Güçlü kurgusu ve diliyle Mehmet Zaman Saçlıoğlu, Yaz Evi'nde bizi on bir değişik öyküde gezdiriyor. Brandenburg'un Dört Atlısı'nda; "Eskimiş zamanları, yitirilmiş yolları, unutulan başarıları satıyorum" diye bağırarak tezgahına dizdiği saat, pusula ve madalyaları pazarlayan satıcının ağzından toplumsal algının göreceliğini dile getirirken, Yalanın İki Yüzü'nde, tuzaklarla oluşan bir aşk üçgeniyle, insan hallerini, aşkı tazeleyeceği umulan kıskançlığı, aldatma ve aldatılmayı ele alıyor. Öykülerin hiçbiri diğerine benzemiyor aslında; ama tümünde ortak olan yalın, alaycı ve sıcak dili aynı ustanın eseri olduklarını ele veriyor...
Mehmet Zaman Saçlıoğlu is one of the prominent modern authors of Turkey.
He is an academician in faculty of fine arts. He usually writes short stories, but also poems. His collections of short stories are considered as among the best examples of contemporary short story writing in Turkey.
Rüzgâr Geri Getirirse (If The Wind Brings Back- sub-titled: Stories With A Threshold), the third collection of his short stories was published in 2002. This work is unique in contemporary Turkish literature and perhaps in the world literature by being the first short story book with visual and threshold texts.
Fear, punishment, reward, love, duty and solidarity are the frequently encountered themes in M. Z. Saclıoğlu’s short stories.
He’s won the most important three national short story awards in Turkey.
Some of his short stories have been translated into German and English, and published in anthologies such as “Elsewhere” Comma Press, Great Britain 2007, and “Liebe, Lügen und Gespenster” Turkische Bibliothek Unionsverlag, Germany 2006, “The Book of Istanbul” Comma Press, Great Britain 2010.
Awards Yunus Nadi Shorts Story Award 1993 Sait Faik Short Story Award 1994 Haldun Taner Short Story Award 1998 Dil Derneği 80. Anniversary Honorary Award 2012
Works Collection of Short Stories İki ve Keçi- 2010 (Two and the Goat) Sur ve Gölge- 2009 (Rampart and the Shadow) Rüzgâr Geri Getirirse – 2002 (If the Wind Brings Back) Beş Ada – 1997 (Five Islands) Yaz Evi – 1994 (A Summer House)
Poems Sarkaç -2002 (Pendulum) Günden Önce – 1985 (Before the Day)
Kitabın ilk iki öyküsü olan "Brandenburg'un Dört Atlısı" ve "Bir Yaz Evi"ni oldukça beğendim. Yazarı da ilk kez okuduğum için epey heveslenerek devam ettim. Ancak, takip eden"Bir Kadın, Bir Erkek" ve "Yalanın İki Yüzü" öykülerinde kadına yaklaşımı beğenmedim. "Pencere Önümün Yolcusu", "Nöbette" ve "Dörtyol" Orhan Kemal'i anımsattı, konuları itibariyle. "Kutsal İttifak"a ısınamadım, sonunu biraz tahmin edilir buldum, aslında bunda da biraz Orhan Kemal tadı vardı sanki. "Basamaklar"ın iç burkan bir güzelliği vardı. "Oteldeki Kapı"da ise küçücük bir şey nasıl da bir öyküye dönüşmüş. "Kızım" öyküsü de tarz olarak diğerlerinden farklıydı. Kitabı ve yazarı sevdim.
Basamaklar ve Yaz Evi en sevdiğim öyküleri olmakla beraber sevemediğim hikayeleri de vardı. Bazı hikayeleri çok ortada kalmıştı belki de ondan sevemedim bilemiyorum. Devam ederim sanırım yazarın diğer kitaplarını okumaya...
Mehmet Zaman Saçlıoğlu'nun General Uçtu'sunu okumuştum daha önce, tatsız tuzsuz bir kitaptı. Yaz Evi ondan beter. Çok kötü bir espri anlayışına sahip yaşlıca bir adamın bayat ve haddiden fazla uzun şakalarından ibaret. Bir de söz konusu iki kitapla roman ve öykü dallarında Yunus Nadi almış ki bu gerçekten inanılır gibi değil.
Öyküleri 90’lar başında varolan Türkiye için eğlenceli/düşündürücü ve güncel sayılabilecekken çağdaş dönem için belki kitsch olabilecek söylemler ve modası geçmiş bir anlatı tarzıyla bezeli bir edebiyat içeriyor. Bazı öykülerinde ilgi çekici ya da orijinal nüanslar barındırmasına rağmen bütünsel olarak okumaktan mutlu olduğum öyküler olmadı fakat birisine kolay okunabilir ve kestirilebilir, kavranması kolay öyküler önerecek olursam hediye etmek için kitaplığımda tutacağım. Bir de Sur ve Gölge ile yazara şans vereceğim.
İnsanlar içinde bir insan kitabında yer alan yaz evi öyküsünü çok beğenip bu kitabı okumaya karar verdim. Brandenburg'un dört atlısı ve yaz evi öykülerini çok sevdim. Neredeyse her öyküsünde zaman'a yaptığı atıflar ve Don Kişotvari zamana açtığı savaşlarla öyküler çok daha ilginç bir hâl almış. Ancak ilk iki öyküde kullanılan, o çığır açan dili diğer öykülerde bulamadım.
Son zamanlarda okuduğum en iyi,en dokunaklı öykü kitabıydı sanırım.Yazarın dolu dolu bir ömrünün olduğu,bunu dökmek için çabaladığı hissi uyandırdı bende.Yoksa böyle güzel yazmak yaşamadan olacak iş değil🩵
Bir süredir ödüllü öykü kitaplarını okuyorum. Kullandıkları yalın dili seviyorum. Yaz Evi de öyle. Her bir hikayesini, her hikayedeki yaşanmışlığı ayrı sevdim.