In Aantekeningen uit een kindertijd, dat verscheen in 1937, beschrijft Norah Lange haar jeugdherinneringen van haar vijfde tot haar veertiende jaar. Door middel van fragmenten, bijna als in een fotoalbum, creëert ze huiselijke en familiescènes in een poëtische stijl, gebaseerd op haar heldere en originele manier om naar haar verleden als kind te kijken. Ze begint met het vertrek van het gezin uit Buenos Aires in 1910 en geeft een inkijkje in de soms magische, soms pijnlijke evolutie die ze doormaakt als dochter, beschouwer, en denker, terwijl de familie Lange ondertussen leert leven met de excentrieke kleine spion in hun midden – en vice versa. Lange beschrijft hoe ze haar oudere zus zag baden in het maanlicht, hoe ze huilde als ze op een tafel werd getild en als een jongen werd gekleed, en hoe ze tegelijkertijd lachte toen ze in mannenkleren op het dak klom om met bakstenen te gooien. In een sfeer van warme huiselijkheid laten deze aantekeningen de kindertijd in zijn meest elementaire vorm zien, een tijd waarin vreugde, angst en erotiek samenkomen en botsen.
Norah Lange fue una narradora y poetisa argentina de vanguardia, vinculada primero al Grupo Martín Fierro, especialmente con Jorge Luis Borges y luego al Grupo Proa de Leopoldo Marechal. Destacada por haber roto en Argentina el canon de que las mujeres no debían escribir prosa.
Hija del noruego Gunnar Lange y la irlandesa Berta Erfjord fue la cuarta de seis hijos. Llamativa por su condición de pelirroja, se destacaba por su audacia para irrumpir en ámbitos hasta entonces reservados a los varones.
Se le supone un amor juvenil con Jorge Luis Borges, quien prologó su primer libro La calle de la tarde (1925) y de Leopoldo Marechal que la inmortalizó en Adán Buenosayres como Solveig Amundsen.
En 1937 escribió su libro en prosa Cuadernos de Infancia, que mereció el primer Premio Municipal y segundo Premio Nacional de Literatura, y en 1944 escribió Antes que muera, un libro de memorias, continuación de aquel.
En 1943 se casó con el escritor argentino Oliverio Girondo.
En 1958 recibió el Gran Premio de Honor y Medalla de Oro otorgado por la Sociedad Argentina de Escritores (SADE).
"Kim ne söyledi, ya da okuduğum hangi kitap etkiledi hatırlamıyorum, birkaç gün boyunca çok ciddi, çok önemli bir şey düşünüyormuşum gibi davrandım. Kardeşlerim oynamak için beni çağırdıklarında dikkatimi dağıtıyorlarmış gibi cevap veriyordum: 'Gelemem. Düşünmem gereken çok şey var.' (...) Bu davranışımın hiç kimseyi etkilemediğini görünce üçüncü gün sıkıldım."
Fakat bu resmen ben? Çocukken çok yapardım bunu, annem de cin gibi birisi olduğundan ne yapmaya çalıştığımı hemen anlayıp kesinlikle ciddiye almazdı, ben de bırakırdım. Çocukluk ne komik bir şey.
Bu sefer oldu Norah Lange, hem de çok güzel oldu. Arjantinli yazar Lange ile ilk tanışmamız pek iyi geçmemişti, yazarın okuduğum ilk kitabı olan 45 Gün ve 30 Denizci'yi pek sevmemiştim ama Çocukluk Defterleri'ne bayıldım. Kitap, yazarın kalabalık bir evde geçirdiği çocukluğundan fragmanları içeriyor. Kız kardeşleriyle, annesiyle hatıraları, çocukken aklına takılan acayiplikler, çocukça gözlemleri, korkuları, kararları.
Her biri 1-2'şer sayfalık minik öyküler gibi de düşünülebilecek metinler öyle güzel, öyle sade yazılmış ki. Yazarın ne kadar mutlu bir çocukluk geçirdiği her kelimesinden anlaşılıyor, geriye dönüp kendisine adeta bir şefkatle bakıp hatırlamasını okumak çok ama çok güzeldi. Yukarıda bir örneğini verdiğim türde, kendi çocukluğuma dair unuttuğum ama Lange'ın anımsatmasıyla hatırladığım çokça da paralellik buldum kitapta. Çocukluğa has o korkular, takıntılar, hayaller, naif fikirler. Hepsini o zaman deneyimlediği biçimiyle, bir çocuk saflığıyla yazmayı başarmış Lange, ki bu da pek kolay bir iş değil açıkçası.
Bir de annesini anımsama biçimine bayıldım. Pek bir iz bırakmamış olan mesafeli babasının aksine anne örtülü bilgeliği, dirayeti, özeni ve kudretiyle hep orada. İnsanın annesini böyle anımsayabilmesi ne hoş.
Şu cümleyle bitireyim: "Giden bir tren, gelen bir tren. Çocukluğumuz bir kasaba istasyonunda öylece kaldı." 💜
ben iki ablayla büyümek ne büyük şans derken norah lange’in anı kitabında 3 abla 1 küçük kız kardeşle büyüdüğünü okumak ve pek çok benzerliğe rastlamak çok güzeldi. arada 70 yıla yakın bir zaman olsa da kıtalar bambaşka olsa da kardeşlerin birbiriyle oynaması ve didişmesi sanırım hep aynı. saçları koyu renk olduğu için evlatlık olduğunu düşünen yazar ve buna kendisini ikna eden ablalarını görünce kahkaha attım çünkü ben de çingenelerden evlatlık alındığıma ikna edilmiş bir çocuktum :) onun dışında “çocukluk defterleri” klasik bir anı kitabı değil ki yazarın bu kitabı 1930’larda yazmış olması aslında ne denli yenilikçi olduğunu gösteriyor bize. akla gelen fragmanlar halinde ilerliyor kitap. bir sırası, düzeni, örgüsü yok. ama bu arada oldukça mesafeli olduğunu belirttiği babasının ölümüyle düştükleri fakirlik, ölen kardeşler ki ailenin yegane oğlu (anne elbette en çok ona düşkün ve hepsi bunu biliyor) da erkenden ölüyor, 1. dünya savaşı, toplu intiharlar, ergenlik gibi pek çok şey anlatıyor. annenin en çok eduardo’ya düşkünlüğü bilinmesine rağmen yine de kızların aklında sevgi dolu, incelikli bir kadın olarak kalması bile bizi mutlu edebiliyor. yanlarında çalışanlarla kurduğu ilişkiyle, yardımseverliğiyle kitabın en önemli karakterlerinden biri anne. mutlu geçmiş bir çocukluk çok büyük bir şans, didiklediğim konulardan biri biliyorsunuz, burada da aristokrat bir ailenin kızlarının oyuncakları, elbiseleri, eşyalarıyla nasıl biricik ve sevgi dolu hissettikleri çok net verilmiş. yine de norah lange geç vaftiz edilmesi, saçlarının rengi gibi konularda hep sevilmediği şüphesine düşüyor çünkü bu da çocuk kalbinin olmazsa olmazı. belki tek çocuklar anlayamaz ama o “en en en” sevilen olma isteği ve kardeş kıskançlığı belki de dünyanın temellerinden biri. evet pek çok şey sınıfsal ama sevgi değil. buna da şükür. havva mutlu’nun çevirisi oldukça temiz. hoş ve okunurken gülümseten bir kitap “çocukluk defterleri”.
No es ningún secreto que tengo una fascinación enorme por el tema de la memoria en la escritura, por la forma en la que mujeres relatan su infancia, por la necesidad de capturar las cosas que ya no existen y la personas que ya se dejó de ser.
Es evidente que este texto de Norah Lange me iba a obsesionar. La ternura para describir a las hermanas y sus dinámicas secretas, los ojos claros e infantiles que observan a los adultos con extrañeza, homenajear una primera infancia capturándola por escrito en estas viñetas hechas con tanta precisión pero aún así muchas rodeadas de un velo misterioso que solamente pueden tener los primeros recuerdos.
Qué riqueza y belleza de mundo interior, quiero regresar a Norah Lange pronto.
"Siento, a veces, una nostalgia tirante, una nostalgia parecida a la que solo dejan las cosas chiquitas y simples, los acontecimientos más ingenuos. Es el recuerdo de las noches de los sábados, que vienen hacia mí en una gran oleada de ternura y de pureza para alcanzarme la certidumbre de que mi infancia no pudo ser más dulce".
Çocukluk anılarının hem evrensel hem kendine özgü oluşuna dair çok iyi bir örnek Norah Lange’nin Çocukluk Defterleri. Her bölüm ayrı bir öykü gibi okunuyor enstantaneler şeklinde ilerleyişiyle. Çocukluk takıntıları, o yaşlarda gözümüzde büyüttüklerimiz, 5 kız kardeşin eğlenceli, cana yakın, rekabet halindeki ilişkileri, güçlü anne figürü, burjuvaziden yoksulluğa düşüş konusunda çocukluk izlenimleri, dünya savaşının, toplu intiharların, göçlerin, ailedeki ölümlerin gölgesi, en çok da ekseri naiflikle bütünleştirilen çocukluğun karanlık yönlerini de görmezden gelmeyen bir anlatı. Norah Lange’nin çocukluk hali adeta bir Shirley Jackson karakteri gibi. Dönüp tekrar tekrar okunabilecek anlara sahip bir kitap. Çeviri yazarın incelikli üslubunun hakkını veriyor.
Ik kocht dit boek in een impulsieve bui omdat Lange’s gezichtje me intrigeerde, want ik had nog nooit eerder van haar gehoord.
En het was prachtig.
Deze fragmentarische memoires geven blijk van haar uitzonderlijke gevoel voor subtiliteit en mysterie. In een compacte stijl onthult ze de kleinste details, wekt herinneringen op waarin je je als lezer herkent zonder dat je het zelf wist.
Ik kijk uit naar de vertalingen van andere werken die hopelijk spoedig zullen volgen - beter laat dan nooit.
Not only is this book exquisitely written (and masterfully translated), and the scenes described evocative, it also makes one realise that the only sensible way to tell the story of one's childhood, especially the earliest years of childhood, is via the kind of fragmentary vignettes Lange uses here. These kinds of memories are always fragments, moments captured in a way the entirety never could be. As such, this book is perfection.
Norah Lange bambaşka bir yazar. Otobiyografik eserleri seviyorum, yazara dair ilk okuduğum kitap Onlar Ölmeden Önce olsa da sanırım doğru okuma sırası Çocukluk Defterleri ve sonrasında Onlar Ölmeden Önce imiş. Bu kitapta yazarın çocukluğuna dair saniyelik anılar gibi birçok farklı anı aktarılıyor, bazıları çok önemsiz gibi dursa da insanın böyle "önemsiz" hatıraların gün yüzüne çıkması ve yazılması aslında o kadar da göz ardı edilemeyecek anlar olduğunu düşündürüyor bana. Diğer bir nokta da şu; farklı zaman ve coğrafyaya rağmen birçok hissin bizi bulması kendi zaman çizgimizde nasıl da aynı zamanlara rastlıyor :') Değişik ama çok büyüleyici. Herkese hitap edebileceğini sanmıyorum fakat bitmesin diye elimde süründürdüm. Otobiyografik eser okumayı seviyorsanız bence şans verilebilir.
This entire review has been hidden because of spoilers.
‘…tuhaf bir gürültü duyduğum zaman, gecenin içinden gelen, alışıldık hiçbir şeye uymayan, tekrarlanmayan, kendi içimizdeki farklı ve tanımsız korkulardan kaynaklandığı için ne olduğu doğrulanamayan o tuhaf gürültülerden birini duyduğum zaman, hiçbir şey bana yalnız olmak kadar korkunç gelmezdi.’ . Tek çocuk olduğumdan mı bilmem, geniş aileleri anlamak, çok kardeşli evleri hayal etmek zor gelir bana. Sanki sürekli bir kaosun içinde yaşıyorlar gibi gelir ve bu beni korkutmaktan ziyade, meraka sürükler. Norah Lange’ın anılarını okumak da böyle bir etki yarattı bende. Anne ve babasını, kardeşlerini, çocuk gözlerinden büyük dünyanın nasıl göründüğünü anlatmasını çok sevdim. Hafızasından parça parça kesitler ama bu parçalarda bile hanede hissedebiliyorsunuz. Güçlü bir anneyi görüyorsunuz, küçük tabutlara üzülüyorsunuz.. Bir çırpıda okuduğum kitaplardan oldu Çocukluk Defterleri ~ . Havva Mutlu çevirisi, Utku Lomlu kapak tasarımıyla ~
kitapları çıkmaya başladığından beri alıyorum, ilk okuma bu kitabaymış, sakin ilerlemek lazım, hapur hupur yenecek biri değil, bu kitaptaki anlatılar bağımsız hayat parçaları ama kimi dinlediğinizi biliyorsunuz...
It is a masterpiece. Lange indeed develops a genuine and standalone literary aesthetic here. Not really because of the snapshot technique, the way of looking upon the mind-shaping childhood subject (these were already invented around the late 19th century, and not by her), nor because of the unpredictable stylistic quality of the narrative angle chosen for each and every fragment (this was practiced, even much more explicitly, by all avant-garde ideas challenging modernism). It is genuine and standalone because of all these being combined together and presented through the lenses of the consciously self-constructed narrator.
What is peculiar though that for the second aspect (avant-garde-ish qualities) Lange is only making approximations here, staying always on the verge of reality, and falling never beyond, just like in case of the body-puzzle scene of face representations or the rooftop speeches against the neighborhood. These are obvious fabulations, imaginary and subversive, but otherwise rooted just enough in the possibilities of the realm of everyday life to make things unequivocal: it would be possible to picture the physiognomy with limbs, it would be possible to holler at and lecture an audience. Matter-of-factly, these still belong to the imagination of the narrator’s world, but no stylistic border-crossing happens. Like if Lange were playing up with the avant-garde by getting extremely close to it and just-not touching it. Truly sublime.
Footnote. As a subscriber to And Other Stories, I had my chance for an early reading. I speak and read in Spanish fluently and I have before read one of Lange’s books (45 días y 30 marineros) in the original, so have too some insight to the author’s language. Yet, I would like to highlight the unusual quality of the translation made by Charlotte Whittle here. It is not even about picking up the right words (though every choice was apparently made with diligence), or constructing the final sentences (though all coordinations were duly thought over); no: it is about the creation of the tone which is just as whimsical and strangely obsessive as it is plausible from such a brilliant and unique writer like Norah Lange. It deserved the same brilliance in translation. Let alone the translator’s note with methodological considerations about Horacio Coppola. Hats off!
Belleza total. Amé este libro. La autora cuenta pequeñas anécdotas que poblaron su infancia incluyendo personas a las que vio solo una vez, rincones del hogar y costumbres con sus hermanas. Pero este libro no es solo eso: la autora recupera la perspectiva de su niñez y no solo los recuerdos.
A pesar de no seguir una cronología estricta el libro mantiene una continuidad temporal. No tiene "saltos" que confunden al lector.
Otra cosa: amo cuando los autores me hacen descubrir palabras. Lange usa bastante "encono". Siendo argentina no es una palabra que haya escuchado mucho y me gusta.
Al mismo tiempo, el regreso de la autora y su familia a Buenos Aires desde Mendoza me hizo pensar en los barrios como Villa Urquiza durante los años 20: casas grandes con pianos y gallineros, poco tránsito y familiaridad con los vecinos. Un escenario que poco tiene que ver con el tránsito y la bulla que caracterizan a la avenida Tronador hoy.
First published in 1937, the book is a charming series of snapshots ingrained in an adult’s memory of intimate domestic life seen through the eyes of a child. Lovingly translated into English by Charlotte Whittle, Lange’s sepia-coloured prose projects these snapshots as if through Hamilton’s soft-focus photography, conveying a nostalgia for a child’s cozy sense of living in a protected cocoon that is at once magical and bewildering, and in which the outside world of disturbing events are mere distant echoes like “Attack ships on fire off the shores of Orion” (to take a leaf from the film Blade Runner!).
The only “problem” with the book is how difficult it was to read large chunks of it at any time given its dissonance to our current experience of pandemic life around us!
Arjantinli yazar Norah Lange, Çocukluk Defterleri adlı eserinde, anılarına dayanan samimi ve şiirsel bir anlatıyla çocukluğunun izlerini sürüyor. Kitap, yazarın çocukluk anılarını kronolojik bir düzen olmadan, yalın ama etkileyici bir dille anlatıyor.
Metnin en kıymetli yanı, çocuk zihninin oyunbaz ama aynı zamanda derin sorgulamalarına yer vermesi. Kimi zaman bir çocuğun şaşkınlığı, kimi zaman büyümenin getirdiği farkındalıklar, kimi zaman da bir kayba duyulan derin yas, sade ama şiirsel bir üslupla işleniyor. Lange’ın anlatımında belirgin bir nostalji var, ancak bu nostalji romantik bir idealizme dönüşmüyor. Aksine, çocukluğun hem büyüleyici hem de kırılgan yanlarını olduğu gibi yansıtıyor.
Özellikle metnin ortalarında, babasının kaybıyla birlikte ilk çocukluğunun geçtiği Mezdona kasabasına vedası, derin bir hüzünle işlenmiş. Bu sahne, kayıpla yüzleşmenin çocuk dünyasındaki yankısını güçlü bir şekilde hissettiriyor.
Ben çok severek okudum. Dilin ve anıların gücünü keşfetmek isteyen okurlar için Çocukluk Defterleri doğru bir seçenek olabilir.
Al entrar a ese cuarto, impregnado de ternura, era como si cambiase de aire, de gestos. Todas las veces que yo la vi aislarse en esa pieza, para coser cosas tan chiquititas, tenía esa mirada un poco agrandada y triste, de tanto mirar hacia adentro, como la que he visto, después, en los que han estado mirando el mar. Cuando jugábamos en el jardín, su lámpara, un poco soñolienta en invierno, nos aseguraba su presencia.
Una recopilacion de anécdotas sencillas desde el nacimiento hasta el inicio de la adolescencia de la narradora. Un libro autoficcional de Norah Lange. Las tres estrellas son por lo bonito de las anecdotas, muchas de las cuales me recordaron mi pripia infancia o la de algún conocido, expresando con finura y claridad los sentimientos y lógicas más propias de la infancia.
Çocukluk Defterleri, çocukluğun kendine özgü masumluğuna ek olarak ne kadar karanlık hatta gotik olarak adlandırabileceğim bir atmosfere sahip olduğunu gösteren türde bir anı kitabı. İnanılmaz keyif aldım. O kısacık anılar birer öykü gibiydi. Beş kız kardeş bana Küçük Kadınlar romanını hatırlattı. Ama yer yer de Tepedeki Ev romanı gibi biraz tedirgin edici bir atmosferi de var bu kızların arasındaki ilişkinin.
Norah Lange'in küçükken sahip olduğu bazı takıntılardan birine çok benzer bir takıntım vardı benim de. Onu okurken içerden ecel terleri döktüğüm, dışardan kimsenin fark etmediği kabus anlarım aklıma geldi. Şimdi komik ama çocukken değildi :) Bir de ananemin sokağa bakan balkonunda ben de insanlara bağırır, çağırır, laf atar hatta kimi zaman tükürürdüm. (Melek yüzlü şeytan günlerim) Benzer bir anıyı anlatması beni çok keyiflendirdi. Ezcümle çok sevdim. "Yazarı ilk kez okuyacağım, anılarını sever miyim?" gibi bir endişeniz olmasın. Çünkü anlatılanlar yaşama ve çocukluğa özgü evrensel şeyler. İyi ki okudum.
Dreamlike, with the weird unknowable logic of childthink. This series of individual memories from Norah Lange's childhood immerses the reader in a simpler world which is somehow stranger by its sparseness. Recommended reading if you want to be transported to a different age, an age you once were too.
A delightful series of snapshots into the childhood of an eccentric and self-possessed girl. Provides valuable context for Lange's novel People in the Room, which I loved.
Norah Lange was a remarkable writer and intellect, and Charlotte Whittle has introduced her to English-language readers. Ms. Whittle's art is such that I bought the original Spanish, so taken was I by some phrases and colloquialisms. No one can read this and doubt the power of translation.
The book itself is a kind of map to the interior of a young Argentinian girl's heart, as she and her sisters live through a move to the provinces (Mendoza) and then back to Buenos Aires after her father's death. They play and observe their surroundings, greet visitors, and have their portraits made. The reader learns some details of place, whether in the city or the countryside. But mainly this is a story of the young self, with its superstitions, fears, loves and overwrought sensitivities. It's also full of adolescent or "tween" obliviousness to the world of adults. As a gray backdrop, we witness the fall of the family from bourgeois prosperity and status to grinding poverty, as the widowed mother sells off precious belongings to survive.
The vignettes of Norah Lange's youth brim with beautiful insights and a quiet, beautiful prose that can also be found in People in the Room (translated by Charlotte Whittle). Doors creak because they're tired of opening. Bats look like wrinkled bags. A poor widower asks for a safety pin to close his shirt for his wife's funeral. Norah's sister sunbathing has a belly the color of toast. The girls all love the landscape of Mendoza and kiss the poplar trees goodbye when they leave. And on and on.
This is a rich, beautiful book of small bites, appropriate for people of all ages and genders. It speaks to the commensurability of young lives as well as to the power of great translation.
Yaşadığım çok benzer hikayeleri okudukça, ailem ve kardeşlerimle ne güzel bir çocukluk geçirmişim ve ne şanslıymışım dedim. "Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk Hiçbir yere gitmiyor " demiş ya şair, zihnimizin kıvrımlarında saklı duruyor çocukluğumuz. Arjantin doğumlu Norah Lange de belleğinin analog kamerayla çektiği kendi çocukluk görüntülerini sermiş önümüze 1-2 sayfalık hikayelerle. Bazı hikayeler ve görüntüler öyle tanıdık ki, beni de aldı götürdü ilkokul yaşlarıma. Kardeşler arasındaki karşı konulmaz kıskançlık yanında naif sevgi, zaman zaman can yakacak, yerden yere vuracak kadar merhametsiz olunsa da her zaman vicdanın ağır basıp baş tacı edilen abla kardeş ilişkileri, anne ve babanın sevgisi ve özeni yüzüme tebessüm kondurdu. Kimsenin bilmediği oyunlar yaratmak, olmayacak hikayelerle korku yaratıp onlara inanmak, en küçük kardeşi kandırmalar, takıntılar ne çok benzerlik buldum kendi çocukluğumla. Hele bir de merdaneli çamaşır makinasına kızkardeşinin parmağını kaptırması var ki tıpatıp aynısını yaşamış olmak epey şaşırtıcıydı.
Sade ve akıcı bir dille, hatırına gelen masum görüntüleri yeni yaşanmış gibi anlatıp, bu görüntülerin ilerleyen yaşamında izlediği yola, kendiyle yaptığı anlaşmalara nasıl çentik attığını bir iki cümleyle bağlaması çok hoşuma gitti. "Bazen geçmişi özlerim; minik minik, basit şeyleri, en naif olayları hatırlatan bir nostalji duygusu sarar beni. Cumartesi akşamlarını büyük bir özlemle hatırlarım; işte o zaman hissettiğim saflık ve sevgi duygusu, daha güzel bir çocukluk geçiremeyeceğimden emin olmamı sağlar"
Bazı yazarlar yazma eylemini o denli kolay bir iş gibi gösteriyor ki yazası geliyor insanın😊
"Notes From Childhood" is a very enjoyable look into a girl's life. "Notes" is not a long and drawn out chronology of Lange's life. Instead it gives very short (usually one to three page) glimpses into events from her childhood. The events span the range from her younger years to those of her early teens. Many involve her interactions with her mother and four sisters, though some deal with her alone, or her with non-family members. The notes reveal changes in Lange's life, as the family seems to go from being quite well off into genteel poverty after her father's death, when the family had to move, sell off their possessions, and at times had so little food that Lange was envious of the meals of the family dogs. Many of the notes are charming, revealing the strange world of tightly knit groups of young girls. Other stories are sad, like the one focusing on the father's loyal horse, or one focusing on the death of the sixth sister at the age of four. Overall, "Notes" is a fun, interesting look into a girl's youth. Fans of Colette may especially enjoy "Notes," as it has the same sort of feeling as "Sido" and "My Mother's House," just with a lot more sisters.
Norah Lange, çocukluk yıllarından anımsadıklarını çocuk gözüyle kaleme almış. Kronolojik bir şekilde kurgulanmayan kitapta her bir anı kısa öykü tadında. Böyle hissettirmesinin sebebi ise Lange'in hikayeyi yazarken yaşıyormuş veya yaşarken yazıyormuş gibi bir anlatım sürdürmesi. Küçük yaşlarda başına gelenleri detaylarıyla hatırlaması bir yana olaylar karşısında o günkü iç sesi ile konuşabiliyor olması başka çocukluk anılarında kolay kolay rastlayamayacağımız bir durum. Ebeveynleri ve kardeşleri ile arasındaki ilişki, çocukluk takıntıları, korkuları, babasının ve küçük kardeşinin ölümü.. Tüm bunları okurken Lange'in, üzerine düşünülmüş ve şefkatle başını okşadığı çocukluğuna karşı şefkat beslemeye başlıyorsunuz.
Tüm güzelliklerine rağmen bölümlerin çok kısa olması ve her bölümün farklı bir olay için yazılmış olması akıcılığı zorlaştırıyor. Sanırım bu sebeple tamamını okumakta geciktim :) Ancak bölümlerin bu kadar kısa olması zaman zaman kitaplıktan çekip okumayı da kolaylaştıracak muhtemelen.