Bir bakışı unutmak istediğimizde, büyük bir yitimi göze almak zorundayız. Ancak böyle bir yitimin neden olacağı yıkımın altından kalkabilirse insanın yeni bir yaşamı olabilir ve insan bu yeni yaşamına çok derin bir bilgiyle, kaybın bilgisiyle sahip olur. Bir grup arkadaş, doğayla uyumlu bir yaşam arayışındaki Şeref'in önderliğinde, şehir hayatının kargaşasından, toplumsal kalıplardan uzak yepyeni bir dünya yaratmaya koyulur. Erdemli ve özgür bir yaşam peşindeki bu karakterlerin amaçladığı dünya, kötülükle, kargaşayla, günlük dayatmalarla bağlarını koparmış bir ada, bir tür cennet bahçesi olacaktır. Ancak karakterlerin yaşadığı derin çelişkiler, böyle bir yaşam biçiminin ne denli olanaklı olduğu konusunda soru işaretlerine yol açar. Bir tek romanın anlatıcısı Tebessüm bu derin çelişkilerin farkındadır. Çünkü insanların kolay kolay geçmişlerini arkalarında bırakamadıkları, "unutma isteğiyle dolanların, unutulmaya hiç de razı olmadıkları" sarsıcı gerçeğini görebilmektedir. Unutma ve hatırlama gibi hayati önemdeki kavramları sorgulayan ve kent hayatından, toplum kurallarından uzakta, doğayla uyum içinde yeni bir yaşam tasavvuru üzerine kurulu olan Unutma Bahçesi, kolay yanıtlar vermeyi reddeden bir metin. Yayımlandığı 2004 senesinde Sedat Simavi Ödülü'ne değer görülen roman belki de en genel anlamıyla doğa ile kültür arasındaki ikiliği ve bu ikiliğin insanın derinlerinde yansıyan tezatlarını gözler önüne seriyor.
Latife Tekin is one of the most influential Turkish female authors. She was born in 1957 in Kayseri, Turkey. She continued her education in Istanbul. In 1983, her famous novel Sevgili Arsız Ölüm (Dear Shameless Death) was published. The magic realism in the book was drawn from the Anatolian folklore and traditions. Latife Tekin's childhood in Kayseri, a multicultural city at a central point in Anatolia, influenced both her first book and the others in this aspect.
Çoğunlukla okumak istediğim bir yazar seçerim ve onun eserlerini kronik olarak okurum. Bana göre çok da zevkli bir yolculuk olur. Maalesef yolculuğunu tamamlayamadığım bir ikinci yazar oldu Latife Tekin. Diğeri de Thomas Mann. Kendi dilimde bir yazarı okumakta bu kadar zorlanacağım aklıma gelmezdi. Oysa ilk kitabı Sevgili Arsız Ölüm’ü sular seller gibi okumuş ve Dirmit’e bayılmıştım. SAÖ’ün hatırına sonraki 6 romanıyla cebelleştim. Cebelleştim diyorum çünkü bir kurguda okuyucuyu bağlayan hikaye, olay ve zaman örgüsüdür. Çoğu kitapta bunlar eksik ya da yetersizdi. Buna bir de Latife Tekin’in dil oyunları eklendiğinde bitmeyen kabus yaşadım. Hem ilk kitabın hatırına hem de bende bir sorun olabileceği düşüncesine asılarak bu kadar devam edebildim.
Her ne kadar Unutma Bahçesi diğerlerine göre daha rahat okunsa da kalan kitaplarını okuma konusunda umut vermedi. Hikaye güzel ama olay ve zaman örgüsü yok. Latife Tekin serüvenime süresiz olarak ara veriyorum :))
"İnsan aldığını silen bir varlıktır, yalnızca verdiğinin hesabını yapmayı bilir."
"İnsanlar gelip unutma biçimleri üzerine kafa yorsunlar, yeni fikirler çıksın ortaya, zamanla bir unutma enstitüsü kurulsun bu bahçede, dünyanın unutma merkezi olsun..."
aslında 2.5 da diyebiliriz. kitap bana çok şey vadetti. hep daha da güzelleşeceği, açılacağı ve sonunda bomba etkisi yaratacağını düşündüm. ama sonu olumsuz anlamda şaşırttı malesef:( yoksa hikaye çok güzel bence. şehirden uzakta, doğayla içiçe, unutulması gereken hayatları arkada bırakıp yeni bir hayata başlama fikri çok güzel. karakterler ve anlatım tarzı çok enteresan. dikkat çekici bir üslubu var bence yazarın. gelgitli, kopuk kopuk gibiymiş hissi uyandıran, her zaman dilimini aynı anda okuyabileceğiniz bir tarz. ben seviyorum bu tip anlatımları. en çok da arazinin ve fikrin sahibi şerefi takdir ettim. olduğu gibi biri, ters, acımasız, zeki, orjinal. ve hikayenin anlatıcısı tebessüm. ismi gibi çok orjinal, naif, kırılgan, geleceği görebildiğine inanan biri. kısaca yazarı takip etmeye, daha da okumaya yöneltti bu kitap. ama kitabı çok beğendiğimden değil, yazarın kaleminin etkileyiciliğinden sanırım.
Çok ilginç bir kafası var yazarın.Başta ilgi çekiciydi,ortalara doğru sıkıldım,sona doğru güzelleşti,bitişi anlamadım.Anlatım tarzına alışması biraz zaman alıyor.Karakterleri de bir acayip.Ama genel olarak sevdim diyebilirim.
Büyülü bir anlatı.. Latife Tekin’in kalemine hayranım. Bu kitabını da daha önce okumuştum ama Storytel uygulamasında dinlemek ve 24-25 yaşında okurken altını çizdiğim yerlere tekrar bakmak daha da büyük keyif verdi. Seslendirme de kitabın ruhuna uygun, hatta bu kitabı dinleyerek anlatıya teslim olmak daha da kolaylaşıyor. Ancak kitabı zihnimizle değil kalbimizle duymak en iyisi, anlamaya çalışmanın faydası olmaz.. ☺️çünkü yazarın atmosfere sarmaşık gibi örülü anlatımı, biçemi okuyanı yumuşak bir bulutla sarıyor, düşünme kabiliyetimizden ayırıyor. Yazarın izleği de bunu destekliyor.. Unutmak… ya da unutmamak..
Yazarın kurguladığı katmanlar öyle derin ve girift ki bunu sanki hiç zorlanmadan yapmış; anlatısından büyülü gerçekçiliği bana kalırsa en çok kelime seçiminden sonra bu kelimeleri köprü olarak kullanarak kurguda yarattığı kırılmalarla sağlıyor. Dinlerken birden nerde kalmıştık diyorsun çünkü dalıp gittiysen başka bi yere çoktan bağlamış oluyor, ya da bağlamadan öyle ucu açık onlarca yola saptırıyor okuru anlatıcı Tebessüm’ün gözünden…
Karakter isimleri çok enteresan, özellikle seçilmiş. Şeref, Ferah, Cömert, Olgun, Tebessüm… anlatıya en sonlarda katılan Erdem… her biri ve temsil ettikleri kavramlar çok çarpıcı aslında. Kitabın anlam katmanlarında yazarın ‘iktidar’ kavramıyla farklı düzeylerde bi derdi olduğunu da sezebiliyoruz. Buradaki Şeref karakteriyle somutlaştırdığı ve Bahçıvan Cömert’i de karşısına koyduğu aslında ‘devlet’i, ‘aklı’, ‘iktidar’ı imliyor gibi. O üstten bakış, o mesafe, o tiksinti.. Avcılıkla da uğraşan Bahçıvan Cömert’in tüm karakterler içinde depremi yaşayan tek karakter olması da ayrıca ilginç ki o da duruşuyla, ifade ve eylemleriyle vatandaşı, halkı, toplumu simgeliyor sanki. Kitap onun gelişiyle başlıyor ve Şerefle arasındaki gerginliğin tırmanması ile tamamlanıyor. Ama tamamlanma dediğim tam bi tamamlanma bi son değil, çünkü kitap sanki başlangıcı ve sonu olmayan bi anlatı, bi yerden girip başka bi yerden çıkıyorsunuz ama o bahçe yaşamaya varolmaya devam ediyor.
En çarpıcı noktalardan biri de yazarın siyasi pozisyonu. Unutmak gibi psikolojik bir meseleyi toplumsal belleğe kadar taşıyor, öyle bir noktada ters köşe yapıyor ki kitabın sonuna doğru, Hiroşima’dan Sivas katliamına, Hitler’den dışkı yedirilmesene kadar belleğimizi çekiştirip kendi karakterlerini ve onların yarattığı unutma bahçesini de unutma hatırlama ikilemini de hem kişisel hem tarihi-toplumsal bağlamda bi daha sorgulatıyor bize. Muazzam bi kitap, harika bi yazar.
Bu kitap bana 25 yaşımda unutmak ve hatırlamak üzerine iki öykü yazdırmıştı, biri anne birisi de onun kızı hakkındaydı. Daha da yazarım üzerine… Latife Tekin Türkiye edebiyatında eşsiz bi yere sahip bana kalırsa. Sevgili Arsız Ölüm kitabı bu kitabından da iyi. Mutlaka okunası.. ☺️
Latife Tekin ile tanıştığıma memnunum. Diğer kitaplarını da merak ediyorum. Bence kesinlikle kendine has bir ton yakalamış, okuyun derim. Sadece kitabın sonundaki 'ders niteliğinde' denebilecek kısmı gereksiz buldum. Kitap zaten okuyana sorular soran bir kitap, cevabı düşünmeyi de keşke ona bıraksaydı...
Edebiyatın belki de üzerine en çok düşünülen konularından; unutma, hafıza, bellek. Bir de böyle güzel yazılmışsa sorduğu sorularla sizi nerelere götürür, okurken tadından yenmez. Latife Tekin’in şimdiye kadar okuduklarım içinde en sevdiğim kitabı oldu. Gönüllü olarak unutmayı isteyen insanların bir araya geldiği, sanki hafif Latife Tekin’in Gümüşlük Akademisine benzeyen bir yerdeyiz. Anlatıcımız Tebessüm, diğer karakterlerden bazılarının isimleri de Şeref, Cömert, Ferah, Olgun, Erdem. Bu isimler bile ne çok şeyi simgeliyor. Okuduğum kitapların altını çizme alışkanlığım yok. Ama böyle okuyan biri olsaydım bu kitap çizmekten okunmayacak hale gelirdi. Çok çok güzel cümleler var. Çok sevdim.
“İnsan her gün gördüğü yüzler arasında bir yüzü seçip unutmak isterse, bir varlığın, içine işleyen duygusundan sıyrılmaya çalışırsa başarısızlığa uğrar, o yüzü ve o varlığı çevreleyen her şeyi, sesinin ulaştığı, titreştiği genişliği, bakışlarının derinliğini, gezip dolaştığı yerleri, gidebileceği uzaklıkları, sığdığı ve taştığı her şeyi unutması gerekir.”
Unutma Bahçesi, unutma üzerine yazılmış post modern bir roman. Gerçeklikten kopuk, birbirinden kopuk, üst üste geçmiş karakterler. Latife Tekin’in dili de buna müsait, gelgitli sanrılar halinde yazıyor. Silah patlıyor, biri öldü sanrısı, korkular bizi yer yer bırakmıyor. Şeref’in yarattığı, adada kurulmuş bir dünya. Kuralları Şeref koyuyor, herkese kapıları açık bir nevi, başvuruyla insanları kabul ediyorlar, unutmaya gelen-geçmişini geride bırakmayı kabul edecek insanları seçiyorlar. Adada olan her kimse geçmişte yaptığı işi yapamaz. Şeref, önceleri bir nükleer santralde çalışmış sonlara doğru bunu öğreniyoruz. İyi de herkesin işi seninki gibi unutmak zorunda oldukları bir şey değil ki. İnsanlar neden unutuyor, neden bu kadar önemli bu konu ben de yer etmedi, anlamsız buldum. Komün yaşam, insanlar arası ilişkiler, ekolojik çiftliklere götürdü biraz ama burda da öyle kurulan bir yaşam dengesi yok. Gelenler neredeyse hiçbir iş yapmıyor, asalak gibi bütün gün unutmaya adıyorlar kendilerini. İşleri yapan hizmetliler var. Şeref de bu durumu etik bulmuyor ama hiçbir şey de yapmıyor. Anlamsız geldi buraları, unutmaya bu kadar takık olma halleri. S260da hatırlama ve unutmanın toplumsal boyutuna dair bir gönderme var. Ama hepsi o.
“Herkes alsın payını bu lanetten ve birer zombi gibi dolanıp dursun yeryüzünde o sonsuz ölümsüzlüğüyle boka batmış belleğinin!”s263 Belleğinin ağırlığını kaldıramayanlara unutmaktan başka çare yok gibi. Belleksiz olmak, unutma bahçesinde/merkezinde hiçlik.
Gümüşlük Akademisi’nde yazmış romanı 2002-2004, orda da buna benzer bir gelen giden yaşam döngü hali var-ziyaretçilerin oradan esinlendiğini düşündüm. Yaşamsal olarak ne kadar bir ara yaşam var onu bilemiyorum. Güzel cümleler var kitapta, belki bir ara geri dönerim...
Latife Tekin çok yetenekli fakat bahtsız bir yazar. En iyi eseri diyebileceğimiz eserini ilk romanıyla vermesi okuyucuyu çok etkiliyor. Okur olarak ben her seferinde Sevgili Arsız Ölüm'den iyisini arıyorum. Fakat bütün kitaplarını okumamakla beraber yanına bile yaklaşacak kitabı şimdilik yok bana göre. Birde ben karakterleri olayların başı sonu olan romanları daha çok seviyorum. Yine de roman insana dair çok güzel şeyler söylüyor. Sanki yazar kendini okurla çok güzel paylaşıyor. Sanki Gümüşlük Akedemisi bu kitap için kurulmuş. Latife Tekin okumaya mutlulukla devam edeceğim. O yaşayan en büyük yazarlarımızdan biri. İyi ki var ve yazmış ve yazmaya devam ediyor.
Herşeyi unutmak istiyor muyuz gercekten? Unutmak lanetli bir lutuf mu? Dünya unuttuklarımızı hatırlama bahçesi mi? Dünün cennet bahçelerini hatırlamak, yarının cennet bahçelerini hayal etmekten dünyamızı şimdiyi unutma bahcesine biz mi çevirdik? Belki de beşerdik ve sadece şaştık bu dünya hallerimize. Unutmadık!
Bu kitap; olay, kurgu ve örgü gibi beklentilerden sıyrılarak okunmalı.
Anımsamak: Nasıl bir şeyi onu çevreleyen her şeyle birlikte unutuyorsak anımsamak da böyledir. Bir anının ışığı başka bir anıyı aydınlatıyor ve bu aydınlık bölge bir leke biçiminde zamanın içine yayılıp genişliyor, bir sözcük titreşimiyle başka bir sözcüğü harekete geçiriyor. Birbirine bağlı metal parçaların bir dokunuşla tınlamaya başlaması gibi. Anımsama bir an için geri dönmek değildir, kendimizi geçmişte elinden sıyrıldığımız ölümün kucağında bulmamız demektir; bir şey unuttuğumuzda değil, bir şey anımsadığımızda ölüm aklımıza gelir, çünkü anılarımız ölümün de anıları...
Metaforlar, metaforlar ve metaforlar... Asla olay olmuyor, olamaz çünkü belli ki biz faniler anlayalım diye yazılmamış. Kim için neden yazılmış onu da anlamadım. Ne oluyor mesela, romanlari oturmuş karakterler ve olaylar olmadan yazınca? Cidden merak ediyor ve Türkçe edebiyattan eskisi kadar keyif alamadığım için mutsuz oluyorum.
Roman unutma eylemi üzerinden insanın varoluşsal sorunlarını ele alıyor. Melankolik ama etkileyici bir anlatımı var. Diğer kitaplarında da olduğu gibi Latife Tekin'in doğayla bağ kurma ilişkisi yine çok güçlü. Bu kitapta anlatım fazla üstü kapalı ve yoğun geldi. Alışılagelmişin dışında bir olay örgüsü var, hikayeler belirli bir düzlemde akmak yerine; çağrışımlarla ve imgelerle ilerlediği için okuru zorlaması muhtemel. Dili her zaman olduğu gibi şiirsel ve kendine hastı. Kendi kitapları içinde değerlendirecek olursam aşağılarda kalmasına rağmen okuduğum için çok mutluyum. Latife Tekin okumak her zaman etkileyici.
normalde de evde çok sık vakit geçiririm fakat karantina günlerimi mümkün olan en üst verimlilik düzeyiyle geçirmek isterken, bu kitabı elime aldığıma çok pişmanım. tamamen vakit kaybı. latife tekin beni çok şaşırttı. dil beni yordu, doğal değil, ana karakter yaşanmış mı yoksa yaşanıyor olmakta olan bir olaydan mı bahsediyor asla belli değil. çok fazla karakter var ama hiçbirinin bir derinliği yok. kitap ne ile başladı ne ile bitti fark edemedim bile. okuyucuya kattığı hiçbir şey yok, estetik açıdan da zengin değil.
Latife Tekin'e ait okuduğum ikinci roman. Romanın bir başı veya bir sonu olmadan, söylemek istediklerini tatlı ve yumuşak bir sesle söylemesinden oldukça hoşlandım. Nostalji duygusu bi yaşınızda size birden yüklenmeyi bekleyen bir özellik. Yıllar geçerken tek yapmanız gereken o güncellemeyi beklemek. Son birkaç yılda bu güncelleme bana ulaştığı için, lise yıllarımda korku edebiyatı benim için ne kadar etkileyici idiyse, yetişkinliğimde de bellek ve anımsama temalı eserler sanırım aynı etkiyi yaratıyor... ve ben sanırım bu romandaki Şeref karakterini tanıyorum.
Büyülü gerçekçi bir üslupla yazılmış kitap beni sardı sarmaladı ve unutmak gibi keskin bir konuyu yumuşaklıkla bana düşündürttü. Üzerine düşünmeyi çok sevdiğim bu konu üzerine yazarın kurduğu dünyada ve karakterlerle düşünmek bana çok iyi geldi. Okurken epey keyif aldım. İnsan doğasına dair karakterlerin davranışlarındaki ve protagonistimizin anlatımındaki detaylar etkileyiciydi. Kitabı tamamıyla anladığımı düşünmüyorum, tekrar dönüp okumak isteyeceğim bir eser 🙏
3,5 aslında “yaşadığın her an, her yaşadığın an yaşar.” “ışıkla, sesle... kokuyla tutuşan, bilemediğimiz bir yangın var, anımsadıklarımız o yangının dumanı” “insanları mutlu bir sessizliğin sarmasına dayanamayıp bir sözle gerginlik yaratan Kişiler vardır” “üzüntü saklanması gereken bir şeydir... başkalarının üstünüzden suç işlemesine izin verdiğimiz için...”
Latife Tekin edebiyat yeteneğini ortaya koymuş açıklıkla fakat roman olarak kurgu ve akış zayıf. Dağınık bir biçimde yazılan bir kitap hissi veriyor okuyucuya, yazarın tek solukta okuduğum romanlarına nazaran zor oldu bitirmek.
Unutmak isteyenlerin toplandığı bir alan ve unutmak isteyenlere kapısını açanlar. Sonrasında gebe herşeyi berbat eden kötü kişi. Bence Latife Tekin, Ursula Le Guin’in Türk versiyonu.
This entire review has been hidden because of spoilers.
"Unutmak" üzerine yazılmış ve bir bahçenin sınırları içerisinde geçen ama o bahçeden taşan bir kitap Unutma Bahçesi. Tabii 'hatırlama' ve 'anımsama' dan bağımsız kurgulanmamış. Belki de 'Unutma Bahçesi' için insanoğlunun en büyük çatışmalarından birisi diyebiliriz. Çünkü bu bahçenin içerisinde geçmiş, şimdi ve gelecek bir arada...
Kitapta altı çizilesi birçok cümle vardı. Bir solukta bitirdim. 'Unutamayacağınız bir şey görüp unutmak isterseniz bir hikaye başlıyor.' ve benim dileğim herkesin bu hikayede kendini bulmasıdır. İyi okumalar.
Beni yoran bir kitaptı derine inip anlamaya çalışsam da ya çok felsefik ya da soyuttu ki tat alamadım bitirmek için kendimi zorladım. Çok fazla karakter var. Konu yok olay yok bana hitap etmeyen bir kitaptı. Beğenmedim.
Hard to understand maybe but if you get closer you can feel and become a part of "Garden of Forgetting" (I translated the name directly don't know if it's the original translation name.)
Söylenildiğine göre yazar bu kitapta olayları ve kişileri kolayca unutulsun diye silikleştirmiş, kenarını köşesini tamamlamamış. Aradan bir kaç ay geçti, daha hızlı unuttuğum pek çok kitap olmuştur, unutma bahçesini arayış, kaçış romanı olarak hatırlıyorum, romanın bende uyandırdığı his: dalgasız ama akıntılı bir denizde hareket ettiğini farketmedikleri dev bir salın üstünde insanların hareket üzerine düşünmeleri gibi. Sözler aldatıcı, sessizlik iyi gibi 😂 ne anlarsan anla, öyle, yani iyi hoş.