Alıntı:
"Nihayet Ponpon geldi. Yüzünde kat kat sahne makyajı. Üzerinde sadece özel gecelerde giydiği, tepeden tırnağa lacivert payet işli, bedenini çorap gibi saran, aynı zamanda da korse gibi toplayan en değerli kostümü. Boynunda saks mavisi boa. Aman ne gergin! Âdeta keman yayı. Şovdan önce tanışmayı kabul etti. Kibar ve medeni olacağız ya! Ricardo'nun yanına, sözüm ona kulise, yani üst kata, büro depoya çıktı.
Bunlar da Ricardo'ya Türkçe öğretmeye başlamışlar. Kendi kafalarına göre... Tam muzir çocuk aklı! Ve tanıştırınca, Ricardo'nun yeni öğrendiği Türkçe marifetini gösterme hevesi tuttu.
"N'aber kart ibne!" dedi kollarını kucaklamak üzere açıp, en kocaman gülüşü ve takdir bekleyen bakışlarıyla.
Ponpon neye uğradığını anlamadı.
Aykut'la Mete gülmekten yerlerde, bir hal oluyorlar.
Ricardo beklediği takdir gelmeyince anlaşılmadığını zannederek bu sefer daha yüksek sesle ve teker teker yineledi.
"N'aber kart ibne!"
Oğlanlar yıkılıyor.
Ne olduğu ortadaydı... Ponpon zekidir. Bir anlık bozgunu hemen aştı. Sarılıp Ricardo'yu öperken gözlerinde şimşekler çakıyordu.
"Sizin ikinizi sıçana kadar siktirmezsem bana da Ponpon demesinler." dedi gülümseyerek. Donma sırası Aykut'la Mete'ye gelmişti."