Deniz Yüce Başarır’ın şahane seslendirmesi ve dörtlemeyi tamamlama fikrim olamasaydı romanı bitirmekte zorlanabilirdim.
Dörtlemenin iklim-kurgu olmasını, Uyumsuz Defne Kaman’ın ve ninesi Umay’ın Sherlock Holmes ve Dr. Watson temsillerini, romanların geçtiği şehirleri, her romanın bir hayvan ile anılmasını, Şamanizm’i, Kutadgu Bilig dizelerini şifre olarak kullanma fikrini ve sıralayabileceğim birçok şeyi özellikle ilk iki romanda çok sevdim. -Buket Uzuner’in dert ettiği konuları anlıyor ve paylaşıyorum.-
Özellikle Ateş romanı o kadar didaktik tınladı ki arada kendimi bu konuda söylenirken buldum. Romanın içindeki Ateş kitabının içinde anlatılanlar ya da bilge kadın Umay Nine’nin söyledikleri beni rahatsız etmedi. Neticede hepsi bir bağlamın içinde anlatılıyor. Keza Defne’nin önceki romanlarda kendi yazdığı gazete yazılarında söyledikleri de öyle, hepsi bir bağlamın ürünüydü. Yani, Umay Nine bilge diye böyle konuşuyor, Defne, gazeteci diye söyle söylüyor diyebildim. Fakat bu sefer, anlatıcının araya epey hatırlatıcı/öğretici/tanımlayıcı şeyler katması beni çok rahatsız etti…
Ayrıca, romanda hayatın akışına uymayan, bir türlü anlamlandıramadığım durumlar var. Mesela, Defne kayıpken, Umay Nine ve Ali’nin “düş” ve “rüya” arasındaki farkları uzun uzun tartışmaları, düş kelimesinin etimolojisi üzerine konuşmaları… Veya yine Umay Nine’nin otelin erkek şefi ile ateşi ilk bulma/kullanma, kadınların yemek pişirmesi, aşçılığın kuşaktan kuşağa erkekler arasında aktarımı konusunda bir konuşma geçmesi… Mardin kültürü ve yemeklerinin uzun uzun tanıtılması... Bunlar gibi nice örnekler verebilirim. Bu konudan sadece ben değil, roman kahramanlarından biri olan Semahat da rahatsız. Bunu dile getirdiğinde, tüm bu olanların Defne’yi bulmak için ters köşe bir taktik olduğunu dile getiriliyor. Ben pek ikna olmadım. (Bu arada Semahat karakterinin roman boyunca şahane işlendiğini söylemek isterim.) Hayatın akışına uymadığını düşündüğüm durumlar, Defne’nin 4. kere kaybolması ve Umay Nine’nin bu sefer kendisinin yardımı olmadan da Defne’nin ortaya çıkacağını söylemesi rehavetinden de kaynaklanabilir, bilemiyorum. :)
Ezcümle, dörtleme yarım kalmasın diye okunabilir ama Su ve Toprak’ı diğerlerine değişmem.