36'sı erkek, 48'i kadın ve 60'ı çocuk, 144 kişiydiler... Osmanlı hanedanı, bu 144 kişiden ibaretti... 1924 Mart'ında, hepsi Türkiye dışına çıkartıldı... Ellerine ikişer bin İngiliz lirası ve bir yıllık "dönüşü olmayan" pasaport verildi. Mal varlıkları tasfiye edildi... Türkiye'ye girmeleri ve transit geçmeleri yasaklandı... Artık ne vatanları, ne de gelirleri vardı... Macera dolu bir sürgün yaşadılar... Geçinebilmek için, her türlü işte çalıştılar... Kimisi mezar bekçiliği yaptı, kimisi kapı kapı dolaşıp sabun sattı... Yabancı zindanlarda can verenleri oldu... Kimisi de başka hanedanların mensuplarıyla evlenip yeniden asalet ünvanı aldı... Sürgün, hanedanın kadın mensupları için 28, erkekleri için 50 yıl devam etti. 1974'te, ailenin tümünün Türkiye'ye dönebilmesine izin verildi. Bir kısmı döndü, bir kısmı yıllardır yaşadığı ülkelerde kaldı. Gazeteci Murat Bardakçı'nın, şimdi dünyanın hemen her tarafına dağılmış olan Osmanlı hanedanı mensuplarıyla görüşerek hazırladığı bu kitap, Ortadoğu'ya ve Avrupa'nın bir bölümüne yüzlerce yıl boyunca hükmetmiş bir aileden bugüne kalanların öyküsünü anlatıyor... Konusundaki ilk ve tek eser olan bu kitap, bir yerde, Osmanlılar'ın tarih sahnesinden çekilmelerinden sonraki tarihi..
Murat Gökhan Bardakçı, a Turkish journalist and columnist in Gazete HaberTürk, has two TV shows on HaberTürk TV called Tarihin Arka Odası (Presenting with Pelin Batu and Erhan Afyoncu and special guests on the topic of the day) and Teke Teke Özel (with Fatih Altaylı). His books primarily consist on the history of Ottoman Empire and Turkish music. His bachelor graduate degree is on economics in Istanbul University.
Hanedanın her bir üyesinin başına gelenleri okuduğunuzda hayret ediyorsunuz. Her biri adeta birer macera veya dram filmi. Dünyanın dört bir yanına dağılmış parasızlık içerisinde ömürlerini sürmek zorunda olan, vatansız birer asiller topluluğu. Tüm bu sıkıntılara rağmen verdikleri mücadele takdire şayan. Yüksek tahsil yapmayan aile üyesi neredeyse yok. İçlerinde Fransız şövalyesi olan, Hint mihraceliklerine gelin giderek oraları ihya eden, Mısır'da haksız yere zindanlarda tutulan, ABD ordusu için pilotluk yapan, Arnavutluk kralının yaveri olup komünist ihtilalde kralı ve servetini yurtdışına kaçıran... ne serüven ararsanız mevcut.
Üstelik şimdilerde medyada görünmekten ve vasıfsızlıklarını soylarıyla kapatmaktan pek memnun birtakım zevatın aksine, Atatürk, cumhuriyet gibi konularda oldukça olgun ve asil davranıyorlar. Ki büyük sıkıntıyı çeken ilk nesillerden olmalarına rağmen.
Hanedanın kendi içlerindeki çekişmeleri, kırgınlıkları; yine hanedanın Vahdettin özelinde kendi aileleri hakkındaki düşünce ve analizleri; üstte anlattığım gibi her biri bir macera filmi niteliğinde olan yaşam öyküleri dışında yine tek başına bir cilt doldurabilecek miras meselesi, mirasın Abdülhamit ile alakası ve hanedanın mirasın peşindeki macerası... Tüm bu konular okunmaya değer. Murat Bardakçı'nın samimi ve özverili çalışmasıyla toplanmış.
"Ama, Son Osmanlılar'ın hiçbiri sürgüne gönderilen başka hanedanların yaptığı hatayı yapmadı, Türkiye üzerinde ümidsiz bir iktidar mücadelesine girişmedi. Cumhuriyetle yaşanan büyük değişimi kabul ettiler. Altı asır boyunca hüküm sürmüş olan Osmanlı padişahlarının torunları şimdi Amerika'dan Avustralya'ya kadar dünyanın dört bir yanına dağılmış vaziyetteler ve ailenin az sayıda bazı mensubu da vatanında, Türkiye'de yaşıyor. Son Osmanlılar, artık kubbede kalan hoş bir sadadan ibaret." (s. 190)
Yıllar yıllar önce okumam gereken okumakta çok geç kaldığım bir kitap. Kitapta sırasıyla bazı hanedan üyelerinin sürgünden sonraki hayat hikayelerini okuyoruz. Burada ve kitabın devamında dikkatimi çeken ilk nokta hiçbir hanedan üyesinin zenginlik içinde yaşamaması. Pek çoğu maddi zorluklar içinde yaşamış. Mesela kitabın ilk bölümünde hayatı anlatılan Mehmed Orhan Efendi uzun yıllar Beyrut-Şam arasında taksicilik yapmış. Öldüğünde de Nice'te 30 m2'lik bir evde yaşıyormuş. Zaten aile üyelerinin birbirlerine yazdıkları mektuplar genelde para istemek üzerine. (En azından Murat Bardakçı bu mektupları ele almış.)
Kitapta cevap bulmak istediğim bir diğer soruda sürgündeki hanedan üyelerinin Atatürk'e ve Cumhuriyet'e bakışlarının nasıl olduğuydu? Kitabın ana konusu olmasa da bu konuda da kitaptan bazı anekdotlar görmek mümkün. Hanedan üyelerinde kesinlikle bir düşmanlık yok. Belki kırgınlık var. Mesela Vahdettin, Atatürk aleyhinde bağıran torunlarını çok sert bir dille azarlamış. Ahmet Kemaleddin Keredin'in anlattıklarıysa daha da ilginç. O ailenin başına gelenlerin sorumlusu olarak Damat Ferit Paşa'yı gösteriyor. Atatürk'ün yapılacak en doğru işi yaptığını söylüyor. II. Abdülhamid'in torunu Osman Nami ise şunları söylüyor: "(...) Hep vatanın iyiliği Mustafa Kemal'in başlattığı olun muvaffak olması için dua ettik. Ben, Mustafa Kemal'e her zaman saygı duydum. Harpten yenik çıkan devleti kurtarabilecek tek kişi, Mustafa Kemal idi. Bulunduğum yerlerde, onun aleyhine bir söz söylenmesine hiçbir zaman izin vermedim." (s. 174)
Benim ilgimi çeken bir diğer konu aile içinde miras mücadelesi oldu. Miras mücadelesinin kendisi değil de aile üyelerinin II. Abdülhamid'e karşı olumsuz bakışı. Çünkü II. Abdülhamid ailenin bütün mallarını kendi üzerine geçiriyor. Gerçi Murat Bardakçı, II. Abdülhamid'in Musul petrolleri gibi meselelerde dönemin şartları gereği doğru yaptığını söylüyor ama yine de ilginç bir durum. "... Abdülhamid, büyük amcam... Maalesef, amcam... Yeğenlerinin malını-mülkünü ellerinden alan, bizi açlığa mahkum eden bir amca... Ailemizin bugün çektiği sefaletin tek sebebi, Hamid amcanın herşeyi kendi üzerine geçirmesi..." (s. 220)
Son olarak hanedan üyeleri sürgünden sonra benzer durumdaki diğer hanedanlar gibi davranmamış, son derece mütevazı yaşamışlar. Bu da onların ne kadar asil olduklarının bir göstergesi sanırım.
4/10 Sürgünden sonra Osmanlıların hayatlarını öğrenmek adına güzel bir kitap olsa da yazım şekli ve sıralaması fazlasıyla karışıktı. Kişiler arasındaki geçiş asla belli olmuyordu. Kronolojik olarak hazırlansa daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Sürekli kimin hayatını okuyorum diye takip etmek zorunda kaldım. Ayrıca 2. elden bir kaynak olduğu için 1. el bir kaynak kadar tatmin etmedi tabii ki. Yine de yazım şekli ve sıralaması daha farklı olsaydı daha çok seveceğim bir kitap olurdu...