlı hareket eden bir şeyin peşine takılmış koştura koştura yaşıyorum.
- Biri kel, diğeri göbekli

Okumayı çok uzattım sonuçta 167 sayfalık bir kitap. Yansıtılan duygunun çok ağır olmasına rağmen anlatım yavan geldi bana. Bazı yerler de sıkıldım bile diyebilirim. Tek kişinin ağzında karşılıklı konuşuyor gibi yazılması kitaptan soğumama neden oldu. Ama konusu güzeldi çoğu yerin altını çizdim anlayamadığım bir şeyler eksikti. En çok dikkatimi çeken ise kitabın Ankara kokmasıydı. 375 kilometre uzaklıktan Ankara’yı hissedebildim. Nedense aşktan, dostluktan çok ilgimi çeken bu oldu :) Belki de yanlış yerde okuduğum için keyif alamadım.

Ayrıca filmi de bulunmaktadır.
* İyi okumalar :)
#np-Aretha Franklin - I Say A Little Prayer
Profile Image for Fulya.
547 reviews201 followers
July 9, 2015
Şimdi çok enteresan (Tayyip stayla), bu kitapta ben ne acı bulabildim, ne yalnızlık, ne hüzün. Anlatılan her şey janjanlı bir paketin içindeki jelibon gibi. Jelibon kadar yapay ve tatlı numarası yapan bir tatsız. Barış Bıçakçı'nın daha önce Sinek Isırıklarının Mükellefi kitabını okudum bu da ikincisi ama galiba sonuncusu olacak. Filmi de varmış. İzleyeceğimi sanmıyorum.
Profile Image for dilara 🍒.
103 reviews12 followers
October 19, 2025
bizim büyük çaresizliğimiz, kitap kulübümüzün ilk kitabıydı, dolayısıyla bende yeri hep bambaşka olacak. ❤️‍🩹

“aslına bakarsan çetin, nihal, biz ona aşık olduğumuzda varlık kazandı, fiziksel özellikleri belirginleşti, daha bir güzelleşti, çekicileşti; hatırlanır oldu. önce aşk vardır. hatırlamak da, acı çekmek de, sevgilimize vereceğimiz çiçeğin fotosentezi de ondan sonra başlar.”


kitaba bayıldım! barış bıçakçı ile nasıl bu kadar geç tanıştım aklım almıyor. neyse ki muhteşem bir tanışma olduğundan bu durum telafi oldu sayılabilir. ankara’da içinde ankara geçen kitaplar okumak beni fazladan mutlu ediyor.

geleyim kitaba: kitapta üç ana karakter var aslında: ender, çetin, nihal. nihalimiz, daha yirmilerinde bir üniversite öğrencisi. ailesini kaybetmiş geriye bir tek abisi kalmış ve o da amerika’da üniversite okumakta. abisi nihal’i hem yakın arkadaşları hem de eski ev arkadaşları olan ender’le çetin’e emanet ediyor. üçü birlikte ev arkadaşı oluyorlar ve işte hikayemiz burada başlıyor. bu kitap, tam olarak olayların yaşandığı anları anlatmıyor. bu kitap bir iç döküş aslında, çetin’in ölümünden sonra ender’in uzun uzun yazdığı bir mektup gibi. yaşadıkları olayları o kadar sakin ve sessiz anlatıyor ki aslında kızacağınız onaylamayacağınız şeyler olmasına rağmen bu anlatımdan ötürü hiçbir şey demiyorsunuz.

o kadar yakınlar ki ender ile çetin, iki arkadaştan öte iki aşık gibiler. yedikleri içtikleri hiçbir zaman ayrı gitmiyorlar. hatta ikisi de nihal’e aşık oluyorlar ve aslında bu üniversite zamanlarında istedikleri bir şeymiş bile. yıllar sonra bu isteklerine kavuşuyorlar. ya aslında çetin ve ender hakkında çok uzun uzun konuşulabilir ama okumak onları daha iyi anlamanızı sağlar. hiç büyüsünü bozmak istemiyorum.

o kadar severek okudum ki, barış bıçakçı’nın diğer kitaplarını da hemen listeme ekledim. sevemeyen insanların da neden böyle hissettiklerini anlıyorum fakat pek katılamıyorum. rahatsız olacağımız durumlar neredeyse o kadar olağan bir şey gibi anlatılmış ki bize pek söz hakkı kalmıyor gibi geldi bana. yazar bu işi çok iyi yapmış.
Profile Image for Perçem Yünten.
12 reviews3 followers
January 9, 2019
"Çünkü aşk eşitler arasında yaşanır. E��it değilseler bir taraf diğerinin esiri olur, diğeri de ona eserim diye bakar."
Profile Image for Kam Sova.
422 reviews12 followers
July 4, 2022
Okuduğum ilk Barış Bıçakçı kitabı. Üslubu bana şairane geldi. Bir Murathan Mungan havası almadım desem yalan olur.
Kurgu da hoştu, Ankara'da geçen tüm romanlarda olan o tanıdık his yine kendisini gösterdi. Aşkın insanı nasıl hem fazlalaştırıp hem azaltacağını gösteriyor anlatıcı yazdığı anılarda. Aşk, acı ve hislerin zamanla değişimine böyle şahit olmak beni her zaman büyülemiştir.

"Bizim büyük çaresizliğimiz Nihal'e âşık olmamız değil, sesimizin dışarıdaki çocuk seslerinin arasında olmayışıydı. Asıl çaresizlik buydu."
Profile Image for Tuğba (tuharrr).
81 reviews9 followers
December 24, 2013
Ankara’da yaşayanlar bilir,Ankara öyle hiçbir yere benzemez yazı,kışı,havası,sokakları,memurları ayrıdır apayrıdır.Kitap geçtiğiniz sokakları,yürüdüğünüz yolları,oturduğunuz bankları yani Ankara’yı anlatıyor.Sıkı bir dostluk hikayesi.Dostluğu öyle güzel anlatmış ki,içiniz gidiyor…keşke benimde böylesine her şeyiyle sevdiğim dostlarım olsaydı diyorsunuz.Hayatı paylaşmayı anlatıyor,sevmeyi,aynı kıza aşık olup duygularını dizginlemeyi bilmeyi açıklıyor.Erkekler ne düşünür? Ne hisseder?Ne yaşar? sorularına oldukça samimi içten cevaplar bulacak,(vay be onlarda böyle hisseder mi diyeceksiniz?).Anlatıma gelince,yazarın hakkını vermek lazım kelimeleri öyle güzel süslemiş ki,kitabı sindire sindire yavaş yavaş okuyası geliyor insanın.Ben böyle şeker gibi bir anlatım daha okumadım,sanki ailemden biri anlatıyor da dinliyormuşum gibi hissettim.Kitaptan bir kaç cümle okuduğunuzda bir anda gönlünüzü alıverecektir zaten.
İyi Okumalar…
Profile Image for Aykut Kısa.
222 reviews14 followers
August 26, 2018
Kocaman bir hayal kırıklığı.
Ben bu kitabı 3-4 yıl önce alıp kitaplığıma koymuştum. Kitabı satın aldığım zamanda 1 hafta evvel okumaya başlarken de çok ümitliydim. Meraklıydım. Çünkü kitabın adı çok güzel. İnanılmaz içine çekiyor insanı. Ama okudukça, sayfaları çevirdikçe büyük bir pişmanlık ve hayal kırıklığı yaşadım...
Yazarın abartılı derecedeki süslü cümlelerini sevmedim. Fazla ‘edebiyat’ yapılmış. Yani bu kadar çok süslü cümle, aforizma ve hatıra koyunca kitap güzel olmuyor arkadaş. Kitabın arka kapağında da yazdığı gibi aynı kıza aşık olan iki arkadaş var evet ama bu konuyu güzel işlediğini, bir derinlik kazandırdığını söyleyemem. İkisi arasındaki dostluğu anımsadığı kısımlar(fazlasıyla mevcut) yer yer iyiydi. Ama onda da çok tekrara düşmüş gibi geldi bana.
Bilemiyorum Altan. Ben sevmedim bu kitabı.
Profile Image for Merdan.
51 reviews7 followers
January 4, 2020
(...) Mahalle maçlarından sonra bir çeşmeye doğru koşan çocukların bağırdığı gibi: İlk kan, ikinci kan! (...)
Profile Image for Pinar.
41 reviews45 followers
November 16, 2012
Unsere große Verzweiflung ist eine Hommage an die Freundschaft. Baris Bicakci gewährt dem Leser tiefe Einblicke in eine Männerfreundschaft. Eine Freundschaft, die sich in einer absoluten Harmonie bewegt, eine Freundschaft, die zwei Menschen zu Eins macht und schon Ähnlichkeiten mit einer reinen, innigen Liebe besitzt.

Der Ich-Erzähler Ender beschreibt es mit den Worten:
"Zwei Menschen wenden sich einander zu. Das geschieht beispielsweise mit Blicken oder am selben Ort auch mit Schweigen, in der simpelsten Form. Dann, so einander zugewendet schaffst du deine eigene Sprache. Wir (Cetin und Ender) verfügen über eine Sprache, die niemand sonst versteht. Eine aus Gesten und Mimik und schließlich Wörtern gestrickter Sprache (...) alle engen Beziehungen sind eine Minderheit. Eine Minderheit, die zwei Menschen bilden, die dem "Außen" extrem den Rücken kehren."

Allerdings gerät der Frieden dieser Minderheitskultur alsbald ins Wanken. Wie steht es mit der wahren Freundschaft, wenn plötzlich Liebe, Liebe zu einer Frau, ihren Weg kreuzt. Diese Frage wirft Baris Bicakci in Unsere große Verzweiflung auf. Ender und Cetin, seit Kind auf miteinander befreundet, werden auf eine solche Probe gestellt, als Nihal, die jüngere Schwester eines Freundes in ihre Wohngemeinschaft einzieht. Beide verlieben sich in Sie und somit beginnt die große Verzweiflung, eine große Liebesverzweiflung.

Die aufgewühlte Gefühlswelt, die Gedankengänge der Protagonisten sowie deren innere Unruhe bescheibt Bicakci bemerkenswert. Er schafft eine Atmosphäre der Verzweiflung, gespickt mit melancholischen aber auch humorvollen Momenten. Ich als Leser litt und fühlte mit den Protagonisten mit. Es war wirklich eine kleine Offenbarung für mich in eine solche Welt (der Männerfreundschaft) einzutauchen. Gleichzeitig muss ich anmerken, dass ich langsam (nach 5 gelesenen Büchern von türkischen Autoren) den Eindruck gewinne, dass die türkische Literatur ihr Hauptaugenmerk mehr auf die Gefühls- und Gedankenwelt der Protagonisten legt, als auf Handlung oder gar Spannung. Infolgedessen könnte Bicakcis Werk für manch einen, trotz der nur 173 Seiten, sehr langatmig sein. Zu empfehlen ist dieses Buch jedoch für all diejenigen, die wie ich solche Beschreibungen lieben.

Für mich mit Sicherheit nicht der letzte Ausflug in die türkische Literatur. :)

Zu dem Autor: (laut Klappentext)
"Unsere große Verzweiflung" (Original erschienen 2004) ist das vierte Buch des 1966 in Adana geborenen Schriftstellers und Übersetzers Baris Bicakci, der heute in Ankara lebt. Er hat sich vor allem mit Erzählungen einen Namen gemacht und gehört zu den namenhaften Autoren seiner Zeit.

Die Filmadaption (Our Grand Despair, Regie Seyfi Teoman) des Romans aus dem Ankara der 90er Jahre lief im Wettbewerb der 61. Berliner Filmfestspiele 2011.
Profile Image for Habibe Hanzadeoğlu.
8 reviews3 followers
February 21, 2014
"'Zaman sensin zaman kadındır.' diyorum içimden."
"Neden bir de rüya görürüz? Her şey olup bittikten sonra neden bir de rüya görürüz? Karmaşanın, keşmekeşin, hayatın yorucu zenginliğinin içinde eksik kalan nedir ki,uykunun kuytusunda ille de tamamlanması gerekir?"
"Sen hep böylesindir işte: Kurdun beceremediğini becerir gerçek bir büyükanne olursun."
"Lise fizik kitabımızın kapağındaki bilye gibi, biz de yere her çarptığımızda daha az yükseliyorduk. Sonunda bir süre yerle bir gidip durduk. Ayrıldık."
"Kızın sesi detoneydi, yanlış notalar basıyordu ama bu bir aşk şarkısıydı; mutlulukla mutsuzluğu aynı tepside sunuyordu."
"Orada otursun, bakışlarıyla beni dinlendirsin, anlattığım şeylerin onun için çok değerli olduğunu belli etsin istiyordum. Bunu belli etmezse kırılıp döküleceğimi anlasın istiyordum."
"En büyük ahlaksızlık, demiştim kendi kendime, bir aşkı yaşamamaktır."
"Sonra bitti. Başlayan ve biten şeyler Çetin, ölümlü olduğumu hissettiriyor bana, ölecekmiş gibi oluyorum."
"Yaşadığım her şeyi bir karınca gibi yuvarlaya yuvarlaya ona taşımayı düşünüyordum hala, kış için, o bitmek bilmez kış için ve önümüzdeki kışlar için, turşu kurmadan, reçel yapmadan, masal anlatmadan çıkaramayacağımız kışlar için."
"Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen, bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir. Yıldızlara bakarak yalnızca yıldızları düşünmek gerekir."
"Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşılık içimden bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor..."
Profile Image for rosshalde.
105 reviews3 followers
November 29, 2012
Barış Bıçakçı'nın okuduğum ilk kitabı. Kendisiyle daha geç tanışsaydım gerçekten üzülürdüm.

Eserin benim için dikkat çekici yönü insan ilişkilerini belli kalıplara sığdırma zorunluluğu taşıyan bir düzenin; kişinin hareketlerini, yaşayışını sınırlandırmasına sebep olan bir kafa karışıklığı yaşatması üzerinde durduğu noktalar.

İki orta yaşlı erkeğin, Ender ve Çetin'in hayatlarına giren Nihal karakterlerin ahlak ve sevgi kavramlarını alt üst ediyor. Bir şekilde daha önce kimseye açıklamak zorunda kalmadan hislerini yaşamanın verdiği rahatlık bir emanetin getirdiği sorumlulukla bir karmaşaya sebep oluyor. Bence karakterlerimizin "büyük çaresizliği" bu noktada başlıyor. Kendilerine dahi açıklayamadıkları şeyleri açıklamak zorunda kalan insanların yaşadığı sıkıntıyı yaşıyorlar. Kendi içlerinde sevgilerini yaşayış biçimlerinin mevcut düzene uymayan yönlerini kendilerini telkin ederek törpülemeye çalışıyorlar. Ender'in kendi kendine odasında yaşını tekrar etmesi gibi...

Nihal ve arkadaşları ile tanışmalarını takip eden bölümlerdeki gençliğe özlem vurgusu bence karakterlerin bazı duyguların gençliğe ait olduğu düşüncesinden duydukları rahatsızlıktan kaynaklanıyor. Zaten orta yaşlı olmalarına vurgu yapılan hemen her bölümde bu konuya dikkat çekiliyor.

Kısacası çok fazla değinilmeyen duyguların kalıplar dışında yaşandığı durumlara dikkat çeken bir kitap olarak beğendiğimi söyleyebilirim. Anlatımındaki samimiyeti ile eserde kendimize ait kırıntılar bulmamızı sağlayan bir yazar Barış Bıçakçı. Çalışmalarını bundan sonra severek takip edeceğim bir yazar.
Profile Image for Betti.
7 reviews22 followers
September 3, 2016
Barış Bıçakçı’nın okuduğum ilk hikayesi. Bendeki en büyük etkisi dostluklar, sevgi üzerine oldu. Romanın dili naif ve duyarlı, ara sıra biraz ağdalı geldi bana (okumak zihin jimnastiği gibiydi, Türkçe anadilim olmadığından da olabilir:)
Kahramanlarımız sıkı dost olan, ömür boyu bir hayatı paylasmak isteyen, birbirlerini jestlerinden anlayacak kadar iyi tanıyan ve bence aralarında gizli eşcinsellik var olan Ender ile Çetin. Birinci göbekli karakter, çevirmen, güzel kelimeleri var, şiirler yazıyor, ikinci kel, inşaat mühendisi, yaşamayı ön plana koyan bir adam.
Hikaye onların dostluk muhasebesi, bir monolog, bir mektup gibi aslında, ama Ender sanki daha çok kendine anlatır gibi.

“En büyük ahlaksızlık, demiştim kendi kendime, bir aşkı yaşamamaktır. Hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir, demiştim.

“Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi?”

“İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer. Benim bildiğim tek sınır bu.”


Onların derdi, asıl çaresizlik tam olarak ne? Aynı kadına duyulan aşk mı, yoksa aslında onlar birbirlerine mi aşıklar? Veya yaşlanmak mı? Sorular sorabilirsiniz ama kendinize sorun, kitapta bir yanıt yok, alıntılar belki cevaplamanızda yardımcı olurlar...
Profile Image for Kıvılcım.
74 reviews2 followers
April 18, 2023
"O güzel filme ilişkin berbat tanımlamanın canımı sıkan tarafı şu: Sınır var mı? İlişkiler için gerçekten bir sınır var mı? Varsa da ikinci sınıf sinema eleştirmenlerinin göremeyeceği bir sınır bu. İnsan severken basit sınıflandırmaların sınırlarını değil kendi sınırlarını görür, kendi sınırlarında dolaşır, kendi sınırlarına değer. Benim bildiğim tek sınır bu."

"Yıldızlı bir gecede, gökyüzünün altında kendini acemi ve çaresiz hissedersen, bu, yıldızlara bakarak başka şeyler düşündüğün içindir. Yıldızlara bakarak yalnızca yıldızları düşünmek gerekir."

Sevgiye, incitmeyen, naif ve dokunaklı sevgiye dair okuduğum en güzel şey.
Displaying 1 - 30 of 538 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.