Jump to ratings and reviews
Rate this book

Dost - Yaşamasız

Rate this book
Bener, konuşma dilini tüm doğallığıyla, ona yoğunluk kazandırarak kullanır. Behçet Necatigil, onun için "Gerçekleri aydınlıktan uzaklaştırıp soyutlamalara götürme çabaları ve anlatışındaki yeniliklerle çağdışı hikayecilerden ayrı bir yol tuttu" der.

Elinizdeki toplam, ilk kitapları Dost ve Yaşamasız'la birlikte, yazarın 1986'ya kadar yazdığı öyküleri kapsıyor. Buradaki öykülerden "Dost" Fransızcaya, "Batak" Almancaya, "İlki" İngilizceye çevrilmişti.

268 pages, Paperback

First published January 1, 1952

19 people are currently reading
508 people want to read

About the author

Vüs'at O. Bener

24 books55 followers
Tam adı, Vüs'at Orhan Bener'dir. 1922'de Samsun’da doğdu. İlk, orta öğrenimini Anadolu'nun çeşitli kentlerinde tamamladı. 1941'de Harbiye Mektebi'ni, 1957'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.
Ticaret Bakanlığı'nda raportör, Karayolları Genel Müdürlüğü'nde hukuk müşaviri olarak çalıştı. Ayşe Bener'le evlendi. Bir sendikanın danışmanlığını yürüttü. Emekliye ayrılıp yazarlıkla geçindi.
1950'de New York Herald Tribune gazetesi ile Yeni İstanbul gazetesinin birlikte düzenlediği öykü yarışmasında "Dost" isimli öyküsüyle üçüncülük kazandı. Bu başarı tanınmasını sağladı. Seçilmiş Hikayeler, Varlık, Yeditepe dergilerinde yayınlanan şiir ve öyküleriyle dikkat çekti.
1 haziran 2005 tarihinde yaşamını yitirdi.

Vüs'at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir. Bener, ham gerçekliği edebi bir temele oturtarak ele almıştır. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirip sürekli yeni anlatım biçimleri arayan yazar; bu yönüyle zaman zaman şematizme düşmekle, dış gerçekleri yanlış yerlere koymakla, hatta bozmakla eleştirilmiştir.
Bener'in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır.
Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener'in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışavuran bilinçakışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak "iç konferans tekniği" olarak adlandırmıştır. Öykülerinin yanı sıra Bener'in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
135 (34%)
4 stars
151 (38%)
3 stars
91 (22%)
2 stars
17 (4%)
1 star
2 (<1%)
Displaying 1 - 30 of 32 reviews
Profile Image for Mevsim Yenice.
Author 8 books1,277 followers
October 24, 2017
Ders kitabı niteliğinde bir eserdir kendisi. Yolu yazmaktan geçenlerin, geçeceklerin ya da, okuması gerekli diye düşünüyorum.

Kitapta "Havva" adında bir öykü var. Benim en sevdiklerimden. Yıllar geçse de unutamadıklarımdan daha doğrusu. Vüsat O Bener okumamış biri için, atmosferi anlaması adına birkaç şey söyleyeceğim öykü hakkında. Yazacaklarımın içinde oldukça ipucu var öyküye dair, (ağır spoiler) okuyup okumamak size kalmış.

Havva kimsesizdir. Bir aile, işlere yardım eder, güçlüdür kuvvetlidir diye düşünüp, acıyıp köyden evlerine almıştır onu. Öykü boyunca Havva’yı kendinden değil, aynı evin küçük kızından dinleriz. Hem de bu anlatıcı ses, evini, annesini, babasını Havva ile paylaşmak istemeyen, ondan ölesiye nefret eden bir sestir. Öyküyü daha çarpıcı hale getiren budur.

Anlatıcıya göre Havva’nın saçları keçe gibidir. Öyle ki iki kere usturaya vurmalarına rağmen, yine de uzamamaya yemin etmiş cinstendir. Havva gibi inatçıdır. Yine aynı anlatıcı Havva’nın burnunun biçimsiz olduğunu söyler.

Annem, bu gün onu bir temiz dövdü. Tabi döver. Misafir odamızdaki güzelim halımızı kesmiş. Deli mi ne? Annem: "Kız niye kestin halıyı?" dedi. O. "Kuş var halının içinde", dedi "Beyaz kuş. Onu çıkartacaktım." Gördün işte kuşu. Bir "Tövbe tövbe ana" bellemiş, onu söyler."


Havva’nın bizim anlayamadığımız bir dünyası vardır. Evdeki halıyı içinde kuş var diye keser. Kim bilir belki, halıdan kesip çıkartmaya çalıştığı beyaz kuş kendisidir. Evi karıştırır, anlatıcının annesinden sakladığı ufak tefek şeyleri annesine söyler, miskindir ağırdır, hiçbir işi de layığı ile beceremez, sokaktan geçen adamlara el sallar, pisboğazdır ama yine de aile acıdığı Havva’yı köye geri göndermez.

Lekeli entarimi sakladığım yerden çıkarıp anneme göstermesini biliyor ama. Ne yapayım. Dut lekesi işte. Çıkmadı. O kadar uğraştım. İnşallah başına bir bela gelir de kurtuluruz. Allahım şunu öldür!


Anlatıcının isteği olur ve Havva geceleyin asmadan üzüm koparmaya çıkar, idare lambasının üstüne düşer ve ayağına cam kırıkları girer. O günden sonra tam olarak toparlayamayan Havva günden güne kötüye gitmektedir.

Havva üç gündür hasta. Evin içi leş gibi kokuyor. Ne yaptıksa kar etmedi. Alttan üstten gidiyor. Kimi sürgün dedi, kimi humma. Doktor da adını unuttum bir şey dedi. Allah korusun hepimiz ölürmüşüz. Sonra değil, dedi. Bereket ben okula gidiyorum. Kokudan durulmuyor yoksa.

Neyse onu kömürlüğün yanındaki odaya koydular. Babam evi badana ettirdi. Annem de günlük yaktı. Benim odamın duvarları yeşil. Ben bazan aşağıya inip penceresinden odasına bakıyorum. Çarpınıp duruyor. Kazık kadar kız ufalıvermiş. Ne oldu buna? Ama o ölmez ki. Gene iyileşir. Bacağını keseceklermiş İstanbul'da. Keşke kesselerdi. Otururdu bir köşede hiç olmazsa. Hep pis boğazı yüzünden başına bu belalar geliyor. Şimdi pişman olmuş kaç para eder. Annem sıkıştırdı da söylemiş. Çöplüğe attığımız yağ tenekesinin dibini sıyırmış, yemiş de ondan böyle olmuş. Komşular paslı tenekeden zehirlendi diyorlar. Annem: "Bir de okutsak mı acaba" diyor.


Anlatıcının kafamızda yarattığı tüm bu kötü siluete rağmen öyle bir Havva canlanır ki kafamızda, Havva’dan nefret etmesine rağmen “Havva ölmesin Allahım” diye dua edip ağlayan kızın duasına biz de eşlik etmek isteriz sanki.

Annem bu gün ağlıyordu. Zavallı annem. Beni çok döver ama onu çok severim. Kaç bayram kendi güzel elbiselerini bozdu da bana dikti. "Niye ağlıyorsun?" dedim. "Havva ölecek galiba kızım", dedi. "Ona ağlıyorum." Birden benim de içim doldu. Ben de ağlamaya başladım". "Havva ölecek ha! Ölmesin anne!" "Belli olmaz kızım. Her şey Allahtan. Hadi git ağlama." Annem öyle dedi, ama ben ağladım. Sonra inip odasına penceresinden baktım. İki tarafına çarpınıp duruyordu. "Allahım ne olursun ölmesin", dedim. Allahım öldürme onu! O gene çarpınıp duruyordu. Birden karnıma bir ağrı girdi. Bağırayım dedim, sesim çıkmaz.

Biz de Havva ölmesin isteriz. Ölmesin de, önüne ne konsa yesin isteriz. Saçları keçe, kısa erkek çocuğu gibi etrafta dolansın dursun ve anlatıcının gizli işlerini meydana döksün isteriz. Kendi basit dünyasıyla bize kendimizi sorgulatsın isteriz.

Ne yazık ki Havva sonunda ölür. Hem de son isteğinin ne olduğunu söyleyip hepimizin boğazına bir düğüm atarak gider bu dünyadan. Beyaz kuş halıdan kurtulmuştur. (Böyle düşünmek beni rahatlatıyor en azından.)

Canın bir şey istiyor mu? Ne pişireyim sana?" Havva baştan bir şey demedi. Sonra gözünü iri iri açtı: "Baklava", dedi. Sonra da öldü.

Öykünün sonunda Havva öldüğünde, kendimize sorarız. Bu öykünün baş kahramanı acaba evin küçük kızı mıydı, Havva mıydı diye.
Profile Image for Yücel.
76 reviews
November 14, 2020
Uzun süre çeviri edebiyat okuduktan sonra Dost - Yaşamasız’ın gerçekçi / tanıdık hikayeleri ve enfes Türkçesi, insanda sanki çok uzaklardan eve dönmüş gibi bir rahatlama / huzur hissi uyandırıyor. Aceleye getirmeden, yavaş yavaş okunmalı.
Profile Image for Sine.
391 reviews481 followers
November 28, 2020
Kün emri’yle yaratılışın ilk günlerinden ayrımsızdı bu yaşama. Dört kıtada dev yumurtalar çatlayalı, memeli yaratıklar doğurmaya başlayalı beri bir boğuşma. Yutulan yutulana. Bir oluş halindeydi çevresi. O bu oluşun ortasında yutulmaya hazır. Kimse ayağının burnuyla dokunmak istemiyor ötekine. Kasaplar çarşısında koyunlar kendi bacaklarından asılı. Sinek gibi geberiyor, beş paralık alacak uğruna çarşının göbeğinde adam vuruyor, leş kargaları gibi ölülerden arta kalanı pay edemiyorlardı...

Kötümserdi. Adamakıllı. Hiçbir şey yapamamanın umutsuzluğu içinde. Belki bu yüzden kötümser.

Hem, dört donsuz çocuğun kitabını, defterini yüksünmeden alıvermenin, kapısında mızıldanan koltuk değnekliye cömertçe cebini boşaltmanın, ötekine berikine kuru öğütler vermenin domuzca bir oyun olduğunu bilir.”

dost’u yaşamasız’dan daha çok sevdim. dost’ta en çok batak’ı, yaşamasız’da en çok sal’ı sevdim. ne kadar güzel öyküler; üstlerinden onlarca yıl geçmiş olmasına rağmen taptaze ve çok doğal -sanki o öykünün içinde bir yerde siz de duruyormuşsunuz gibi hissettirecek kadar doğal. bu zamana kadar okumadığıma utandığım bir kitap ve tanışmadığıma utandığım bir yazar daha.
Profile Image for Burak.
218 reviews165 followers
December 11, 2018
Dost Yaşamasız oldukça güzel bir öykü olan Dost ile başlıyor. Az (az değil aslında, olması gerektiği kadar) kelimeyle karakterin ne düşündüğünü, nasıl biri olduğunu birkaç paragrafta bize açık etmiş Bener.

“Allah belasını versin. Hayat mı be! Şimdi ben zevk mi alıyorum, bu adamla oturup içmekten? Sıkıntı işte. Keşke eve gitseydim. Kitaplar. Yerin dibine batsın kitaplar! Ne öğrettiler bana? Sökebildiler mi içimdeki huzursuzluğu?”

Sonra bu etkileyicilik, akıcılık diğer öykülerde de devam etti. Kitabın ilk kısmında yer alan öykülerde bol bol diyalog var, bir de üstüne öyküleri başkarakterin ağzından okuyunca (İlki’ye kadar olan 12 öykünün 11’inde birinci tekil şahıs bakış açısı kullanılmış) sanki yazar karşımıza oturmuş da başından geçen bir olayı anlatıyormuş gibi hissettim. Bol bol öykü okumaya çalışırım, özellikle de Türk yazarların öykü kitaplarını, hatta öykü dergilerini mümkün olduğunca takip ederim. Günümüz yazarları genellikle dille oynama, okuru yalnızca anlatılanlarla değil kelime oyunlarıyla da şaşırtma derdinde. Yalan yok, hoşuma gitmiyor da değil böyleleri. Ancak Vüs’at O. Bener’in duru, gösterişten uzak anlatımı gerçekten beni mest etti.

“Seyirciler gittikçe artıyor. Yoldan geçen meraklılar, işi savsaklayan inşaat ameleleri… Köşe başındaki köfteci bile, ocağını bırakıp, geldi. Ben de hoşlanmaya başladım, farkındayım. Vur, ez! Hangisi iyi vuruyorsa, ondan yanayım. Kafasına, kafasına, ha şöyle! Bir de bağırabilsem.”

Bu kısımda, hatta kitabın tamamında en sevdiğim öykü Havva oldu. Bu kadar kısa bir hikayeyle okur üzerinde farklı duygular uyandırıp böyle bir etki bırakmak değme yazarın yapabileceği bir iş değil. Bana göre Bener hayatında sırf bu öyküyü yazmış olsa bile kendisine usta demeye yeterli olurdu. Havva’nın dışında Kömür, Korku ve Yazgı diğerlerinden ayrı tuttuğum öyküler.

“Eskiden böyle değildim. Mezarlık korkuturdu. İnsan ölmekten değil, ölümden korkarmış. Daha doğrusu unutulmaktan. Yok olup gitmek kötü şey. Bu kasabada unutmaya da unutulmaya da alıştım; artık umursamıyorum.”

Ancak İlki öyküsüyle beraber Bener’in biçemi de değişiklik sinyalleri veriyor. O diyaloglara dayanan anlatımın yerine artık karakterin iç dünyasına daha ağırlık veren, soyut bir anlatım geldi. Tabi kalan her öykü böyle değil ama özellikle Kan, Yaşamasız, Avuntu ve Kuş öykülerindeki anlatım şekli kitaptaki diğer öykülerden epeyce ayrışıyor. Bener tek kelimelik cümlelere, hatta kimi zaman kendi uydurduğu kelimelere dahi yer vermiş. Bu öyküleri okumak, sindirmek güç oldu benim için. Muhtemelen ileride kitabı elime alıp bu öyküleri tekrar okuyacağım, bir kez okumanın yeterli olacağını sanmıyorum.

“Uğunuk kulakları duydu: Oda soluğunu veriyor. O soluğunu veriyor. Genç ciğerlerine şarkılar doluyor; bilinmedik, uzak, tatlı, bulanık sığ. Sıcak beşiklerde sallanıyor yoksul bedeni. Kapalı gözlerinin gerisinde birinin dudakları mırıltılı. Alnında kendi dudakları. Terli. Ilık. Soğuduğundan habersiz. Boş yüreği. Aydınlık. Kısır.”

Bu kısımda da Acamı, Kan, Anlaşılmayan, Sal, Laedri ve Bakanlık Makamına oldukça sevdiğim öyküler. Bir de özellikle bazı öykülerde kendini iyice hissettiren bir kara mizah olduğunu düşünüyorum, Laedri ve Bakanlık Makamına aklıma ilk gelenler.

“Ben yüzme bilmem. Kollarım yoruluncaya dek çırpınabilirim. Onlara bilmem dememiştim. Az önce -bana öyle geliyor- dördümüz kıyıdaydık. Şerif giyinik. Üçümüz suda. Eğleniyorduk. Neden bilmem demedim? Sormadıkları için olacak. Söylemekten sıkıldığım da akla gelebilir.”

Velhasılı ben epey sevdim Vüs’at O. Bener’i. 50’lerin Türk edebiyatı kuşağına daha çok ağırlık vermem gerektiğini, orada okunmayı bekleyen büyük bir hazine olduğunu da bir kez daha görmüş oldum.

-- Bu arada bu kitabı Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü kapsamında okudum ve arkadaşlarla da fikirlerimizi burada paylaştık. Sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyarız. Kulüp hakkında bilgi almak için:

https://forum.kayiprihtim.com/t/kayip...
Profile Image for Turgay Keskin.
Author 1 book24 followers
April 5, 2012
"Allah belasını versin. Hayat mı be! Şimdi ben zevk mi alıyorum, bu adamla oturup içmekten? Sıkıntı işte. Keşke eve gitseydim. Kitaplar. Yerin dibine batsın kitaplar! Ne öğrettiler bana? Sökebildiler mi içimdeki huzursuzluğu? İçmek gerek. İyi ama, bu sürüp gitmez ki böyle. Ben, şu, hem kasap, hem kasap ruhlu herif, içiyoruz da ne oluyor? Hiç. Öyle. Hiç değilse düşünmediğimiz, beklemediğimiz şeyler olsa..."
Profile Image for Fulya.
548 reviews202 followers
October 5, 2014
Bu kitapla ve Vüs'at O. Bener'in tarzıyla ilgili belki de söyleyebileceğim en kestirme şey, onu ve öykülerini ya çok seveceğiniz ya da nefret edeceğiniz olabilir. Dost / Yaşamasız bu tarz öykülerin hepsinin bir derlemesi. Okuması zor bir kitap, bir çırpıda okunup bitmiyor. Öykülerin ağırlığı içinize fil oturur gibi yerleşiyor. Çoğu zaman günde bir ya da iki öyküden fazla okuyamadım. Mesela ¨Korku¨ adlı öyküsünü tekrar dönüp dönüp okuyabilirim. ¨Havva¨ adlı öyküsünün sonu da beynime kurşun gibi saplandı. ¨Maskara¨ adlı öykünün derinliği de beni çok etkiledi. Lakin bu kadar sevdiğim öykü olduğu kadar, tiksinerek, midem bulanarak okuduğum ve bitirmekte zorlandığım öyküler de var. Mesela ¨Kan¨ adlı öykü 3 üç gün elimde süründü. Sanırım Bener'in bu öyküyle yaratmak istediği etki de buydu. Yine de hayata ve ölüme dair her şeyi bulabileceğiniz bu kitabı öyküseverseniz eğer şiddetle tavsiye ederim. O. Bener'in dediği gibi ¨Mesele basit. İpleri kopan balonu kim tutabilir?¨
Profile Image for Burak Kuscu.
575 reviews129 followers
December 24, 2018
Vüshat Abi sonuna doğru içim şişti vallahi halbuki ilk öyküler ne kadar mükemmeldi.

Anlaşılması çok yerde zor, fakat özellikle eşsiz bir dile sahip bu öykü kitabı. Bu kadar doğal ve içten bir anlatımı gerçekten zor buluyoruz. tek sorun iç sesler ve diyaloglar net ayrılmamış. Çoğu yerde iç içe. Bazen kim ne diyor kaos çıkabiliyor. Acele etmeden yavaş yavaş okumanızda fayda görüyorum.

Öykü sevmem. Bu kitap da o yüzden favorilerimden olmadı.
Profile Image for Alelade Biri.
16 reviews20 followers
April 17, 2017
Öykü nedir sorusuna güzel, sakin, derinden cevap veren kitaptı benim için Dost Yaşamasız.
Profile Image for ebru pessoa.
27 reviews56 followers
November 7, 2012
'' Yaşamanın derimle değinimini tasarlamak bile güç. Ama demin, onunla omuz omuzayken bir ara yaşadığımı anladım galiba. Kapısına mermer basamaklarla varılan bir evin önündeki umutlu umutsuz kişinin gecikmiş sevinci! ''
Profile Image for Tugba Oz.
185 reviews33 followers
December 1, 2021
3.5 desem daha doğru olur.

Vüs’at O. Bener’le tanışma kitabı oldu benim için. Sosyal medyada Barış Bıçakçı’nın Bener hakkında söylediği bir cümleye rastlamıştım; “zaten bu dünyanın çoğunluğu herkesin kendisine hayran olduğunu düşünenler ile kimsenin kendisini sevmediğini düşünenler oluşturur, geri kalananlar ise Vüs’at O. Bener okurudur.” diye. Bu da beklentimi çok yükseltmişti ama maalesef aradığımı bulamadım.

Öncelikle Bener’in yazı dili bana çok karışık geldi. Bazı öykülerini -abartmıyorum- hiç anlamadım. Başa döndüm yine anlamadım ve en sonunda kendimi bitse de gitsek modunda buldum. Bu da kitaptan aldığım keyfi baya düşürdü. Bir de kitabın içerisinde çok fazla hikaye vardı ve bence bu da bir zamandan sonra beni bunalttı çünkü hikaye temaları hep aynı; köyden kente gelen kafası karışmış genç, yoksulluk, yalnız bir erkek, aldatma, soğuk bir İstanbul, içki muhabbetleri… Bir yazarın yazdıklarında benzer temaları kullanması tabiki de doğal, fakat 20 civarı hikaye olunca bir yerden sonra sıkılıyor insan.

Keşke okumasaydım demedim ama iyiki okumuşum da demedim. En beğendiğim öyküleri ise Kömür, Boş Yücelik, Sal, Hasan Hüseyin ve Laedri oldu. Kitaba ismini veren Dost ve Yaşamasız öyküleri ise, eh fena değildi.
Profile Image for Ozkan Kose.
64 reviews
May 26, 2022
"Allah belasını versin be. Hayat mı be! Şimdi ben zevk mi alıyorum, bu adamla oturup içmekten? Sıkıntı işte. Keşke eve gitseydim. Kitaplar. Yerin dibine batsın kitaplar! Ne öğrettiler bana? Sökebildiler mi içimden huzursuzluğu? İçmek gerek. İyi ama, bu sürüp gitmez ki böyle. Ben, şu, hem kasap, hem kasap ruhlu herif, içiyoruz da ne oluyor? Hiç. Öyle. Hiç değilse düşünmediğimiz, beklemediğimiz şeyler olsa.."
Profile Image for Ebru Çökmez.
266 reviews59 followers
March 26, 2016
Öyküden keyif almayı bilmezdim. Usta bir yazarsa niye roman yazmamış ki diye düşünürdüm. Her roman bitişinde bile "sonra ne oldu acaba" diyen doymak bilmez merakım, hayattan kısa kesitler sunan öykülerde iyice tatminsiz kalır diye endişelenir, yanaşmazdım öykü kitaplarına. Bu kitaptaki öyküler benim için yeni bir macera kapısı araladı. Gerçekliğin vurucu darbesine maruz bırakıp, insan olmanın derin zaafları ile yüzleştiren ustalıklı anlatım...
Profile Image for G. İlke.
1,313 reviews
July 9, 2021
Yazar mesajını vermiş ama öykülerini bitirmemiş. Kağıt üzerinde olmasa da, hikâyelerin devam ettiğini anlıyorsunuz. Kapan'da olduğu gibi yine yorgun, yine bıkkın, yine umutsuz insanlar var öykülerde. Tezer Özlü için düşündüğüm şeyi Vüs'at O.Bener için de düşündüm: Edebi gücü yüksek ama fazla karamsar bir yazar. Seveni çok sever, ben sevemedim. =)
Profile Image for Erman.
63 reviews9 followers
February 7, 2018
Buzul Çağının Virüsü ve Bay Muannit'e ikişer defa başlayıp bitirememiştim. Vüsat Bener kafasına ulaşmak hakikaten zor. Bu öykü kitabı ise su gibi akıp gidiyor. Hikayeler 60 yıllık, fakat dil ve anlatım son derece çağdaş.
Profile Image for Başak &#x1f425;.
186 reviews47 followers
February 9, 2021
eski olan her şeyin tadı var öykülerinde

"dalgınlıkla yanıma oturdu, diyebilir miyim. sezemediği belli gibiydi. ya da artık kendini alakoyamadığı. bilmem. kim-bilir. dört yıl yüzünü erkekleştirmiş. dolmuş kalktı. bana öyle geldi. pardösülerimizin altında omuzbaşlarımız yaslandı birbirine. onunki yuvarlak, kaslı. benimki kemik. tunç güzellik! kumral, kıvırcık saçlarının ayrıntısını görüyorum. o kucaklanmadan edilemez, dedim gene. sıkıldı. eskiden de neye yoracağını kestiremediği bir sıkıntı duyardı bana rastladıkça. dayanılmaz bir gerilmeyle bunalıyor şimdi, biliyorum. ben zıt dayanamazlığımla dirseklerini tutmak istiyorum oysa. mavi gözlerine bakmayı. bir çeşit donuk tutkuyla. kötülüklerimin seninle ilintisi yok, dedim. mırıldanmadan. yumuşak. anladığını sandım. tartışıyorduk. beklenilmeyen bir susuntu aralığında birbirimize itildiğimiz gözümün önüne geldi. üstelik yanaklarımızda bir ıslaklık. geçiştirilen bir kazanın sonrası gibi. ısındım. soluğum düzeliyor. etim doyunmuş, çözgün. değil ama! o taş! huzursuzluğu yüzüne oyuk. gözucuyla incelemeye çalışıyor daha, yanındakini. görmez, çevresinden habersiz davranışların tedirginliğine kendini kaptırarak. yerim boşalınca, ben yok olunca daha sıkılacaktır. kurtulduğu için sevinir ya da. ölümümü diliyor belki. nedenini bilsen, aranıza girişimin, desem. seninle konuşmaktan yasaklanmak üzülmeye değebilir. bunu bilemezsin ki. böyle düşündüğüm için suç yüklenebilirim. suç yüklenmenin getireceği rahatlığı benimsemeden. anlatabilmeliydim. olmaz. dinlemiyor. yolumun yarısında indim. bir vakit iğrentisini dindiremeyecek, ama ben ne yapabilirim. duraklayarak bir kez gözgöze gelebilseydik. ona duyurmak istediklerimin hepsini anlatabileceğimi umuyordum. hiçbir şey değişmeyebilirdi. ama sonuç zaten beni ilgilendirmez. durup dineldim orada. hayıflanarak denebilir. o başını çevirmedi. çok uzaklaştığında bile."
Profile Image for Zeliha sürel.
27 reviews1 follower
January 13, 2018
Bi sait faik gibi insanın içini açmaz , insanın kabini ellerine alıp bez sıkar gibi sıkar sıkar bırakmaz , kitabi bıraktığınïzda gidip kendinizi bir yerlerden atmak istersiniz ... yani çok keyifliyim az canım sıkılsın derseniz okuyun tabi.
Profile Image for Peri.
11 reviews3 followers
June 29, 2014
Bazı hikayeler çok güzeldi, bazılarıysa vasatın altında...
Profile Image for Mehmet.
18 reviews2 followers
Read
August 7, 2014
günün birinde kayda değer bir şeyler yazmak istiyorsam sadece vüs'at bener'e "ustam" diyebilmek için.
Profile Image for Erinç D..
46 reviews6 followers
July 27, 2015
kimi oykuleri gercekten cok basarili. dost, sarhoslar, biraz agla descartes ve laedri 'yi epey sevdim. ama digerleri pek icine almadi. oyle yani.
Profile Image for Doğancan Urul.
24 reviews3 followers
January 21, 2019
Yoğunluğumdan ötürü kitabı biraz geç bitirebildim. Ayrıca oldukça yavaş ve sindirerek okumaya çalıştığımdan normal öykü kitaplarına göre okuma sürem baya uzun sürdü. Zaten normal bir öykü kitabı sayılmayacak kadar ağır bir dili olduğunu düşünüyorum. "Dost" ile öyle güzel açılış yaptı ki kitap, gerçekten çok farklı hissettirdi. Ama iyi başlayan öyküler sonrasında düştükçe düştü. Kitabın yorumlarından gördüğüm üzere herkesin en beğendiği öyküyü ilk sıraya koymak aslında iyi olmamış gibi. "Dost" genel olarak tüm okuduğum öyküler arasında en iyilerinden biriydi. Benzer tadı anca 2-3 öyküde daha aldım ama bazıları baya baya yordu beni. Yeri geldi uzun aralar vermek zorunda kaldım, yeri geldi yarıda bırakıp kitabı kenara atıp şöyle bir nefes alasım geldi. Kitaba ikinci adını veren "Yaşamasız" ve bir önceki öykü "Anlaşılmayan" ise bunların başını çekti. Öncesindeki bir kaç öyküyü o kadar istemeyerek okudum ki artık patlama noktasına geldim ve bu ikisini pas geçtim. Yoksa kitabın kalan yarısını okumamayı ve kitabı yarım bırakmayı düşünecektim. Bu zamana kadar herhangi bir öyküyü yarıda bıraktığımı hatırlamıyorum. İlk oldular benim için. Sakin bir zamanda, bir süre sonra dönüp tekrar okuyacağım kendilerini.

Sırasıyla "Dost, Istakoz, Havva, Kömür, Sal, Acamı, Kan, Pazarlık" en beğendiklerim olurken, "Sarhoşlar, Kovuk, Avuntu, Biraz da Ağla Descartes, Öfke, Kuş" beğenmediklerim arasında yerini aldı.

Başta söylediğim gibi kitap boyu okuduklarımdan aldığım tat sürekli dalgalandı. Başlarda çok iyi öyküler yer alıyorken, sonra birden ibre aşağıya düşüyor, öyküler diğerlerine göre zayıf kaldığını hissettiriyor. Tekrar toparlanmaya başlasalar da sonra yine bir düşüş başlıyor ve ortalama bir şekilde son buluyorlar. Yani iyi olanlar çok iyi ama kendi adıma kötü olanlar da baya kötüydü. Kayıp Rıhtım Kitap Kulübü’nde yer almasaydı sanırım hiç okumayacağım ve tanışmayacağım bir kitap ve yazar olurdu herhalde. Bitirdiğimde üzerimden yük kalktığını hissettim. Kim bilir belki çok çok ileride tekrar okurum ve farklı bir tat alırım. Ama şu haliyle şu zamanda, genel olarak maalesef beni pek tatmin eden bir kitap olmadı.
Profile Image for Aykabo.
30 reviews2 followers
March 17, 2018
İlk defa Vüs'at O. Bener okudum ve şu zamana kadar okuduğum çoğu şeyin çöp olduğu duygusuna kapıldım. Bener'in yazıdaki samimiyeti korkutucu derecede gözüpek, hatta kimi zaman okuyucuyu karşısına almaktan bile çekinmediği belli. Aslında okuyucuyla pek de bir işi yok gibi Bener'in daha ziyade hayatla hesaplaşıyor ama acımadan, ölümüne ve kocaman bir kahkahayla.

Arka kapaktaki Behçet Necatigil yorumu inanılmaz tırt ve hatalı gelmişti: "Gerçekleri aydınlıktan uzaklaştırıp soyutlamalara götürme çabaları ve anlatışındaki yeniliklerle çağdaşı hikayecilerden ayrı bir yol tuttu.". Aksine ameliyat masasında ışığı organların içine sokup sokup çıkarıyor gibiydi ancak "Yaşamasız" hikayesiyle birlikte Necatigil'in bahsettiği şeyi biraz anladım: İki farklı Bener vardı ve ikincisinin vardığı nokta artık nesirden şiire kayan, delilik kıvamında bir imge üretimine odaklanmıştı:

-"hep öyle sessizce o yağı, ben tutkun."
-"perde ardı öyle bir dördüncü olmalı ki, hıçkırıversin!"
-"yaşamanın derimle değinimini tasarlamak bile güç."

Zor da olsa bir ölçüde takip edilebilen olay örgüsünün içinde yer alan bu imge kolajları doğal olarak okumayı imkansız hale getiriyor. Bazı hikayeleri okumak neredeyse imkansız. Bununla birlikte sabır gösterenin karşılığını alabileceğini söylemek mümkün. Rahatsız eden diğer bir noktaysa tasvir ettiği eril, kadın düşmanı karakterlerin eleştirel bir alana girmemesiydi. Aslında bu durum Bener'in kesinlikle didaktik olmayan diliyle örtüşüyor ancak karakterle özdeşleşme sonucunda yaşanan bu bulantı tasarlanmış bir politik eylem mi, yoksa Bener'in karakter özelliklerinin hikayelerdeki yansıması mı bilemiyorum. Bunun için biraz biyografik araştırma gerekiyor sanırım.
Profile Image for Rüçhan.
377 reviews7 followers
May 23, 2020
Türk öykücülüğünün önemli isimleri arasında sayılan Vüs'at O. Bener'in Dost Yaşamsız'ı, gözlemlediğim kadarıyla en ünlü ve en sevilen kitabı. Ben de tanışmamızı bu kitapla yapmaya karar verdim. Öykü okumayı çok sevdiğimden ve nispeten ilgimi çeken bir dönemin (1950'ler) yazarı olduğu için, yüksekçe bir beklentiyle başladım.

Tamamı kısa hikâyelerden oluşan bir kitap. Kitabın adı tek başına bakıldığında anlam ifade etmeyen bir başlık gibi görülebilir. Fakat "Dost" ve "Yaşamasız" adında iki öykü kitabının birlikte basımından dolayı bu adı almış. Kitapta bu hâliyle 32 hikâye var. İçlerinde en çok Dost, Istakoz ve Laedri'den hoşlandım.

Yazarın söz dağarcığı ve Türkçe kullanımı; hikâye kişilerinin özgünlüğü ve konuştukları dil çok çok başarılı. Ben ki, çok sözcük bilmekle övünürüm, bu kitapta pek çok yeni kelime öğrendim. Fakat yazarın sıkça kullandığı kısa -aşırı kısa- cümleler benim edebiyatta pek hoşlandığım bir tarz değil.

Bilinç akışı olarak bildiğimiz yöntemi uygulamak için kullanılmış ve kendi içinde edebî bir değer taşıyor olsa da ben roman/öykü kişisinin aklından geçenleri sıralı, derli-toplu okumayı seven eskikafalı bir okurum :) Birkaç öyküyle sınırlı kalsa belki daha olumlu konuşabilirdim; ancak genele yayılan bu yazım tarzı benim çoğu hikâyeyle bütünleşmemi engelledi. Bu bakımdan, kitabı baştan sona bir oturuşta değil de; bir başka kitapla eşzamanlı olarak parça parça okumanızı öneririm. Çünkü bir hikâyeyi bitirdiğinizde, henüz ne anlatmaya çalıştığını tam idrak edememiş oluyorsunuz ki; böyle durumlarda bir sonraki hikâyeye geçmek çok sakıncalı. Ne bir önce okuduğunuzun içine tam sokar sizi, ne birazdan okuyacağınızın.





Profile Image for Baris Balcioglu.
391 reviews10 followers
July 19, 2018
Aslında ben bu baskıyı değil, 94 İletişim baskısını okudum. 96’da bunu aldığımda Türkçemi geliştirmek amacı güdüyordum büyük olasılıkla. O yıllardaki çok yakın arkadaşım Alper, Bener hakkında bir kitap okuyormuş. Ben kaç kişi Bener okuyor ki Bener hakkında yazılmış bir kitabı okuyan çıkacak diye hayret etmişim. Ama sonra Bilge Karasu’nun ona bir öykü adadığını da görünce aldığım gün (Ankara Eski İmge’den) okumaya başlamış ama dört gün içinde İlki öyküsünden sonra 22 yıl ara vermişim. Sezen’in en sevdiği romanların yazarı olmasa yeniden okumazdım. Baharda Ankara’ya gidince bunu da annemlerdeki kütüphaneden alıp getirdim. Sanırım 20 Mayıs’ta yeniden okumaya başladım, Ayşe Kulin’i bitirince.

Daha çok ellili yıllar. Bir iki de 70’lerde yazdığı öykü var sanırım. Demokrat partiyi sevmesem de halkımızın mutlu ve borç parayla da olsa müreffeh yaşadığına kentlerin henüz onları yobaz dönüşüme uğratacak iç göçe tanık olmadıklarına inandığım yıllar. Oysa bu öykülerde yoksul insanları okuyoruz. Başkasını kınarken başkasından korkarken içimizde yaşadığımız küçük hesapçılıkları yakalamış yazar. Bazı öykülerde kahramanların iç sesleri karışmış ya da ben çok ayırt edemedim. 22 yıl önce okuduğum kimi öyküleri de anımsadığımı düşündüm, özellikle baştan çıkarılmış saf bir kızdan kurtulma hesapları yapan öyküyü hiç unutmamıştım zaten.

Bu kitabı Leylâ’ya armağan edeyim. 50’ler (yukarda yazdıklarımın aksine gerçekçi düşününce) yokluk yılları olmalı dediğimde plastik ve hazır giyim yoktu ama yoksul değildik dediği için.
243 reviews4 followers
January 12, 2020
Vuz'at orhan Bener, Türkiye'de 50. dönem hikayecileri arasında yer almaktadır. Dost ve Yaşamasız adlı iki hikaye kitabının birleştirilerek yayınlandığı bu eserinde toplam 32 öyküsü yer alır. Yaptığı ropörtajlarda, öykü karakterlerini benim gibiler diye niteler.
Okuması oldukça zorladı beni. Bazı öykülerde geriye gidip nerede koptuğumu bulmaya çalıştım. Yapılan yorumlarda, öykülerinin onları anlayabilecek okuyucuları beklediği yazılmış. Biraz mutandırdı beni bu cümle. Demek o kadar okuyup da bu hikayeleri anlama sınırına varamamışım dedim. Neyse ki zorlanan çok okuyucu varmış.
Hikayelerde kendi ürettiği kelimelere de rastlanıyor. Cümleler de alıştığımız gramer kurallarının dışında. Kelimelerini cok idareli kullanması da okuyucuyu, zihnini çok aktif kullanmaya itiyor.
Benim gibiler dediği karakterler hep sıradan, yoksul, mutsuz, kararsız, depresif. Hayattan beklentisini bilmeyen, ne iyi, ne kötü, ne de cok aptallar. Ne şehirli, ne taşralı. Hep iki araya sıkışmışlar.
Konuları doğum, yaşam, ölüm, yalnızlık ve bilinçaltı.
Bilinç akışı tekniği yokun. Ama bir yerde tekniğinin bilinçakışı olmadığı, içsesini kullandığı, kendi kendiyle konuştuğu belirtilmiş. Ben de buraya notumu düşeyim.
Profile Image for Mer ve Ötesi.
270 reviews2 followers
June 12, 2024
Kapan adlı öykü kitabından sonra yazarın bendeki bu kitabına da bir şans vermek istedim. Öykü kitapları genelde yoğun okumalarımdan sonra bana bir mola gibi geliyor. Bener'in bu kitabındaki öykülerde sanki yanımda yaşanıyormuş hissindeydi. Sanki o an yanlarındayım ve olayı izleyen biriyim. Öyle içten ve öyle bizden bir anlatımı vardı. Öykü okumayı sevenler için güzel bir okuma olacağını düşünüyorum.
Profile Image for Canan Elif.
99 reviews2 followers
November 7, 2020
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Sözcük seçimi, dağarcığı ve benzetmelerine hayran kaldım. Öykülerinde öyle detaylar var ki insanın içine oturuyor, boğazında bir düğüm olarak kalıyor. İnsanlık halleri öyle yalın ve vurucu anlatılmış ki, gerçekten çok büyük bir yazarın elinden çıktığı belli.
97 reviews3 followers
December 21, 2021
2 puan temiz Türkçesine verdim. Geri kalan her yerden puan kırdım. Öykü zaten zor okuman bir tür. Bir de bilinçakışıyla yan yana gelince çekilmez oluyor. Okurların uzak durup yazarların okuyabileceği türden bir kitap.
Profile Image for Ferhat A..
57 reviews
February 19, 2025
İnsanın en çirkin noktalarıyla en sıradan hallerinin kesiştiği yazgılar serisi.
Mükemmel Türkçe kullanımına rağmen tarza alışmakta çok zorluk çektim. Ama bütün öykülerin sergilendiği o hafif gri, soluk ve bencil insanların olduğu dünyaya alışınca çok daha keyif almaya başladım
Profile Image for serin.
64 reviews
June 19, 2020
bilinc akisi, duygu karisikligi, konstrasyon eksikligi, yaratimli kelimeler...
Displaying 1 - 30 of 32 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.