"Kulletyn", "iki kulle" (yaklaşık 13 ton) su demek. Durağan bir suyun temiz ("tâhir") sayılabilmesi için Şafil mezhebine göre bu kadar olması yeterliydi. Daha az olamazdı. Bu kadar oldu mu, içinde ne bulunursa bulunsun "temiz"di artık. "Pislik"lerle dolu bile olsa...Doluydu zaten. İlk görüşte bataklık bile sayılabilirdi. Ama mademki Şeriat temiz demişti. Şeriat neye pis diyorsa, pis olan da oydu.Şeyh, ağa ve molla üçlüsünün eliyle Doğu Anadolunun insanlarına "kadar" olarak örülmüş yaşamdan bir kesit. İnsanlara yeniden giydirilmek istenen Şeriatın nasıl bir İlkellik olduğunu çarpıcı biçimde ortaya koyan bir yapıt. Sömürgenlerince övgüsü yapılan İslam nasıl bir şey? Gün ışığına çıkarılıyor. Doğrudan kaynağından tutulan ışıklarla.
Turan Dursun (1934, Şarkışla, Sivas Province – 4 September 1990, Istanbul) was a Turkish Islamic scholar and a writer. His work heavily criticizes Islam and its founders.
He first worked as a religious officer before becoming an atheist during his study of the history of monotheistic religions. Dursun wrote a number of books about religion, which included interpretations of Islamic texts. He was an open critic of religion and was frequently threatened by fundamentalists.
He was eventually assassinated on September 4, 1990, outside his home in Istanbul. After this event, his books sold tens of thousands of copies in Turkey.
Turan Dursun küçüklüğümde (daha uygunu "gençliğimde" demek olur ama benim gençliğim kimi özellikleri nedeniyle küçüktür gözümde) beni kısmen korkutan, kısmen saygı duymaya iten bir isimdi. Kitaplarını incelediğimde asla okuyamayacağımı düşünürdüm, çünkü dini eleştirmek kalbimde onulmaz bir yara açardı. Bunun yanında söylediklerinin doğruluğunu bilirdim. Birilerinin sürekli abarttığını söylerek bok atmasının aksine Turan Dursun din eleştirilerini Kuran'ın ve hadislerin kendisinden yola çıkarak yapar, hiçbir şeyin aksini iddia edemezsiniz. Zira ederseniz Kuran'a ve Muhammed'in sünnetine ters düşerek dinden çıkarsınız.
Din öyle bir şeydir ki, sizi sevgiden çok korkuyla kendisine bağlar. Öyle ki vazgeçemezsiniz, vazgeçmek insana etini tırnağından ayırıyormuş gibi hissettirir. Aklınız bir şey der, kalbiniz bir başkasını. Aklınız mantığınız bastırdıkça düşünmemeye karar verir ve binbir "töbe haşa"larla "temizlersiniz" düşüncelerinizi ki Şeytan çelmesin aklınızı. Olur da çelerse şunu duyacaksınız: "Onlara ne bakıyorsun sen? Önemli olan senin inancın. Gerçek İslam bu değil. İslam sevgidir."
Ama gerçek İslam budur: Kuran'dır, hadislerdir, sünnettir, şeriattır. Ortadoğu'nun 1500 yıl önceki kültürüdür. Günün aklına, mantığına, ahlâkına, insanlığına sığmaz. Yine de "töbe haşa" dersiniz, dersiniz ki Allah sizi düşündüğünüz için dininden çıkarıp cayır cayır yakmasın.
Turan Dursun'un çocukluğu Türko da bu ikilemlerden nasibini gani gani almıştır. Kitap, bir çocuğun şeriat ikliminde bu ikilemle nasıl yaşadığını gösterir. O şeriat ki yıllar sonra o küçücük, çelimsiz, hasta Türko'yu büyük bir adamken sokak ortasına kanlar içinde yere yığacaktır. Çünkü şeriat kendisine uzanan dili koparır, nefesi keser. Hatta bunun için illa ki ateist olmanız da gerekmez. Ne demişti bir vatandaş? "Rahatsız oluyorsan Allah'ın yarattığı dünyada yaşamayacaksın." Çünkü din budur. Turan Dursun bunu "Gerçek din bu" diyenlere inat yazabilmiştir.
Kitap Türko 12 yaşındayken biter. Sonrasını, onun nasıl büyüdüğünü bilemeyiz; çünkü onu şerefsizce katledenler onun anılarını da bizden çalmışlardır. O yazılanlar kimbilir nerede yakılmış, külleri kimbilir hangi caminin avlusunu süpürmüştür.
Okumakta geç kalınmamalı. Daha erken okusaydım daha erken büyürdüm.
Doğu Anadolu'nun geri kalmışlığındaki din etkisini görmemizi sağlayan kitap. Kimi bölümleri gayet iğrenç olsa da iğrenç olan aslında kitap değil şeriatın ta kendisidir. Kitaba adını veren Kulleteyn içi pisliklerle dolu bir havuzdur. Ama dinen temiz olduğu söylendiğinden dolayı kimse pisliğine bakmadan içi iğrençlik dolu bu havuzun suyu ile kendisini temizlediğini zannetmektedir. Bu kulleteyn aslında islami ülkeleri ve dini yönetimleri temsil etmektedir. Dinen kendilerini temiz hissetmeleri içlerindeki onca pisliği görmezlikten gelmelerine yol açmaktadır. Ama dinin kendilerini temiz olarak göstermesi malesef pisliklerini örtememektedir. Günümüz Türkiye'sinde ütopyalaştırılıp cahil halka sonsuz mutluluğun kaynağı olarak sunulan Şeriat düzeninin iç yüzünü ve bilmediğimiz Türkiye gerçeklerini öğrenmek için mutlaka okunması gereken bir eser.
edebi anlamda olmasa da içeriği ve konusu anlamında etkileyici bir kitap. yazarın çocukluğu anlatılıyor, eğer yazarın bundan sonraki yaşamının nasıl olduğunu da okuduysanız şaşırmamanız mümkün değil.
yakın geçmişteki bu "uzak köylerin" durumu hikayesini özellikle büyük şehirlilerin okuması gerek diye düşünüyorum. böylece ülke geneli, insanı, belki yaşanan pek çok sorunla ilgili daha iyi fikir yürütme şansınız olacak.
İnsanı gerçekten kötü hissettiren, midesini bulandıran, kurgu olamayacak kadar iğrenç hadiseleri barındıran bir anı kitabı. Edebiyatçı olmamasına rağmen, merhum Turan Dursun çocukluk anılarını son derece güzel bir şekilde derlemiş; o dönemin Anadolu ve din gerçeklerini tüm açıklığıyla gözler önüne sermiş.
Belgesel niteliğinde bir kitap. Yazarın çocukluğunun kısa bir kesiti. Türkiye'nin doğusunda yaşanan ilkelliği, dinin halihazırda zor hayatları daha da zorlaştırışını, şeriatın saçmalıklarını ve bölge insanının yapısını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Yazdıklarının bedelini ne yazık ki canıyla ödeyen yazar, küçük yaşta yoğun dini eğitimden geçmesine rağmen kabuğunu kırmayı başarıp okuyuculara gerçekleri ulaştırma görevini çok iyi yerine getirmiş.
Türkiye edebiyatından çıkmış en çarpıcı eserlerden biri hiç süphesiz. Kitabı okurken hayrete düşmemek, hayrete düşerken anlatılanları yaşamamak ve yaşarken de midenizin bulanmaması olur şey değil.
Türkiye ve ülkenin Doğu kesimi özelinde İslâm coğrafyasının neden geri kaldığını örnekleriyle gözler önüne seriyor Turan Dursun. Henüz 10 yaşındayken imam babası tarafından "Basra ve Küfe'deki âlimleri kıskandıracak bir din adamı olması" arzusuyla köyünden uzakta dini eğitim alan yazarın bilfiil yaşadıklarının ve yıllar içinde din adamlığından ateizme yönelmesinin etkilerinin görüldüğü yıllar anlatılmaktadır kitapta.
Özetle, kitaba adını veren Kulleteyn yaklaşık 210 litre su içeren bir havuzdur ve içinde her türlü pisliği barındırır. Her türlü pislik derken, burada işi hayal gücünüze bırakabilirsiniz. Çünkü şeriata göre bu su içinde sadece ölü bir insan barındırırsa kirli sayılıyor. Dolayısıyla kulleteynde "temizlenmek", abdest almak, bulaşık yıkamak ve hatta yemeklik su ihtiyacı gidermek kimse tarafından yadırganacak bir davranış olarak görülmüyor. Çünkü şeriata göre bu su temiz kabul ediliyor ve haliyle hayat bu suyun etrafında dönüyor.
Turan Dursun'un veya kitapta kendinden bahsettiği adıyla Türko'nun içinde bulunduğu ortamda gözlemledikleri, bizzat yaşadıkları onu pek çoklarının yapmadığı/yapamadığı şeyi yapmaya, sorgulamaya itiyor. O sorguladıkça okur da sömürgenlerince bulutlar üzerinde gösterilen dinin çukurun dibindeki kısmını görme, Anadolu insanına kader olarak hak görülmüş hayatlara tanık olma, cahilliğin şeriatın elinde ne denli tehlikeli bir nesne olduğunu idrak etme fırsatı buluyor.
Buradan hareketle kulleteynin İslâmi ülkelere ve dini yasalara bağlı yönetim biçimleriyle idare edilen toplumlara ve yöneticilerine ayna tuttuğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Zira nasıl ki kulleteyni kaplayan türlü pislik şeriaten göze görünmüyorsa bu kimselerin de içlerini kaplayan kötülük kendileri ve takipçileri tarafından görülmemektedir. Yine de dinen arınmış olarak görünmeleri üzerlerine yapışmış pislikleri örtememektedir. Çünkü o pislikler gayet de gözler önündedir.
Özellikle günümüz Türkiyesi'nde yeniden giydirilmek istenen şeriatın nasıl bir ilkellik olduğunu ve kestiği parmağın gayet de acıyabileceğini görmek için mutlaka okunması gereken bir eser.
Şeriat düzenin ve uygulamalarının, ülkemizdeki kurumları ya da yaşayan yerel halkı gerek ahlaki gerek sosyal olarak ne kadar yozlaştırdığını bu nüveden çıkmış bir yazar olan Turan Dursun oldukça çarpıcı olarak anlatmış. Kulleteyn benim ilk okuduğum Turan Dursun kitabıydı lakin bundan sonra "Din Bu" serilerini de okumak listeme kaydettim.
Bir ateist olarak bu kitabı bu kadar itici bulacağımı düşünmezdim, bir şeyi ustaca eleştirmek ayrı bir şey, yalnızca hakaret edip saldırmak ayrı bir şeydir, gerçekleri anlatıyor dahi olsa.
Turan Dursun bu kitabında, şeriatı nasıl sorgulamaya başladığını ve kutsallarla ilgili içindeki şüphelerin nasıl gitgide büyüyüp baş edilemez bir hal aldığını anlatıyor.
Daha çocuk sayılacak yaşta "Basra ve Küfe'deki alimlerden" daha çok bilmek istiyor ve çok okuyor ve sürekli sorguluyor. Bu durumu anlatırken yazar, belki de farkında olmadan, tuhaf bir gururlanma havasına giriyor. Kendisinden çok yaşlı insanları şaşırtan sorular soruyor. Tuhaftır; bu anlatım tarzı, İncil'de küçük İsa'nın, kendisinden büyük "alimlere" ders anlattığı "kaybolma hikayesi" ve Şeriatçı Said Nursi'nin kendi çocukluğunu anlatırken kullandığı tonla aynı. Sorular soran küçük bir çocuk ve kendisini hayranlık, şaşkınlık ve biraz da kızgınlıkla dinleyen bir grup yaşlı alim...
Kitabın başından sonuna kadar "fırtık" kelimesini, yani insan vücudundan çıkan çeşitli sıvılar, görüyoruz. Yazarın amacı belki de, bu tür iğrençliklerin, Şeriat'ı çağrıştırmasını sağlamaktı. Bir çok okuyucuda bu amaca ulaşmış olabilir ama bence bu başarısız bir deneme. O bölgenin ve o mezhebin yaşam tarzının Şeriat'a yorulması çok anlamlı değil. Aynı zihin haritasıyla yaşayan bir kısım Hindu'nun, örneğin, fareleri kutsal sayıp, onları sütle beslediğini ve farelerin içlerinde gezdiği süt dolu tepsilerden içilen sütün şifa olduğuna inandığını bizzat biliyorum. Pis ve iğrenç olmak, Müslüman olmanın bağımlı değişkenlerinden biri gibi gösterilmeye çalışılmış, çok mantıklı değil.
Bu çalışma, roman değil çünkü bu anlamda teknik hatalar var. Anlatım devam ederken birden bire araya didaktik ifadeler, ansiklopedik bilgiler giriyor. Ayrıca bu çalışma, otobiyografi de değil çünkü bu anlamda da teknik sıkıntılar içeriyor.
Kaynak Yayınları tarafından basılmış bu çalışma, titiz bir editörlükten de geçmemiş. Türkçesi tutarsız. Konuşma dilinin dışında kalan düz anlatım bölümlerinde "bir" ifadesi sürekli tutarsızlık gösteriyor. "Bi aşağı bi yukarı" gibi. 14. bölümden 16. bölüme geçilmiş; 15. bölüm ortada yok. Baskı anlamında da titiz değil.
Genelde Teoloji, özelde ise İslam konusu ilgi alnınıza giriyorsa, mutlaka okuyun çünkü Turan Dursun İlahiyat kökenli bir ateist. Hariçten gazel okumuyor yani. Cevap verilemediği için katledilerek soru sorması önlenmiş bir insan. Fakat bu konular sizi ilgilendirmiyorsa, okumayın; zaman kaybı.
Turan Dursun'un sadece çocukluğunu anlattığı bir kitap. Din adamı nasıl yetişir, eskiden insanlar neler yapıyormuş, köylerde din nasıl yaşanıyormuş vs sorularına cevap veren çok değerli bir anı kitabı.
Kitap Islamdaki mezheplerin ve buna bagli fikhi yorumlarin sacmaligini ve igrencligini anlatmasi acisindan muazzam bir seriat elestirisi niteliginde.Uslup olarak degil ama gozlemler ve gercekligi acisindan mukemmel.