Türkiye’nin binlerce köyünden biridir Damalı. Tıpkı diğerleri gibi, bu köyün muhtarı, bekçisi, eğitmeni, arlısı arsızı, her bir şeyi vardır. Tabii, bir de öğretmeni... O eğitim ordusunun neferlerinden biridir. Yemede içmede, gezmede tozmada değildir gözü. Dünyaya doymadan, güzel evler, temiz sular, bakımlı çocuklar, çocukları uysallaştırmayan okullar görmeden ölürüm diye korkmaktadır. Köylere aydınlığı götürme savaşında yenilmekten bir de... Gel gör ki, bu uğurdaki mücadelesi çetin geçer Öğretmen’in. Verdiği savaşta köylüyü yanına alıp, haksızlığın, yolsuzluğun karşısında durdukça, doğruları söyledikçe yerinden edilir. Dahası, çok sevdiği mesleğinden. Ama Öğretmen yılmaz. Işığını saça saça o köy senin, bu köy benim dolanır. Böyle böyle, yolu Onuncu Köy’e düşer. Burada da onu benzer bir mücadele beklemektedir... Fakir Baykurt bu romanında, bir köy öğretmeninin yobazlığa, yolsuzluğu, bağnazlığa karşı devrimci direnişinin ışığında eğitim sorunlarına ve bürokrasinin o kayırmacı yaklaşımına değiniyor.
-------
The story is about a regular teacher who was assigned to work in a western Turkish village in 1960s. In those years the literacy rate for women was really low in Turkey and the parents, being illiterate themselves, were choosing not to send their daughters to school. This anonymous teacher fights against ignorant families, illiterate people, and the way of living in the village he is assigned to. He makes friends as well as enemies. He not only works hard to educate 120 children of the village but also informs the villagers about their legal and social rights. The enemies he makes (those whose benefits are badly damaged by the teacher’s efforts) are unfortunately powerful enough to get him assigned to another village. The teacher’s fight against illiteracy is endless. Having realized the legal barriers of being a teacher, he starts to work as an ironsmith in another village, giving the same fight. Of course, he again finds his supporters and his enemies. Then, he has to move again till he reaches the name giver village of the book, “Onuncu Köy” (Onuncu is actually the name of the last village the teacher settled in).
Asıl adı Tahir olan Fakir Baykurt 1929 yılında Burdur’da doğdu. 1948’de Gönen Köy Enstitüsü’nü bitirdikten sonra köy öğretmeni olarak çalışan yazar, 1955’te Gazi Eğitim Enstitüsü’ndeki eğitimini tamamladıktan sonra Sivas, Hafik ve Şavşat’ta Türkçe öğretmenliği yaptı. Demokrat Parti yönetimi tarafından öğretmenlikten alınarak pasif bir göreve getirildi.
1958’de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan ilk romanı Yılanların Öcü nedeniyle hakkında kovuşturma açıldı. 1960 yılındaki askeri müdahalenin ardından ilköğretim müfettişliğine getirildi.
1962-63 yıllarında ABD Bloomington Indiana Üniversitesi’nde ders araçları konusunda uzmanlık eğitimi gören Baykurt, Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) ve Türkiye Öğretmenler Dernekleri Milli Federasyonu’nun (TÖDMF) genel başkanlığına seçildi.
1969 yılında Türkiye çapındaki ilk öğretmenler boykotuna katıldığı için bir kez daha açığa alındı ve 12 Mart 1971’deki askeri darbeden sonra uzun süre tutuklu kaldı.
Edebiyata şiirle adım atan Fakir Baykurt, yazın hayatını toplumcu gerçekçi bir yaklaşımla yazdığı kısa öyküler ve köy notlarıyla sürdürdü. Yeditepe, Varlık, Cumhuriyet, Evrensel ve Yön gibi dergi ve gazetelerde çeşitli yazıları çıkan Baykurt, 1955’te öykülerini derlediği ilk kitabı Çilli’yi yayımladı. Bunu, köy yaşamını, köylünün arzularını, sıkıntılarını ve çelişkilerini dile getirdiği hikâye kitapları ve romanları izledi. Yalın, şiirsel bir dil kullanan yazar, eserlerinde halka mal olmuş deyişlere ve deyimlere de sıklıkla yer vermiştir. Tırpan ile 1970 TRT ve 1971 TDK ödüllerini, Can Parası (1973) ile Sait Faik Hikâye Armağanı’nı, Kara Ahmet Destanı’yla Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanan yazarın Yılanların Öcü adlı yapıtı 1961’de Metin Erksan, 1985’te Şerif Gören tarafından filme çekildi.
11 Ekim 1999’da Almanya’nın Essen kentinde vefat eden Fakir Baykurt’un cenazesi, 1977’den beri yaşadığı Duisburg’da düzenlenen bir törenden sonra İstanbul’a getirilerek Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü (1958), Irazca’nın Dirliği (1961), Onuncu Köy (1961), Kamlumbağalar (1967), Amerikan Sargısı (1967), Tırpan (1970), Köygöçüren (1973), Keklik (1975), Kara Ahmet Destanı (1977), Yayla (1977), Yüksek Fırınlar (1983), Koca Ren (1986), Yarım Ekmek (1998), Eşekli Kütüphaneci (2000) adlı romanları yanında, onlarca hikâye, şiir ve çocuk kitapları yayımlanmıştır. Kitapları çeşitli dillere çevrilmiş, Türkiye’de ve çevrildiği ülkelerde birçok ödül almıştır.
---------------------------------------
Fakir Baykurt, who wrote under various pen names such as Osman Akpürçek, Tarik Kirat, Yasar Yalçin, and Mehmet Gazi, was born on June 15, 1929 in the Burdur province of Turkey. In his works, Baykurt deals with the problems and the conflicts that rural folk experience. Yet he is not a mere onlooker, but also an activist who strived to change both society and individuals.
Baykurt claimed that the importance of literature came not from its subject matter, but from the language that it used. His works featured the same natural, plain Turkish that the people used. In his own words, “I have always written with the beautiful words I heard from my mother, from my aunt, and from my villagers. And then they became my own words. I have never been an extreme nationalist, yet when it comes to language I am more king than the king — if such a thing can be measured. In other words, I would sacrifice my life for language. Language is a confidant, and it is the source of my courage. That is where the light is.” Hence, his works featured plain and familiar language that could easily appeal to various groups within society. In his works, he frequently used proverbs, idioms and regional words that he had collected from Turkish folk literature.
Fakir Baykurt’un romanı (1961) • Köy Enstitüsü çıkışlı bir öğretmenin Demokrat Parti devrinde karşılaştığı zorluklan konu edinen romanda köy ağası Duranâ, muhtar ve köylülerce sevilen öğretmeni, özel istek ve çıkarlarına karşı geldiği için, adamlarına dövdürür, iyileşmesinden sonra, Duranâ’nm, parti ilçe başkanı Yunus Bey’e baskı yapması üzerine öğretmen, yaşlı ve eyyamcı millî eğitim memuru tarafından Irıpça bucağında bir köye nakledilir. Derdini kaymakama ve savcıya da anlatamayınca, öğretmen istifa eder, ilçede tanıştığı demirci Veli Usta’dan demircilik öğrenir, gerekli araçları Denizli’den sağlayarak, Damalı’dan bir saat uzakta Ortaköy’e gider, oranın demircisi olur. Topraklarına sahip çıkmaları için köylüleri kışkırttığı iddiasıyla, bu sefer de o köyün ağası, jandarma komutanına şikâyet eder öğretmeni. Öğretmen, sevdiği, evleneceği Gülşen’i alarak Yaşarköy’e taşınmak zorunda kalır. "Yılda, iki yılda bir Yaşarköy’e gelen ve köylülerin yüzünü gözünü gagalayan oyan, kargadan biraz büyük, kartaldan biraz küçük kuşlar" o sene de görünürler. Fakat eski öğretmen, yeni demirci; yılgın köylülere bu kuşlarla savaşmayı öğretmiş ve şimdi Yaşarköy, doğru söylediği için dokuz köyden kovulan demircinin onuncu köyü olmuştur.
Nasıl güzel bir Türkçe, nasıl güzel deyimler sırf bu haz için bile okunur. Öte yandan eğitimsizlik, dogmalarla savaşan aydın bir öğretmen, kötülük, çıkarcılık ve köylerin içler acısı halini değiştirmeye çalışan Mustafa Kemal’in arada geçen öğretileri de cebinize kar kalacaktır.
Fazla umutlusun öğretmenim o sidikli yorgan hiç kalkmıyor, Ağrı dağında horoz ötmüyor, kimse o uykudan uyanmıyor. Dili akıcılığı konusuyla Türk edebiyatından beklediğim maksimum verimi aldım.
Gittiği her yere ışığını taşıyan, köyleri aydınlattıkça da başına gelenlerle beni üzüntüye gark eden bir öğretmenin romanı. Kitabı okurken bu cahillik, siyasi baskı, bu kadar üzüntü bana fazla dedim fakat, sonunu okuyunca iyi ki okumuşum dedim, tatmin edici bir sonu var. Romanda da bahsettiği gibi, üretmek, yılmadan çalışmak, baskılara boyun eğmemek kısacası dayanmak başarıyı getiriyor. Fakir Baykurt biraz geç tanıştık ama tüm romanlarını okuyacağım gibi duruyor :)
Dönemin insanları ve koşulları mükemmel bir şekilde tasvir edilmiş. Etkileyici ve sağlam cümlelerle doluydu. Kendine has çekici bir dile sahip. Tüm bunlara karşılık gereksiz diyalogları da vardı.
Belgesel niyetine okunabilecek bir kitap. Neredeyse her yaz 2-3 hafta geçirdiğim babamın köyünde geçen olayları anlatıyor diyebileceğim kadar gerçekçi betimlemeleri var. Türkçenin unutulmuş değerlerini de çok güzel bir şekilde kayda geçirmiş. Ayrıca anlattığı insanlar ve olaylar eminim Anadolu’da on binlerce kez yaşamıştır/yaşanmıştır.
Toplumcu gerçekçi köy romanı, çoğunlukla köy enstitülü yazarlarla özdeşleşmiş. Fakir Baykurt da köy enstitüsü mezunu bir köy öğretmeni aslen. Görev yaptığı Anadolu köylerinde defalarca kovuşturma geçirmiş. Haliyle 1961 tarihli bu kitap otobiyografik öğeler içeriyor.
Denizli/Burdur civarlarında geçiyor ama hangi il, emin olamadım. Damalı Köyünün Öğretmeni, köylülerin kanını emen Duranâ'ya karşı köylülerin aklını çelince; önce ölesiye dövülüyor, sonra başka köye sürülüyor. Öğretmenliği bırakıp demirciliği öğreniyor, Ortaköy'ün Demirci Ustası oluyor. Huzursuzluk yarattığı için Jandarma tarafından tehdit ediliyor, oradan da ayrılmak zorunda kalıyor. Sonunda Yaşar Köyü'nün Delâ'sı oluyor. Anlayacağınız, doğruyu söyleye söyleye dokuz köyden kovulup Onuncu Köy'e varıyor. Kitap bir 'Prometeus' hikayesi, nitekim kitapta da 'Prometeus'un insanlara ışık getirmek uğruna çektiği acılar öğretmen tarafından köylülere anlatılıyor.
Anadolu köylüsünün ağalar, partililer, bürokratlar karşısında nasıl ezildiğine dair birinci elden gerçekçi gözlemlerle dolu bir öykü.
Bölge ağızlarını okumak ayrı bir keyif. Fakir Baykurt sıkmadan, ajite etmeden okutuyor. Bazı yerlerde toplumcu mesaj kaygısının metni fazla didaktik hale getirdiğini söylemek lazım. Tek kusuru bu olsun.
Storytel'de Emre Melemez seslendirmiş. Emre Melemez ne seslendirdiyse okuyun! Kitap okuma zevkine zevk katıyor.
I was biased in a positive way before I started the book. I was conditioned to like it because of the other books of the same author. I like the way he described the rural settings of Turkey, the way he used the local dialects in writing and the way he criticized political, social, religious and cultural issues.
The author himself worked as a teacher in rural areas for several years and with this book I can see how successfully he observed people. I was impressed by the enthusiasm of the unnamed teacher in the book to make a change, the fears of the villagers for that very change, the level of illiteracy and how beautifully all these were put together in a book. I gave it four stars only because the local dialects were a bit hard to understand in some parts (at least for me).
The books of Fakir Baykurt were actually banned in Turkey during 1970s and early 1980s because of the way he touched the above-mentioned fragile issues. Today he is considered as one of the milestone authors of modern Turkish literature. My father-in-law is a retired teacher and he remembers himself digging Fakir Baykurt books under the ground one night as the police/soldiers were searching houses for banned books in 1980. Turkey has gone a long way and we can read whatever we want today.
"Doğru Ol, Burası Onuncu köydür." diyen, hayatta örnek aldığım kişilerin başında gelen, yıllar önce kaybettiğim çok değerli bir insanın anısına okudum bu kitabı. Çok beğendim. Köy Enstitüsü görmüş bir neslin yazarı Fakir Baykurt. Çok sade ve içimizden karakterler ile konuyu anlatırken belli belirsiz bıraktığı boşlukları okurken zihniniz dolduruyor kolaylıkla. Kesinlikle tavsiye ederim.
Agzina diline saglik Bayburt Amca. Ne guzel anlatmissin, koylunun de anlayacagi dilden. Ben burda Atlas Shrugged'i okuyup, nasil anlatayim diye dertlenirken, sen anlatmissin memleketlinin dilinden.
1950'ler Anadolu'dan bir kesit. Köy Enstitüsü kökenli idealist bir öğretmen, köylülerin cahillikleri ve umursamazlıkları ile mücadele ediyor. Ağalık sistemi içerisinde sömürülmelerine, haklarını gasp edilmesine, emeklerinin karşılıklarını alamayışlarına karşı köylüleri uyandırıyor, bilinçlendiriyor. Tabi ki büyük adamların ayağına basıyor bu esnada. Bu büyük adamlar da yozlaşmış düşen, çıkar, rüşvet ve yolsuzluk çarkları vasıtasıyla öğretmene fiziksel ve psikolijik şiddet uyguluyor. Ama idealist öğretmen bildiği yolda devam ediyor; bağnazlık ve yobazlığa karşı çevresine ışık saçmaya çalışıyor. Demokrat Parti'nin, Köy Enstitüleri'ne ve öğretmenlerine karşı olan tutumu da hissediyoruz kitapta. Köylünün eğitilmesini ve bilinçlenmesini istemeyen bir devlet yönetimi anlayışını görüyoruz.
Köy romanları deyince Fakir Baykurt akla gelmeli. Öğretmen ile halkın sevgisinin bütünleşmesi. Menfaat şebekesi ile bürokrasinin işbirliği oldukça güzel işlenmiş. Anadolu'da müdür, kaymakam gibi görevlerde olup işini hakkıyla yapan kişileri bulup çıkarması diğer taraftan makam ve para ile girift ilişkilerin mücadelesi vardır. Karakterleri heyecanlı bir şekilde aktarması yazının etki gücünü artırmış. Anadolu aslında her zaman aynı, 50'li 60'lı yıllar anlatılsa da bugün de pek değiştiğini düşünemiyorum. Şark dünyası yıllardır konumunu hiç değiştirmeden dimdik duruyor mesajı oldukça güzel verilmiş. Samimiyet ile hile hurda at başı her yerde devam ediyor.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarsa ne yapar? Elbette onuncu köye gider. Orada da köyün merasını çevirip tarlasına katan, kızını okula göndermeyen ağalarla, köylünün toprağı değil bizim malımızdıır diyen beylerle, gökten gelen kuşlar tanrının emridir onların gözümüzü oyması bize cezadır diyen imamlarla mücadele eder. Böylece parti başkanlarını rahatsız eder. Sistemi zora sokar. On birinci köyün yolu görünür. Uslu otursalar, gittikleri köydekilerin bir gözü körse onlar da bir gözlerini yumsalar ya. Olmaz. İlle burunlarını düzenin pisliğine sokacak bu enstitü mezunu ögretmenler.
Köy enstitülü bir öğretmenin gözünden dönemin köylüsünü, imamını, memurunu, devlet büyüğünü, "efkarıumumiyesini" gördüğümüz, döneminin kesiti bir roman. Bugüne gelindiğinde aslında değişen tek şey köy enstitülerinin kapatılmış olması.
Cumhuriyetin nasıl bir kuşak yetiştirdiğini ve bu kuşağın nasıl idealleri ve gerçekler arasına sıkıştığını çok güzel anlatmış. Okurken dün adına da bugün adına da çok üzülüyor insan...
Fakir Baykurt bu ülkenin yetiştirmiş olduğu Anadolu kültürünü, köy yaşamını, insanını en iyi anlatan yazarlardan biri. Bu kitabında da bir köy öğretmeninin, görevini layığıyla yapmaya çalışması, kızların okuması için uğraş vermesi, gittiği her yerde hak, adalet, birlik ve beraberlik duygularını halka aşılamaya çalışması ve bunlar karşısında politikacılar, yobazlar ve nüfuzlu ağalar ile ters düşüp sürgüne gönderilmesi, ancak inandığı yolda yürümekten vazgeçmemesi anlatılıyor. Zaman zaman düşündürücü, zaman zaman eğlenceli diyalogları ile sürükleyici bir kitap keyfi vadediyor Onuncu Köy. Bunun yanı sıra yine bu sene içerisinde okuduğum diğer Fakir Baykurt kitapları "Yılanların Öcü" ve "Irızca'nın Dirliği" kitaplarını da şiddetle tavsiye ediyorum.