Metinlerini varoluş ve yokoluş üzerine kurarak varoluşçuluğu taşraya taşımasıyla özgünlük kazanan, sade dilinden yükselen müzikle giderek hayatı yazıya, yazıyı ise büyülü bir hayata benzeten bir yazar...
Yazma serüvenini “hayatı kelime kelime genişletmek” olarak adlandıran Hasan Ali Toptaş, metinlerini birer senfoniye de dönüştürerek, dışarıyla içerinin, görünenle iç dünyanın, gerçeklikle rüyaların, somutla soyutun çarpışmasından doğan tekinsiz bir atmosfere çağırıyor okurunu. Tam bir yazı ustalığıyla, Türkçenin imkânlarını sonuna kadar zorlayarak, edebiyatın büyülü dünyasına kapılar açarak...
ve benim gözlerim gördüklerimden yaratılmıştı o yıllarda, ellerim dokunduklarımdan. Dilimi sormayın, konuşamadıklarımdandı ve kanlı bir kitap gibi yatıyordu ağzımda. “Hasan Ali Toptaş, aklımızın ve dilimizin yerleşik egemen mantığına karşı ruhumuzun sözünü geçerli kılıyor.” Necmiye Alpay
“YALNIZLIKLAR”, THEATER RAST TARAFINDAN HOLLANDA’DA HOLLANDACA VE TİYATROOYUNEVİ TARAFINDAN DA TÜRKİYE’DE SAHNEYE KONULMUŞTUR.
Hasan Ali Toptaş, a truck driver’s son, was born in Baklan, southwest Anatolia, in 1958. After completing his military service, he survived by doing odd jobs until he found a position at the Office of Inland Revenue. He worked in various small towns as a bailiff and treasurer, and finally as a tax officer. Following the publication of a few short stories in journals and anthologies, he paid for the printing of his first volume of stories Bir Gülüşün Kimliği in 1987. He submitted his second novel Gölgesizler (1995) to the Yunus Nadi Prize jury, and won. This novel was later adapted into a feature film (2007). Toptaş has received many other awards, including the Cevdet Kudret Liteary Award for his novel Bin Hüzünlü Haz (1999) and the Orhan Kemal Award for Best Novel for Uykuların Doğusu (2005). Yalnızlıklar (1990), poetic texts he constructed as a series of encyclopedia entries, has been successfully adapted to the stage. Toptaş retired in 2005, and since then has dedicated himself fulltime to his writing. His most recent book, the novel Heba (2013), will be published in English by Bloomsbury in 2015, and is to be followed by the English translation of Gölgesizler. Toptaş’s work has been published in many languages, including Dutch, French, German and Korean.
Yalnızlık postacıların taşıdığı yüktür çoğu kez, birikir kalem uçlarında, kağıtlarda, zarflarda. Bakışlarda birikir, susuşlarda, bekleyişlerde, kapılarda ve birikim yüktür her zaman, yalnızlık bir yükün ağırlığıdır. Yorgunluğumuzu o nesnenin kucağından o nesnenin kucağına gezdirirken, yürür ya da koşarken, coşarken ya da deli dolu yaşarken ansızın ölümü istemektir yalnızlık; kendimizin kendimize sağırlığıdır.
Şiirin ilgi alanımda olduğunu söylemem pek mümkün değil. Yani çok sık şiir kitabı okuyan biri değilim ve bu sebeple de okuduklarımı yorumlamayı pek tercih etmiyorum. Yine böyle yapacağım.
Beni bu kitaba çeken kapağı ve ismi oldu. Bu zamana dek hiç Hasan Ali Toptaş okumadım. Herkes o kadar methediyor ki sanırım zaman içinde "ya ben sevmezsem" tedirginliği oluştu bende sanki çoğunluğun sevdiğini sevmek zorundaymışız gibi. :) Neyse, dediğim gibi yorum yapmayacağım, sadece birkaç alıntı paylaşacağım:
"Yalnızlık alıp karşısına kendini, öteki kendinlerle konuşmaktır. Bakışmaktır, öteki kendinlerle; dövüşmektir. Kimi zaman da, öldürmektir içlerinden sana en çok benzeyeni, benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir" (s. 31).
"Bilinmesin; yalnızlık biraz da, her şeyi bilmenin ta kendisidir" (s. 30).
"Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur; ve okunanlar yalnızlıktır" (s. 54).
"Gözün gördüğünü el, elin gördüğünü göz görmezmiş, bilmiyordum. Nesneler adama tasma takıp gidermiş, bilmiyordum. Bütün şarkılar aynı makamda okunur ayrı makamda dinlenirmiş ve susmak da bir şarkıymış bilmiyordum."
Her Hasan Ali Toptaş kitabından sonra olduğu gibi gerçekliklerin ağırlığı çöktü üzerime. Hayallerin, anıların, eşyanın, mekanın... ağırlığı da çöktü. Çökerttin beni be adam.
'... romanları büyük bir iştahla okur okur, okurdum da, hep sen kalırdın aklımda. Sen kalırdın senden de büyük.
Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur; ve okunanlar yalnızlıktır. '
Yanılmıyorsam, Said Faik olacak... bir yazarımız “hikaye gibi şiir yazacağıma şiir gibi hikaye yazarım” diyerek sadece hikaye yazmaya devam etmişti. Nedense aklıma o söz geldi bu kitaba yorum yazarken. Su bir gerçek ki Hasan Ali Toptas, şiir gibi öykü yazıyor ona eminim. Ama siirleri de çok sönük diyemem.
Boşu boşuna yalnızlığınızı afili sözcüklerle süslemeye çalışmayın. Üstat, yalnızlık adına söylenebilecek bütün güzel cümleleri kullanmış. Adeta bir yalnızlık sözlüğü. Muhteşem başlayıp , muhteşem bitiyor. Edebiyat adına tadabileceğiniz bütün güzellikleri içerisinde bulunduruyor.
Veciz Sözler'in yalnızlık temalı bölümündeymişiz gibi bir hisle okudum.
Edebiyatta "x, y'dir," tarzı cümleler kullanılmasından pek hazzettiğimi söyleyemem, burası "yalnızlık x'tir,"lerle dolu ama. Tanımlamadansa hisse odaklı, daha yumuşak geçişli, daha az "kendinden emin" cümleleri seviyorum sanırım. O yüzden buradaki bazı cümlelere ısınamadım.
İlkokuldayken bir arkadaşımla şiir defteri tutardık karşılıklı. Ben ona bir başlık-tema verirdim o ona göre şiir yazmaya çalışırdı, ben de onun verdiğine göre. Bunu hatırladım kitabı okurken. Belirli bir tema etrafında bir sürü şeyin yazılması bana bir zorlama ve yapaylık hissi veriyor sanırım. Burada da ondan kurtulamadım.
Toptaş'ın nesrinden taşan şiirselliğine derin bir hayranlık duyuyorum. Burada da göğsüme çengel geçirdi cümleleri, yer yer sürükledi beni. Genele baktığımda ama, bir metne yedirilmemiş bu şiirselliğin, bazen beylik sözlere ve ne yazık ki tanımlamalara dönen bu şiirselliğin eksik kaldığını, doğallıktan uzaklaştığını hissettim. Ne bileyim, haddime düşmez bunu söylemek belki ama, bir aforizma yığınına dönme potansiyelinde görmeseydim yazdıklarını, göğsümdeki çengelle sürünseydim kelimelerinde o zaman daha çok severdim bu kitabı.
"ve benim gözlerim gördüklerimden yaratılmıştı o yıllarda ellerim dokunduklarımdan. Dilimi sormayın, konuşamadıklarımdandı ve kanlı bir kitap gibi yatıyordu ağzımda."
Her bir şiiri üzerine uzun uzun düşünülebilecek, konuşulabilecek ve hatta yazılabilecek, bir solukta okunan ama kalbe çok dokunan bir kitap. “Bilinmesin, yalnızlık biraz da her şeyi bilmenin ta kendisidir.” Nereden ele alırsanız alın, insanı ve insanın varolduğundan beri içinde taşıdığı yalnızlığı sözcüklere dökmüş Hasan Ali Toptaş.
Geçmişiyle ve bugünüyle yalnızlığı yorumluyor Bay Toptaş ve biz de hayran hayran okuyoruz. Bu sırada da kendi yalnızlık ânımızın keyfini sürüyoruz. Ama gerçekten yalnız mıyız? (Yalnızlığı ne kadar sevsem de, içimde taşıdıklarım hiç yalnız bırakmaz beni. Geçmişin prangasıyla atarım adımlarımı, başka türlüsü mümkün mü ki zaten? İnsan anıları varken, nasıl yalnız kalır? Yalnızlıktan sıkılanlar kötü anılara sahip olanlar mıdır? İncecik bir kitap okuyup kendinizi sınırsızca sorguluyorsanız, Hasan Ali Toptaş okuyorsunuzdur. Aramıza hoşgeldiniz.) Bay Toptaş'ın kaleminden yalnızlık senfonisi... Okunmalı, çünkü "Yalnızlık, yazar ve okur." Tavsiyemdir. =)
"İnsan yapayalnız bir yalnızlıktır." "Kimileri düşer yalnızlığa, Kimileri yükselir... ... Düşenler için yalnızlık, durup dinlenmeden akan susuz bir nehirdir. Yükselenlere eşsiz bir ülkedir yalnızlık..."
Yalnızlık alıp karşına kendini, öteki kendinlerle konuşmaktır. Bakışmaktır öteki kendinlerle; dövüşmektir. Kimi zaman da öldürmektir içlerinden sana en çok benzeyeni, benzemiyor diye. Yalnızlık, öldürmektir.
Hasan Ali Toptaş son yaşananlardan sonra kendisine duyduğumuz bütün pozitif hisleri yitirdi. Ben de kitaplarını elden çıkartmaya başladım açıkçası. Elden çıkartmadan önce ise okumadıklarımı okuyorum. Edebiyat anlamında başarılı buluyorum. Nasıl bir insan olduğu bu gerçeği değiştirmiyor. İşte bu kitap da o okunmamışlardan biriydi. Bir şiir kitabı olması ve benim şiir sevmemem sebebiyle kalmıştı öyle. Yarım saatte okudum, bitti.
Bir defa, şiir kitaplarını kağıt israfı konusunda sıkıntılı buluyorum. Bir cümlelik sayfalarla dolu oluyor bu kitaplar. Bütün Dünya bunu uyguluyor. Bir türlü alışamadım. Her neyse, çevreci taraftan bakmayı bir kenara bırakırsam, şiirlerde kafiye, ölçü vb. geleneksel uyumlar olmuyor pek artık. Şiir dediğimiz şey büyük büyük cümlelerin alt alta sıralanması olmuş. Hasan Ali Toptaş'ın şiirleri de böyle. Çok çarpıcı cümleleri var evet ama şiir ahengi yok.
Yalnızlık kelimesi bu kadar güzel anlatılabilirmiş dedim okuyunca.Her şiirinde ayrı bir sadelik ve keskinlik mevcut. Aynı zamanda sonuna kadar durgunluk ve yalnızlık bile olsa garip bir huzur hissettiriyor. En çok beğendiklerimi yine defterime not aldım. Şiirler ah şiirler.. Biri şuydu; Yalnızlık tutkularda gezer çoğu kez; körkütüğünden sırılsıklamına, zilzurnasından akla yatkınına kadar bütün tutkularda. Çünkü aklın, her şeyi tutkuya dönüştürmek gibi tuhaf bir köyü vardır; ve tutkular, insanı tutmaya yarayan en eski kulplardır -ki, birini göğe çıkarır ya da yere batırırken çoğunlukla oralardan tutulur.
Bu yüzden, önce tutkuları öğrenilir insanın, sonra tutkuları unutulur. * Ve hepsi tekrar tekrar okunur. Bir kez daha sindire sindire okuyacağım. İyi okumalar..